Karaoğlan Karakteri


Yıllarca, dönemin Hürriyet, Milliyet ve Akşam gibi gazetelerinde kalem oynattı çizerlerimiz, yarattıkları kahramanların bir sonraki serüvenini merakla bekleyen okurlarıysa, ertesi günü iple çekiyordu. Bu bekleyiş, gazetelerin de çizerlerin de lehineydi. Ama hem yenilmez kahramanlara, hem de hevesli okurlara daha fazlası gerekliydi. Ve işte Türk okuru için çocukluktan başlayacak bir alışkanlık doğuyordu: Resimli Tarihi Türk Romanı...

Bu kahramanların en kalıcı, en yenilmez ve en sevilenleri, Karaoğlan ve Tarkan’dır.

1960'lı yıllar pop art'ın görsel sanatlara hakim olduğu bir dönemdi. Pop art çizgi roman sanatından yoğun olarak etkilendi. Avrupa'da Warhol'un öncülüğünde pop ikonlar yaratılırken, Türkiye'de yaklaşık 25 yıllık bir geçmişi olan çizgi roman sanatı ilk çizgi kahramanına kavuşuyordu. Bu yağız kahramanın adı Karaoğlan'dı.

Gerçekten de Suat Yalaz'ın unutulmaz kahramanı Karaoğlan Türk çizgi romanının atağa geçişinin miladını oluşturur.

Yalaz çizgileri ve öyküleriyle, bu miladın gerçek kahramanıdır. Karaoğlan 60'ların ilk yarısında çizgi roman kitapları piyasasını kasıp kavuran Esse Gesse'nin Teksas (Il Grande Blek) ve Tommiks (Capitan Miki) çizgi romanlarıyla yarışacak düzeyde ilgi gördü. Karaoğlan piyasadaki İtalya egemenliğini bir anlamda sarsıp, yerli üretim çizgi romanların müstakil dergilerle başarılı olabileceğini göstermişti.

Türk çizgi romanı okuru, uzun boylu, esmer tenli, kuvvetli ve gönül çelen Karaoğlan ile kendi dergisinde 1963’te tanıştı. Suat Yalaz’ın, usta kaleminden çıkan ilk göz ağrısı Kaan’ın, olgunluk dönemi olarak nitelendirilebilecek bu delikanlı, türlü maceralarla okurları çabucak kendine bağladı.

Karaoğlan henüz kundaktayken anası Ece, Kaşgarlı Gurhan tarafından katledildi, babası Baybora ise ölümcül yaralar aldı, ancak çocuğunu kurtarmayı başardı. Onu, Sarı Kutulmuş adlı bir ormancıya emanet etti. Çocuğun adı henüz konmadığından, ormancı ve karısı, siyah saçlı kara gözlü bu çocuğa, Karaoğlan adını verdi.

Bu yiğit Uygur genci, yahut Asya Kaplanı, yol arkadaşları, düşmanları ve gönlünü kaptırdığı dilberlerle sonsuz bozkırlarda maceradan maceraya sürdü atını. Büyük İmparator Cengiz Han’ın en tehlikeli görevlere tayin ettiği Karaoğlan, kusursuz sayılabilecek fiziği, çevikliği, mertliği ve doğru davranışlarıyla örnek bir Türk evladıydı.

Asya Kaplanı, Çöl Şeytanı, Camoka’nın Dönüşü, Kayıp Ülke, Tiyan-Şan Canavarı, Deniz Ejderi, Dağlar Benimdir, Kara Panter, Uygur Güzeli, Şeytan’ın Çakalları, Mor Kahküllü Şehzade, Ba’nı Çiçek ve daha bir çok hikâyesiyle Karaoğlan sadece maceralarda çeşitliliği değil, anlatımda ki etkinliği ile de özgünlüğü yakalamıştır.

Hikâyeler, kimi zaman Dede Korkut efsanelerinden, kimi zaman da Suat Yalaz’ın engin hayal gücünden pay almış. Hepsinin ortak güzelliği ise çizgilerdeki canlılık ve anlatımdaki sürükleyiciliğin bileşmesinden ortaya çıkan tutarlı hikâyeler ve bu yerel kahramanı dünyaya tanıtmak oldu.

Resimli bir Tarihi Türk Romanı olmasına rağmen Suat Yalaz milliyetçiliğe çok da fazla eğilmeden, ama kimi zaman da İslamcı öğelere yer vererek diğer kahramanlara göre daha rahat, daha özgür ve hatta daha esprili kılmıştır Karaoğlan’ı.

Suat Yalaz, Karaoğlan da her ne kadar erotizm dozunu kaçırmamaya dikkat etmişse de, daha sonraki hikayeleri çıplak gezen afetlerle dolup taşmaya başlamıştır.