Yıldız Savaşları / Star Wars serisinin yeni filminin sonunda ülkemizde de gösterime girmesiyle birlikte serinin önceki filmlerine ilişkin anılar canlanıyor. Yıllar önce ilk Yıldız Savaşları bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de büyük yankı yapmıştı. Brezilya'dan İtalya'ya kadar dünyanın dört bir köşesinde bu filmin muazzam ticari başarısından heveslenen pek çok sinemacı hemen kolları sıvayarak şansını denemeye girişmişti. Örneğin gişe başarısı yüksek Hollywood filmlerini taklit etmeye yeltenmek açısından herkesten çok daha cüretkâr olan İtalyanlar, kısa sürede bir değil en az 8 adet düşük bütçeli bilimkurgu filmi çekivermişlerdi. Hatta bunların altısı aynı yönetmen ("Al Bradley" takma adını kullanan Alfonso Brescia)
tarafından aynı setlerde ve de büyük ölçüde aynı oyuncu kadrosuyla çekilmişti.
"Lewis Coates" takma adını kullanan Luigi Cozzi'nin çektiği bir film ise ülkemizde 1980'de
Yıldızlar Çarpışıyor adıyla gösterime girmiş, hatta "Tam çocuklara ve çocuk ruhlulara göre bir film" tarzında hayırhah eleştiriler bile almıştı. Kuşkusuz Yeşilçam da boş durmadı ve böylece 1982'de bizim de bir Yıldız Savaşlarımız oldu: Cüneyt Arkın'lı Dünyayı Kurtaran Adam.
Film, yabancı filmlerden kesilip montajlanan sahnelerin görüntüsü eşliğinde bir üst-sesin hikâyenin başlangıcını anlatmasıyla başlıyor.
İnsanoğlunun ilk uzaya açılıp gitmesiyle uzay çağı başlar. Sonra nükleer silahlanma sonucu dünya yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş,
dünya bazı zamanlarda parçalara ayrılmıştı. Bazı gezegenlerde hayat devam etmekte, yaşam sürmekteydi.
Tam bu esnada Birden gizli ve çok güçlü bir düşmanla karşı karşıya kalındı.
İnsan beyin moleküllerinin sıkıştırılmasıyla oluşturulan bir tabaka dünyayı
koruyordu ve dünya düşmanlarının silahları ne kadar güçlü olursa olsun, beyinleri
yoktu. Daha da önemlisi en güçlü, en büyük iki Türk savaşçısı (yani Cüneyt Arkın ve Aytekin Akkaya), düşmanı ininde
yok etmek için uzayın derinliklerine açılmışlardı. Ne yazık ki bu güçlü ve büyük Türk savaşçılarının gemisi bilinmeyen bir gezegende (Kapadokya) yere çakılır.
Dünyaya saldıran güçlerin lideri olan "Sihirbaz" adlı bizim Darth Vader'imize, insan beynini ele geçirip dünyanın koruyucu kalkanını etkisiz hale getirme şansı doğar. Ama aslında dünyadan kopmuş bir parça olan bu gezegenin yerli halkından Hüseyin Peyda'nın (ona bizim Jedi'miz diyebilir miyiz acaba?) "Dünyayı kurtarın!" vasiyeti, Cüneyt Arkın'ın Susam Sokağı'ndaki Kurabiye Canavarı'na benzeyen bir takım mahlukâtla yaptığı karate dövüşleri sonucu yerine getirilir.
Mutlu son.
Dünyayı Kurtaran Adam gösterime girdiğinde pek ilgi görmemişti ama bugün tam anlamıyla bir "kült" film mertebesine ulaşmış durumda. Hatta ününün artık ülke dışına taşmaya başladığını ve dünya çapında bir "kötü film klasiği" olma yolunda ilerlediğini söylemek abartı olmaz. Araştırmacı-yazar Pete Tombs'un dünyanın değişik ülkelerindeki fantastik sinema ile diğer janrlardaki örnekleri tanıttığı ve Yeşilçam'ın Star Wars'una da nispeten genişçe yer verdiği Mondo Macabro adlı kitabının İngiltere ve ABD'de yayınlanmasının ardından Batı'daki kült film koleksiyoncularının en rağbet gösterdiği filmlerden biri haline geldi bu film.
Dünyayı Kurtaran Adam'ın dikkat çekmemiş ve unutulmuş bir film iken zamanla ün kazanması önce bir üniversitenin sinema kulübünde gösterilmesiyle başladı. Tim Burton'ın, düşük bütçeli Amerikan sinemasının özgün ismi Ed Wood'un kariyerini sevecenlikle anlatan filminin Türkiye'de de gösterilmesi, "Bizim kendi Ed Wood'larımızı keşfetme" çabasına güç katmış olsa gerek. Neticede Dünyayı Kurtaran Adam, gösterime girmesinden yıllar sonra sinema dergilerine kapak olacak, film teorisiyle ilgili uluslararası konferanslarda hakkında akademik tebliğler sunulacaktı.
Bugün Dünyayı Kurtaran Adam, yeni hayranlarının pek çoğu açısından "bir alay konusu" olarak değer taşıyor: "O kadar kötü ki, çok iyi!" Bu kesim, Ed Wood filmlerine de böyle bakıyor zaten. Oldum olası bu bakış açısına kendimi hiç mi hiç yakın hissetmem. Bana sanki zihinsel ya da bedensel özürlü bir kişiyle alay edip eğlenmeyi bir marifet sayanları anımsatırlar. Ama öte yandan (Ed Wood filmlerinin aksine) Dünyayı Kurtaran Adam'da birtakım büyük meziyetler keşfedecek de değilim. Hatta daha ileri giderek Dünyayı Kurtaran Adam'ı, Cüneyt Arkın'ın (rakipleri her ne kadar "ilginç" olsa da) hem sayısı hem de her birinin süresi fazla uzatılmış kavga sahneleri yüzünden yer yer sıkıcı buluyorum. Ama bir zamanlar Mehmet Açar'ın yazmış olduğu gibi, Dünyayı Kurtaran Adam'ı yapanların "Holywood karşısındaki çaresizliklerini ve makus talihlerini yenmek için gösterdikleri o trajik mücadeleye" saygı duymadan edemiyorum.
Kaynak
radikal.com.tr/diger/ekler/cumartesi/1999/10/02/sinema/biz.html