Bizim Sokağın Makinisti

Çocukluk yıllarımızda Okullar kapanınca çıraklık dönemi başlardı. İlk Okulu bitirdiğim yılın yazında mahallemizde yazlık “Ünal sineması” açılmıştı, 1963’ün bahar ortasında. Bende demirci, sabuncu çıraklığı yerine, sinemanın büfesinde çalışmak istiyordum. Kafama koyduğum gibi, sinemada seyirciye yer gösterip, film arasında gazoz satmaya başladım. Yassı pilli el fenerim, gülkurusu sinema önlüğümün göğüs cebini süslüyordu.

O yıl Aydın’da sinemalar öylesine çoğalmıştı ki, rekabete “2 film birden” ve “ her yer 50 kuruş” kampanyası eklenmişti. Hisar, Park, Zafer, Atlas, Saray, Bahçe, Ferah ve Kulüp sinemalarının yanına, Ses, Bulvar, Lale ve Ünal sinemaları da eklenmişti. Film başladığında flit pompası ile kolonya sıkmak, film arasında bilet numarasına çekilişle hediye dağıtmak, Ünal sinemasını kapalı gişe oynatırdı.Ne var ki, yerler numarası olduğu günler bizim bahşişler suya düşerdi. Filmi oynatan makinistimiz öğretmendi. Herkes Hocam! diye hitap ederdi. Bu Hoca, o yıl, Adana’dan gelip Gazipaşa Ortaokulunda Edebiyat derslerine giren “Muzaffer İzgü” den başkası değildi.

1933 Adana doğumlu İzgü, Öğretmen okulunu bitirinceye kadar çeşitli mesleklerin kapısını çalmış. Sinema makinistliğini de bir akrabasından öğrenmiş ve Aydın da işe yaramış. Yerinde konuşan, Öğretmen ciddiliğini yüz hatlarında saklayan, çocuklara değer veren ağır başlı insandı İzgü.

Yöresinde ilkokul öğretmeni olarak başlamış, sonradan Ortaokula geçmiş. Bir sigara içimlik zamanında, Çukurova da geçen çocukluğunu, gençliğini ve ilk öğretmenliğini anlatırken hayretle dinlerdik. Akşamüstü olunca Hoca, balon lastikli bisikleti ile Çavuş köprüsünden kıvrılır, bizim sokağın önünden sinemaya doğru yol alırdı. Gelirken oğlunu, bisikletin kadrosuna yaptığı özel oturağa bindirip getirmeyi ihmal etmezdi. Bisikletin zinciri değmesin diye paçasına çelik mandal tuttururdu. Titizdi hocam. Gece gösterime girecek filmi kasnağına sarar, hatalı ve kopan yeri var mı, kontrol eder, sonra akşam yemeğine giderdi. O makine dairesinde kendi dünyasını hazırlarken bende sandalye aralarını süpürür, boş şişeleri kasalara koyar, buz dolu kazana gazozları sıralardım. Bir oğlu ve ikiz kızı olan Muzaffer hocamın, bisiklet den dönme “Rex” marka motor bisikleti olmuştu. Bazen film kopar, ışık ve ses giderdi. O zaman seyirci karanlığa sığınarak, Hoca! Diye hatırlatırlardı. Fakat başka sinemalarda, Makinist uyuma! Figanları yükselirdi.

Çelik kasnaklara çok filmler sarıldı, oynatıldı. Afişler o kadar hızlı değişti ki efsunlu tablalardan. Takvimler alçak gönüllü sayfalarını peşi sıra döktüğünde İzmir de Okul yıllarım başlamıştı bile. Sonra Muzaffer Hoca da ayrılmış Aydın’dan. Onun, Lise yıllarımda gülmece ağırlıklı mizah yazdığını öğrendim. Eserleri Kitap evlerinde “İmza günü”nde sahne aldığında Roman ve Öykülerinin ödül yılları başlamıştı. Kitaplarının arka kapağındaki Biyografisinde Aydın yıllarından tek satır olmayışı beni yaralıyordu. Yıllar sonra bir gazete röportajında“Aydın da sinema makinistliği ve yerel gazetede köşe yazarlığı yaptım” cümlesi beni rahatlattı ve bu bizim “Muzaffer hoca”, Muzaffer Abim, dedim.

Filmleri ezberlememize rağmen, “araya kaç dakika var hocam” diye sorardım.

O da parmaklarıyla işaret ederdi. Kucaklardık o zaman “harçlık” teknemiz, deniz yeli vurmuş Gazoz kasalarımızı. Muzaffer İzgi, sessiz, çok konuşmayan tavrını her ortama taşıyan bir mizaca sahipti. Konularını yoksul çevrelerden aldığı, içeriğinde toplumsal yergi bulunan düşündürücü öykülerin mısralara dökülüşünü, yıllarca imtihanlar vizeler derken hiç okuyamadım doğrusu.

1970 de “Gece kondu Romanı” ile başlayan serüven, İlyas Efendi, İnsaniyettin, Halo Dayı, Kara Düzen, Reçetesi Peçete, Utanmıyorum üşüyorum, Her devrin iti, Dayak birincisi, Bülbül düdük, Donumdaki para, Üç halka yirmi beş, Zıkkımın kökü, Bir namussuz aranıyor, Nasıl baba oldum öyküleri ile Türk Mizah yazarları kadrosuna taşındı.

O Gazipaşa Orta Okulun Öğretmeniydi. Edebiyatın, öykülerinin kalem ustasıydı. Ama benim “Cübbeli gelin” “Senede bir gün” “ Acı hayat” gibi filmlerin heyecanını paylaştığım sinema arkadaşımdı, Muzaffer Abimdi.

Son yıllardaki “Tarihte Aydın” araştırmalarım için Aydın İl Halk ve İzmir Milli kütüphane arşivlerini taradığımda, çocukluk yıllarımın bir Anekdotu gözüme çarptı. Yerel gazete “Hüraydın”ın 1963-65 yıllarının her sayısında “Fantezi Hikâyeler” başlığında Muzaffer İzgü köşesi var. Yerel Gazeteler o günlerde iş yerlerine ve Resmi dairelere dağıtılırdı. O satırları paylaşacak ve anlayacak yaşta da değildik aslında. 42 yıl sonra rastladığım bu köşenin hikâyelerini günlerce okudum. Büyük Mizah ustasının yolu Aydın’dan geçerken mısralarını bırakması, onurumu adeta yasemen tütsülerine buladı. İnanın, arkama yaslanıp, sinema günlerini yeniden yaşadım. Suları yarıklarından sızan tahta kasayı kucaklayıp açacağını cam şişelere vurup “Buz gibi Gazuuzz.” diye bağırdım. Muzaffer hoca tahta sandalyesine kurulmuş, sigarasının dumanını kalın bıyıklarının arasından geçirirken, “Burası Hastane”-“Afrika’ya garantili iş mektubu yazılır” - “Çiğdem Molası”- “Sinema reklâmları” - “Buzdolabı” “Kanunda yeri var” - “İdam mahkûmu” - “Hademe alınacak” - “Bedava Doktor” - “Karakaçan” - “Salıncak” hikâyelerini düşlüyordu sanki o an.

1979 da emekli olan İzgü, Alsancak 1443 sokağın sonunda oturuyor halen.

Sağlık diliyorum Muzaffer hocama.




Kaynak
blogcu.com/kalimerasas
Ercüment KÖYBAŞI, 17 Ekim 2007