Afişli Günlerden Radyolu ve Televizyonlu Günlere



Afişler ilk kez 15.yüzyılda Fransa’da ortaya çıktı ve 2000’li yıllara kadar varlıklarını sürdürdü, halen de sürdürüyorlar. Kentsel yaşamdaki değişikliklere paralel olarak afişlerinde kendilerini değiştirmesi onların kalıcılıklarını sağlayan en önemli nedenlerden biri, fakat tek neden bu değil. Afişleri değişime zorlayan nedenlerden biride ses ve görüntü gibi faktörleri kullanan, insanlar üzerinde oldukça etkili kitle iletişim araçlarının ortaya çıkmasıdır.

Önce radyo sonra televizyon insanların ihtiyacı olan referansları evlerine kadar getirdi. Peki bu noktada afişlere ne oldu? Yani radyo ve televizyon afişleri ve afişlerin yaşantımızdaki yerlerini nasıl etkiledi? Günümüzde afişler ve diğer kitle iletişim araçları arasındaki ilişkiyi rekabet olarak tanımlamak doğru olur mu?

Bütün bu sorulara, radyo ve televizyonun ortaya çıkışına paralel olarak afişlerdeki değişimleri gözlemleyerek ve afişlerle diğer kitle iletişim araçları arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışarak cevap bulabiliriz.

Radyo dalgalarıyla taşınan mors kodlarından oluşan yayından, elektromanyetik dalgalarla insan ve müzik sesinin taşınabildiği radyo yayınlarına geçilmesiyle ve bir süre sonra düzenli yayınların başlamasıyla radyo bir kitle iletişim aracına dönüştü.

Ülkemizde 1923 - 1933 döneminde yaygınlaşan radyo yada o zamanın deyimiyle telsiz telefon, 1927 yılında İstanbul Radyosu’nun faaliyete geçmesiyle bir kitle iletişim aracı olarak hayatımıza girdi. Gün geçtikçe radyo alıcılarının sayısı arttı ve bir yıl sonra da Ankara Radyosu faaliyete geçti. Böylece 20. yüzyıla kadar yalnızca basın ve açık hava medyasıyla yürütülen kitle iletişimine yeni bir kanal daha eklendi. Bu yeni “merakın”; radyonun, dinleyici sayısı ise her geçen gün arttı.

Radyonun yaygınlaştığı 30’lu yıllarda, radyo programları haber ve müzik ağırlıklıydı, reklam ise yasaktı. Bu nedenle radyonun ortaya çıkışı açık hava medyasının (afişler, billboardlar, megaboardlar) reklam amaçlı işlevini pek etkilememişti. Fakat o yıllarda insanların yaşantısında önemli bir yer edinen radyo, açık hava medyasının haberdar etme işlevlerini çok fazla etkilemiş hatta bu işlevlerini bir anlamda ellerinden almıştı. Artık insanlar evlerinden radyo vasıtasıyla haberleri saati saatine alıyorlardı. Ama yine de radyodaki yasaklar insanların alabilecekleri haberleri de sınırlıyordu. Bu nedenle radyoyla yayılamayacak bir çok haber yine açık hava medyasıyla ulaşıyordu insanlara.

Radyonun ilk ortaya çıktığı yıllarda insanların radyodan neler beklediklerini, yaşantılarında nasıl bir yere oturttuklarını daha iyi anlamak için o yıllardaki gazete haberlerine bakabiliriz. Örneğin “Resimli Gazete” radyonun yayına başlama haberini verirken kullandığı temsili resimlerin altına şu açıklamayı yazmış: “Gazinolar, okullar ve aileler 15 liraya edinebilecekleri birer telsiz telefon vasıtasıyla günün haberlerini saati saatine alabilecekleri gibi, Millet Meclisimizin görüşmelerini, tiyatrolarımızın konserlerini, sanki orda hazır bulunuyorlarmış gibi dinleyebileceklerdir”. Kısacası radyo devrimlerin getirdiği yaşam tarzını oluşturmak ve insanları haberdar etmek için kullanılan bir kitle iletişim aracıydı. Açıkhava medyasındaki hiçbir reklam radyoda yer alamıyordu. 1951 yılına kadar da bu durum böyle devam etti. 1951 yılında yasakların kalkmasıyla radyo reklam almaya başladı. Artık insanların hayatında açık hava medyasından aldıkları bütün referansları evlerine kadar getirin bir kitle iletişim aracı vardı. Böylece radyo insanların yaşantısındaki konumunu değiştirmiş, yerini biraz daha güçlendirmişti. Radyo, artık reklam içerikli bilgilerde yayan bir araçtı.

Açıkhava medyasında olan, artık farklı bir kitle iletişim aracında da vardı. Ama bu araç görüntü faktörünü kullanamayan bir araçtı. Bu nedenle radyonun reklam vermeye başlamasıyla açık hava medyası biraz kıpırdanmaya başlamış ama sarsılmamıştı. Radyoda sözlü olarak anlatılan reklamı açık hava medyası görüntüyle tamamlıyordu. Artık afişlerin anlatım görevi radyoya devredilmişti. Bu nedenle afişlerdeki cümleler kısalmış, temsili resimler ağırlık kazanmıştı. Yani radyoda anlatılanlar bir anlamda afişlerle somutlaşıyordu insanların zihninde. Kısacası afişler kamusal alanda insanlara ulaşabilen ve görüntü kozunu kullanabilen bir kitle iletişim aracı olarak varlığını sürdürüyordu.

70’li yıllara geldiğimizde ise sesi görüntüyle zenginleştiren bir kitle iletişim aracı olarak televizyon, evlerin baş köşesindeki yerini almaya başladı. İşte şimdi açık hava medyası kıpırdanmakla kalmamış, sarsılmıştı. Çünkü artık açık hava medyasının önemli kozlarından biri olan görüntüyü kullanan ve bu görüntüyü evinde oturan insanın ayağına kadar getiren oldukça etkili bir kitle iletişim aracı vardı.

Ülkemizde ilk kez 1968 yılında Ankara Televizyonu’nda siyah - beyaz deneme yayınları başladı. Aynı yıllarda Ankara Televizyonu’na, deneme yayınlarına başlayan İzmir ve İstanbul Televizyonları da katıldı. 1981 yılını 1982 yılına bağlayan yılbaşı gecesi ilk renkli televizyon yayını gerçekleşti. 1984 yılından itibaren de TRT ‘nin tüm televizyon istasyonları renkli yayına geçti. Kısacası dünyaya göre gecikmeli olsa da ülkemizde de kitle iletişiminin bu cephesi baş döndürücü bir hızla ilerliyordu. Açıkhava medyası da bu hızlı değişimlere ayak uydurmaya çalışıyordu.

Afişler de bütün kitle iletişim araçları gibi insanların toplumsal, ekonomik ve siyasal alandaki etkinliklerini etkiler. Ama televizyon diğerlerinden farklı olarak bu etkinin oldukça güçlü olduğu bir kitle iletişim aracı. Bu nedenle açık hava medyası ve televizyon arasında sadece rekabet kelimesiyle tanımlayabileceğimiz bir ilişki yoktur. Yani kaybedenin çekileceği gibi bir durum söz konusu olamaz. Çünkü böyle bir durumda kazanan başından bellidir.

Açıkhava medyası radyonun olduğu gibi televizyonun da tamamlayıcı unsuru olarak varlığını sürdürmeye devam etti. Sadece radyolu günlerden farklı olarak, televizyonlu günlerde afişler çok daha fazla değişti. Görsel bir araç ve bu aracın insanların yaşam tarzında yarattığı değişiklikler, bu değişikliklerle farklılaşan kent yaşantısı, kentsel yaşantıdan oldukça fazla etkilenen ve hatta ona paralel değişimler yaşayan afişlerdeki değişimin yönünü belirler. Televizyonun afişler için belirlediği bu yönde; radyonun ortaya çıkışıyla afişlerdeki ağırlığını arttıran temsili resimler, yerini fotoğraflara, radyonun etkisiyle kısalan cümleler, yerini sözcüklere bıraktı. Ayrıca afişler artık referansları veren ana araç değil, televizyonda verilen referansları hatırlatan ve destekleyen bir yan araçtı. Televizyon insanlara özel alanda ulaştırdığı referansları, kamusal alanda ise açık hava medyasıyla ulaştırıyordu. Kısa ve etkili sloganlar ve fotoğraflarla kendini değiştiren afişler üzerine düşeni yapmaya yani kamusal alanda insanları yakalamaya devam ettiler. Böylece afişler radyo ve televizyonun getirdiği ölçütlere göre kendini değiştirerek varlıklarını sürdürdüler. Özetle afişler, radyo ve televizyon gibi etkisi oldukça fazla kitle iletişim araçlarına rağmen varlıklarını sürdürdüler.

Yeta Bütüç / 25 Aralık 2001
21 Ocak 1981, Ankara Üniversitesi, Gazetecilik
yetabutuc @ hotmail.com






KAYNAKÇA
* Elli Yıllık Yaşantımız Ansiklopedisi; Milliyet Yayınları, İstanbul,1975
* Kazancı, Metin; “Kamuda Ve Özel Sektörde Halkla İlişkiler”, Turhan Kitapevi, Ankara, 1997
* Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi; İletişim Yayınları
* www.iletişimreklam.com
* Tolungüç, Ahmet; Turizmde Tanıtım Ve Reklam, Media Cat Yayınları, İstanbul, 1999
* Milliyet gazetesi arşivi; “Benim Yüzyılım”, 1999