Büyük Usta Suha Arın…



Ölümünün 2. yıldönümünde, adının önüne "Büyük Usta", "Duayen", "Pir" gibi sıfatlar konulan, Harran Üniversitesinden, Gazi Üniversitesine,Eskişehir Anadolu Üniversitesinden, Marmara Üniversitesi'ne kadar bir çok Üniversitede anma toplantıları düzenlenen, adına ödüller konulan, ulusal ve uluslararası kültürel etkinliklerde filmleri için özel günler ayrılan , yitirdiğimiz kültür ve sanat adamı..

Ürettiği 50'nin üzerinde filminin yanında, yedi üniversitede yedi nesil yönetmenler, akademisyenler,sanatçılar yetiştirmiş ve son nefesine kadar onlarla ilgilenmiş bir hoca. O, öğrencisi Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu'nun dediği gibi, öğretisi 24 saat süren bir felsefe okulu kurucusu bir stuacı mı, yoksa animatör Tunç İzberk'in de aralarında olduğu birçoklarının dile getirdiği gibi,Yunus Emre, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni gibi bir "Anadolu Abdal'ı" mıydı ?

Şurası gerçek ki, O, her dönemde büyük ihtiyaç duyduğumuz bir "Hümanist"ti..

1976 yılında, "Urartu'nun İki Mevsimi" belgeselinin kış görüntülerini çekmiş,ancak yaz çekimlerini yapmadan önce rahatsızlanarak o günün şartlarında başarı şansı çok fazla olmayan açık kalp ameliyatına girmesi gerekmişti.Öğrencileri ve asistanları Nesli Çölgeçen, Yalçın Yelence ve Kemal Sevimli ile birlikte Ankara Hacettepe Hastanesinde ameliyata sedye üzerinde giderken Urartu'larla ilgili bir kitap okuduğunu hayretler içinde seyretmiştik.

Hitit Kralı Muvattali'nin ,ülkesini afetlerden ve istilalardan koruması için tanrı "Teşub"a yakarışını, Urartu Kralı Menua'nın icraatlarını,Frig kralı Midas'ın gizemli dünyasını, Toros'lar da ailesi ile birlikte ağaç kesen 13 yaşındaki Fatma'nın hayallerini, Doğu Karadeniz'de, 104 yaşındaki Taştan Temur ustanın becerilerini, "Karanlık bir gecede bir çeşmenin ağzından akan damlalar gibi akıp geçti zaman" dizeleriyle anlattığı Safranbolu evinin yaralanış acısını, yaşlı bir şerbetçinin gözüyle Kapalı Çarşı'yı, kendisini "fakir" ve "güçsüz karınca" diye betimleyen Mimar Sinan'ın muhteşem eserlerini, ve bunlar gibi birçok değerimizi, biz ve bütün dünya O'nun filmleri ile gördü.

1973 yılı, Suha Arın' ın, sekiz yıl Amerika Birleşik Devletleri'nde süren eğitim ve çalışma sürecinin tamamlandığı ve Türkiye'ye kesin dönüş yaptığı yıldır. O'nun önünde artık iki yol vardır. Öğrendiklerini aktarmak ve üretmek... Ankara Üniversitesi SBF'ne bağlı Basın Yayın Yüksek Okulu'nda hocalığa başlayarak ilk amacına ulaşır. Ancak üretmek, o yılların Türkiye'sinde pek kolay değildir. Tek kanal olan TRT kurumu dışarıya iş yaptırmamaktadır. Diğer kurum ve kuruluşlar ise belgesel sinemaya tamamen yabancıdır. Türkiye'nin "kültürel zenginliklerini" öncelikle kendi halkına daha sonra da bütün dünyaya tanıtmak "düş"ünün gerçekleşmesi çok zor görünmektedir.

Suha Arın' ın hayalleri , TTOK Başkanı Çelik Gülersoy'la karşılaşmasıyla artık gerçeğe dönüşmeye başlamıştır. Gerçek bir yurtsever, kültür ve sanat adamı olan Sn. Gülersoy, bu büyük projeye sahip çıkmaktadır. "Anadolu Uygarlıklarından İzler" adı verilen dizi, "Hattiler' den Hititler' e", "Midas'ın Dünyası", "Urartu' nun İki Mevsimi", "Likya'nın Sönmeyen Ateşi" gibi arkeolojik filmlerle ilk meyvelerini vermeye başlamıştır. Her film için galalar düzenlenmekte, aydınlar ve yabancı diplomatlar başta olmak üzere gösterimin yapıldığı sinema salonları hınca hınç dolmakta, TRT "prime time" saatlerinde bu filmleri yayınlamakta, yazılı basında geniş biçimde yer almakta ve Kültür Bakanlığı bu filmleri bütün dünyaya dağıtmaktadır.

Suha Arın, artık monogrofik filmler de yapmaya başlamıştır. "Safranbolu'da Zaman", "Kulada Üç Gün", "Anadolu'da Konutun Öyküsü", "Kapalı Çarşı' da Kırk Bin Adım", "İstanbul' un Çağırdığı Su", "Tahtacı Fatma", "Cemal Reşit Rey", "Aşık Ali İzzet Özkan", "Dolmabahce ve Atatürk", "Camın Teri", "Kariye" v.b. Ve bu filmlerle artık geniş halk kitlelerine de ulaşmaya başlamıştır.

"Safranbolu'da Zaman" filminin ardından Safranbolu'nun koruma altına alınması, bu yöreye önce yurt içinden daha sonra da yurt dışından turistik turların başlaması; TRT için yaptığı "Bir Yuva Dağılıyor", "Kaygı Kuyuları", "Affın Ardından" gibi haber belgesellerinin kamuoyundaki etkileri, belgesel sinemanın gücünü de artık birçok kurum ve kuruluşa gösterme şansı sağlamıştır.

Suha Arın, bir filme başlamadan önce, ekibiyle birlikte konuyla ilgili geniş bir araştırmaya girer, bu araştırmalar bazen haftalar bazen de aylarca sürerdi. Hatta bazen de ("Urartu'nun İki Mevsimi" filminde Gürcü Prof. Dr. Melikişvili'nin çalışmalarını yurtdışından getirttiği gibi.) daha basımı tamamlanmamış belgelere bile ulaşır ve belgeselini eksiksiz yapmaya özen gösterirdi. Filmini tamamladıktan sonra konunun uzmanı bir veya birden fazla bilim adamına izlettirir ve jeneriğe danışman olarak onların isimlerini yazardı. Bu danışmanların bazıları şunlardı :

Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal
Prof. Dr. Enver Bostancı
Çelik Gülersoy
Prof. Dr. Cevdet Bayburtluoğlu
Prof. Dr. Machteld J Mellink
Prof. Dr. Henri Metzger
Prof. Dr. Önder Küçükerman
Prof. Dr. Afif Erzen
Prof. Dr. Ufuk Esin
Prof. Dr. Muhibe DargaProf.Dr.Jasques Cauvin
Prof. Dr. Harold Hauptmann
Prof. Dr. Alba Palmieri
Prof. Dr. Cengiz Eruzun
Doç. Dr. Yılmaz Özge
Yük. Mimar Osman Nuri Dülgerler
Prof. Dr. Mustafa Cesar
Prof. Dr. Kazım Çeçen
Prof. Dr. Müfit Yorulmaz
Prof. Dr. Yavuz Cesar
Prof. Dr. İlknur Aktuğ
Prof. Dr. Suphi Saatci
Dr. Nil Çamay
Dr. Ümit Karpat
Dr. Meliha Şimşek
Necdet Sakaoğlu
Prof. Dr. Filiz Çağman
Prof. Dr. Semavi Eyice
Prof. Dr. Ersan İlal
Prof. Dr. Metin Sözen

Suha Arın, Türk Belgesel Sinemasında bir ilk'e de imza atmıştır. "özgün müzik".. Filmlerine beste yapan sanatçılardan bazıları şunlardı :

Ferit Tüzün
Nevid Kodallı
Turgay Erdener
Timur Selçuk
Yalçın Tura
Ekrem Zeki Ün
Mehmet Ateş
Kutlu Payaslı
Burhan Öcal
Nadir Göktürk
Nail Yavuzoğlu

Belgesel sinema üzerine, basında tartışmaların yapıldığı şu günlerde,özellikle genç kuşakların yararlanması ve kolaycılığa kaçmamaları için bu yazıyı kaleme aldım.



Reha ARIN, 15.1.2006