Dersimi seçen öğrencilerle internette grup oluşturduk. Ama bununla yetinmeyip
arada toplanır olduk. Farklı gruplarımdan gelen öğrencilerim birbirleriyle
tanışıp kaynaşıyorlar. Ortak yönleri çıkıyor; konuşarak, paylaşarak. Farklı
yönlerde, bilgilerde birbirlerini zenginleştiriyorlar. Örneğin sinema arşivleri
varsa değiş tokuşlar başlıyor, izlenen ortak filmlerle tartışmalar açılıyor. Bu
arada yeniyor, içiliyor. Sohbetlere yemek, içmek mutlaka eşlik ediyor. Başka
şeyler de eşlik etmeli. Bir araya gelmek daha bir anlamlı ve kalıcı olmalı.
Projeye çevrilmeli. Bu konu, her toplantı sonu beynimi deler oldu. Günlerdir,
hatta aylardır düşündüm, hayal ettim. Derslerimde öğrenci sayısını az tutmam,
onları tanımam açısından önemli. Öncelikle özelliklerini öğreniyorum. İlgi
alanlarını fark ediyorum. Zaten kendimi çok alanda beslemem, her öğrencime
farklılığı çerçevesinde doğru hitap edebilmekten, onları anlamak istememden
kaynaklanıyor.
Öylesine hayal kurmuş ki ve öylesine gerçekleşmesini istiyor ki beni inandırdı
doğrusu. Zincir takıyor boynuna ve bileğine. K… diyor da başka bir şey demiyor.
Sandım ki motosikleti var, fakülteye onunla gidip geliyor. Meğer, günün birinde
o marka motosiklete sahip olmayı hayallermiş durmadan. Onunla fotoğrafları var.
Onun fuarlarına gidiyor. Bir sevgiliden farksız o, yaşamında…
Asistanlığımı yaptı. Hiç ama hiç aksatmadan. Bir kere devamsızlığı oldu onu da
haber vermek nezaketiyle süsledi. Bir dersi yönetti. En iyi soruları üretti. Ben
de bunun üzerine onu K… genel müdürü yaptım hayallerimde. Hatta çalışma hırsını,
disiplinini bildiğim için fabrikanın sahibi olma düşlerini ekledim senaryoma.
Ama son anda çekimlere gelirken takım elbiseyi taşımamak için rolünü değiştirdi.
Motosiklet yarışçısı ünlü bir genç olmayı yeğledi. Zaten o sıralar motosiklet
yarışlarında çalışıyordu.
***
Sevimliydi… Dersime devamlı geliyordu. Kitap okuyor, hatta öneriyordu, “bunu
mutlaka okumalısınız,” diye. Dersim kapsamında açılan afiş yarışmasında 1.
olmuştu. Sergimizi hazırlamaya gelmiş ben de onu sunucu yapmıştım. Sorumluluk
duygusunu bildiğim ve çok güvendiğim için. Beni yarı yolda bırakmazdı. Haklı
olarak benim gibi çok heyecanlandı ama o kadar sevimli ki… İletişimi hiç
kesmedi. Her toplantıya katıldı, ayrıca geldi, telefonla aradı, yazdı…Ve
toplantılara kek, kurabiye yapıp getirdi. Mimarlıkla ilgili her şeyi takip
ediyor. Fotoğrafla uğraşıyor. Sergi açmayı düşlüyor. Benim sokaktaki çocuklarla
ilgili projeme katılıyor. Hem fotoğraf dersi verecek hem de çocuklara Kültür
Bilincini Geliştirme Vakfının projesi olan Fener – Balat gezisinde rehberlik
edecek… Kitaplarla arası iyi ve yazdığını biliyorum. O halde o da kitapla,
yazıyla ilgili bir role yakışırdı… Hayalden annesini, babasını da öğretmen
yaptım. “Editör” iyi bir rol. Her şeye itiraz ediyor, fikirlerini de söylüyor.
Çünkü düşünüyor, her şeyin üzerinde. Hakikaten dersimde iki yönü çok dikkatimi
çekmişti. Tüm olaylara derinlemesine bakıyor, yüzeyde kalmıyor mutlaka sahnenin
arkasına, mutfağına dalıyor. Bir de iyi soru üretiyor. Hele bildiği konularda
ayrıntı sorulara dalıyor. Entelektüel bir tipe yaraşır doğrusu.
***
Sessiz… Ama ne sessiz. Her toplantıya katılır fakat hemen hemen hiç konuşmaz.
Nadiren gülümser. Bazen kafa sallar; ben de katılıyorum dercesine ya da dalga
geçercesine… Sessiz mi, gerçekten? Ne gezer? Öyle bir konuşturuyor ki kalemini.
Öyle bir konuşturuyor ki fırçasını. Konuşuyor ama yazarak, konuşuyor ama
karikatür çizerek. Bir de konuşturmasını öyle iyi biliyor ki. Öğrencilik
serüvenini yazmış olağanüstü akıcı bir dille. Bir sözcük söylüyorsunuz senaryoya
dair, ertesi gün koca bir metin sunuluyor önünüze… İnanılmaz sevimli, incelikli.
Asistanlığımı yaptı, hiç mi hiç aksatmadan. Ben de güven, sevgi, saygı
uyandırdı… Toplantıların dışında da hep ziyaret etti vakit yaratarak. Özel
günleri ise hiç atlamaz. O kadar duyarlı ki. Şu an onu anlatırken yüzüme
gülümseme yerleşti sayesinde… Birlikte yaşadıkları çok mutlu olacaktır. Hele onu
konuşturmasını bilene… Gerçekten çok güzel meziyetleri olan biri ve en önemlisi
buluşmalara ve işe geç gelmiyor… Hiç unutamam. Çekim için buluşacağımız
cumartesi günü hem migrenim tutmuş hem de soğuk algınlığı geçiriyordum.
Alışkanlık nedeniyle hafta sonları bile erkence kalkan ben o gün başımı
kaldıramıyordum bir türlü. Ama geç gidersem herkes görür ve aynı şeyi yapmaya
kalkar. Örnek olmalı, vaktinde gitmeliyim. Fakülteye resmen sürünerek geldim.
Tabii yiyecek, içecek bir şeyler alarak. Gerçi ortak bütçe vardı ama ben
büyükleri, öğretmenleri, hocaları, anneleri, ablaları olarak daha fazlasını,
ayrıntısını düşünmek zorunluluğu hissediyor, onları teşvik edebilecek her şeyi
yapmaya çalışıyordum. Onlar amatörce sarılmıştı bu işe, o halde heyecanları hep
doruk noktasında kalmalıydı.
Ona yalvar, buna rica et, zar zor hafta sonu için bir mekan bulmuştuk. Süre de
sadece hafta sonunu kapsıyordu. Geç gelmeye gelemezdi. Kalkmalıydım… Fakülteye
geldiğimde kimse yoktu. Bize ayrılan mekan çoktan boşaltılmış, içindeki bir iki
masadan pislik akıyordu. Odamla arasında upuzun bir koridor var. Tabii bu
rahatsızlıkla o koridorun uzunluğu ikiye, üçe katlandı gözümde. Önce masaları
sildim. Sonra da odamdaki eşyaları taşımaya başladım tek tek. Bu arada durmadan
pencereden de bakıyorum gelen, giden var mı, diye… O kadar sevindim ki…
Geliyordu gülümseyerek. Bizim yazar - senarist ilk gelendi. Sağolsun taşıma
işini üstlendi. Çok rahatladım… Gerçekten çok özel bir genç. İnanılmaz
duyarlı…Paylaşımcı ve yaratıcı. En önemlisi de esprili…
***
Toplantıların başından beri hepsine katıldı mutlaka, elinde çiçekle… Bir güzel
yazanım da kendileri. Şiir yazıyor, şiirsel yazıyor. Çok duyarlı… Saz çalıyormuş
ama bize bu yüzünü hiç göstermedi ne yazık ki. Neşeli ve çok cana yakın…
Konuşmalarının aralarında çok şey yakaladıklarım olanlardan. Onu sanatçı yaptık.
Aileyi mühendis. Ve tabii ki aile asla sanatçı olmasını istemiyor. Mutlaka
mühendis olmalı, çocukları da dünyaya kendi gözlükleriyle bakmalıydılar. Bir de
ölen bir sevgili eklendi senaryoya. Bana gelme nedenleri olmalıydı tabii…
Nitekim herkes karakterine uygun bir şekilde bana gelme nedenleri yarattılar…
Anlaşıldığı gibi başlanan yerde kalmamıştı senaryo.
***
Aslında ben senaryoyu uçak kaçırılma olayı olarak sunmuştum önce… Bir şekilde
hepimiz uçakta buluşacağız ve uçak kaçırılacaktı. Olaylar bundan sonra
başlayacak ve müthiş bir sona gidilecekti. Ama kimse kabul etmedi. Hemen hepsi
şu konuda birleşiverdi: “Ben psikolog, onlar da hastalarım.” Bana kabul etmek
kaldı.
Toplanma amacı belli olunca “kısa film” ekibi olarak hemen ayrı grup oluşturuldu
internette, organizatörümüz tarafından. Ve ayrıca toplanmaya başladık. İnanılmaz
tartışmalar yaşandı senaryo üzerine… Çok mutlu olduğum, unutulmaz anlardı
bunlar. Herkes kendi rolünü yazmakla yükümlüydü. Bir araya gelince birbirlerine
de katkı veriyorlardı.
***
Dersime geç gelmişti, bir iki hafta… Tabii atölyeye bunun ezikliği ile iki
büklüm girdi çekinerek. “Girebilir miyim,” diyerek. “Güzeller girebilir”, diye
yanıt verdiğimden beri dersimi hiç aksatmadı. Hep bakımlı, hep süslü geldi.
Toplantıları hiç kaçırmadı. Ve mutlaka bardakları yıkadı, servisleri yaptı. Bu
anlamda örnek oldu. Daha önce yapmayanlar da aynı işe sarıldı. Paylaşarak hiç
kimseye yük olunmadı. Eskiden ben yıkıyordum. “Güzel, kaprisli manken” rolü onun
oldu. Tabii roller karakterlere ve fiziksel yapıya göre de paylaşıldı. Çok cana
yakın, konuşkan bir tip. Rolü de iyi gitti kendisine. Ayrıca dekorda
kullanılacak bir çok şeyi alıp getirdi.
***
Asistanlarımdan biriydi. Dersime çok katkısı oldu, hem bilgisiyle hem de
asistanlığı hiç aksatmadığı için. Çok güvenilir ve çok güzel bir kızı var.
Moralim bozuldukça bilgisayarımdaki, güzel gözlü kızının fotoğrafına bakıp moral
buluyorum. SANTAS da okuyor. Üstelik Sanat Yönetiminde… Ona düşen “Sanat
Yönetmenliği” oldu. Biçilen rol ise, bana önerilen konferansımın açılış
konuşmasını yapmak. Görevini çok güzel yerine getirdi. Rolü gereği takım
elbisesini getirdi ve çok iyi bir sunuş yaptı. Ayrıca Psikiyatrist Emin Beyin
muayenehanesine gidip fotoğraflar çekti. Bu fotoğraflar bize çok yararlı oldu.
Bir de benim muayenehaneme asılacak fotoğrafları buldu. Ben de senaryo gereği
üzerinde konuşulacak fotoğrafı buradaki bir öğretim elemanı arkadaştan rica
ettim…
***
Dersimde filmle ilgilendiğini, sinema kulübünde olduğunu öğrenmiştim. Gruba
sonradan katıldı. Daha doğrusu filmin yönetmeni olduğunu öğrenince gelmeye
başladı. Gerçekten vazifesini çok iyi yaptı. Teknik ekip, tamamen onun
arkadaşları. Ben de onlarla bu vesileyle tanıştım. İyi bir ekip, canla başla
çalıştılar…
Müzik yönetmenimiz sadece müzikle kendini sınırlı tutmadı. Sağolsun dekorda
kullanacağımız kumaşları aldı. Ve her toplantıya katıldı.
Bir iş yapılırsa tam yapılmalı… O nedenle birçok psikiyatriste danıştım. Ama
yetinmedim. Sayın Dr. M. Emin CEYLAN’ dan randevu aldım. Hemen hemen tüm ekip
Bakırköy’deki muayenehanesine gittik. Sağolsun bize birkaç saatini ayırdı.
Ufkumuzun genişlemesine neden oldu. Hatta senaryo da bile değişiklikler yaptık,
önerileriyle…
Yetmezdi; sadece konu ve roller adına yapılan çalışma… Bir de teknik bilgi
almamız gerekirdi. Ülkemizde uluslararası kısa film festivali düzenleyen, sinema
konusunda Fransa’ da okumuş Sayın Hilmi ETİKAN’ dan randevu aldım. Yine tüm ekip
bir akşam da onun bürosuna misafir olduk. Sağolsun 6 aylık bir teknik kurs
programını bize çok güzel bir şekilde özetledi. Oradan da ayrılırken çok
zenginleşmiş, bakış açımız genişlemişti.
Bir de unutulmazlar arasına ada gezisi katıldı. Şu an elene elene kalan film
ekibi aslında çok daha genişti. Bu büyük grupla Büyük adada harika bir gün
geçirdik. Hava buz gibi… Üstelik özel bir gün olduğu için alabildiğine
kalabalık… Aslında dolaşmayı ve dışarıda piknik yapmayı hayal etmiştik… Ama
inanılmaz soğuk vardı o gün. Sevgili Gökçe telsiz getirmiş. Birini sığındığımız
yerde bıraktı, diğerini kendi aldı adayı dolaşıp uygun bir yer buldular
arkadaşıyla. Deniz manzaralı ve bomboş bir mekan. Yani lokantayı biz kapatmış
olduk. İkinci kata yayıldık. Yiyeceklerimizi çıkardık. İçecekler oradan… Akşama
kadar inanılamaz eğlendik. Yedik, içtik, dans ettik. En önemlisi senaryoyu
tartıştık, geliştirdik. Hatta konu o kadar sardı, o kadar heyecan verdi ki
dönüşte vapurda da devam ettik, ayrılana kadar. Hiçbir vapur yolculuğu bu kadar
neşeli olmamıştı. Tabii vapur aşırı kalabalık olduğu için bir koridoru
doldurmuştuk… O nedenle vapurlarımıza sahip çıkmalıyız… Deniz havasını duyarak
seyahat etmek çok güzel bir duygu, harika bir yaşantı.
Öyküde - senaryoda bir delimiz vardı. Kaprisli mankene aşık. Kaprisli mankenin
bir sevgilisi bir de ağabeyi vardı… Ağabeyin de hayali bir sevgilisi. Yabancı
damadımız vardı. Bulgaristan göçmeni bir öğrencim. Bir de lokanta sahibi ve
gitarist sevgilisi vardı. Her gece lokantada çalıyordu. Çorum’ lu bir öğrencim
vardı. Gelirken meşhur Çorum leblebisi getirir. Onu da leblebi fabrikatörü
yaptım ama kabul etmedi. “O kadar okuduk, mühendis olmak için, leblebici
olamam,” dedi. “O zaman kendine bir rol biç,” dedik. Ama hepsine bir dert bulduk
ki bana - psikiyatriste gelsinler.
En çok takıldığımız, tartıştığımız son sahne oldu. Yaklaşık 7 son çıktı ortaya.
Sonu sürprizli olmalıydı. Bu konuda tüm ekip hemfikirdik. Filmin ilk adı da
“Kapı” idi… Kapanan kapılar nedeniyle bana – psikologa geliyorlardı hemen hepsi.
Herkes ortak bir sahnede buluşmalıydı. Birbirleriyle bağlarını aynı anda görüp
öğrenmeliydiler… Hem kendileri, hem de izleyici şok geçirmeliydi. Burada
ayrıntıya girmeyeceğim. Aslında filmi çektik. Kurgusu kaldı. Ama çok zor
koşullarda çekildi. Tek kamera ile. Bu nedenle farklı yönlerden tekrar
çekildiğinde konuşma ve duruşlar farklı olduğundan sahneler birkaç kere
yineleniyordu. Yorgun ve rahatsız olan ben iyice bitap düştüm. Rol gereği zorla
gülüyordum. Ama öğrenciler öylesine inançlı, öylesine canla başla çalışıyorlardı
ki son enerjimi olağanüstü gayretle kullandım. Keşke 2 kamera olsaydı bu kadar
yorulmasaydık. Üstelikte tam istediğimiz gibi olmadı. Ama önemli olan, bir araya
gelişimizi güzel bir projeye dönüştürmekti Ve beyinlerimizi kullanarak zamanı
değerlendirmekti. Bu arkadaşların içinde tek film çekmeye devam edecek olan
Özgür’dür. Ama diğerleri de bu yaşantıyı başka yaşamlarında kullanacaklardır,
eminim. Onlar için iyi bir deneyim oldu. En önemlisi de çok eğlendik… Severek
yaptık.
Neden böyle bir konu? Öğrencilerimin dersimle ilgili görüşlerinden çıktı bu
konu. Derslerime geldiklerinde rahatladıklarını, eğlendiklerini dersimin adeta
terapi olduğunu söylüyorlar sürekli. Bu ortak paydada birleşip, ortak karar
alarak böyle bir konuyu senaryolaştırıp, kısa film haline getirmeye karar verdik
ve gayret ettik. Emeği geçen herkese bir kere daha teşekkür ederim. Önemli olan
bir araya gelmeyi dönüştürmek. Biz öyle yaptık. Film çıktı. Başka şeyler de
çıkar tabii… Nitekim Kültür Bilincini Geliştirme Vakfının hem yılbaşı kutlaması,
hem de toplantı yapma amaçlı davetini kabul edip gittiğimde de bunları bir
şekilde yaşadım. Hatta yılbaşı öncesi kutlama gerekçeli birkaç davetiye almıştım
ama bu vakıfta karar kılmıştım. Orada yaşadıklarımdan sonra, ”iyi ki de burayı
tercih ettim,” diye sevinmiştim doğrusu.
Farklı alanlardan insanlar bir araya gelip çocuklar için başta kültürel boyut
olmak üzere çok geniş kapsamlı çalışma yürütüyorlar bu vakıfta. Kültüler arası
zenginliğe parmak basıyorlar ve bunu çocuklara eğlenceli bir şekilde nasıl
verilir, sorusuna yanıt arıyorlar beraberce… Nitekim Sayın Prof. Dr. Lütfiye
EROĞLU, “sen durmadan yaratıcılıktan bahsediyorsun bir önerin olur mu,” diye
sorduğunda, orada edindiklerimden, öğrendiklerimden hareketle “çocuklar
rehbercilik oynayabilirler” diye önerdim. Geziyi dramatize etmek, güzel ve
eğlenceli olacaktı. Oyuna dönüştürüleceği, dramatize edileceği için öğrenci daha
bir hevesle araştıracak ve geziye sahiplenecekti. Çünkü Bu vakfın çocuklara
Fener – Balat gezisi gerçekleştirme projesi var ve çoktan yaşama geçirmişler,
devam ediyorlar. Uygulamaları da çok güzel gidiyormuş. İşte bunlar daha bir
eğlenceli, farklı hale gelecek. Zaten katılımın çok iyi olduğunu söylediler. Ama
tabii bu konuda daha araştırma yapmak gerekir. Nitekim toplantıdan sonra
“yaratıcı drama” konusunda daha geniş kapsamlı araştırma yapmaya başladım.
Bir dönüştürme de, Florya Çocuk Yuvası için düşünüldü. Oradaki değerli çocuklara
“akordeon kursu – konseri” amaçlı bu dönüşüm… Ve bir çok yerde verdiğim
“yaratıcılığın yaşamı” konulu seminerim de söz konusu. Oradaki çocuklar, gençler
de yararlansın… Ve buna herkes katkı vermeli, yardım etmeli, olanak tanımalı…
Her şey iş bölümüyle güzelleşir… İşte bir iş bölümü;
A. Reşat SALT = Organizatör. Rolü: Motosiklet yarışçısı (Danışan)
A. Özgür EKİNCİ= Yönetmen. Rolü: Menajer - dış ses (Danışan)
Eser KORYÜREK = Senarist. Rolü: Öğrenci (Danışan)
Gökçe Hilal BULUT = Makyaj. Rolü: Kaprisli manken, üstelik babası kasap (
Danışan)
Irmak Süheyla ÇOŞKUN = Rolü: Sanatçı, müzisyen, mühendis bir aileye sahip
(Danışan)
Nabi SARIBAŞ = Sanat Yönetmeni, Rolü: Sunucu
Şenel MUHZİROĞLU = Rolü: Dergi editörü (Danışan)
Tülay ÇELLEK = Psikolog (Danışılan - Danışman)
B. Onur KÜÇÜKYILDIRIM = Müzik Yönetmeni
Teknik Ekip; Kerem, Ercan, Burcu, Olcay, Yasemin
KONU
GTA Film Ekibi
DANIŞMANLAR
Dr. M. Emin CEYLAN
Hilmi ETİKAN
TEŞEKKÜR
Doç. Dr. M. Emin CEYLAN
Hilmi ETİKAN
Öğr. Gör. Saynur KAYA
Psikolog Dr. Murat GÜVENÇER
Türk Tabipler Birliği
Psikiyatrist Uz. Dr. Kubilay BOĞOÇLU
Dr. Neşe YILDIRIM
Dr. Banu DEMİR
YTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü ve Personeli
YTÜ Fen Bilimleri Müdürlüğü
YTÜ Genel Sekreterliği
Öğr. Gör. Ufuk DUYGUN
YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi Fotoğraf ve Video Programı Öğrencileri
Aykun Aret TAŞCIOĞLU
Deniz ATMACA
Ahmet Utku TAYHANİ
Sefer BAĞLAN
YTÜ Halkla İlişkiler Koordinatörlüğü
YTÜ SİNEMA KÜLUBUNÜN katkılarıyla
GTA YAPIM
05- 01- 06 / İSTANBUL
Tülay ÇELLEK
Not: Bu yazı sadece bu adreslerde yayınlanır.
http://www.tulaycellek.com
http:www.amatorceedebiyat.com
“TÜLDEN YANSIMALAR”