Kameranın Ardındaki Kadınlar

3. Uluslararası Bodrum Film Festivali’nin ‘Ve Kadın Sinemayı Yarattı’ başlıklı bölümünde 7 belgesel yer aldı. Festival kapsamında ‘Kameranın Ardındaki Kadınlar’ konulu bir de panel düzenlendi. Nil Perçinler’in haberi.

Uçan Süpürge Haber Merkezi- Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Bodrum Film Festivali’nin “Ve Kadın Sinemayı Yarattı” başlıklı bölümünde 7 belgesel bulunuyordu. Bunlar arasında bu yıl 9. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde de gösterilen, Emel Çelebi’nin “Gündelikçi” adlı belgesel filmi de vardı. Hepimizin hayatına öyle ya da böyle girmiş gündelikçi kadınların gözlerimizi yumduğumuz hayatlarına sadece bakmamızı değil aynı zamanda o hayatlara tanıklık etmemizi de sağlamış Emel Çelebi filminde. Evde de işte de çalışıyor olmalarına rağmen görünmez oluşları, hiçbir sosyal güvencelerinin olmaması, göç ettikleri büyük şehirlerde ayakta kalabilme çabalarını görmek isteyenler için son derece iyi bir çalışma “Gündelikçi”. Filmde gündelikçi kadınlardan biri diyor ki: “Benimle aynı masada yemek yemek istemeyene bir daha işe gitmem.” Bir diğeri ise “İnsan gibi yaşamak istiyoruz” diye isyan ediyor. Emel Çelebi filmine konu ve konuk olan kadınların hepsinin “insan gibi yaşamak istiyoruz” cümlesini telaffuz ettiklerini söylüyor. Hepsi kızlarının okumasını istiyor, ki kendi geçimlerini sağlayabilsinler.

Yönetmenliğini Ulagay Taylan’ın yaptığı “Karanlıkta Diyaloglar” ise Şemse Allak, Emine Kızılkurt ve Güldünya Tören gibi namus adına öldürülen kadınların yaşamlarını ve trajik ölümlerini öykülüyor. İnsanların göç ederken bavullarına törelerini de koyduklarını söylüyor içlerinden biri. Kadın, töre, aile, şiddet, namus, ölüm kavramlarının iç içe geçtiği bir belgesel, “Karanlıkta Diyaloglar”.

“Homdu Nehri Çocukları”nda yönetmen Şehbal Şenyurt Moğolistan’ın bir bölgesi olan Bayan Ölgey’deki Tuvans’da azınlık olarak yaşayan Tuvaların yarı göçebe yaşantılarını, inanç sistemlerini işliyor; küreselleşen dünyanın yanında yıllarca sürdürdükleri kültürel kimliklerinin sosyal değişimin eşiğinde olduğunu vurguluyor. Şehbal Şenyurt filmin henüz tamamlanmadığını özellikle belirtiyor.

3. Uluslararası Bodrum Film Festivali’nde bu yılki panel konularından biri “Kameranın Ardındaki Kadınlar” idi. Moderatörlüğünü Emel Çelebi’nin yaptığı panele konuşmacı olarak sinema yazarı Alin Taşçıyan, Filmmor Kadın Kooperatifi’nden Melek Özman ve Belgesel Sinemacılar Birliği’nden Şehbal Şenyurt katıldı. Panelde kadının sinemada nasıl işlendiği, kadın yönetmenler, kadının sinemaya bakışı ve yaklaşımı gibi konulara değinildi. İşte, panelden bazı diyaloglar:

Alin Taşçıyan: Sinemada tercihimi kadın yönetmenlerden yana yapıyorum. Gey sinemasını da ayırt ediyorum. Tercihimi farklı bir bakış açısı verecek sanat yapıtlarından yana kullanıyorum. Muhalif, alternatif olma durumuna önem veriyorum. Ustalar hep erkek. İyi olan kadın yönetmenler hep gözardı edilmişler. Bu sistem kadınların film üretmelerini bir şekilde engelledi. Sistem her şeyiyle o kadar erkek egemen ki!

Emel Çelebi: Türkiye’de son zamanlarda kadın yönetmenlerde artış var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Şehbal Şenyurt: Kendimize alan açmak için daha çok uğraşıyoruz, belki bu nedenle bir miktar artıştan söz edebiliriz. Bir de kadınlar arası dayanışmada artış var. Bu da güzel bir şey; öğrenmeye başladığımızın bir göstergesi diyebiliriz. Üretim süreçleri içerisindeyken nesnelerimiz erkek. Bizler üretirken erkeklerden daha çok şey bilmek, öğrenmek zorundayız. Kablo taşımaktan, teknik noktalardan başladım ben. Kadın olarak kamerayla ilgilenmek absürd bir durumdu. İlk karşılaşılan tepki, kadına kameranın ‘ağır’ geleceğiydi. İlk etapta erkek prodüktörlerin arkalarını toplamaya yönlendiriliyorsunuz. Pek çok engellerle karşılaşıyorsunuz bir kadın olarak. Kameranıza, montaj setinde hangi kurguyu neden yaptığınıza, teknik olarak konuya hakim olmanız gerekiyor. Toplumsal hafızalarımızda kadınla çalışmaya alışkın erkekte de aynı şeyi yaşıyorsunuz. Algılarken, görürken başka tür bir boyuta geçiyorsunuz. Erk kavramıyla yüzleşip tartışmanız gerekiyor. Sorgulamak lazım. Film süreçlerini de hayatın bütününden ayıramıyoruz. Nasıl yaşıyorsak öyle üretiyoruz.

Emel Çelebi: Konuya yaklaşım biçimimiz nasıl oluyor?

Melek Özman: Kameranın arkasındaki kadınlar halen istisnai, tartışılır bir durum. İki cinsiyetli. Kadın sineması şeklinde bir etiket oluyor ancak cinsiyetsizleştirmek gerekiyor. Ezilmenin, ötelenmenin bilincinde miyiz yoksa bunu biz de mi uyguluyoruz? Ama feminist olarak bakmak mümkün. Kadınlarla ilgili anlatacak çok şey var. Kadın filmi, kadın sinemacı... Konusu her şey olabilir ama cinsiyetçilik olmamalı. Arabanın icadını anlatan bir filmi ele alırsak mesela, kadın arabayı icat etmiyor, tamam, ama bu zaman diliminde kadın evde bunu bunu yapıyor demek lazım üretirken.

Emel Çelebi: Belgeseli seçmek bir tesadüf müydü? Yoksa bilinçli miydi?

Şehbal Şenyurt: Hayatın her aşamasını merak ederek yaşayan biriyim. İnsanların yaşam biçimlerini, küçük öyküleri, bilinmeyen kültürün ne söyleyebileceğini hep merak ettim. Sorularıma cevap bulmak adına belgesel bana yardımcı olduğu için tercih ettiğim bir yol oldu.

Melek Özman: Belgesel olmasa kurgusal yapılabilir. Temelde bir şeylerin üzerine gitmek lazım.

Emel Çelebi: Feminist okuma yapıyor musunuz filmlerde?

Alin Taşçıyan: Sinemada karton kadın tipi var. Çok güzel, çok seksi kadın seçiliyor sinemada. Yataktan ful makyaj çıkan kadınları görüyoruz. Erkek için kadın bir nesne, bunu sinemada da bu şekilde işliyorlar. Erkeğin filmde aşık olması lazım ve yaptığı kahramanlıkları aşkı için yapıyor. Böylece para, hırs, iktidar gibi kavramlar için değil de aşk için yapması şık oluyor. Bu durumda kadın şık bir bahane oluyor, erkeğin ne kadar güçlü ve kahraman olduğunu göstermek adına. Kadın ve aşkı koyunca ulvileştiriliyor. Ayrıca kadın aksiyon kahramanlarını da çok ilginç buluyorlar. Kadını önce erkekleştirelim sonra da kahramanlaştıralım! Erkek kahramandır ve kurtarılması gereken hep bir kadın vardır. Prodüksyonda da kadın sayısı artıyor. Ancak, tepedeki kişiler hep erkek. Sosyal hayatın içinde bastırılmış bir kadın var, hep engellenmiş. Mesela Michelangelo nasıl bir erkek olsun, eteğiyle çıkıp da resim mi yapsın? İnsanlık tarihinde kadının sanatla ilgilenmesi ev sınırları içerisinde kaldığı sürece kibar ve hoş göründü. Bu da erkeğe daha uygun eş olmak adınaydı her zaman.

Emel Çelebi: Teknoloji yardımcı oldu mu yönetmene? Tek başına hem yönetmen, hem kurgucu hem de montajcı olabilir mi insan?

Şehbal Şenyurt: Sinema çok paylaşılarak üretilen bir şey. Her şeyin tek kişiyle yapılması tehlikeli bence. En dar koşullarda ürettiğim belgesel kurmaca bile olsa ne kadar yaratıcı göz işin içine girerse o kadar yapmak istediğimize yaklaştırıyor bizi. Teknolojinin son hali hayatımızı kolaylaştırdı, bunu yadsıyamayız.

Melek Özman: Ve demokratikleştirdi...

Sezgin Türk: Yaşadığımız yerlerde örneğin belgesel sinemacılar olarak kaç kadın kaç erkek var bilmeyiz. Egemen olmak adına bir şey yok, diye düşünüyorum. Sistem sorunu olarak değil de güç ilişkilerine dair problemimiz var. Doğal süreçlerde zorluklar yaşadım elbette ama arbede durumu da yaşamıyorum açıkcası bir yönetmen olarak. Son beş yıldır gişe filmlerini izleyemiyorum. Hepsi sistem sorunu olarak geliyor. Bunun içinde olunca başka problemlere bakamıyoruz. Bir soruyu yanıtlarken belgeselci olarak yanıtlamalıyım. Sırf bir kadın kimliğimle değil de belgeselci kimliğimle yanıt veriyorum. Güç ilişkilerinden söz ediyoruz. Bilirkişi olmak bile egemenlik ilişkisidir.

Alin Taşçıyan: Orta kademenin üstünde üst düzey bir kadın yok sinema dünyasında. Sistemde kadın olmadığını görüyoruz. Bu yüzden sistemin cinsiyeti kesinlikle var ve bu da erkek. 18-35 yaş arası erkek hedef kitlesi için üretiliyor filmler. Film için son kararı veren, pazarlama direktörü oluyor. Kadın pazarlama müdürü yok dünyada. Sistemi kuran, yürüten ve savunan, erkek.

Şehbal Şenyurt: Her kavramımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Geçmişimizle ve de geleceğimizle yüzleşmemiz gerekiyor. Yüzleşme hallerini dayatıyoruz. Sorgulamalı ve yüzleşmeliyiz.


16 Haziran 2006