Türkçe 218 sayfa, 14 x 23cm. İstanbul
1. Baskı; Simavi Yayınları 1991
2. Baskı; Afa Yayınları 1995
3. Baskı; Doğan Kitapçılık 2002
Hayatı boyunca ne günlük tutmuş ne filmleriyle ilgili bir şeyler biriktirmiş;
evinde, çektiği filmlerden birinin bile video kaseti yok... Türk sinemasının
büyük ismi Atıf Yılmaz, sinema alanında elli yıldır ayakta durabilmesini,
nostalji kavramıyla uzak yakın hiçbir ilgisi olmayışına, geçmişte olan her şeyi
kafasından silip atma eğilimine ve hep ileriye, geleceğe dönük yaşamayı
seçmesine bağlıyor. Ama gene de geçmişe bakmaktan, hatırladıklarını bizlerle
paylaşmaktan kendisini alamıyor. İyi ki de öyle yapıyor. Ucundan bal damlayan
kalemiyle hayatına renk ve yön veren kadınları, sinemacı olarak çektiği çileleri
anlatıyor tatlı tatlı. Türk sineması üzerine saptamalarda bulunuyor o kalender
tavrıyla. Yeşilçam'ın ünlülerini ve adsız kahramanlarını, nice sanat ve edebiyat
üstadını koluna takıp rengarenk bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. Atıf Usta, ne
olur daha başka şeyler de hatırla! (Arka Kapak)
Söylemek Güzeldir
Afa Yayınları
Türkçe 287 sayfa, 1. Hamur, 13 x 20cm
İstanbul, Mayıs 1995
"Anılarım hiç bitmesin istiyorum. Eski yeni filmlerle, tanıdığım ve tanıyacağım
yeni insanlarla, yeni ilişkilerle tazelensin, zenginleşsin istiyorum. Belki daha
yüzlerce cilt de yazabilmek. Anlatabilmek... Söylemek güzeldir." (Atıf Yılmaz)
Türk Sinemasının sayısız filmine imzasını atan Atıf Yılmaz bu sözlerle anılarına
şimdilik bir nokta koyuyor. Hiç kesintiye uğratmadan sizi 40'lı yılların
Mersin'inden alıp 90'lı yılların İstanbul'una alıp getiren, tatlı dedikodular,
altedilen güçlükler, sevgiyle işlenmiş insan portreleri derken sizi ulusal
sinema, ulusal kültür, Türk Sinemasının geleceği gibi konularla karşı karşıya
bırakan, Türk Sinema Tarihine ışık tutan bu kitabı elinizden bırakamayacaksınız.
(Arka Kapak)
Kitle Yayınları, Kasım 2000
Türkçe; 13.5 x 19.5 cm; 172 sayfa, İstanbul
Eğer yoksulluğu, adaletsizliği, haksızlığı, sömürüyü, insanın insanca yaşamasını
engelleyen koşulları önleyecek gücün yoksa -ya da daha kötüsü böyle bir niyetin
yoksa- o zaman bir süpürgeyle bütün sorunları halının altına süpürüp halıyı
üzerine örtersin. Olmayan, daha doğrusu yok sayılan sorunlar insanın başını
ağrıtmaz. Gerçekler seni sıkıntaya sokuyorsa onları yok saymaktan daha iyi bir
çözüm yoktur. Özellikle toplumsal sorunlar ve cinsellik konusunda ikiyüzlülük ve
çifte standardın egemen olduğu bir toplumda başka çare de yoktur zaten.
Gerçeklerden kaçarak, gerçekleri yok sayarak nereye gelinebilir. Yanıt çok
basit: Günümüz Türkiye'sine.2000 yılında ülkemizin ne durumda olduğunu hep
birlikte yaşıyor ve görüyoruz.
Türk sinemasının gelişememesinin, uluslararası düzeyde başarılar kazanamamasının
en büyük nedeni sansürdür. Bu rezaletin sorumlularının çoğu artık yaşamıyor,
kimsenin de onlardan hesap sormak gibi bir niyeti de yok. Ancak bu olayların
unutulup gitmesine de gönlümüz razı değil. Ankara Sinema Derneği olarak amacımız
Türk sinemasında sansürü yaşamış kişilerin anılarını, uzman kişilerin
görüşlerini, bu konuda bilgisi olmayan genç kuşaklara aktarmak, ayrıca etkisini
kaybetmiş gibi görülen ancak hala var olan sansürü yeniden tartışmaya açmaktır.
Kitabımız çok yazarlı olmaktan başka ayrıca çok amaçlı. İsterseniz bir mizah
kitabı ya da bir tarih incelemesi veya bir Shakespeare trajedisi gibi
okuyabilirsiniz. Ancak biz 'Türk Sinemasında Sansür'ün her şeyden önce güncel
bir kitap olduğunu düşünüyoruz. (Arka Kapak)
Atıf YILMAZ HAKKINDAKİ KİTAPLAR
Sinemada 50 Yıl, Agah ÖZGÜÇ
Bu bölüm bu yıl sinemadaki 50. yılını kutlayan değerli yönetmen Atıf Yılmaz için hazırlanmıştır. Ankara Sinema Derneği "Atıf Yılmaz: Sinemada 50 Yıl" başlığı altında Agah Özgüç, Ahmet Soner, Atilla Dorsay, Burçak Evren, Deniz Türkali, Emine Demiray, Erdoğan Tokatlı, Erman Şener, Fatih Özgüven, Giovanni Scognamillo, Halit Refiğ, Leyla Özalp, Nazan Özcan, Orhan Oğuz, Ömer Kavur, Tunç Başaran, Yalçın Tura ve Yusuf Kurçenli'nin katkıda bulundukları bir kitabı yayına hazırlamıştır.
Nice yeni yıllara ve nice yeni filmlere, Atıf Usta !
Atıf Yılmaz'ı ne yapmalı ?
Atıf Yılmaz'ı ne yapmalı ? Türkiye'de sinemanın tüm emek, onur ve saygı ödüllerini sırayla hep ona mı vermeli? Bunca yıldır hala böylesine genç, böylesine hayata bağlı olduğu, yaşamı kavrama, espri yapma, her şeye o değişmez alçakgönüllü tavrıyla bakma, film çevirmediği nadir zamanlarda bile sinemayı soluyup nefes alma, kadınları hep ve her zaman sevme, sürekli güzellikler -tüm güzellikler- peşinde koşma özelliklerini övüp, ona ardı-arkası gelmeyen komplimanlar mı yağdırmalı?
Tüm bunları yapsak ne değişecek ki? Övgüye karşı böylesine zırhlı, komplimanlara karşı -belki güzel kadınlardan gelenlerin dışında- böylesine ilgisiz bir adamı ben hiç tanımadım ki... O, adına kibarca yaşlanmak dediğimiz çaresiz doğa olayına bile pabuç bırakmadı. Özelliklerini hiç yitirmedi, zekasının keskinliği hiç azalmadı, güzelliğe olan düşkünlüğü hiç düşüş göstermedi. İnsanın kalbi yaşla birlikte yumuşar, yaşlılık artık keskinliklerin törpülendiği, tutkuların azaldığı, her yandan ve yönden gelen övgülere karşı açık ve aç bir hale geldiği dönemdir gibi söylemleri hiç bir biçimde doğrulamadı. O hala dikbaşlı, alçakgönüllü, serazat, yaratıcı, hülyalı, geleceğe dönük yatırımlar yapan ve kendisini kimi zaman en zalim düşmanlarının önüne bile, açık bir kutu gibi, en saydam haliyle sunabilen kişi. Atıf Yılmaz sanki görünmeyen sayısız zırha bürünmüş dolaşıyor. Eleştiriye karşı zırhlı, hakarete karşı şerbetli, düşmanca davranışlara karşı çelebi, kıskançlıklara karşı sessiz, özellikle sinema mesleğindeki küçük ayak oyunlarına karşı bağışık. Kendisini hiçbir zaman büyük bir sinemacı saymadı, filmlerini ikinci-üçüncü kez izlemedi, hatıralar, anılar, belgeler biriktirmedi. Muradın Türküsü'nün, Erkek Ali'nin, Keşanlı Ali Destanı'nın, Adak'ın, Selvi Boylum Al Yazmalım'ın, Mine'nin, Adı Vasfiye'nin, Asiye Nasıl Kurtulur'un, Hayallerim, Aşkım ve Sen'in, herbiri Türk sinemasında bir dönüm noktası olmuş tüm bu filmlerin ve daha birçoklarının yaratıcısı, eseri üzerine hiç bir zaman büyük laflar etmedi, soyut sözler söylemedi, kendisini önemsemedi, yaptıklarını ön plana çıkarmadı. Onun sinemacı yanı kadar insan yanını da bilmek ve takdir edebilmek, benim gibi yanına bir parça yaklaşabilmiş tanışları için gerçek bir ayrıcalıktır. Bu ayrıcalığı bana verdiği için çok mutluyum.
Atıf Yılmaz, 50 yıldır sinemamızda çalışıyor, çabalıyor. Çok verimli olduğu bir dönem, birkaç dönem vardı. Alttan alta çalışıp çok daha az ürettiği bunalım dönemleri de oldu. Şu son dönemde bile, sinemamızdaki onca yeniliğe ve gençlerin adeta istila halindeki gelişine karşın, çalışıyor. Nihavend Mucize ya da Eylül Fırtınası gibi son filmleri pek takdir görmedi. Ama ben ilkindeki kıvrak alayın ve ikincisindeki adeta sessiz siyasal protestonun zaman içinde daha iyi anlaşılacağına inanıyorum. Nitekim Eylül Fırtınası'nın Batı'da kimi festivallerde gördüğü ilgi ve aldığı övgüler bunu doğruluyor.
Atıf Yılmaz anı saklamadığı gibi, filmlerinin korunmasıyla da bizzat ilgilenmedi. Bu açıdan birçok filminin -özellikle ilk dönem filmlerinin- kaybolup gitmiş olması, onun yapıtının tam bir değerlendirmesini engelliyor. Elbette istediğim ve özlediğim, genç kuşak eleştirmenlerinin biraz da kendi sinemamıza sahip çıkmaları. Oturup -ve Sami Şekeroğlu'nun başına ekşiyip- biraz Atıf Yılmaz izlemeleri, bize onun hakkında incelemeler ya da monografi düzeyinde çalışmalar üretmeleri. Türk sineması, son dönemde seyirciden görmeye başladığı büyük ilgi paralelinde, genç eleştirmenlerden ve akademisyenlerden de ciddi, kapsamlı, metodik,
tarihe ve geçmişe dönük çalışmalar bekliyor. Bunu en çok hak edenlerden birinin
de Atıf Yılmaz dostum olduğuna inanıyorum. Ona en içten sağlık, uzun ömür ve
daha nice yapıtlar üretmesi dileklerimle birlikte... (
Atilla Dorsay)
Sinemayı Sanat Yapanlar, Kerime SENYÜCEL
1995 yılında sinemanın 100. yılı kutlanırken, TRT de bu kutlamalara bir belgesel
ile katılmıştı... Yönetmenliğini Kerime Senyücel'in yaptığı yaptığı "Sinemayı
Sanat Yapanlar" belgeseli...
TRT Kurumu 1999 yılında bu çalışmayı kitaba çevirme kararı aldı.
Yaklaşık 100 yıldır kendi dilini oluşturma çabası içinde sinemamız... Güçlü
etkisi altında kaldığı tiyatrodan ancak 1950'li yıllarda sıyrılmaya başlamış.
Sinemamızın kendine özgü bir dil kurması için birçok yönetmenimiz konu üzerinde
düşünmüş, tartışmış, çalışmış, çabalamış... Altı yönetmen bugünkü sinemamızın
gramerini oluşturan altı isim... Belgeselimiz çekildiğinde "halen hayatta olan
en eski sinemacılar" diyorduk. Ama 1998 yılında Osman F.Seden'i kaybettik.
1999 yılında da Metin Erksan bölümü dışında belgeselin metin yazarı Mahmut Tali
Öngören aramızdan ayrıldı.
Metin Erksan bölümünün metni Doç.Dr. Kurtuluş Kayalı'ya ait.
Kitapta altı yönetmenin - Metin Erksan, Lütfi Ö.Akad, Atıf Yılmaz, Osman F.Seden,
Memduh Ün, Halit Refiğ - sinemacı kişilikleri yanında, sıcak insan yönlerini de
bulacaksınız. Belgeselde ve kitapta kullanılan çok sayıda fotoğraf, TRT, Mimar
Sinan Sinema ve TV Enstitüsü, sinema yazarı Agah Özgüç, ve altı yönetmenin
fotoğraf albümlerinden çekildi.
Sinemamızın giderek yükselen bir başarı çizgisiyle nice yüzyılları kutlaması
dileğiyle...