Mehmet Avcıdırlar’ın Ardından;



Tülin SERTÖZ

Bir adam düşünün ki ne bir kimsesi var, ne belli bir geliri ne de sürekli bir işi. Ama işsiz güçsüz insanların tavırları da değil onunki. Dim dik, sağlam bir duruşu var. Kendine güveniyor. Dürüst ve net. Fotoğraf çekerek Anadolu’yu baştan başa dolaşıyor. Bazen birilerinin evlerinde kalıyor. Fotoğraflarını koyacak yeri yok.

Yaralı bir aslan mıydı yalnız bir kurt mu bugün hala bilemiyorum. Böylesine her türlü dayanaktan yoksun, böylesine yalnız bir hayatı kendi gücüne güvendiği için mi seçmişti yoksa hayat onu yaraladığı ve bu zor yola ittiği için mi? Muntazam bir işi, muntazam bir aile hayatı, evde onu bekleyen sıcak bir çorbası olsaydı yine böyle eğilmez bir kişiliği olur muydu? Yoksa hayat ona da verdikleri karşısında hepimizden olduğu gibi tavizler talep etmeye başlar mıydı? Bilemiyorum.

Mehmet Avcıdırlar ile Ankara’dan Edirne’ye kadar ve sonra da 13 gün boyunca bir çekimin gerginliklerle dolu tempolu çalışması esnasında, sonra da dönüş yolculuğunda, onun ömrünün son beş yılına girdiğini bilmiyordum elbet. Kendisi de bilmiyordu onca yalnızlığın, insanlardan gördüğü onca ihanetin sonra ermesine az kaldığını.

Dobra dobra fikirlerini korkmadan söyleyen bir adam vardı yanımızda. Bence biraz yaralıydı, insanların kendisi kadar dürüst ve kendisi kadar açık olmamalarına. En çok kullandığı söz: “İsabet!”ti. Özellikle kızdığı zaman bu sözü çok kullanırdı. Yani sık sık. Koskoca bir çekim seyahatine küçücük bir çantayla gelmişti. Jilet gibi kıyafetine bakınca bu kadar az eşyası olması anlaşılmayabilirdi ama bir kaç gün sonra üzerindeki herşey temizleyiciye verilmişti ve o bu defa başka bir renk yine ter temiz bir kıyafetle ve baştan başa yenilenmiş olarak karşımıza çıkmıştı. Sevgisini belli etmezdi pek ama sevdiği zaman arkasından söylediği sözlerle belli ederdi duygularını. İlginç bir kişilikti ve bütün o yoksunluğuna rağmen ona saygı duymamak imkansızdı. O bir karakterdi.


Tülin SERTÖZ
15 Kasım 2006