|
Midilli’den Ayvalık’a Bir Mübadele Öyküsü

Yapım Tarihi : 2005
Süresi : 00:00:00
Format : Digital Video
Yönetmen - Zeynep KAZANCIGİL
Bir mübadele öyküsü
30 Ocak 1923’te imzalanan Lozan protokolü ile zorunlu olarak yer değiştiren Türk
ve Rumların hikayeleri "Midilli’den Ayvalık’a Bir Mübadele Öyküsü" adlı bir
belgesele konu oluyor.
Lozan’da 30 Ocak 1923’te imzalanan "Türk ve Rum Ahalinin Mübadelesine Dair
Mukavelename ve Protokol" o dönemde Türkiye’de yaşayan Rumlarla, Yunanistan’daki
Türklerin hayatını alt üst etti. İsmet İnönü ve Eleftherios Venizelos’un imza
koyduğu bu protokol ile Anadolu’da yaşayan 1 milyon Rum ile, Rumeli ve
Adalar’daki 350 bin Türk zorunlu olarak yer değiştirdi. Kuşaklar boyu
yaşadıkları, vatanları olarak benimsedikleri toprakları ve mal varlıklarının
büyük kısmını yitirdiler.
Bugün mübadelenin üzerinden 78 yıl geçti. Zamanla her iki tarafta da göçmenler
yeni vatanlarına alıştılar. Ama özlemleri bitmedi. Kuşaklar boyu çocukları,
torunları eski yurtlarının hikayeleri ile büyüdü. Bu önemli tarihi olay pek çok
kitaba ve belgesele konu oldu. Bu yıl televizyon yapımcısı Zeynep Kazancıgil ve
gazeteci Fatih Türkmenoğlu özellikle Midilli mübadilleri ile ilgili bir belgesel
çekiyor. "Midilli’den Ayvalık’a Bir Mübadele Öyküsü" Nuri Çolakoğlu’nun sahip
olduğu belgesel, kültür ve sanat kanalı ARTV’nin desteğiyle çekiliyor.
Yurdışında da pek çok kanalda gösterilmesi planlanıyor. Ekip 2002 Mart’ında
tamamlanacak dört bölümlük belgesel Kültür Bakanlığı 5 milyar lira destek vaat
etmiş. Ama çekimlere başladıktan sonra, yapımcı Kazancıgil bu paranın
yetmeyeceği konusunda endişelenmeye başlamış. Ekip şu anda Ayvalık civarında
çekimlerde. Kendisi de bir Midilli mübadili olan Kazancıgil, Ayvalık’tan
telefonla belgesellerini ve mübadele öykülerini anlattı.
Neden mübadeleyle ilgili bir belgesel çekmeye karar verdiniz?
Ben hem 10 yıllık televizyon yapımcısıyım hem de Midilli mübadiliyim.
Anneannemden ve Ayvalık’ta geçen çocukluğum boyunca Midillililerden dinlediğim
hikayeler vardı hep. Zaman içinde bu hikayelere araştırmacı gözüyle bakmaya
başladım. Mübadillerin hikayeleri çok ilginç. Midilli, Osmanlı’ya, İstanbul’a en
yakın ada. Dolayısıyla oldukça kayrılmış. Adada okul olduğu için hepsi
eğitimliler. Orada vakıflar kurmuşlar ve bu vakıfların geliriyle İstanbul
medreselerini finanse etmişler. Dolayısıyla çocukları da orada okumuş. Onun için
mübadele sonrasında buraya gelen Midillililer daha farklı, daha eğitimli,
bilgili görgülüler. Ama yine de mübadeleyle gelmenin tüm zorluklarını
yaşamışlar. Benim için bunlar çok çekiciydi çocukken. "Neden bizimkiler daha
farklı?" diye düşünüyordum.
Nasıl farklıydılar?
Bölgede yaşayan diğer Ege köylülerine göre farklılar. Bütün adalarda öyle.
Ailede ekonomik güç, mallar hanımların üzerinde. Hal böyle olunca yaptırım ve
karar verme güçleri de onların oluyor. Yemek kültürü Anadolu’dan çok farklı.
Balıklar, sebzeler ve zeytinyağlılar üzerine kurulmuş. Daha fusion kılıklı bir
mutfak. Giyim kuşam çok rahat. Kadınlar oldukça süslü. Pek geçinemezler
Midillililerle ama Giritlilerde de öyle.
Görmedikleri topraklara şiirler yazmışlar
Geçinemezler mi?
Öyle demeyeyim ama onların farklı ada alışkanlıkları var. Girit, Osmanlı’ya en
uzak ada. Dolayısıyla Türkçe'yi az öğrenebilmişler. Daha çok Rumca konuşuyorlar.
Ve ilk mübadelede zavallılar çok sıkıntı çekiyorlar. Çünkü dertlerini
anlatamıyorlar. Mallarının karşılığını bile alamıyorlar. Bizim çocukluğumuzda
bile alışkanlıkları devam ediyordu. Rumca konuşurlar ama namazında niyazında,
vatana, millete çok bağlıdırlar. Bir vefat olduğunda siyahlar giyerler. Çocukken
onları Rum zannederdik biz.
Birinci kuşak mübadillerden kaç kişiyle konuştunuz?
Biz bu bölgede o kuşaktan 8-9 kişiyle karşılaştık. Ama şimdiye dek toplam 20-25
kişiyle konuştuk. Herkesle bağlantımız var, tüm belediyeler bizim için
çalışıyor. Nerede, kim varsa haber veriyorlar sağ olsunlar. Bu işler belki 10-15
sene önce yapılmalıydı. Ama yine de zararın neresinden dönersek kârdır.
Yaşlı mübadiller kırgın mı hükümetlere?
Çok enteresan hiçbir kırgınlık yok. Benim ailemde de yoktu. "Biz Rumlarla çok
iyi dostuz. Bizim dışımızda, politikacıların yüzünden oldu bu" laflarının
dışında hiçbir şey duymadık. Bir sabuncu ustasına gittik, 94 yaşında. Adaya
giderseniz dostlarıma selam söyleyin, diye dostlarının adını sayıyor. Zaten çoğu
geri dönmüş mübadeleden sonra dostlarıyla buluşmak için. Çünkü 30’lu yıllara
kadar gidip gelmek daha kolaymış. Tabii ki savaşın getirdiği, iki tarafın da
birbirine ettiği eziyetler olmuş. Ama onlara sorunca yalnızca dostluklarını
hatırlıyor, anlatıyorlar.
Çalışmanızın şu anda size en cazip gelen tarafı ne?
Neyle karşılaşacağını bilmemek. Hiç ummadığınız 2. kuşak bir mübadil annesi
Midilli’deki evine duyduğu özlemi anlatan bir şiir yazmış, lambasından
merdivenine kadar evi anlatıyor. Düşünün ki orayı hiç görmemiş, annesi bıraktığı
toprakları o kadar özlemiş, anlatmış ki o da gözünde canlandırmış. Ben çok
duygusal yaklaşmamıştım başta bu işe. Ama çok duygu yüklü bir iş. Bu mübadelenin
zorunlu olması çok tuhaf. Bir gece içinde her şeyi bırakıp gitmek iki taraf için
de çok zor.
Danışma kurulunda da ünlü mübadiller var
Lozan Mübadilleri Vakfı’ndan da destek alıyorsunuz. Bu vakıf nasıl çalışıyor?
Selanik’te 1,5 yıl önce kurulan bu vakıf bizi buldu, projemizi destekledi. Bize
bir sürü isim verdiler. "Midilli Mübadilleri"nin ardından Selanik ve Rumeli ile
diğer adalardaki mübadilleri de onlarla birlikte yapacağız.
29 Ekim’de bir mübadele gezisi var.
O da vakfın fikri. Biz o grubu takip edeceğiz. Karşılaşma ve buluşmaları
çekeceğiz. Bir de körfez belediyelerini ayarladık. Bu bölgedeki bütün belediye
başkanları ve gazeteciler de geziye geliyorlar. Belediyelerin hepsi Midilli’yle
ilişkiler kurmuşlar ve kardeş belediyeleri var orada.
Bir de kitap yazacaksınız konuyla ilgili...
Aslında ben önce kitap için yola çıktım. Kitap fikri Pan Yayınları’nın. Midilli
hikayeleri anlattırırlardı bana hep. Televizyoncu olduğum için önce belgesel
oldu. Mart 2002 gibi Mübadele Öyküleri kitabı çıkacak.
Belgeselin danışma kurulunda da İlber Ortaylı, Şahin Alpay, Ömer Madra, Burçak
Evren, Yorgo Kirbaki, Gündüz Aktan gibi isimler var. Onları nasıl seçtiniz?
Şahin Alpay’la bizim aile bağımız var, o da bir Midilli mübadili. Ömer Madra da
Ayvalıklı bir mübadil. Celal Üster de var, o da bir mübadil. İlber Ortaylı ise
bu konuda araştırma aşamamda çok yardımcı oldu. Çekimler bittikten sonra beni
arşivleri araştırmakta da yönlendirecek. Tabii ki çok önemli onun desteği.
Tarihi hatalar yapmak istemem. En iyi kimse onun yönlendirmesiyle iş yapıyoruz.
Müziği nasıl olacak?
Müzik için de araştırma yaptık. Rebetiko üzerine çalışan herkesle konuşuyoruz.
Ada şarkılarını bir araya getirip kullanacağız.
Neden herkes şapkalı?
Bu şapkalı adamların hikayesi çok ilginç. Ön sırada açık renk takımlı bey Halit
Bey. Ayvalık’ın ilk belediye reislerinden. Belgeselin yönetmeni Kazancıgil’in de
büyük büyük dedesi olan Halit Bey de bir mübadil. Kazancıgil, tayinle Ayvalık’a
geldikten bir süre sonra hükümetten emir geliyor: "Kılık kıyafet devrimi oldu.
Balıkesir’e şapkalar gelecek. Onları erkeklere giydirip, bir fotoğraf çektir;
bize gönder" deniyor. Halit Bey denileni yapıyor ve bu fotoğrafla kılık kıyafet
devriminin yapıldığı kanıtlanmış oluyor.
Kaynak
Milliyet Pazar, Mefaret AKTAŞ
Öykü anlatma sırası torunlarda
Fatih Türkmenoğlu ile Midilli Mübadelesi'nin üçüncü kuşak çocuklarından olan
Zeynep Kazancıgil şimdiye kadar kimsenin dokunmadığı bir gerçeği yakaladıklarına
inanıyor.
'Bir Mübadele Öyküsü' belgeseli, insana odaklanan içeriğiyle Türk ve Yunan
halklarını bir kez daha buluşturacak. Fatih Türkmenoğlu ve Zeynep Kazancıgil'in
hazırladığı belgesel, ekim sonu ArTV'de yayımlanacak
Yayına cumhuriyet bayramında başlaması planlanan kültür, sanat ve belgesel
kanalı ArTV, yapımlarında bu coğrafyadan doğan hikayelere de geniş yer verecek.
ArTV için deneyimli gazeteciler Fatih Türkmenoğlu ve Zeynep Kazancıgil'in
hazırladığı 'Bir Mübadele Öyküsü' adlı belgesel de, bu çabaların somut
örneklerinden
birini teşkil ediyor. Yapımla birlikte
'Midilli Mübadele Dönemi' de ayrıntıları ve tanıklarıyla beyazcama yansıtılacak.
Çekimlerine eylülün ikinci haftasında başlanacak ve bir buçuk ayda tamamlanması
beklenen belgesel için önce İstanbul'da, sonra Ayvalık'ta, Midilli'de, Atina'da
ve en son da Marsilya'da çekimler yapılacak.
Göçle değişen anılar
Lozan Barış Antlaşması'yla Türkiye'de yaşamaya zorunlu tutulan Midilli
Türklerinin ve Midilli'ye gönderilen Rumların belgeselini çekecek ekibin
kilometre taşlarından Zeynep Kazancıgil, Milli Mübadele'nin üçüncü kuşak çocuğu.
Dedesinden dinlediği hikâyeleri Midilli'deki bir avuç yaşlının ağzından da
dinleyerek onların yaşadığı acılara, gerçeklere ışık tutmak istiyor. Hem
Kazancıgil, Hem de Türkmenoğlu, 'farklı bir şey'i yaptıklarına, şimdiye kadar
kimsenin dokunmadığı bir gerçeği yakaladıklarına inanıyor.
Özellikle Midilli Mübadelesi'ni konu olarak seçmenizin nedeni nedir?
Kazancıgil: Mübadele diye bizim sözettiğimiz,
Lozan Barış Antlaşması'yla zorunlu olan Türkiye'de yaşayan Rumlarla Balkan
Yarımadası'nda ve Adalar'da yaşayan Türklerin yer değiştirmesi. Bunun en acı
tarafı göçün zorunlu olması ve çok kısa bir sürede bu insanları topraklarından
evlerinden
ayrılıp başka bir yere göç etmeye mecbur etmesi. Benim Midilli konusuna eğilme
sebebim, Midilli Mübadili çocuğu olmam. Burada bir insan faktörü var. Siyasi
olarak alınmış bir karar ama insan unsuruna çok büyük bir etkisi var, çünkü
vatanlarından
yurtlarından sökülmüşler her ne kadar anavatana dönseler de hiç bilmedikleri bir
yere gitmişler ve o özlem hiç bitmiyor. Bunun insan üzerindeki etkisi bizim
belgeselde yapacağımız.
Bu mübadillerden sözlü tanık olarak şu anda yaşları 85 ile 95 arasında bir avuç
yaşlı kaldı. Bunları da kayda geçirmek istiyoruz. Özel olarak Midilli'yi
yaptığımız için Midilli'deki ve Ayvalık'taki o yaşlıları çekip o anılarını, o
günlerini, nasıl olduğunu onlara ne acılara mal olduğunu ve aynı zamanda işin
ardında nasıl hoş öyküler de olduğunu anlatacağız.
Belgeselle ilgili kitap ve internet sitesi de yolda galiba...
Bu konuyla ilgili tez, araştırma yapmış hem Yunanistan'da hem Türkiye'de 40
civarında uzmanla çalışıyoruz. İnternette Midilli Mübadilleri'yle ilgili bir
site hazırlıyoruz. İki ayaklı bir projektör. Birisi Mübadele Ödülleri diye bir
kitap çıkacak, öbür taraftan Fatih'in ekranını, formatını oluşturduğu bir
belgesel. Belgesel daha farklı ve güncel bir yaklaşım, kurgudan ziyade birebir
öykünün anlatılması gibi bir şey.
Yunan aydınlarının yaklaşımları ve katkıları nasıl oldu?
Kazancıgil: Hem Yunanistan'da hem Türkiye'de,
tarih araştırmacısı, belgeselci, gazeteci, bilim tarihçi oldukça geniş bir
ekibimiz var. Özellikle Yunanlı araştırmacılardan da yardım aldık. Çünkü
Yunanistan'da Küçük Asya
Araştırmaları Cemiyeti var ve burada özellikle bu mübadeleye ait müthiş döküman
var. Midilli Üniversitesi'nden yardımcılar var. NTV'de de çalışan Yunanlı
muhabirler bu projeye destek veriyor. Bunun yanı sıra Tarih Vakfı'yla paralel
çalışıyoruz. Muhtemelen mübadelenin ilk gezisini Atlas dergisiyle paylaşmayı
düşünüyoruz. Belgesel yaklaşımı olarak da dramatik, trajik belgesellerden
tamamen farklı bir yaklaşım.
Belgesel sadece Türkiye'de mi gösterilecek?
Kazancıgil: Hayır Yunanistan'la da paylaşacağız, uluslararası yarışmalara
yönelik bir formatta da çekiliyor. Şu anda isim vermek istemem ama katılacağı
birtakım yarışmalar da var.
Belgeselin teknik özelliklerinden bahseder misiniz?
Türkmenoğlu: Dört bölümden oluşacak. 120 ile 160 dakika arasında süresi
değişecek. Belki biraz daha uzatacak çekimleri ama tek kameramanla çalışacağız.
Çünkü doğallıktan yanayız. Işıklar, canlandırmalar olmayacak. Digital Video
kamera formatında olacak.
İkimiz sunacağız. Çok ağır bir dökümantasyonla çalışmış olmamıza rağmen bunu
insanlara kanıtlamamız gerekmiyor. Mesela programı sunarken 'Ya biliyor musun
Zeynep, ben şunu okudum' gibi sanki ilkokul çocuğuna anlatıyormuş gibi
sunacağız. Ama bunun yanında komik hikâyeler de olacak mutlaka. Küpesini
düşürdüğü için kendini Ege'nin sularına atan komik bir kadının belgeseli de
olacak. İnsan faktörü her şeyden önemli.
Kaynak
Radikal
07/08/2001, Burcu TUVAY
|