Yeni Han




Yapım Tarihi - 2025
Süresi - 00:52:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen / Directed - Bingöl Elmas
Senarist / Written - Bingöl Elmas
Görüntü Yönetmeni / Director of Photography - Koray Kesik
Kurgu / Editing - Kurtuluş Özgen
Müzik, Music - Envato Elements
Video Arşiv, Video Archive - Envato Elements
Renk Düzenleme, Colorist - Beste Kaçmaz
Afiş Tasarımı / Poster Design - Ümit Berkup
Yönetmen Yardımcısı / Assistant Director - Alev Elmas
Deşifre, Transcript - Hamiyet Baklacı
Redaksiyon / Proofreading - Ufuk Özgen
Kurgu Stüdyosu / Editing Studio - Nöbetçi Ajans

Çeviri, Translations
Arapça, Arabic - Eser Gül, Özgür Deprem, Nur Beyazıtoğlu
Kürtçe, Kurdish - Salih Bilen
Rusça, Russian - Tolga Özçelik, Anna & Celal Ceylan
İngilizce, English - Burak Altıngöz

Filme Katılanlar, Participants
Abdurahman B.
Amr Zakaria
Burhan Yasar
Daila Saree
Gökhan Kurt
Maradona Hasan
Muhammed Elgacer
Murat İncikuş
Samir Babayev
Şerif Sendou
Zülfü Kaplan

Mekanlar, Thanks
YeniHan, Yemen Mutfağı, Şam Sofrası, Maandeeq Restaurant, Beyt Halep, Seyfo Kargo, Miba Kargo, Al Afandy Cafe Restaurant

Teşekkürler, Special Thanks To
Nour Jammal, Cezmi Zilan, Isa Örken
Zülfü Kaplan, Sami Gök, Nevzat Aladağ
Metin Bayrak, Bişar Bektaş, Seyhan Duru
Kemal Duru, Atlas Hakan Özel
Abdullrahman Baklacı, Zeycan Elmas
Semih Demir, Cemil Elmas, İsmigül Elmas
Pervin Metin, Özge Akkoyunlu, Burak Dal
Eren Bozbas, Celil Badikanlı, Dilan Engin,
Şirin Bahar Demirel, Hakan Aytekin, Fırat Yücel
Ebubekir Çetinkaya, Elif Ergezen, Özge Astan
Mustafa Ünlü, Ufuk Özgen, Berkay Göçer

Göçmenlik, yabancılık ve birlikte yaşamanın imkânı üzerine bir film.
Aksaray, İstanbul’un tarihi yarımadasında bir semt. Şimdilerde ise savaşlardan, yoksulluktan, yok oluştan kaçan insanların sığındığı bir istasyon. Suriye’den Somali’ye, Uygur bölgesinden Kazakistan’a uzanan bir coğrafyanın izleri, bu semtin sokaklarında birbirine karışıyor. Etiyopyalı bir kuaförle Şam mutfağı yan yana; Kazak restoranını Gazze falafelcisi takip ediyor. Urfalı kargocuya, Somalili rakipken Yemenliyle Uygurlu komşu esnafa dönüşüyor.

Aksaray’da bu dönüşümün simgesi ise Yeni Han, burası sığınmacılar için adeta bir çare arama durağı. Savasta ayrı düşmüş aileleri birleştirmenin yoluna burada bakılıyor. Mültecilik başvuruları, dava dilekçeleri, okul kayıtları, çalışma ve oturum izinleri…Belgeler çevrilirken hayatlar da mekanla birlikte dönüşüyor. Kimine göre tekinsiz bir mekan, çare olduğu kadar dert de yaratan bir yer. Özcesi Yeni Han, resmi olanla gayri resminin hızla yer değiştirdiği anlarla dolu.

Tüm bunların yamacında aynı sokakta, aynı binada yaşayan sığınmacılarla yerel arasında görünmez kapanmayan bir mesafe var. Yakın ama temassız. Kimi zaman korkuyla, kimi zaman önyargıyla örülen bir sessizlik. Tanımadan konuşulan, karşılaşmadan kurulan fikirlerle dolu.
Bu film, insanlar arasındaki görünmeyen mesafeyi, sessiz korkuyu ve birlikte yaşamanın kırılgan ihtimalini konu alıyor.












9. Amed Film Festivali, FilmAmed Gösterim Seçkisi. 2025
20. Boston Türk Belgesel ve Kısa Film Yarışması, Finalist. 2025








Göçten yabancılaşmaya: Bingöl Elmas’ın ‘Yeni Han’ filmi üzerine

Belgeselci Bingöl Elmas, “Yeni Han” filminde Aksaray’daki göçmenlerin yaşamını anlatıyor: “Değişen şehri sorgulamak yerine öfkemizi gücümüzün yettiği sığınmacılara yönelttik.”

Belgesel Sinemacı Bingöl Elmas, 9. Filmamed Belgesel Film Festivali’nde gösterilen son filmi “Yeni Han”da göç, kentsel dönüşüm ve yabancılaşmayı odağına alıyor. Film, İstanbul-Aksaray-Yeni Han bölgesinde yaşayan göçmenlerin hayatlarından yola çıkarak hızla dönüşen kentlerin insan ilişkilerini nasıl dönüştürdüğünü sorguluyor.

Elmas, “Kent dönüşürken sadece binalar değil, insanlar da değişiyor. Birbirimizi duyamaz hale geldik” diyor. Elmas ile hem filmin çekim sürecini hem de Türkiye’de belgesel sinemanın mevcut durumunu konuştuk.

‘Göç filminden çok, bir yabancılaşma filmi'
Yeni Han’ın hikayesi nasıl başladı?

Aslında filmin çıkış noktası kentle kurduğum kişisel ilişkiydi. Yaşadığım şehirde, her köşe başı değişiyor, eski mahalleler yok oluyor, insanlar yerinden ediliyor. Kent dönüşürken hafızamız da siliniyor.

Biz sığınmacılara güya kucak açtık ama aslında onların üzerinden de ticaret yaptık; vatandaşlık sattık, AB’den paralar aldık. Kontrolsüz şekilde nüfusumuz arttı. Bizler ise değişen şehrin nedenlerini sorgulamak yerine, öfkemizi ve nefret söylemlerimizi doğrudan gücümüzün yettiği sığınmacılara yönelttik. Bu nefret söylemi, bizi ırkçılığa, lince götüren çirkin bir şeye dönüştü. Yeni Han da bütün bu hikayelerin toplandığı bir yer olduğu için belgesele dönüştü.

Bir “göç filminden” çok, bir “yabancılaşma filmi”. Aksaray-Yeni Han bölgesinde çekim yaparken, orada yaşayan insanların hem şehirle hem birbirleriyle kurdukları mesafeyi gördüm. Göçmenler, hayatta kalmak için görünmez olmaya çalışıyor. Ama bu görünmezlik, toplumun geri kalanına da sirayet etmiş durumda. Kimse kimseyi tanımıyor, kimse kimseye güvenmiyor.

‘Onlar için öncelik olan tek şey hayatta kalmak’
Filmi izlerken o hanın bir “var olma savaşı”nın mekanı olduğunu hissediyoruz. Yeni Han’daki karakterler için hayatta kalmak ne anlama geliyor?

Bence çok trajik bir şey. Karakterlerimizden biri “Evet ülkenizdeyiz, teşekkür ediyoruz ama her şey çok zor. Fakat güvenlik var” diyor. Güvenlik dediği şey; bombalanmıyorsunuz, çatınız var. Ekonomik kriz var, düşmanlık var ama hayatta kalıyorsunuz. Hayatta kalmak, canının bedende olması meselesi kadar basit olabilir bazen. Aileleri parçalanmış, yakınları ölmüş. Onlar için öncelikle olan tek şey hayatta kalmak, sonra da yeni bir yurt edinmek için uğraşmak.

‘Kamera açıkken herkes biraz kendini korur’
Belgesel sinemada “gerçeklik” hep tartışma konusu. Kamera ile çekilen kişi arasındaki o ilişki sizde nasıl kuruldu?

Gerçeklik, kamera açıldığında değişiyor zaten. Herkes biraz kendini koruyor, biraz rol yapıyor. Ama bence o koruma hali de gerçekliğin bir parçası. Kimi zaman kamera dışındaki sohbetlerde daha samimi anlar yaşanıyor ama film, o sınırların içinden kurulur.

Benim için mesele, o mesafeyi gizlemek değil, göstermek. İzleyici, oradaki çekingenliği, sessizliği, korkuyu da görsün istedim. Çünkü göçmenlerin hikayesi zaten hep yarım kalıyor; çoğu konuşmak istemiyor, korkuyor. O sessizliği sansürlemek yerine, filmin içinde duymak istedim.

‘Bir sahneye hazırlık yapıyorsunuz, o kişi ertesi gün yok’
Han’da yaşayan ya da Han’la bağlantısı olan karakterleri nasıl seçtiniz? Onların hikayeleri filmin bütününe nasıl bir derinlik katıyor?

Bir tek Maradona’yı bir arkadaşımın tavsiyesiyle tanıdım. Onun dışında Han’da gidip selam verdiğimiz, derdimizi anlattığımızda bizimle sohbet etmeye devam eden insanlarla çalıştık. Aslında o Han’da konuşmaya ikna olan herkes karakter olabilecek kadar güçlü bir geçmişe sahip. Kimiyle bir çay içtik, kimiyle aylarca görüştük. Bazıları çekimlerden sonra ortadan kayboldu; izlerine rastlayamadım. Bu bile göçmenliğin kırılganlığını anlatıyor aslında. Bir sahneye hazırlık yapıyorsunuz, o kişi ertesi gün yok. Ya sınır dışı edilmiş ya iş değiştirmiş ya taşınmış. Film, bu geçicilik duygusunu da taşıyor.

Karakterler kendilerini ifade etseler de hikayelerinin gerçekliğinden şüpheliyim. Bu kadar korunmaya ve savunmaya geçilen bir noktada, gerçekten hikayelerini anlatmak için bizimle geçen süreler yetmeyebilir. Türkiyelilerin geneli onlara düşmanca yaklaştığı için, hoşumuza gidecek şeyler söylemeyi tercih etmiş olabilirler. Bir karakterin “Bunlar faso fiso şeyler, ben savaşta daha başka şeyler yapıyordum” deyip çekimi durdurması da bunun bir göstergesiydi.

‘Göçmen kadınlar en görünmez olanlar’
Filmde tek bir kadın karakter var, Yemenli bir kadın. Daha çok erkekler için dizayn edilmiş bu hanlarda, bu mekanlarda kadınların kendilerini var edebilme olanakları var mı?

Aksaray-Yeni Han bölgesi çok katmanlı bir yer. En görünmez olanlar kadınlar. Göçmen kadınlar hem toplumsal hem ekonomik baskıyla baş ediyorlar. Kamusal alanda görünür olmak onlar için riskli; o yüzden varlıkları hep “görünmezlik” üzerinden biçimleniyor. Filmdeki kadınların hikayeleri, bu görünmezliğin içinden geliyor. Bir kadın bana “Burada nefes almak bile bazen suç gibi” demişti. O cümle benim için filmin omurgası oldu.

‘Bir film dünyayı değiştirmez ama konuşmayı başlatabilir’
Filminiz güçlü bir toplumsal ayna işlevi de görüyor. Bunu bilinçli olarak mı hedeflediniz?

Elbette. Çünkü Türkiye’deki kutuplaşma, ırkçılık ve nefret söylemi, sadece politik bir mesele değil, bir duygusal kopukluk meselesi. Artık birbirimizin acısına dokunamıyoruz. Yeni Han biraz da bu dokunamamanın hikayesi. Bir film dünyayı değiştiremez belki ama bir konuşmayı başlatabilir. Eğer bir izleyici bile “Ben de bu ön yargıya sahibim” derse, o zaman film amacına ulaşmıştır. Ben o farkındalık anını çok önemsiyorum.

‘Empati olmadan hiçbir yere varamayız’
Yeni Han’ı izleyenlere ne söylemek istersiniz?

Empati olmadan hiçbir yere varamayız. Göçmenlere, yoksullara, ötekilere bakışımız aslında kendimize tuttuğumuz aynadır. Ben Yeni Han’ı o aynayı biraz aralamak için çektim. Bizi ayıran sınırların, kimliklerin, ön yargıların ötesine geçebilmek için önce birbirimizi duymamız gerekiyor.

‘Belgesel sinemada direnmek artık bir yaşam biçimi’
Türkiye’de bağımsız belgesel üretimi sizce hangi noktada?

Durum sürekli ağladığımız konuların daha kalın çizgilerle olduğu bir noktada. Sürekli sıfırdan ve büyük emekle üretiyoruz. Finansmanı karşılamak imkansız hale geliyor. Bu ekonomik kriz en çok bizim gibi insanları vuruyor. Artık çoğu şeyi tek başımıza yapıyoruz: ses, görüntü, kurgu, arşiv araştırması… Ama yine de bırakmıyoruz. Çünkü belgesel sinema, bizim için sadece bir tür değil, bir yaşam biçimi. Direnmenin bir yolu.

Dağıtım koşullarına gelince, birçok festival sansürle uzlaştı ve sansürü gayet normalleştirdi. Programlarını, belgesel bölümlerini rahatlıkla kapatabiliyorlar. İktidar, o dönem kimi düşman ve riskli gördüyse, festival baştan seçerken onu eliyor. LGBTİ’lerle veya Kürtlerle ilgili filmlerin programlara girmesi artık çok daha imkansız bir yere geldi. Alternatif üretim ve dağıtım koşulları, sansüre karşı ses çıkarma konusunda çaba sarf eden FilmAmed ve Özgür Sanat Girişimi gibi kurumlar çok kıymetli. Çünkü diğer tarafların gözümüzün içine baka baka sansürün alasını yapıyor olması bizi çok öfkelendiriyor.

‘Her türlü birleşik mücadele vermemiz gerekiyor’
Diyarbakır’dayız, bölge siyaseti açısından konuşacak olursak gerilimi ve barış arayışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yanı başımızdaki savaşın ne kadar vahşice ilerlediğini görüyorsun. İsrail’in soykırımını görüyorsun, ülkelerin nasıl parçalandığını görüyorsun. Ve bunlarla yüzleşirken, bizler o masadan sağ, sağlıklı ve onurlu bir şekilde kalkmayı başarmalıyız. Bu büyük bir uğraş. Umutsuzluğa kapılmamak gerekiyor ama işimiz kolay değil, uğraşmak gerekiyor. Bu da her birimizin bir şeyler yaparak olabileceği bir yer.

Şimdiye kadar Kürtlere uygulanan hukuk oyunuyla, kayyımlarla, işgal ederek, çökerek yapılanlar şimdi Türkiye’nin geneline uygulanıyor. Buralara sessiz kalındığı için bu kadar cesaretlenip bu kadar yayıldı. “Çünkü o Kürt, çünkü o eşcinsel, çünkü o bilmem ne” deyip ayrılmaya ve mücadeleyi birleştirmemeye devam edersek, bu baskı sürecek.

Bizim her türlü birleşik mücadele vermemiz gerekiyor. Nasıl dünyanın tümündeki sağcılar birleşip hareket ediyorsa, bence bunun karşısında direnen insanların da birlikte örmesi gerekiyor mücadeleyi. Yoksa tek tek kendi başımıza uğraştığımızda kurbana ya da ava dönüşüyoruz.



evrensel.net
Elif Ekin Saltık
ekinsaltik@gmail.com