Yapım Tarihi - 2016
Süre - 01:10:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Nezahat Gündoğan
Yapımcı - Kazım Gündoğan
Görüntü Yönetmeni - Metin Dağ
Kurgu - Uğur Kutay
“En iyi tarihçiler çocukluklarını ceplerinde taşıyanlardır.”
Vank’ın Çocukları,
1938 Dersim Katliamından kurtulan ve her biri bir yere savrulan, farklı kültür
ve inançlara dahil aynı sülaleden Ermeniler, onların köyü ve köydeki manastır
etrafında geçen bir film. İzmir’de yaşayan öğretmen Zeynep, 2000’li yıllarda
rastlantı sonucu annesinin Dersimli (Tunceli) Ermeni olduğunu öğrenir. 1938
katliamından sonra evlatlık verilen annesi Aslıhan Kiremitçiyan’ın ismi Fatma
Kiremitçi, etnik kimliği ve inancı ise Türk ve Sünni ‘yapılmıştır’ . Annesinin
akrabalarının bazılarını bulan Zeynep onlarla annesinin köyünde buluşur.
Annesinin anlattıklarının izini sürer; onun çocukken yaşadıklarını anlamaya,
hissetmeye çalışır. Zeynep, bu sayede Vank Köyü ve oradaki manastır hakkında
daha fazla bilgi edinir. Her biri farklı kültürlerden de olsa annesinin
akrabalarını bulmuştur. Artık annesinin hikayesinin, geçmişinin ve kimliğinin
önemli bir kısmı tamamlanmıştır.
Kaynak
ucansupurgefestival.com
Bir soykırım, üç kardeş, üç ulus
Axtamara Wan Film Günleri’ne katılan ‘Hay Way Zaman’ın yönetmeni Nezahat Gündoğan yeni belgeseli ‘Vank’ın Çocukları
‘hakkında konuştu. Belgeselde Dersim’deki Ermenileri konu aldıklarını belirten Gündoğan, üç ayrı ulusa ait olan üç
kardeşin hikayesinin soykırım gerçeğini ortaya koyduğunu söyledi.
2. Axtamara Wan Film Günleri kapsamında Dersim Soykırımı’ndan kurtulan Dersim’in kayıp kızı Emoş Gülver’in hikayesini
anlatan “Hay Way Zaman” belgeseli gösterildi. Nuda Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki gösterime yoğun bir ilgi vardı.
Gösterim sonrası konuştuğumuz Gündoğan, bugün Kürdistan’da halka büyük acılar yaşatan zihniyetin köklerinin Dersim 38
Soykırımı’nı yapan zihniyette aranması gerektiğinin altını çizdi. Yeni belgeseli “Vank’ın Çocukları” ile ilgili ilk defa
gazetemize konuşan Gündoğan, belgeselin Dersim’in kadim haklarından Ermenilerin yaşadığı Vank Köyü’nü konu aldığını
belirtti. Gündoğan ayrıca üç ayrı ulusa ve dine sahip olan üç erkek kardeşin yaşadıklarının da belgeselde dikkat çeken
hikayelerden olduğunu söyledi.
Gündoğan, belgeselin amacının geçmişte Dersim 38 Soykırımı’nın yaşattığı acıları göstererek devletin ve toplumun
yaşananlarla yüzleştirmek olduğunu belirtti. Bugün ortaya çıkan savaş halinin ve kutuplaşmanın bu yüzleşme önünde bir
sorun teşkil etse de her şeye rağmen gerçekleri toplumun diğer kesimlerine gösterme konusunda ısrarcı olunması
gerektiğini kaydetti. Gündoğan, devletin katliam politikalarının köklerinin 38’e gittiğinin altını çizdi.
Yeni belgeseli “Vank’ın Çocukları” hakkında bilgi veren Gündoğan, belgeselin ortaya çıkış sürecine ilişkin şunları
söyledi: “Hikaye, Dersim’in Kayıp Kızları” çalışması içinde yer alan Dersim’in Kayıp Ermeni Kızı hikayesi üzerinden
çıktı. Hikayede yer alan kadının başka akrabaları var mı, nerede var, araştırdık. 38’ kadar Dersim’de Ermeni kimliği ve
inancıyla yaşamış Vank Köyü karşımıza çıktı. Köyü merak etmeye başladık. Köyde manastır da vardı. Belgeselde köyde
yaşayanlarla birlikte manastırı da konu alıyoruz. Vank, Ermenice’de manastır demek. Manastırın çocukları anlamına
geliyor. Ama biz köyün adı olarak tasarladık. İkili anlamı var.
Belgeselin Dersim’in kozmopolit yapısını ve devletin asimilasyoncu karakterini bir kez daha çarpıcı bir şekilde ortaya
koyacağını ifade eden Gündoğan, “Dersim’de yaşayan kadim halklar arasında Ermeniler de var. Dersimlilerin birçoğu da bu
gerçeğin farkında değil. Bizde yapım sürecinde çok şey öğrendik. Köydeki manastırın tarihini işleyerek Ermenilerin
burada köklü bir geçmişi olduğunu gördük. 1911’deki manastırın fotoğrafı ile 37’de o manastırın bombalanmış fotoğrafları
yer alıyor. Vank’ta katledilenlerin bir kısmının fotoğrafı da var” diye konuştu.
Belgeselin yapım sürecinde çok çarpıcı şeylerle karşı karşıya kaldıklarına değinen Gündoğan, şunları söyledi: “3 yıldır
bu çalışmayı sürdürüyoruz. Köy sakinleri şimdi orada yaşamıyorlar. Türkiye ve dünyanın çeşitli yerlerine dağılmışlar.
Gezdik ve bulduk birçoğunu. Bazıları filme dahil olmak istemedi. İlk defa akrabaları köyde buluşturduk. Yaşlı insanlar
gelemedi, onların kızlarını ikinci kuşağı buluşturduk. Ritüeller yaptılar dualarını ettiler. Herkes kendi dilinde kimisi
Türkçe kimi Kürtçe dua ediyor. Kimisi Aleviydi kimi haç çıkardı” dedi.
Belgeselde yer alan üç kardeşin hikayesinin ise bir ailenin yaşadığı dramı bütün çıplaklığı ile ortaya koyduğunu
belirten Gündoğan, “Belgeselde üç erkek kardeşin hikayesi çok trajik. Üç kardeşten biri Kürt, biri Türk, biri Ermeni.
Biri Alevi, biri Sünni, biri Hıristiyan” dedi. Çekimlerin, Dersim, İzmir ve İstanbul’da yapıldığını belirten Gündoğan,
belgeselin 2016’nın başında gösterileceğini belirtti
ozgur-gundem.com
Önder Elaldı
14 Kasım 2015
Vank’ın Çocukları: “Dêsim 1938’in Gül Yüzlü Çocukları”nın* çığlıkları dile geldi.
Geçmişin izinde kaybolmaya yüz tutmuş duyulmayan, bizden kaçırılan duyulması istenmeyen o çığlıklar, kendilerini ancak
yıllar sonra Gündoğan’ların büyük ve özverili çalışmalarıyla duyurabildiler: Tarihin acılı ve hüzün dolu yaprakları
arasında unutulmaya yüz tutmuş “Dêsim 1938’in Gül Yüzlü Çocukları”nın çığlıklarıdır bunlar. Ve 1938’i hafızasına
kazıyarak onu vakur bir şekilde, yıllarca yazılmış fakat Dêsim’de bir dağ başında bir taş (qurç) yığınının altına
saklanmış, unutulmuş bir “mektup” gibi, “bir iki tutam saç” gibi günümüzde bizimle buluşturan bu anlatımlar, bu dile
gelmeler… Sultan Demir niajni (teyze), Give/Kühet (Emine) niajni, Aslıhan Kiremitçiyan (Fatma Yavuz) niajni başta olmak
üzere, yüreklerini ve anılarını bizlere bırakıp ölümsüzleştiler. Bu dünyadan bedenen ayrılan tüm bu çocuklar, bu insan-ı
kâmillerimiz bu emek dolu çalışmayla artık yüreğimizdeki ebedi yerini aldılar; toprağı bol, ışıklar içinde olsunlar!
Bir “Miraz Film” yapımı olan Nezahat ve Kazım Gündoğan imzalı “Vank’ın Çocukları” adlı ve daha önce “Keşis’in Torunları”
olarak kitaplaştırılan çalışmayı kaynak alan belgesel türdeki bu çalışma; 1938 Dersim katliamından kurtulan ve her biri
bir yere savrulan, farklı kültür ve inançlara dahil aynı sülaleden (kırk kaşık) Dêsimli Ermenilerin izini süren bu
belgesel film, evlatlık verildiği ailede ismi Fatma Yavuz, etnik kimliği ve inancı ise Türk ve Sünni ‘yapılan’ Aslıhan
Kiremitçiyan’ın hikayesine odaklanıyor. Yönetmen Gündoğan bu yepyeni filminin ilk gösterimini festival kapsamında
yapacak ve filmin ardından seyircileriyle söyleşecek. Nezahat Gündoğan daha önce de “Dersim’in Kayıp Kızları” filmiyle
festivale konuk olmuştu….” (Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri festivali, Kızlırmak Sineması, 5 Mayıs 2016)
Ankara “Uluslararası Kadın Filmleri Festivali”nde sevgili Nezahat ve Kazım Gündoğanlar’ın öyküleri ve kahramanlarını
“Keşisin Torunları” adıyla daha önce kitaplaştırılıp yayımlanan sözlü tarih çalışmasından aldıkları “Vank’ın Çocukları”
adlı belgeseli seyretmeye davetli gitmiştim.
Dêsim’in Halwori Köyü Vank’ı Klisesi Keşisi’nin torunlarını konu alan, başlarına yörede yaşayan Alevi komşularıyla
1938’de gelen “Tertele/Soykırım” ve akabinde bir şekilde kurtulan bu çocukların ve torunlarının sürgünü ve her birinin
dağıldıkları coğrafyalardaki yaşamlarını, anayurtları Dêsim ile olan aidiyetlerini, bir “kenger” misali savrulup
yaşadıkları coğrafyalardaki bu geçmişin ağır travması altında “birden çok kimlikle” bocalayarak yaşama tutunma
çabalarını, bunun üzerinden bir “güvercin tedirginliğiyle” kurdukları duygusal bağı konu alan hayat hikayelerine yer
verilen belgesel türündeki bu çalışma, yetmiş dakika süren ve yılları alan meşakkatli bir emeğin ürünü. Şunu
söyleyebilirim ki diğer çalışmalarla mukayese ettiğimde “profesyonellik” ve verilen emek açısından en başarılısı olmuş!
Olay kurgusu, çekimler ve tüm bunların oturtulduğu Dêsim’in o muhteşem coğrafyası, bu kanlı ve acılarla dolu tarihin bir
tanığı olan Munzur’un belgeselde ağırlıklı kuş bakışı yer alması, yani doğanın bu anlatımda çocuklarla beraber dile
gelmesi, geçiş efektleri çok etkileyici olmuş. Film gösterimi sonrası Nezahat ve Kazım Gündoğan ile aynı zamanda
“Dêsim’in Kayıp Kızı” da olan ve bu çalışmada da Keşisin torunu olarak yer alan Aslıhan Kiremitçiyan teyzenin kızı
Zeynep Ünlü ile yapılan mülakat da çok duygulu, güzel ve bir o kadar bu çalışmayı anlamak açısından bilgilendiriciydi.
Sözün özü hayıflanarak; “gelmeyenlerin çok şey kaçırdığını” belirtmek isterim. Benim için bu çalışmayı daha da anlamlı
kılan ise komşumuz olan niajni (teyze) Give (Emine) nenenin ablası Sultan Demir niajninin konuşmasını Türkçe’ye
çevirmemin yanı sıra Keşisin akrabalarından olan Give Kiremitçiyan (Emine) ile komşumuz olan kızı ve torunu Hemed (Ahmet
Ak) anlatımlarına çocukluğumdan sonra ikinci defa tanık olmam ve hayat öykülerini iyice bir öğrenmem oldu.
Bu güzel fakat acılı yürekli insanları o kadim coğrafyanın anayurdu ile buluşturup bu şekilde tarihi gerçekleri gün
yüzüne çıkartarak “yüzleşmemizi” sağlayan sevgili Nezahat Ve Kazım Gündoğan çiftine başta olmak üzere, bu çalışmaların
önünü açan Zeynep Ünlü, Hemed (Ahmet Ak) ve katkısı olan diğer tüm canlara, yüreklere buradan ayrıca teşekkür ederim.
Gerek “Keşis’in Torunları” adlı sözlü tarih çalışması kaynaklı kitaplaştırılan çalışmada ve gerekse bunun bir ürünü olan
“Vank’ın Çocukları” adlı belgesel tüdeki çalışmada yer alan emek veren, yüreğini dökmek suretiyle ortak olan acılarımızı
(travmalarımızı) bir nebze olsun hafifletmek için iyi ki dile gelmiş ve bunu büyük bir cesaret ve yüreklilikle
paylaşmışsınız.
Hayatta olan yakınlarına sağlıklı ve mutlu ömürler diliyorum. Göçüp giden fakat yüreğimizde yaşayarak ölümsüzleşen ve
artık bedenen bu dünyada olmayan tüm bu çocukların, bu insan-ı kâmillerimizin de toprağı bol olsun, ışıklar içinde
uyusunlar! Dêsimanlı kamillerimizin dili ve ifadesiyle; “Heq u Thala rama xo cıdo!”
Asmên Ercan Gür
(aliyedemeniz@hotmail.com)
cilagazete.com