Kameranın Ardındaki Kadın




Yapım Tarihi - 2006
Süre - 00:54:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe, Betacam

Yönetmen - Feza Sınar


Titiz bir arşiv çalışmasının sonucu hazırlanan belgeselde Bilge Olgaç’ın filmlerinden kısa görüntüler ve arşivlerden alınan bizzat Bilge Olgaç’ın kendi konuşmaları yer alıyor. Bundan başka Olgaç’ın yakın dostu ve çalışma arkadaşlarının konuşmalarına da yer veriliyor. Oyunculardan Halil Ergün, Füsun Demirel, Berhan Şimşek, Perihan Savaş, Senarist yazar Osman Şahin, Görüntü Yönetmeni Hüseyin Özşahin, Ablası Mefharet Olgaç, yeğeni Çiğdem Tetiker’le yapılan röportajlar yer alıyor.




Bilge Olgaç Anısına

Senarist-Yönetmen Feza Sınar, 1994'te Beyoğlu'ndaki evinde sobadan çıkan yangında hayatını kaybeden yönetmen ve senarist Bilge Olgaç'ı "Kameranın Ardındaki Kadın" adlı belgeselle anlattı. Sınar, Bilge Olgaç ile ölümünden önce tanıştığını, vefatının ardından da anılması için pek çok etkinliğin düzenlenmesinde yer aldığını söyledi.

Yönetmen ve senarist Sınar, konuşmasına şöyle devam etti- "Uzun zamandır böyle çalışma yapmak istiyordum. Bilge Olgaç'ın yerinin çok kolay doldurulabileceğine inanmıyorum. Bir kadın yönetmen olarak erkek egemen toplumda verdiği mücadele çok önemli. Yeşilçam çok katı. Olgaç, hayata sarılışıyla onu kırabilmiş bir insan. Özellikle filmografisine bakıldığında, erkek filmlerinden başlayarak kadın filmlerine geçiş görülüyor. Filmlerinde insani gelişiminin evrimlerini hissedebiliyorsunuz. Hayata çok daha olgun ve hoşgörülü bakıyor. Eminim ki, çok daha verimli olacağı eserler yapacaktı. Bunu görme şansımızı kaybettik.Sadece ölümü trajik değil, kültür-sanat hayatı ve seyirci olarak kaybımız çok büyük."

Sınar, 54 dakikalık belgeselin yapımının tamamlandığını ve gösterime hazır olduğunu anlatarak, "Televizyon anlaşmam yok. Film sadece özel gösterimlerde, festivallerde gösterilecek. Şu an bir gösterim tarihi de yok. Artık belgesel seyirciyle nasıl buluşturabilir, onu araştıracağım" dedi.

Belgeselde, Bilge Olgaç'ın filmlerinden kısa görüntüler ve konuşmalarının yer aldığını dile getiren Sınar, ayrıca Olgaç'ın yakın dostu ve çalışma arkadaşlarının konuşmalarına da yer verildiğini kaydetti.

Feza Sınar, belgeselde Halil Ergün, Füsun Demirel, Berhan Şimşek, Perihan Savaş, senarist-yazar Osman Şahin, görüntü yönetmeni Hüseyin Özşahin, ablası Mefharet Olgaç ve yeğeni Çiğdem Tetiker'le yapılan röportajların da bulunduğunu anlattı.





Söylenecek söz varsa...

“Kameranın Arkasındaki Kadın Bilge Olgaç” adlı belgesel, sinemanın erken yitirilmiş bir değerini beyazperdeye taşıyor. Belgeselin yönetmeni Feza Sınar’ın deyimiyle Bilge Olgaç olanaksızlıklar içinde ve şantaj altında film yapan bir sanatçı.

“Senin belli bir düşüncen var ve bunu paylaşmak isteyen sensin! Ben yapımcıyım para kazanacağım. Sen otuz kutu filmle bitir bu filmi benim sorunum değil kardeşim...” diyen yapımcıların dünyasında, söyleyecek sözü olan ve yaşamı boyunca haksızlıklarla mücadele etmek zorunda kalmış bir yönetmen Bilge Olgaç.

Feza Sınar, ticari kaygıların egemen olduğu Türk sinemasında Bilge Olgaç’ın unutulmasının, unutulmaya yüz tutmasının kendisine çok acı verdiğini belirterek, “İmkansızlıklarla film yaptı, erkeklerin hakim olduğu bir piyasada kadın kimliğini sürdürdü, her yönüyle haksızlığa uğradı. Sinemaya bakışı da çok farklı, çok insaniydi. Tamamen iyi ya da tamamen kötü karakterler yok, insanların süreç içerisinde nasıl değişebildiğini gösteren bakış açılarıyla yapılmış filmlere imza attı. Türk toplumunun bugün de böyle filmlere ihtiyacı var” diyor.

İnsancıl değerler
“Linç”, “Kaşık Düşmanı”, “İpekçe”, “Gülüşan” gibi insancıl değerlerin titizlikle işlendiği sinema eserlerine imza atmaya devam eden Bilge Olgaç, sinema tarihimiz açısından film çekmiş ilk kadın değildi, ama yönetmenliğini bir meslek olarak uzunca yıllar sürdürebilmiş, geçimini böyle sağlamıştı. Yönetmen Feza Sınar, Olgaç’ın sinemaya yaklaşımını şu örnekle anlatıyor; “Kendisiyle yapılan bir röportajda o sıralarda televizyonlarda gösterilen Brezilya dizilerinin izlenme oranlarının neden yüksek olduğu sorulmuştu. Bilge Olgaç’ın yanıtı ‘Bu diziler her insanda bulunan duyguları, zaafları yakalayarak izleniyorlar. Duygularımız ortak olsa da, bizleri farklılaştıran düşüncelerimizdir. Bu yüzden bu tür yapımların seyirciyi körelttiğine inanıyorum’ şeklindeydi.”

Kameranın arkasındaki kadın
“Zapturapt altına alınması mümkün olmayan” Yılmaz Güney’in başrolünü oynadığı ilk filmi “Üçünüzü de Mıhlarım”ı çektiğinde 24 yaşındadır Olgaç. Onu izleyen ve çoğu avantür olan filmlerinin kahramanı erkektir. Sinema kariyerine “erkek filmleri” çekerek adım atan Olgaç, 80 sonrasında “kadın sorunları”na yönelmeye başlar.

Feza Sınar bu değişimi ve Yeşilçam’daki anlayışı şöyle ifade ediyor- “Sosyal sorunlara olan ilgisi Bilge’ye kadın sorunu da olduğunu da gösterir. Bilge, 1975’te başrolünü Türkan Şoray’ın oynadığı BM tarafından Dünya Kadın Yılı ilan edilmesi vesilesiyle ‘Açlık’ isimli bir film çeker. ‘Erkek arkadaşlarıma kabul ettirmek için Yeşilçam’dayım. Keşke baştan kadın gibi davranıp kendimi kabul ettirseydim’ diye eleştirir kendisini. Kadın sadece kameranın önünde bir araç olarak vardır. Kadının yönetmesi, fikir üretmesi oradakilerin kafa yapısı için çok alışılmış bir şey değildir çünkü. Türkan Şoray ilk filmini çekmek istediği zaman birçok insana bu fikrini açıklar. Ama gelen yanıt, ‘Sen rejisörlük yapma, oyunculuğuna devam et’ olmuştur. Şoray’ı takdir eden sadece Yılmaz Güney’dir ve kendi vizörünü ona verir. Bunu da özellikle belirtmek isterim.”

İmza attığı 37 sinema filminin yanı sıra, reklam filmleri, televizyon dizileri çeken Olgaç’ın buna rağmen birçok meslektaşı gibi hayat standardının ortalamayı bile yakalayamadığını büyük bir üzüntüyle ifade eden Sınar, “Daha önce otel odalarında kalıyormuş. Cebinde para olmadığı zamanlarda ise emekli maaşıyla geçinen annesinin şehrin varoşlarında bulunan evinde kalarak o sıkıntılı dönemini atlatan bir insan Bilge. Sistem insanların yaşamak zorunda olduğunu biliyor ve bunu çok iyi kullanıyor. Hiçbir zaman bir sanatçı kendisine yetecek, kendisini çekip çevirecek bir maddiyatı kazanamıyor. Sanatçıların sosyal hakları hiçbir zaman bu ülkede tanınmamıştır” diyor.

3 Mart 1994 akşamı haber bültenleri Bilge Olgaç’ın Beyoğlu’ndaki evinde çıkan yangında hayatını kaybettiğini duyuruyordu. Son filmi “Bir Yanımız Bahar Bahçe”yi neredeyse tamamlayan Olgaç, kirasını ödeyebileceği sobalı bir eve henüz kavuşmuştu. Haber, dostları arasında şok etkisi yaratmıştı. Olgaç’ın yepyeni bir olgunlukla hazırlamakta olduğu sinema ve belgesel film projeleri olduğu biliniyordu. Ama Halil Ergün’ün deyimiyle “Hayat izin vermemişti”.

Eşit işe eşit ücret
Feza Sınar, Olgaç’ın ölümünün ardından hemen belgeseli çekmek istemiş, ancak proje yıllar sonra hayata geçebilmiş. Türk filmlerinin çok iyi arşivlenmediğini ve bu nedenle belgeseli yaparken Olgaç’ın birçok filmini bulamadığını anlatan Sınar, ayrıca Kültür Bakanlığı’nın da yeterli destekte bulunmadığını söylüyor.
Filmlerinden kısa görüntülerin ve arşivlerden alınan kendi konuşmalarının yer aldığı belgeselde ayrıca Füsun Demirel, Berhan Şimşek, Perihan Savaş, Senarist Yazar Osman Şahin, görüntü yönetmeni Hüseyin Özşahin, ablası Mefharat Olgaç, yegeni Çiğdem Tetiker’le yapılmış röportajlar yer alıyor. Feza Sınar’ın hazırladığı “Kameranın Arkasındaki Kadın Bilge Olgaç” belgeseli kültür merkezleri ve festivallerde izlenebilecek.

Bilge Olgaç KİMDİR?
6 çocuklu yoksul bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya gelen Bilge Olgaç, henüz 16 yaşındayken evlenir. Okumayı seven, öyküler yazan Olgaç’ın sinemaya başlaması Yeşilçam’la yakın ilişkileri olan eşi Vecdi Bender’in O’nun yazdığı “Kısmetin En Güzeli” isimli öyküyü Memduh Ün’e vermesiyle başlar. Ün aynı zamanda Olgaç’ı asistanı olarak işe başlatır. Uzun süre Memduh Ün’ün yanında “Sansür Senaryoları” yazar. Halit Refig’e de asistanlık yapan Olgaç 1965’de ilk filmi “Üçünüzü de Mıhlarım”ı çeker. O’nu izleyen ve çoğu avantür olan filmlerinin kahramanı erkektir. Bilge Olgaç sinemaya “erkek filmleri” çeken bir kadın yönetmen olarak başlar. Ancak o dönem için Bilge Olgaç’ın mesleği ekmek parasıdır. 1970’de Bilge Olgaç Kerim Korcan’ın eserinden uyarlayarak çektiği Linç’le adından söz ettirir. 1975 sonrasında seks furyası diye anılan dönemin başlamasıyla reklam filmini yönelen Olgaç, 1975-84 arası dönemde TV için reklam filmleri çekmeye başlar. 1984’te yaşanmış bir trajediden yola çıkarak güldürü unsurlarının da yer aldığı “Kaşık Düşmanı” filmini çekerek sinemaya dönüş yapar”. Film, Antalya Film Festivali’nde en iyi üçüncü film ve en iyi senaryo ödülleri alır. Ayrıca Fransa’da Creteil’de 7. Kadın Filmleri Festivali’nde yarışarak Büyük Ödül’e layık görülür. Ama Bilge Olgaç “siyasi” nedenlerden dolayı pasaport verilmemesi nedeniyle ödülünü almak için festivale gidemez. Bilge Olgaç’ın bundan sonraki filmlerinin de çizgisini belirleyen “Kaşık Düşmanı”, “Gülüşan”, “Gömlek”, “Umut Hep Vardı” gibi filmlerde kadın sorunlarına değinir. Çoğunlukla büyük kentin dışında kasaba ve köylerdeki yaşam, sinemasında yer alır.



Bir final sahnesi hikâyesi
Güneydoğu’da şu anda ne televizyonda gösterilen, ne de arşivlerde bulunabilinen “Gömlek” diye bir film çekmişti Bilge Olgaç. Yapımcılar otuz kutu filmle filmi bitirmesini istemişlerdi. Koskoca bir ekip Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde zor günler yaşamıştı; köylüler tütün sarıyor, ekip onu içiyor, sigara alacak para yok. “Gömlek”in final sahnesinin nasıl çekildiğini Bilge Olgaç şöyle anlatıyordu- “Elimde tek bir kutu film kaldı. Bu tek kutuyla, tek planda bu sahneyi çekebilirim. Fakat bir aksilik olursa ya da ben bu filmi birkaç planda çekmek istersem bu kutu yetmez”. Set ekibinin de “Biz İstanbul”a dönmeyelim. Telefon açalım bir kutu film daha yollasınlar. Filmi içimize sinecek şekilde tamamlayalım” yanıtıyla İstanbul’daki yapımcı şirket aranıyor.

Yapımcıyla Bilge Olgaç arasında gerilimli bir takım konuşmalar gerçekleşiyor telefonda. Oyuncu Füsun Demirel de bu konuşmaya Tanık oluyor. Yapımcıyla yaptığı görüşmenin ardından Füsun, Bilge Olgaç’a kendisiyle konuşmak istediğini söylüyor. “Bilge ben seni böyle görmek istemiyorum. Bağır, çağır, isyan et, küfür et. Nasıl olurda bir kutu film daha göndermezler. Biz burada bir hafta daha kalmayı bu koşullarda yaşamayı göze aldık” diyor Füsun Demirel. Bilge Olgaç da Füsun Demirel’e rahat olmasını bundan önceki filmlerinde de bu sıkıntıları yaşadığını bundan sonrakilerde de yaşayacağını söylüyor.

Füsun Demirel, “Kameranın Arkasındaki Kadın Bilge Olgaç” adlı belgeselinde yer alan röportajında, “Ben Bilgeyi bir kez daha sevdim, bir kez daha saygı duydum. Söylemek istediği bir söz vardı ve bunu söylemek için bütün bunlara katlanıyordu” diyor.


Kaynak
evrensel.net
Ulaş Emre





Bilge Olgaç belgeseli tamamlandı

Kameranın Ardındaki Kadın- Bilge Olgaç adlı belgeselin çekimleri tamamlandı. Kadın senarist - yönetmen Feza Sınar tarafından gerçekleştirilen belgeselde sinemamızın en önemli kadın yönetmenlerinden Bilge Olgaç’ın genellikle çalıştığı Halil Ergün, Füsun Demirel, Berhan Şimşek, Perihan Savaş, senarist yazar Osman Şahin, görüntü yönetmeni Hüseyin Özşahin ile yapılan konuşmalar yer alıyor.

Bilge Olgaç anısına bir belgesel yapmak özellikle şu günlerde gerçekten büyük önem kazanıyor… Olgaç “Linç”, “Kaşık Düşmanı”, “İpekçe” “Gülüşan” gibi insancıl değerlerin titizlikle işlendiği sinema eserlerine imza atmış değerli bir kadın yönetmenimiz. Bilge Olgaç sinema tarihimiz açısından film çekmiş ilk kadın değildi, ama yönetmenliği bir meslek olarak uzunca yıllar sürdürebilmiş, geçimini böyle sağlamıştı. Bu yüzden de ilk kadın yönetmen olarak hatırlanır. İlginçtir, Olgaç’ın ilk filmi, başrolünü Yılmaz Güney’in oynadığı “ÜÇÜNÜZÜ DE MIHLARIM” bir kan davasını konu alırken en önemli eserlerinden biri olan ve Türk Sinemasının en iyi hapishane filmi olarak adlandırılan “LİNÇ” birkaç sahnesi dışında tamamen erkeklerin rol aldığı bir filmdir. Olgaç sinema kariyerine “erkek filmleriyle” başlamış, sinemasının 80 sonrası ikinci evresinde “kadın sorunları” ağırlık kazanmıştı.

İnsanlar Aynı Duyguları Taşırlar Farklılığımızı Düşüncelerimiz Ortaya Çıkarır
Kendisiyle yapılan bir röportajda o sıralarda televizyonlarda gösterilen Brezilya dizilerinin izlenme oranlarının neden yüksek olduğu sorulmuştu. Bilge Olgaç’ın yanıtı “bu diziler her insanda bulunan duyguları, zaafları yakalayarak, izleniyorlar. Duygularımız ortak olsa da, bizleri farklılaştıran düşüncelerimizdir, Bu yüzden bu tür yapımların seyirciyi körelttiğine inanıyorum” şeklindeydi. Bu yanıt onun sinema sanatına yaklaşımını da açıklıyor.

Bilge Olgaç Pasaport Verilmediği İçin Ödülünü Almaya Gidememişti.
1984 de gerçek bir olaydan yola çıkarak çektiği “KAŞIK DÜŞMANI” aynı yıl Antalya Altın Portakal Film Festivalinde En İyi 3.Film ve En İyi Senaryo ödüllerini almıştı. Film aynı yıl Fransada 7.düzenlenen Creteil Kadın Filmleri Festivalinde Juri Büyük Ödülünü ve Basın Özel Ödülünü kazandı. Bilge Olgaç ödüllerini almak için Festivale gidemedi çünkü kendisine pasaport verilmedi.

Sanatçının Hazin Sonu
Olgaç 37 sinema filmine imza atmış, reklam filmleri, televizyon dizileri çekmişti. Buna rağmen bir çok meslekdaşı gibi hayat standardı ortalamayı bile yakalayamamıştı. 3 Mart 1994 akşamı haber bültenleri Bilge Olgaç’ın Beyoğlu’ndaki evinde çıkan yangında hayatını kaybettiğini duyuruyordu. Son filmi “BİR YANIMIZ Bahar BAHÇE”yi neredeyse tamamlamıştı. Kirasını ödeyebileceği yerleşik bir eve henüz kavuşmuştu. Sobalı küçük evinin dekorasyonunu henüz bitirmişti. Haber dostları arasında şok etkisi yarattı. O’nu tanıyan herkes biliyordu ki; yepyeni bir olgunlukla hazırlamakta olduğu sinema ve belgesel film projeleri vardı. Halil Ergün’ün deyimiyle “Hayat izin vermedi”.

Belgeselde Yer Alan İsimler
Kameranın Ardındaki Kadın Bilge Olgaç adlı belgesel filmin senaryo yazarı ve yönetmeni Feza Sınar. Titiz bir arşiv çalışmasının sonucu hazırlanan Belgeselde Bilge Olgaç’ın filmlerinden kısa görüntüler ve arşivlerden alınan bizzat Bilge Olgaç’ın kendi konuşmaları yer alıyor. Bundan başka Olgaç’ın yakın dostu ve çalışma arkadaşlarının konuşmalarına da yer veriliyor. Oyunculardan Halil Ergün, Füsun Demirel, Berhan Şimşek, Perihan Savaş, Senarist yazar Osman Şahin, Görüntü Yönetmeni Hüseyin Özşahin, Ablası Mefharet Olgaç, yeğeni Çiğdem Tetiker’le yapılan röportajlar yer alıyor.

Belgesel T.C. Kültür ve Turizm bakanlığı desteği ile gerçekleştirildi.





Bilge Olgaç BİYOGRAFİ
Çok gençken henüz 16 yaşında evlenmişti. 6 Çocuklu, yoksul bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Okumayı seviyor öyküler yazıyordu. Eşi Vecdi Bender O'nun yazdığı bir öyküyü -"Kısmetin En Güzeli"-, Memduh Ün'e verir. Böylece Bilge Olgaç'ın sinema serüveni de başlar, Memduh Ün Bilge Olgaç'ı aynı zamanda asistan olarak işe başlatır. Uzun süre Memduh Ün'ün yanında "Sansür Senaryoları" yazar. Halit Refiğ'e de asistanlık yapan Olgaç, 1965 de ilk filmi "Üçünüzü de Mıhlarım" ı çeker. Onu izleyen ve çoğu avantür olan filmlerinin kahramanları erkektir. Evet Bilge Olgaç, sinemasına erkek filmleri çeken bir kadın yönetmen olarak başlamıştır. Ancak o dönem için bu Bilge Olgaç'ın mesleği ekmek parasıdır. O yüzden de sanatsal kaygılardan söz edilemez.

Ancak 1970 de Bilge Olgaç Kerim Korcan'ın eserinden uyarlayarak çektiği "LİNÇ" le adından söz ettirir. 1974 Yılında yönettiği "Açlık" Atilla Dorsay'ın deyimiyle "Baştan sona hiç aksamayan, Yalın bir sinema diliyle yapılmış, kadınca bir duyarlık" taşıyordu. 1975 de ise en çok tartışılan filmi "Bir Gün Mutlaka"yı çeker. Filmin senaryosu Yılmaz Güney'e aittir ve Güney Film adına çekilmiştir. 75 Sonrasında ise Seks Furyası diye anılan dönem başlamış, Bilge Olgaç seks filmi çekemeyeceğine karar vermiştir. 1975-84 arasındaki dönemde Olgaç TV için reklam filmleri çeker.

1984 de gerçekten yaşanmış bir bir trajediden yola çıkarak güldürü unsurlarının da yer aldığı "Kaşık Düşmanı" filmini çekerek sinemaya dönüş yapar. Film aynı yıl Antalya Film Festivalinde en iyi 3. film ve en iyi senaryo ödüllerini alır. Ayrıca bu film Fransa'da Creteil'de 7. Kadın Filmleri Festivalinde yarışarak Büyük Ödül'e layık görülür. Bilge Olgaç'ın bundan sonraki filmlerinin çizgisi de belirlenmiştir. "Gülüşan", "Gömlek", "Umut Hep Vardı" gibi filmlerde kadın sorunlarına değinilir. Çoğunlukla büyük kentin dışında kasaba ve köylerdeki yaşam sinemasında yer alır. Bilge Olgaç Yeşilçam geleneğine bağlı bir sinema yapmıştır.