İdil Biret- Bir Harika Çocuğun Portresi (Idil Biret- The Portrait of a Child Prodigy)
Yapım Tarihi - 2015
Süresi - 00:56:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Eytan İpeker
Görüntü Yönetmeni - Ercan Gümüş, Atilla Yüksel
Kurgucu - Eytan İpeker
Katılanlar - İdil Biret, Şefik Büyükyüksel, Claude Samuel, Nevit Kodallı, Özden
Toker İnönü, Remy Stricker
Yapımcı - Yoel Meranda
Yapım Şirketi - Böcek Yapım, Kamara
İdil Biret’in müzik kariyeri Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye verdiği konserle
başladı. Henüz 5 yaşındaydı. Adına çıkarılan özel bir yasayla, bir anda kendini
Paris’te, tanımadığı bir şehirde, katı bir müzikal eğitimin içinde buldu. Hayatı
pek çok efsanevi piyanistle kesişen Biret için Arthur Rubinstein "çalışını ilk
duyduğumda gözlerimden yaş geldi’’ diyecekti. Biret ise her şeyden kaçıp
uzaklara gitmenin hayalini kuruyordu. Çocukluk resimlerinden atonal
doğaçlamalarına, İdil Biret’in kendine özgü enerjisi halen gizemini koruyor. “Bu
belgeselde hedefimiz İdil’in kişisel ve samimi bir portresini yapmaktı. Evini
dolduran kedi heykelleri bu anlamda önemli bir ipucu oldu. Meraklı olduğu kadar
mesafeli gözlerle dünyaya bakan kediler…” Eytan İpeker
34. İstanbul Film Festivali, Özel Gösterim Seçkisi. 2015
Kaynak
İstanbul Film Festivali
idil biret: the portrait of a child prodigy idil biret: bir harika çocuğun
portresi
turkey 2015, 60’, colour
director-script Eytan İpeker
cinematography Ercan Gümüş, Atilla Taş
editing Eytan İpeker
music İdil Biret
production-distribution Kamara Film, Yoel Meranda
T +90 532 407 6047 yoel@kamarafilm.com
Idil Biret was five years old when she played piano for the Turkish President,
Ismet Inönü. Two years later, parliament passed “Idil’s Law” which allowed her
to study in Paris. She was now studying under strict supervision in an alien
city. And she dreamt of running away from everything to become free again.
Eytan Ipeker (Istanbul) graduated from New York University. He co-founded Kamara
Productions in 2011. His experimental shorts have screened at many international
film festivals, including Toronto and Edinburgh.
66. Berlin Film Festivali, Türkiye Standı, Gösterim Seçkisi. 2016
İdil Biret- Bir Harika Çocuğun Portresi
“Sesi duymuyorum, müziği duyuyorum. Öyle bir şey duyuyorum ki; yok!”
İdil Biret’in sesler ve müzik konusunda tanımlamakta zorluk yaşadığı hissiyatı,
aslında sanatçının benzersizliğini gözler önüne seren bir nitelik taşıyor. “İdil
Biret- Bir Harika Çocuğun Portesi” ise, sanatçının hissiyatını mümkün olduğunca
somutlaştırıp izleyiciye sunmak için uğraşıyor. Zihin, “Harika Çocuk”a ait
olunca, somutlaştırma pek de kolay olmuyor; ancak yaşamı hakkında çizilen rota,
o benzersiz zihnin etrafında bir tur atmamızı sağlıyor.
4-5 yaşlarındaki bir çocuk oyun oynamayı sevmez mi, bayılır. Biret de oyun
oynuyor işte, onun tek farkı ise, oyuncağının bambaşka olması- Piyano! Nitekim;
“Her şeyden önce bir oyundu benim için” diyor sanatçı. İnsanın; “keşke herkes
böyle oyunlar oynayabilse” diye cevap veresi geliyor; ancak “seyirci” olduğunu
hatırlatıyor beyazperde. İdil Biret, her ne kadar tüm samimiyetiyle tam karşıda
duruyor olsa da, ekrandan anlatıyor bunları; Bir Harika Çocuğun Portresi adlı
belgesel aracılığı ile.
Minicik elleriyle harikalar yaratan çocuğun benzersiz yeteneği keşfedilince,
“koskoca meclis” “küçücük sanatçı” adına bir yasa çıkarıyor. Devletin karşısında
karıncalar da kazanabiliyor mu? Eh küçük olduğuna bakmayın, ufacık bedeniyle
çalışıyor, didiniyor ya! “Harika Çocuklar Yasası” ile Paris’e, iyi bir eğitim
almaya gönderiliyor Biret. Aklı ise aslında Ankara’da kalmıyor değil, zira orada
oyunlar varken, Paris’te ise hayat disiplin dolu bir eğitimden oluşuyor. Biret
ikinci senesinde biraz isyankarlığa doğru geçiş yapıyor; ancak karakterinin en
belirgin özelliği olan disiplinliliği, onu daimi çalışmaya yönlendiriyor.
20. yüzyılın önde gelen bestecilerini yetiştiren, Paris Konservatuarı şan
öğretmeni Nadia Boulanger, “Ben çocuklarla çalışmam diyor”; ancak Boulanger’nin
bu söylemi, Biret’in çalışını dinlemesiyle birlikte değişiyor. Ünlü
şef/öğretmen, İdil’in metroyu kullanıp kullanmayacağından, akşam kaçta
yatacağına kadar planlamalar getiriyor küçüğün hayatına. Katı disipliniyle ünlü
olan ve hata affetmeyen Boulanger, Biret’in karşısında duyduğu hayranlık ile
geleceğin (hatta yakın geleceğin) parlak sanatçısıyla çalıştığını fark ediyor.
Biret, 11 yaşındayken Kempff ile Paris Champs-Elysees Tiyatrosu’nda çalıyor,
ilerleyen yıllarda ise dünya sahnelerinin önde gelen bir sanatçısı oluyor.
İdil Biret, uykuya ayırdığı zaman dışında nereydeyse her anını çalışırak
geçirdiği çocukluk ve gençlik yıllarında, Paris’te girip çıktığı evlerin
kasvetine benzemeyen bir “bebek evi” hayal ediyor. Nitekim hayalleri gerçek de
oluyor; Biret, bir maket ev hissiyatı veren dairesinin her tarafını kedilerle
donatıp, çocuksu ögelerle süslüyor. Böylece sanatçı, çocukluk sürecinde
farkındalıksız olarak akıp giden zamanı, bu evinde yakalamaya çalışıyor. Zira
Biret’in parlak zekası, çocukluk yıllarında hayatını da ışıldatan bir etken
sunmuyor. “Normal” normlarının dışında kalan sanatçı, kimi zaman bu özelliği
dolayısıyla zorluklar yaşıyor. Biret, Sibirya’ya ve Tibet’e gitmenin hayallerini
kuruyor; ancak onu bağlayan müzik, Paris’i evi kılıyor. Notalar, belki
seyahatleri gerçekleştirmesini de sağlıyor?.
Yönetmen Eytan İpeker ve yapımcı Yoel Meranda’nın da katılımıyla gerçekleşen
gösterimin ardından, Documentarist yönetmeni Emel Çelebi’nin heyecan içinde
bulunduğu şu ifadeler, aslında yaklaşık bir saat süren bu izlenimi özetler
nitelik taşıyor- “İdil Biret aslında hep doktor olmak istemiş. Yalnızca şu
filminden bile adeta rehabilite oluyoruz.”
“İdil Biret- Bir Harika Çocuğun Portresi”, gerçekten de böyle bir etki bırakıyor
izleyicinin üzerinde. Öyle ki, keşke sanatçılarımızı hak ettikleri oranda
tanıyabilsek ve gurur kaynağımız yapabilsek diye düşünüyor insan… Zira İdil
Biret’i Türkiye’nin ne kadarı tanıyor ve dinliyor? Şahsen, Türk dendiğinde
yaşanan “büyük gururlar” içerisinde sanatçıların da büyük oranda yer alacağı
gün, Türkiye’nin çiçeklerinin daha bir güzel açacağına inanıyorum ve o günü
sabırla bekliyorum.
Şimdi sessiz piyanoda çalışarak saatlerini geçiren Biret’in çıkardığı o tuş
tıkırtılarından, zihninde canlanan o ifade edilemez alana biraz yaklaşmak
amacıyla kulaklarımızı verelim; ki rehabilitasyonun son aşaması da tamamlansın…