Yapım Tarihi - 2007
Süre - 01:37:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Nezih Ünen
Yapımcı - Nezih Ünen
Müzik - Nezih Ünen
Zaman, Su ve Hayaller
Nezih Unen Projects
Sevgili dostlar,
Bir yıl daha su gibi aktı gitti. Hatta "geldi, geliyor…" dediğimiz 2000lerin ilk
10 yılını bitirmeye de birşey kalmadı. Ben zamanın geçmesine üzülmem de boşa mı
geçti ona bakarım. Dolu, başarılı ve güzel geçmişse ne ala!
Yıllar önce yine bir ekonomik kriz zamanıydı. Birçok kişi gibi benim de
birikimlerim bir anda erimiş, yeni kurduğum stüdyomun borcu dövizle katlanırken
işlerim bıçak gibi kesilmişti. Umutsuzluk içinde boş oturmak yerine elimde kalan
imkanlarla yıllardır hayal ettiğim bir projeyi başlatmaya karar verdim. İşte
"Anadolu'nun Kayıp Şarkıları" projesi 2002 yılında böyle doğdu.
İlk Anadolu turumuz 7 kişilik bir ekiple gerçekleşti. Bütün mevcut kaynaklarımı
kullandığım için döndüğümüzde tamamen "sıfır" noktasındaydım. Elimde kalan tek
şey yaptığımız çekimlerdi ve bunlardan bir ürün çıkartmak için daha çok ama çok
uzun bir yol almak gerekiyordu. Arada başka işler de yaparak bu projeyi
geliştirmeye yıllarca devam ettim.
Daha sonra 15 kişilik bir ekiple bütün Anadolu'yu tekrar dolaştık. Artık
çekimlerimiz yeterliydi. İçlerinden en uygunlarını seçerek çeşitli şarkılara
modern düzenlemeler yaptık. Onları dünyada hak ettikleri yere getirmeye
çalıştık. Böylece belki de ilk 'belgesel-müzikal" sinema filmi ortaya çıktı.
Bu film kaynağını gerçek yaşamdan, gerçek karakterlerden ve onların gerçek
şarkılarından alıyordu. İçinde yaşadığımız bu yapay dünyada "bir nefes sıhhat"
gibi geldi bize ve ilk seyircilerimize (bkz. hala görmemiş olanlar için filmin
fragmanı):
Şimdilik çeşitli film festivallerindeki gösterimler ve verdiğimiz konserler ile
yetinmek zorunda kaldık ama umarım iyi haberler çok yakında. Gecikmenin sebebi
şu ki, yapılacak çok iş ama yapacak az insan var. Ortada henüz kendi ülke
kültürüne yatırım yapan ne bir sektör, ne sponsor ne de bu işleri pazarlayabilen
bir sistem var. Söz verdiğimiz halde 2008 sonbaharında vizyona giremeyişimiz de
bundan. Sadece bir film yapmakla kalmadık, arkamızdan başkalarının da
gelebileceği yolları açmakla uğraştık.
"Anadolu'nun Kayıp Şarkıları" çekim ekibini kurarken gelen adaylara yapımcım,
çok sevdiğim bir ifadeyle "bir delinin peşine takıldık gidiyoruz, başka bir
şey
uman gelmesin" demişti. Uzun zaman önce de "Yasak Elma" adlı yapımım için bir
gazeteci arkadaşım, 1993 yılında Türkiye'de böyle bir albüm yapmayı bir "Zihni
Sinir Projesi" olarak yorumlamıştı.
Herkesin bildiği yoldan şaşan fazla adam çıkmaz buralarda çünkü ülkemiz gayet
"ciddi" işlerle uğraşan insanların hakimiyeti altındadır hamdolsun! Yanlış
yapanları hemen hizaya getirirler ki bilindik işe yaramaz ezber okumalara devam
edilsin. Onlar kendilerine benzeyenleri severler, sevgili Şahan'ın süper
karakteri "Recep İvedik" gibi, hani şöyle tanımlıyor kendini:
- Asabiyim, agresifim, kompleksliyim!...
Bu durumda hayat kalitemizi artıracak yeni fikirler, sanatta yeni estetikler,
tarihimize bakışta yeni perspektifler, deniz suyunu içme suyuna, rüzgarı temiz
enerjiye, kin ve öfkeyi huzura ve eski düşmanlıkları yeni dostluklara dönüştürme
çabaları her zaman olduğu gibi yine yıpratılarak sindirilmeye çalışılır. Hem
dertlerden şikayet edilir hem de her işte kolaycılığa, ezberciliğe ve beyin
yıkamacı popülizme kaçılır.
Zaman akıp gidiyor yatağını süpürerek sabırla ilerleyen İnce bir Dere gibi.
Gelişmelere direnen, uyum sağlayamayan her şeyi önüne katıp eriterek. O yüzden
umutluyum bu ülkeden ben. Yavaş yavaş esiyor değişim rüzgarları, dinleyin
sesini! İçimizden gelen sesi de biraz açalım ki duyulsun. Gazetelerde ve
televizyonlardaki satırlara değil, satır aralarına bakalım ne olup bittiğini
anlamak istiyorsak. Sesi en çok çıkan değildir doğrucu Davut, 9 köyden
kovulmuşların arasında arayalım.
Sanatın da demokrasinin de ilk şartı biz insanların yanlış yapma hakkıdır
doğruyu ararken. Yanlışa, hataya ve alternatif görüşlere katlanamayanlar, bir
süre için bu derenin yatağını tıkayanlardır, o kadar.
Hayata yeni bir bakışla başlayalım bu yıl. Kimsenin eleştirmesine, kızmasına,
bıyık altından gülmesine ya da elimize cetvelle vurmasına bakmadan, yıllardır
aklımızın bir kenarında umutsuzca beklemeye alınmış, hatta çocukluğumuzdan kalma
hayallerimiz varsa 2009'da bunları hayata geçirelim. Varsın isteyen "asabi,
agresif ve kompleksli" tepki versin, biz artık arıtılmış deniz suyu, temiz
rüzgar enerjisi, düşmanımızın dostluğu, Anadolu'nun jazz'ı gibi her tür çocuksu
hayallerimize bir şans verelim. Su yolunu bulup akacaktır...
Mutlu yıllar,
Nezih Ünen
45. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Belgesel Dalı, Yarışma Filmi. 2008
27. İstanbul Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2008
31. Montpellier Mediterranean Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2009
48. Selanik Film Festivali
Kosova Docufest, Gösterim Seçkisi. 2009
İtalya Salento Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2009
Hırvatistan Zagreb Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2009
Belçika Ghent Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2009
12.
Eskişehir Film Festivali, Hayatımız Belgesel Bölümü. 2010
1.
Roma Türk Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2011
Santa Rosa Uluslararası Film Festivali, En İyi Müzik Belgeseli Ödülü. 2012
Yalıkavak Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2013
İstanbul, Selanik ve Cannes Film Festivalleri’nde projenin konserleri verildi.
Yönetmenliğini, yapımcılığını ve müziklerini yaptığım ve 5 yıllık bir çalışmanın
ürünü olan "Lost Songs of Anatolia / Anadolu'nun Kayıp Şarkıları" adlı film
tamamlanmak üzere. Vizyona girme tarihi 2008 başları.
------------------------------------------
Sevgili müzikseverler,
Çoğu kişi beni 1997 yılında yapmış olduğum "Karnaval" albümü ve o albümdeki
"Çingene Yüreğim" adlı şarkı ile tanıyor, doğal olarak.
Beni sadece bu yönümle tanıyan müzikseverlerden en çok duyduğum sözler:
- Yeni albüm yok mu?
- Neden bir şey yapmıyorsun?
gibi sorular…
Bilmeyenler için söyleyeyim, ben daha çok bir stüdyo müzisyeniyim. Besteci,
aranjör, yönetmen, tonmayster ve bazen de şarkıcı… Ama bu güne kadarıyla sadece
stüdyoda!
Yapmış olduğum işler arasında "Berlin in Berlin" gibi film müzikleri, "Metro FM"
ve "Super FM" gibi radyo jingle'ları, "Atv" gibi kanalların jenerik müzikleri ve
"Yasak Elma" gibi albüm projeleri vardı (bu arada Metro FM ve Super FM
radyolarının yeni sahibi Canwest ile telif anlaşması yapılamadığı için bu
radyoların jingle yayınlarını durdurmak zorunda kaldım).
Son dönem yaptığım profesyonel işler arasında Özcan Deniz’in “Ses ve Ayrılık”
ile “Hediye” albümlerinin yönetmenliği de vardı. Ancak bundan sonra yalnızca
kendi projelerimle devam etmek niyetindeyim. Çünkü yapmak istediklerim için
zaman yetmiyor bir türlü.
Kendi projelerime gelince- Şu sıralar kariyerimin en büyük projesini bitirmek
üzereyim- "Anadolu’nun Kayıp Şarkıları" türünün ilk örneği bir müzikal film. Tam
5 yıldır yönetmen, yapımcı ve müzisyen olarak üzerinde çalıştığım bu sinema
filmi aynı zamanda bir albüm olarak da yayınlanacak. Amacım Anadolu kültüründe
yer alan müzikleri modernize ederek dünyaya dinletmek.
Bundan sonraki çalışmalarımda müzik kadar sinemanın da önemli bir yer tutacağını
umuyorum.
Sevgiler,
Nezih Ünen
'Nezih' müzisyen
Şarkıcı, prodüktör ve aranjör Nezih Ünen, yeni projesiyle Anadolu'yu dünyaya
tanıtmayı hedefliyor.
Bir müzik cambazı
Nezih Ünen adını birçok kişi Berlin in Berlin filmine yaptığı müziklerle duydu.
Nezih Ünen o gün bugündür yaptıkları merakla takip edilen birkaç isimden biri.
Tuhaf bir biçimde yaptığı her iş benzerlerinden ayrılıyor. Ünen, Özcan Deniz'in
'yepyeni bir müzikal kimliğe' bürünmesini sağladıktan sonra iyice gündemimize
oturdu. Bundan sonra ne yapacağını merakla beklerken Anadolu müzikleriyle ilgili
bir proje üstüne çalıştığını duyduk. Duymakla kalmadık, konuşma sırasında
stüdyosunda bir kısmını dinleme, izleme şansına Erdik. Yakında piyasa sıkı bir
işle sallanacak...
Berlin in Berlin'den önce ne yapıyordunuz?
Aslında ilk olarak 1986'da televizyonda yayınlanan Yarın Artık Bugündür isimli
dizinin müziklerini yaptım. Ardından birkaç dizi müziği daha yaptım. Bir süre
sonra ise reklam müzikleri yapmaya başladım. Metro FM, Süper FM gibi radyo 'jingle'ları,
atv, Star gibi televizyonların haber müzikleri, Süper Turnike gibi eğlence
programlarının müzikleri geniş kitleler tarafından sevildi. Çoğu kişi bunları
benim yaptığımı bilmiyordu. Berlin in Berlin'in müziğiniyse 93'de yaptım.
Yanılmıyorsam o dönemde bir albüm de yayınladınız.
Evet, Yasak Elma diye bir albüm yayınladım. Esasında bu bir grup çalışmasıydı.
Ama tüm besteleri yapan, düzenleyen, albümün prodüktörlüğünü yapan bendim. Yeşim
Vatan şarkı söyledi, Cengiz Onuralp kemençe ve akustik gitar çaldı. Bu albüm de
belli çevreler tarafından büyük ilgiyle karşılandı, çünkü Türkiye'de alışılmadık
bir pop müzik anlayışına işaret ediyordu. Albümde yer alan bir parçanın belli
bir kısmı Süper FM'in sinyal müziği oldu ve bir tür hit haline geldi. Ardından
bir yıl kadar Amerika'da kaldım. Los Angeles ve Hollywood'da müzik ve sinema
endüstrisini yakından inceleme fırsatım oldu. Türkiye'ye döndükten sonra ise
Karnaval isimli solo albümümü yayınladım. Albümde yer alan Çingene Yüreğim
isimli parçaya Charles Richards, Karnaval isimli parçaya ise Ezel Akay klip
çekti. Karnaval'ın klibi o yıl en iyi klip ödülünü aldı.
Geçtiğimiz aylarda da Özcan Deniz'in Ses ve Ayrılık albümünün aranjörlüğünü ve
prodüktörlüğünü üstlendiniz.
Özcan, müzik tarzında önemli bir yenilenme yaşamak istiyordu çünkü kendi içinde
müzikal olarak farklı bir noktaya gelmişti. Görüştüğü müzik yönetmenleri
arasında ben öne çıktım. Yaptığım bir anlamda Özcan'ın yeni müziğinin
tasarımıydı. Albüm ilk anda pek anlaşılmadıysa da bir ay gibi kısa bir süre
sonra son derece olumlu tepkiler almaya başladı. Kimse Özcan'ın böyle bir albüm
yapmasını beklemiyordu. Fakat bir süre sonra Ses ve Ayrılık çok geniş bir kitle
tarafından müzikal değeriyle, sanatsal niteliğiyle bir tür etnik pop albümü
olarak büyük beğeni topladı. Sanırım şarkı söylemekten 'jingle' yapmaya,
prodüktörlüğe kadar uzanan hayli çeşitli bir müzik cambazlığım var.
"Eğlencede görmemişlik kültürü"
Bu sırada popüler projelerde de yer alacak mısınız?
Aslında pek istemiyorum. Çıkarmayı düşündüğüm solo albümü bile askıya aldım. Tüm
zamanımı bu Anadolu projesine vermek istiyorum. Anadolu müzikleri albümünü
Nisan'da çıkaracağım. Ardından da konserler ve belgesel gelecek.
Piyasayı nasıl buluyorsunuz?
Açıkçası Türk pop müziğinden hiç hoşlanmıyorum. Bir yerde Türkçe pop çaldığında
bundan rahatsızlık duyuyorum. Bunun da snoplukla hiçbir alakası yok. Bence
Türkiye'de görmemişlik kültürü diye bir şey var. Otuz yıl öncenin Türk popuna
hiçbir itirazım yok. Ama Türkiye son 15 yıl içerisinde çok büyük bir sosyal
değişim yaşadı ve eğlence hayatında bir görmemişlik kültürü hüküm sürmeye
başladı. Pop müzik de bu kültüre hizmet ediyor. Kafasına kravatını bağlamış
masanın üzerinde para saçan bir adamı ve onun peşindeki sarışın hatunu
eğlendiren bir müzikten nasıl keyif alınabilir ki? Esasında iyi işler de
çıkıyor, ancak kurunun yanında yaş da yanıyor.
Misyonu, Anadolu müziklerini tanıtmak
Anadolu müzikleri ile ilgili bir proje üstüne çalışıyorsunuz...
Belki de bugüne kadar yaptığım her şey bugünden sonra yapacaklarımın hazırlık
aşamasıydı. Bundan sonraki misyonum, Anadolu müziklerinin dünyada belli bir yere
gelmesini, tanınmasını sağlamak. Anadolu kültürüyle ilgili öyle müzikler ortaya
çıkacak ki, bunlar dünyanın dört bir yanına dans müziği olarak, film müziği
olarak, aşk şarkıları olarak nüfuz edecek.
Bahsettiğiniz '70'lerdeki çabanın bir uzantısıymış gibi duruyor.
Çocukluğumdan beri Anadolu rock adı altında olsun, folk müzik adı altında olsun
pek çok çalışma yapılıyor. Cem Karaca, Barış Manço, 3 Hürel'in çok önemli
isimler olduğunu düşünüyorum. Özellikle Fikret Kızılok'un Anadolu'yum, Tanır
Mısın? 45'liği çocukluğumdan beri üzerimde çok derin bir etki yarattı.
Meslektaşlarımdan daha radikal davranarak Anadolu'yu dolaşıp, Anadolu müziğini
yapan insanlarla tanışıp, konuşup bir albüm yapmaya karar verdim.
Bunun üstüne bir belgesel de hazırlıyorsunuz, değil mi?
Evet, seslerle beraber görüntüleri de kaydettim. Oradaki insanların müziklerini
kendi müziğimde kullanmaya karar verdim. Sponsor ve bakanlıkla ilgili
girişimlerim var. Hakkıyla yapabilmek için ciddi bir bütçeye ihtiyacım var.
Anadolu kültürü, gerek Türk insanıyla ilgili geçmişten kaynaklanan kimi olumsuz
yargıları, gerekse Müslümanlıkla ilgili olumsuz imajları değiştirebilecek bir
niteliğe sahip.
Bu projeyi nasıl bir müzikal zemin üzerine oturtacaksınız?
Anadolu müziğinin modern müzikle kaynaşması çeşitli şekillerde olabilir. Zaten
bunu yapan pek çok kişi var.
Sizinkinin farkı nedir?
Mühendis olmanın getirdiği bir bakışa sahibim. Temel unsurlara önem veriyorum.
Eğer bir İç Anadolu türküsünü kullanacaksam önemli olan sadece altına iki akor
yerleştirmek değil. Önemli olan o müziğin içindeki makamsal unsurların, süsleme
notalarının ve tüm öğelerin tek tek incelenmesi. Teorik bir çalışma da yapmak
istiyorum. Ayrıca yurtdışından yaratıcılığıyla öne çıkmış büyük isimleri de bu
projeye dahil edebilmek istiyorum. Hayalimdeki isim, Brian Eno.
Kaynak
Radikal, 06/11/2004
Anadolu’nun Kayıp Şarkıları
Geçen hafta sonu Kosova’daki belgesel festivalinde izlediğimiz bir film, o
zenginliğe bir kez daha şapka çıkarttırdı.
Nezih Ünen, 5 yıl önce ilk belgeselini çekmek için yola çıkarken ekibine “Bir
senaryomuz yok” demiş:
“Anadolu yazacak; biz çekeceğiz.”
Çekmiş de...
Türkiye’nin her köşesine gidip yöre insanlarının otantik icralarını kaydetmiş.
Müzisyenliğiyle fotoğrafçılığını harmanlayıp 5 yılda 350 saatlik çekim yapmış.
Yok olmaya yüz tutmuş kültürel bir mirasın üzerindeki tozu silkelemiş, ona ilk
parlaklıklarını kazandırmış.
Sonra da arşivleyip eşsiz bir müzik kutusuna sığdırmış.
* * *
“Anadolu’nun Kayıp Şarkıları”, bize nasıl rengârenk bir kültür bahçesinde
yaşadığımızı hatırlatıyor.
Ünen’in kamerası, kâh Karadeniz’e çıkıp horon tepenleri kaydediyor, kâh Mardin’e
inip Süryanilerin kilise ayinlerine dalıyor.
Bursa’da kılıç kalkan oynuyor Anadolu; Sivas’ta semah dönüyor; Yozgat’ta bozlak
söylüyor.
İstanbul’da bu bahçeye Ermenice, Rumca, İbranice şarkılar katılıyor.
Destan söyleyen nineler, rebet söyleyen muhacirler, ağıt yakan dengbejler, diz
vuran zeybekler, raks eden dervişler...
Davullar, zurnalar, tulumlar, bağlamalar, sipsiler, cümbüşler, bendirler,
kemaniler...
Düğünde, hasrette, göçte, kederde söylediğimiz, dert dökmekte, hasta iyi
etmekte, koyun eğlemekte, ilanı aşk etmekte kullandığımız türküler...
Demir döverken, pamuk toplarken, ipek sararken, çamaşır yıkarken, ekin biçerken,
toprak kazarken, hamur açarken, bebe uyuturken söylediğimiz ninniler, ağıtlar,
deyişler, gazeller...
Hepsini en Yalın haliyle kaydedip harikulade görüntülerle bezemiş Ünen; sonra da
stüdyoda onları gitarla, dudukla, neyle, klarnetle beslemiş, güncellemiş,
güzelleştirmiş.
Ortaya, Anadolu’ya dair bütün ırkçı yorumları reddeden, güzelim bir gökkuşağı
resmi çıkmış.
* * *
Farklılıkları reddeden, ırkçı Ulus anlayışıyla her şeyi tek tipleştirilen
popüler kültür salgınının el ele unutturmaya çalıştığı bir kültürel sermayeyi
belgeliyor bu film...
Dişi dökülmüş, sesi kısılmış, gözünün feri sönmüş, ama çalma, söyleme, oynama
iştahını hiç yitirmemiş Anadolu insanının belki de son seslerini kaydediyor.
Son sahnede, türküsünün ardından of çeken nineye bakınca, tüm varlığı kafatası
avcılarınca yağmalanmış batık bir zengine benziyor Anadolu...
Yorgun ve tükenmiş görünüyor.
Ama bir yandan da bütün güzelliğiyle “Benden umudu kesmeyin” diyor.
“Çiçeklerim kurusa da ben, sulandığında yeniden bire on veren, eşsiz bir kültür
bahçesiyim.”