Doğum Tarihi : 26 Mart 1916, İstanbul, Şişli
Ölüm Tarihi : 3 Nisan 2004, İstanbul, Büyükada
Şişli Terakki Lisesi’ni bitirmiştir ve küçük yaştan itibaren sinemaya ilgi
duymuştur. Yakın arkadaşı Temel Karamahmut onu film çevirmeye teşvik etmiştir.
Bunun sonucunda
Türk Sineması'nın geçiş döneminde çektiği "Domaniç
Yolcusu / Unutulan Sır" isimli filmin yapım ve yönetmenliğini üstlenerek sinemaya adımını attı. Türk sinemasının ilk resmi yarışması sayılan ve 1948'de Yerli Film
Yapanlar Cemiyeti tarafından düzenlenen yarışmada bu filmi En Başarılı 2. Film,
En Başarılı Öykü, En Başarılı Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu
Ödüllerini alarak sinema tarihine adını yazdırdı. Ancak bu filmden para
kazanamamıştır. Sinema seyircilerini ekseriyetle ‘kabiliyetsiz’ buluyor.
Gazetecilerin ise, kendilerine hiç yardımda bulunmadığını, fena filmlere lâyıkı
veçhile taarruz etmedikleri kanaatindedir. Tecrübeli aktörlerle film çevirmeğe
taraftar olan Şakir Sırmalı, bir rejisörün çevirdiği filmde baş rolü oynamasına,
hatta filmin senaryosunu yazmasına taraftardır. Bir san’at eseri tek iradeye
bağlı olursa, daha iyi netice alınacağını söylüyor. (“Şakir Sırmalı”, 1952, s.
10).
Efelerin Efesi (1952) gösterime girdikten sonra eleştirel düzeyde olumlu
karşılanır. En ilginç nokta, edebiyat uyarlaması olan bu Efe filminin,
Ankara’daki resmi sansürle uğraşmak zorunda kalmasıdır. Filmdeki “Efe temsili”
sorun çıkarır: Mevzu, alelâde bir Efe veya haydutluk hikâyesidir. Ne milli
hislerimizle ne de dini duygularımızla alâkalı bir taraf, ne de cemiyeti
kötülüğe teşvik eden bir ideolojisi vardır. Bütün bunları söylememe sebep, bu
filmin az kalsın Ankara’da sansürden geçememek tehlikesi ile karşılaşmasıdır.
Sansür bu filme ancak sonuna şu sözler konmak şart ile müsaade etmiştir. Konan
sözler Osman Efe öleceği sırada bir spiker tarafından söylenir: Sırf aşk uğruna
dağa çıktığı için Osman Efe’nin namı pek anılmaz. Çünkü gerçek Efe hak uğruna
dağa çıkmış ve mücadele etmiştir. İstiklâl Savaşımızda bütün gücüyle yardım eden
adsız efelerimizi hürmetle anarız (“Lüks Koltuktaki Adam”, 1952, s.7). Efelerin
Efesi’nden daha ümitli olan Sırmalı, filme fazla masraf edemediği için üzgündür.
Sırmalı’nın söyleşisindeki en dikkat çekici unsurlar, o dönem Türk sinemasındaki
egemen tarihi filmler, seyirciler, gazeteciler (eleştirmenler) ve genel olarak
yönetmenlik sanatı (auteurist bir bakış açısından) üzerine yaptığı yorumlardır:
Henüz filmciliğimizin kalkınma çağlarında olduğu bir zamanda çok masraf isteyen
tarihi filmler çevirmemizin doğru olmadığını söyleyen Sırmalı, bu gidişle,
ilerde çevrilecek pek az tarihi mevzumuz kalacağından endişe ediyor.
İkinci filminin sansürle uğraşmak zorunda kalması üzerine, Sırmalı gündeliklerde
çıkan sansüre karşı yazıları ve demeçleriyle kamuoyu oluşturmaya başlayacaktır.
Sırmalı’nın filmi, 1950’lerin başında Türk sinemasında moda olan Efe
filmlerinden ayrılır. Öyle ki, aynı eleştirmen filmin tematik özgüllüğü üzerine
dikkat çeker: Rejisör Şakir Sırmalı’nın sanatı için hiç bir şey söylemeyeceğim.
Yalnız hem onu hem de bu filme para koyan Naci Duru’yu iyi niyetleri için candan
tebrik etmek isterim. Bilhassa Anadolu seyircisine, din toleransı üzerinde ders
vermekle, ‘Efelerin Efesi’ hakikaten faydalı, iyi niyetli bir film olmuştur. Bu
kadarı bile kâfidir (“Lüks Koltuktaki Adam”, 1952, s. 7).
Şakir Sırmalı’nın Efelerin Efesi adlı filmi, Türk sinema tarihçisi Nijat Özön’e
göre de -kendi deyimiyle- “sinemacılar döneminin” kalburüstü filmleri arasında
yer almaktadır (bkz. Özön, 1968, s. 276). 1950’lerde yapımcı, yönetmen,
senaryocu olarak Türk sinema alanına giren Osman Seden anılarında Şakir
Sırmalı’nın Türk sinemasının oyunculuk alanında gösterdiği tiyatro karşıtı
çabalarından bahsetmeyi unutmamıştır: Türk sinemasına mutlak surette hakimdiler
[şehir Tiyatrosu oyuncularından bahsediyor] ve bu egemenliği de elden bırakmaya
hiç niyetleri yoktu. Bu konuda Şakir Sırmalı, Aydın Arakon, Faruk Kenç gibi bazı
yönetmenlerin, genç bir sinema kuşağı yetiştirmek için gösterdikleri çabaları da
unutmamak gerek. 1940’lı yılların ortalarından itibaren bu genç yönetmenler
çevirdikleri filmlerde hep isimsiz gençlere imkân tanıdılar, yeni bir sinemacı
kuşağı yetiştirmeye çalıştılar, ancak güçleri yetmedi (Seden, Anılar, s. 6).
1953 yılında Türk Film Dostları Derneği tarafından düzenlenen I. Türk Filmleri
Yarışması’nda (1952$1953 mevsimine ait filmler arasında), Efelerin Efesi en
başarılı beş filmden biri, #akir Sırmalı ise en başarılı beş yönetmenden biri
seçilir (“Film Festivalinin”, 1953, s. 7).
Zaman geçtikçe Efelerin Efesi’ni, Türk sineması içindeki yerine oturtan ve onu
tarihsel açıdan açıklayan daha ihtiyatlı yorumlara rastlanır. Efelerin Efesi’nin
Türk sinema sanatı açısından en olumlu algılanması ise eleştirmen Burhan Arpad’a
aittir.
1919-1947 arasında birkaç yılda bir tek Türk filmi veren Türk sinemasının yıllık
prodüksiyon sayısı yirmi, otuzu aşar, hatta elliye dayanır. Sayıca artış, sanat
yönü ağır basan ilk Türk filmlerinin ortaya çıkmasını da sağlar. Vurun Kahpeye
(Reji: Lütfi Ö. Akad, Prodüksiyon: Erman Kardeşler, 1948/1949), Yüzbaşı Tahsin
(Reji: Orhan Arıburnu, Prodüksiyon: Duru Film, 1950/1951), Hep Vatan İçin
(Reji: Aydın Arakon, Prodüksiyon: Atlas Film, 1951/1952, Efelerin Efesi
(Reji: Şakir Sırmalı, Prodüksiyon: Duru Film, 1952/1953) sinema sanatını
Türk sinemasına getiren ilk başarılı örneklerdir. Bu dört filmin en ilgi çekici
özelliği, Türk sinemasının tiyatro etkisinden kurtulmasıdır (Arpad, 1959, s. 7).
Şakir Sırmalı,
Lütfi Ömer Akad ve Baha Gelenbevi ile beraber "Beş Sanat" adlı bir edebiyat
dergisi çıkardı. Yaşadığı Büyükada'da 2004 yılında hayata gözlerine yumdu.