Doğum Tarihi - 1908, Akçaabat, Trabzon
Ölüm Tarihi - 13 Ocak 1973, İstanbul
Türk Belgesel Sinemasına öncülük eden ustalardandır. Sabahattin Eyüboğlu,
Aydınlanma düşüncesinin öncüsü bir düşün ve yazın insanı. Çevirileri, inceleme
ve denemeleriyle toplumun çağdaşlaşma yolundaki atılımlarının önünü açan bir
Aydın, eğitimci, sanat tarihçisi...
Karagözün Dünyası - 1972 / Sabahattin Eyüboğlu, Aziz Albek
Madrid Complutanse Üniversitesi 2. Uluslararası Bilimsel ve Öğretici Sinema Şenliği, İkincilik Ödülü (Gümüş Kuğu) 1972
Association Française de Cinemas d'Art et d'Essai, Paris Türk Filmleri Haftası, Gösterim Seçkisi. 1975
Ana Tanrıça - 1966 / Sabahattin Eyüboğlu, Aziz Albek
Nemrut Tanrıları - 1964 / Sabahattin Eyüboğlu, Aziz Albek
1. Uluslararası GAP İlleri Kültür ve Turizm Festivali, GapFest'2008 Şanlıurfa, Gösterim Seçkisi. 2008
Anadolu’da Roma Mozaikleri - 1958 / Mazhar Şevket İpşiroğlu, Sabahattin Eyüboğlu
Filmlerle Anadolu Destanı Yazmak, Cenk Demirkıran, 2011, Sayfa 35
Eczacıbaşı Kültür Filmleri Kitapçığı
Fotoğraf: Üç Fotoğrafçı isimli Sanatçı Portreleri Sergisinden
Feridun Andaç
superonline.com/edebiyat/gundem/eyuboglu.htm
1908'de Trabzon Akçaabat'ta doğdu. Kaymakamlık, mutasarrıflık ve Trabzon milletvekilliği yapmış olan Mehmet Rahmi Bey'in
oğlu ve ressam-şair Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun kardeşidir. Çocukluğu, babasının görevi nedeniyle, Anadolu'nun çeşitli
kentlerinde geçti. İlköğrenimini 1922 yılında Kütahya'da, ortaöğrenimini 1928 yılında Trabzon Lisesi'nde tamamladı. Lise
son sınıftayken, üniversiteye öğretim üyesi yetiştirmek için açılan bir sınavı kazanarak Avrupa'ya gitti.
Yükseköğrenimini, dil, edebiyat ve estetik öğrenimi gördüğü Dijon (1928), Lyon (1930) ve Paris (1937) üniversitelerinde
tamamladı. İngiltere'ye geçerek, Londra'da İngiliz edebiyatı ve kültürü üzerine incelemeler yaptı.
Yurda dönünce, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde doçentlik (1933-38); Milli
Eğitim Bakanlığı'nda müfettişlik, Talim ve Terbiye Kurulu üyeliği ve Tercüme Bürosu başkan yardımcılığı görevlerinde
bulundu. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nde "Metinlerle Batı Kültürü Tarihi" derslerini okuttu (1939-1947). Yakın dostu
Vedat Günyol, onun bu derslerini ve eğitim anlayışını şöyle değerlendirir: "Sabahattin Eyuboğlu'ydu, 'Metinlerle Batı
Kültürü Tarihi' derslerinde ve haftada bir tartışmalı açık toplantılardaki o konuşmadan konuşturan, doğruyu, güzeli,
iyiyi hiçbir telkine kaçmadan öğrencilerin kendilerine bulduran."
Sabahattin Eyuboğlu'nun uygulamaya çalıştığı eğitim yöntemi, el işçiliğinden kafa işçiliğine, el eğitiminden kafa
eğitimine geçerek, yaratıcılığına, insanca niteliklerine inandığı ve canı gibi sevdiği Türk köylüsünü köyün içinden
yetişen Aydınlarla onu kalkındırmayı amaçlıyordu." *1
Eyuboğlu, bu eğitim hamlesine gönülden katıldı. O, bu girişimi şu düşünceleriyle dile getirir: "Köy Enstitüleri İstiklal
Savaşı'nın getirdiği yeni bir Türkiye görüşüne dayanır her şeyden önce. Bu yeni Türkiye topraklarını kesin olarak
sınırlamış İstanbul'daki sarayını, devasız dertlere düşmüş, ayağı yerden kesilmiş, dostunu düşmanını bilemez olmuş
sarayını kökünden yıkmış, 'imtiyazsız, sınıfsız' olmasını dilediği bir halk devleti kurmuş, eski devletin bağlı kaldığı
donmuş Doğu kültürünü de bırakıp yaşayan, gelişen Batı kültürüne yönelmişti. Atatürk'ün gerçekleştirdiği devrimlerin
dayandığı İnanç, Türkiye halkının, büyük çoğunluğu köylü olan Türkiye halkının kendini yönetecek bağımsız bir devlet
kurabileceği inancındaydı. Bu İnanç olmasa bugün bizim dediğimiz Anadolu bizden başka herkesin olurdu. Halka dayanan,
halka Güvenen bir yeni devletin yapacağı ilk iş, halkın yaşadığı her yerde ve en çok da köylerde bir tek sözcüsünü olsun
bulundurmak, barındırmak, desteklemekti. Köy Enstitüleri bu sözcüyü memleket ölçüsünde yetiştirmek amacıyla kuruldu." *2
Eyuboğlu,Tercüme Bürosu'ndaki başkanlık ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'ndeki öğretim üyeliği görevlerinden
uzaklaştırılınca Paris'e gitti (1947). Dönüşünde, yeniden Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak Maraş, Adana,
Gaziantep, Hatay yörelerinde çalıştı (1949). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili Bölümü'nde
Karşılaştırmalı Türk-Fransız Edebiyatı (1950); İstanbul Teknik Üniversitesi'nde (1952) ve Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek
Okulu'nda Sanat Tarihi dersleri okuttu (1958). Üniversiteden uzaklaştırılan "147'ler" arasında yer aldı (1960). Daha
sonra, öğretim üyeliği görevleri iade edilse de, yalnızca Teknik Üniversite'deki görevine döndü.
Vedat Günyol ile birlikte Babeuf'ten çevirdikleri Devrim Yazıları (1963) kitabından dolayı, Ceza yasasının 142.
maddesine aykırı görülerek yargılandı, beraat etti (1966), 12 Mart muhtırası sonrası, Gizli örgüt kurmak savıyla , Azra
Erhat ve Vedat Günyol ile birlikte tutuklandı (1971). Dört ay tutuklu kaldı. Yargılama sonunda beraat etti. 13 Ocak
1973'te, geçirdiği kalp krizi sonucu İstanbul'da öldü.
İlk yazısı ("Tenkid") Hakimiyet-i Milliye'de (Ulus) çıktı (1930, Ankara). 1934 sonrası Varlık, Ağaç, Tan, Kültür
Haftası, Edebiyat, Ülkü, Vatan, İnsan, Tercüme, Yaprak, Ulus, Yeni Ufuklar, Yeditepe, Vatan, Akşam, Tanin, İmece.. gibi
gazete ve dergilerde edebiyat ve görsel sanatlar konularında inceleme, deneme ve eleştiriler yazdı, çeviriler yayımladı.
Fransız, İngiliz, Rus, Yunan, Latin edebiyatlarından ellinin üzerinde yapıtı Türkçeye kazandırdı. Azra Erhat, onun
çeviri uğraşısını değerlendirirken, şunları söyler: "Sabahattin Eyuboğlu çevirileriyle Türkiye'nin ve Türk insanının
Çağdaş kültür düzeyine ulaşması, giderek onu geçmesi için bilmesi, tanıması gereken uluslararası varlıkların dilimize
kazandırması için geceli gündüzlü çeviriye vermiştir kendini. Onu yalnızca usta bir çevirmen olarak bilenler yanılırlar
tümden. Çeviri onun gözünde bir araçtı, öncülüğünü yaptığı yolda ardından yetişkin düşün ve sanat adamlarının çokça
sayıda gelmesi için." *3*
Denemeler (Montaigne, 1947), Oblomov (Gonçarov, E. Güney ile, 1945-49), Devlet (Eflatun, M.A. Cimcoz ile, 1959), Moby
Dick (H. Melville, M. Urgan ile, 1960), Masallar (La Fontaine, 1960), Ermiş Antonius ve Şeytan (Flaubert, 1968),
Gargantua (Rabelais, A. Erhat ve V. Günyol ile, 1973), Hesiodos Eseri ve Kaynakları (A. Erhat ile, 1977) en tanınmış
çevirileridir. M. Ali Cimcoz ile çevirdikleri Eflatun'un Devlet'iyle 1959 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü'nü, Mavi ve Kara
adlı deneme kitabıyla da 1960 Ataç Armağanı'nı kazandı.
1955'te Mahzar Şevket İpşiroğlu ile birlikte başlattığı Anadolu uygarlığının kaynaklarına yönelik belgesel film
çalışmalarını Macit Gökberk ve Aziz Albek'le sürdürdü. Bu çalışmalarının ilki Hitit Güneşi 1956 Berlin Film
Festivali'nde ikinci oldu ve "Gümüş Ayı" ödülünü kazandı. Bu dizinin diğer önemli çalışmaları şunlardı: Anadolu
Ormanları (1956), Surname (1959), Karanlıkta Renkler-Göreme (1959), Anadolu'da Roma Mozaikleri (1959), Anadolu Yolları
(1959), Eski Antalya'nın Suları (1965), Ana Tanrıça (1966) ve Karagöz'ün Dünyası.
Eyuboğlu; yazar, düşünür, çevirmen, eğitimci kişiliğiyle; Cumhuriyet sonrası düşün yaşamımızın gelişimine önemli
katkılarda bulundu. Deneme ve incelemelerinde, Doğu ve batı'nın geçmişteki kültür kaynaklarına yönelişinde özde ulaştığı
bileşim; Çağdaş Türk kültürünün "kurumsal ve düşünsel temelleri"nin oluşmasında etkili oldu. Anadolu uygarlığının
kaynaklarına yönelişe de yeni bir bakış açısı getirmesi; onun, yenileşme ve çağdaşlaşma yanlısı çabasının -öze dönük- en
belirgin yanı olarak düşün yaşamımızda yer etti.
Ülkenin Çağdaş kültür düzeyine erişmesinin ancak Batı'nın kültür değerlerinin bilinmesi, tanınıp özümsenmesiyle
olabileceğini ve kendi kültür kaynaklarının ortaya çıkarılmasında ad bunun gerekliliği düşüncesi, onu, çeviri yazını
alanında önemlice çalışmalara yöneltti. Bu amaçla, Batı düşüncesinin ana kaynaklarına yönelik yapıtların çevirisine
öncelik tanıdı. Çevirileriyle bu alanda öncülük etti. 1950 sonrası yoğun biçimde yöneldiği çeviri çalışmalarının büyük
bir bölümünü Azra Erhat ve Vedat Günyol ile gerçekleştirdi.
Eyuboğlu, eleştiri ve deneme yazılarıyla Türk dilinin gelişmesi, Türk edebiyatının ulusal ve evrensel bir nitelik
kazanmasına dönük bir çaba içinde oldu. Talim Terbiye Kurulu üyeliğinin ve Tercüme Bürosu'ndaki yöneticiliğinin yanı
sıra, İsmail Hakkı Tonguç'la Köy Enstitülerinin kuruluşuna aktif biçimde katıldı. Onun, düşünce ve eylem adamı olarak,
halka yönelik Çağdaş eğitim kurumlarının oluşturulmasındaki çalışmaları; Cumhuriyet dönemi Aydınlanma hareketinde önemli
yer tutar.
Anadolu'nun kültürel kaynaklarını filmler yoluyla daha geniş kitlelere ulaştırma ereğini güttü. Bu amaçla belgesel
filmler yapmaya yöneldi. Eyuboğlu, buradaki amacını, sinemanın işlevselliğini şu düşünceleriyle dile getirir: "Eğitici
olmak aslında her sanatın en asil tarafıdır. Hepsi de zaten bu kaygıyla doğmuşlardır: dans bile. Öğretme bakımında
sinemanın imkanları şimdiye kadar hiçbir sanatın ulaşamadığı kadar zengindir. Sinema yoluyla öğretilemeyecek hiçbir
bilgi yoktur, demek yetmez; hiçbir bilgi sinemadan daha iyi bir öğretme yolu bulamaz, bile diyebiliriz artık. İyi bir
öğretmenin yaptığı nedir? Her şeyden önce öğrencinin gözünü kulağını bir zaman içinde etrafa kaydırmadan kendi üzerine
çekmek değil mi? Sinemada bu iş kendiliğinden oluyor: kararmış ve susmuş bir dünya ortasında seyirci bir tek Işık ve ses
kaynağına ister istemez çevriliyor. Geriye işin en önemlisi, verilecek bilginin değeri kalıyor diyeceksiniz. Evet, ama
sinema değerli bilgiye alet olmam demiyor ki bize. Atom gücü neyse sinemanın gücü de o..." 4
Kaynak
1 Sabahattin Eyuboğlu, Mavi ve Kara, 1999, s. 156, İş Bankası Kültür Yayınları.
2 Vedat Günyol, Çalakalem, 1977, s.208, Çan Yayınları.
3 Azra Erhat, "Sabahattin Eyuboğlu'nun Denemelerinde Görsel Sanatlar", Sanat Üzerine Denemeler ve Eleştiriler/ Cilt II,
S. Eyuboğlu, 1982,ss. 6-7, Cem Yayınları.
4 Sabahattin Eyuboğlu, Sanat Üzerine Denemeler ve Eleştiriler / Cilt: II, s.182