|
Reha ERDEM

Doğum Tarihi : 1960, İstanbul
Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde 3 yıl
tarih okudu. Sinema okumak üzere Fransa'ya giderek Paris VIII Üniversitesi'nde
Sinema ve Plastik Sanatlar Bölümü'nü bitirdi. Fransa'da üç kısa film çekti.
1990'dan bu yana reklam filmi yönetmenliği yapıyor. 8. ve 10. Kristal Elma Türkiye
Reklam Ödülleri yarışmalarında "En İyi Yönetmen" Ödüllerini
aldı.
Reha Erdem sinema eğitimi aldığı Fransa'da üç kısa film çektikten sonra, 1989
yılında senaryosunu kendi yazdığı ‘‘A Ay''ı Fransız-Türkiye ortak yapımı olarak
gerçekleştirdi. Gösterime girdiği yıl oldukça olumlu eleştiriler alan film,
Locarno, Moskova, Vancouver festivallerinde gösterildi, Nantes Film
Festivali'nde de ödüle layık görüldü. Filmde Yeşim Tozan ve Gülsün Tuncer rol
alıyorlar.
Bilgi Üniversitesi'nin ‘‘Bilgi'de Sinema'' programı kapsamında yer alan ‘‘Genç
Türk Sineması: Genç Yönetmenler ve İlk Filmleri'' başlıklı dizide Reha Erdem'in
‘‘A Ay'' adlı filmi iki seans olarak gösterildi.
YÖNETMEN FİLMOGRAFİSİ
Beş Vakit - 2006
13. Altın Koza Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, En İyi Film
Ödülü. 2006
25. İstanbul Film Festivali, En İyi Film Ödülü. 2006
25. İstanbul Film Festivali, Fipresci Ödülü. 2006
28. Montpellier Akdeniz Filmleri Festivali, Jüri Özel Ödülü. 2006
28. Montpellier Akdeniz Filmleri Festivali, Nova Ödülü. 2006
28. Montpellier Akdeniz Filmleri Festivali, Gençlik Ödülü. 2006
28. Montpellier Akdeniz Filmleri Festivali, Jüri Özel Ödülü. 2006
Mannheim-Heidelberg Film Festivali, Jüri Özel Ödülü. 2006
39. Sinema Yazarları Derneği, Türk Sineması Ödülleri, En İyi Film. 2006
39. Sinema Yazarları Derneği, Türk Sineması Ödülleri, En İyi Yönetmen. 2006
39. Sinema Yazarları Derneği, Türk Sineması Ödülleri, En İyi Görüntü Yönetmeni.
2006
Korkuyorum Anne - 2004
23. İstanbul Film Festivali, Fipresci Ödülü. 2004
12. Adana Altın Koza Film Şenliği, Jüri Özel Ödülü. 2005
12. Adana Altın Koza Film Şenliği, En İyi Senaryo Ödülü. 2005
16. Ankara Film Festivali, En İyi Yönetmen Ödülü. 2005
Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü. 2005
42. Antalya Film Şenliği, En İyi Senaryo Ödülü. 2005
42. Antalya Film Şenliği, En İyi 3. Film Ödülü. 2005
39. Sinema Yazarları Derneği, Türk Sineması Ödülleri, En İyi Senaryo. 2006
39. Sinema Yazarları Derneği, Türk Sineması Ödülleri, En İyi Kurgu. 2006
39. Sinema Yazarları Derneği, Türk Sineması Ödülleri, En İyi Kadın Oyuncu. (Işıl
Yücesoy) 2006
39. Sinema Yazarları Derneği, Türk Sineması Ödülleri, En İyi Yardımcı Kadın
Oyuncu. (Şenay Gürler) 2006
Kaç Para Kaç - 1998
A Ay - 1988
İnsan Nedir ki? - 2004
Uluslararası İstanbul Film Festivalinde Gösterildi. 2004
Hayat Var - 2008
45. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Ulusal Uzun Metraj, SİYAD Jüri Özel
Ödülü. 2008
SENARİST FİLMOGRAFİSİ
Beş Vakit - 2006
Korkuyorum Anne - 2004
Kaç Para Kaç - 1998
A Ay - 1988
DİĞER FİLMOGRAFİSİ
Beş Vakit - 2006 .... Kurgu
Korkuyorum Anne - 2004 .... Kurgu
Reha Erdem Röportajı
Reha Erdem, 'Korkuyorum Anne' gösterimdeyken bir sonraki filmi 'Beş Vakit'le iki
ödül birden aldı. Yönetmen, tatillerini geçirdiği Kozlu Köyü'ndeki ruh halini
sinemaya aktarmış.
Olkan ÖZYURT
Biraz da sonradan 'keşfedilen' bir yönetmen Reha Erdem. 'A Ay' (1989) ve 'Kaç
Para Kaç' (1999) nedense Erdem'i 'keşfetmeye' yetmedi, illa 'Korkuyorum Anne'yi
izlemek gerekiyordu anlaşılan. 'Korkuyorum Anne'nin festival festival
dolaştıktan sonra martta vizyona girmesiyle Reha Erdem'in değeri teslim edildi.
'Korkuyorum Anne'nin henüz esintisi sürerken Erdem'in yeni filmi 'Beş Vakit'
İstanbul Film Festivali'nde görücüye çıktı. Erdem zaman zaman gittiği
Çanakkale'nin Kozlu Köyü'nde üç çocuğun büyüme hikâyesini anlatıyor 'Beş
Vakit'te. Ama film bu kadar basit değil. Çocukların büyüme serüveni seyirciyi
pek çok soruyla baş başa bırakıyor. Zaten "Sinema, hikâye anlatmanın yanı sıra
bir anlamı, büyük bir soruyu insandan insana geçirmek için bir araç" dememiş
miydi daha önce Erdem.
Erdem festivali çifte ödülle kapattı. 'Beş Vakit' hem Ulusal Yarışma'da hem de
FISRESCI jürisi tarafından en iyi film seçildi. Bununla birlikte Karlovy Vary,
Toronto ve Montreal başta olmak üzere pek çok festivalden davet aldı. Bütün
bunlar sevindirici. 'Beş Vakit'in yakında festival maratonu başlayacak. (Ama
Erdem Kozlu Köyü'nde bir gala yapmayı da planlıyor) Ama o İstanbul'dan en iyi
film ödülü aldığı için Antalya'da yarışamamaktan rahatsız. İki festivalin
mecralarının farklı olduğunu, böyle bir rekabetin iyi olmadığını düşünüyor.
Kozlu Köyü'ne zaman zaman gidiyorsunuz. Burada yaşamış olmasaydınız bu film olur
muydu?
Olmazdı. Filmdeki ruh haline ben bir tek Kozlu Köyü'nde girebiliyorum. Film de o
ruh halinin filmi aslında. Tabii burada filmin temasından bahsetmiyorum.
Büyümek mi yoksa büyüyememek mi zor? Çünkü 'Beş Vakit'te çocuklar büyüme
arifesinde fakat, onların ebeveylerinin de pek büyüdüğü söylenemez. Bir kere
büyüyememek çok zor. Büyüyemeyenler tarafından büyütülmek daha zor. Bu biraz
'Korkuyorum Anne'de de vardı. Zaten büyümek, çocukluktan çıkmak yeterince,
aslında basit olduğu için zor. Ama bu süreci iyi büyüyememişlerin ellerinde
geçirince insanın her yeri çiziliyor. Büyüklerin durumları daha dramatik. Mesela
Taner Birsel'in oynadığı baba karakteri kötü bir insan değil. Ama babası
tarafından az beğenilmiş. Bu az beğenilmenin sonuçları hayatta çok vahim
olabiliyor. Filmdeki köydeki insanların bir cömertliği ve hoşgörülülüğü var.
Gerçekten o Kozlu Köyü'nde de var. Adı konulmamış bir insani düzen.
Peki dört filminiz var ve hepsi ayrı tarzlarda. Ama hepsi de insan olma hali
üzerine. Üstelik filmleriniz özgün. Nasıl başarıyorsunuz, zor olmuyor mu?
Benim aradığım hep, bildiklerimizi yeni biçimde anlatmak. Çok bildiğimiz şeyi
başka bir müzik haline getirmek daha etkili. Başka türlü dinleniyor. Aynı şarkı
olmuyor. Evet dört filmim de aynı sinemaya heves eden filmler. Genel anlamda
sinema ikiye ayrılıyor, montaj ve dekupaj sinemaları diye. Bence montaj sineması
sinemanın ta kendisi. Sinemanın en büyük zenginliğidir bu. Bir sürü görüntünün
arka arka gelmesinin verdiği durum çok enteresan. İşin püf noktası burada.
Sinemanın tiyatro, edebiyat ve fotoğraftan farkı bu. Benim filmlerimin,
temalarının dışındaki ortak özelliği de burada. Tabii ki ritimleri ve
kullandığım sinematografik malzemeler farklı. Kimisinde hikâyeler öne çıkıyor,
kimisi aksak ritimle gidiyor. 'Korkuyorum Anne'de öykü arkada ama 'Kaç Para
Kaç'ta öykü en önde. Bu farklılık beni cezbediyor. Aynı şeyi yapmak da çok
sıkıcı. 'Bir şey anlatıyorsunuz, sonra aynı sitille devam ediyorsunuz. Bu sizin
üslübunuz oluyor' derler ya ben
buna inanmıyorum.
Peki bu arayış sizi yormuyor mu?
Yormuyor, bu arayış zevkli zaten. Sinema beni yormuyor, gerçekten sonsuz bir
alan. Sonrası yoruyor. Keşke film yapmak daha kolay olsa da daha fazla film
çeksem. Çünkü işler çoğaldıkça anlamı daha başka oluyor. Şöyle anlatayım; Lars
von Trier'i eskiden beğenmezdim. Ama son yaptıklarıyla değerlendirdiğim zaman
bir sinemacı için ilgisiyle izlenmesi gereken dünyada 10 adam varsa birinin Lars
von Trier olduğunu düşünüyorum. Ama yaptıklarına bütünlüğüyle bakıldığı zaman
bunu görüyorsun.
'Yeni kuşak yönetmenler' diye bir tanımlama var. Artık sizin de isminiz bu
yönetmenler arasında sayılıyor. 1989 yılında 'A Ay'ı çekmiştiniz ama ancak bu
yıl 'Korkuyorum Anne' ve 'Beş Vakit'le değeriniz teslim edildi. Siz ne dersiniz?
Hak teslim edilmişse edilmiştir. Bunun geçi erkeni olmaz. (Gülüyor.) Son iki
filmim hariç arada bayağı zaman boşlukları var. Ben diğer yönetmenlerden de
kopuğum. Ama verilmiş bir karardan, istekten ve kibirden kaynaklanmıyor, öyle
oldu... Ama bundan sonra böyle kopukluklar olacağını düşünmüyorum. Çünkü imkânım
olursa daha sık aralarla film çekmeyi düşünüyorum.
O zaman tezgâhta yeni bir şeyler var demektir?
Şimdi yine değişik bir proje var. (Gülüyor.) Bu sefer tema olarak aşkı anlatmayı
düşünüyorum. Şehirde olacak ve biraz da duygu olarak sert bir şey olacak. Bir de
'Bana Yalan Söyleme' adlı kısa metraj çekeceğim.
'Beş Vakit' nasıl bir yol izleyecek?
Festivalden iki ödül aldı, çok da beğenildi film. Şimdilik küçük büyük bir çok
festivalden Karlovy Vary, Toronto, Montreal'den ve Roma'dan davetler aldık. Bu
sefer iyi bir tercih yapabilirsek yolu açık olur. Mesela 'Kaç Para Kaç' San
Sebastian'ın yarışmalı bölümünden davet almıştı, gönderememiştik.
Film ne zaman vizyona girecek?
Sonbahar gibi düşünüyoruz.
Filmin Antalya'da yarışma dışı gösterilme ihtimali var diye duydum?
Evet, İstanbul Film Festivali'nde ödül aldığımız için Antalya'ya katılamıyoruz.
Ama ben bunu adil bulmuyorum. Onun için Antalya'ya filmi vermeyeceğim.
Türkiye'de İstanbul Film Festivali'nin durumu farklı. Bu durumu Le Monde'da
çıkan yazılardan da anlayabilirsiniz... Antalya da Türk filmleriyle kendini
ayağa kaldıracak olan bir festival. Mecraları farklı. Böyle bir rekabet iyi
değil.
Sonuçta Antalya'da iyi bir para ödülü verilecek. O para ödülü bizim gibi
adamların film yapmasını sağlayacak. Ben övünmek için söylemiyorum, mesela jüri
başkanı Jean-Paul Rappeneau 'İslam konusunda meraklıyım, o kadar kitap okuyorum
ama hepsi bir yana bu film birçok şey öğretti' dedi. Bundan gurur duydum.
Aldığım ödüller filmin gişesine zarar veriyor...
O kadar güzel bir film yapmış ki Reha Erdem. Üstelik bunu tek söyleyen ben
değilim. İstanbul Film Festivali'nde '5 Vakit'i izleyen kimle konuştuysam aynı
şeyi söyledi. İlk gösteriminde oturucak yer kalmadığı için ertesi gün sabah
09.00'a ek bir seans daha koyuldu ve onun da biletleri hemen tükendi. Ve her
gösterimin ardından salonu dolduranlar, ki bunların çoğunluğu yabancılardı. Film
Festivali'nin Ulusal Yarışma Bölümü'nde En İyi Film ve Fibresci Büyük Ödülü'nü
Reha Erdem aldı. Bunun üstüne Erdem'le buluşup onu tebrik etmek ve de filmini
onun ağzından dinlemek şart oldu. Şu anda sinemalarda diğer filmi 'Korkuyorum
Anne' gösterilen Reha Erdem'in '5 Vakit'i, Türkiye sinemalarında ekim ayı gibi
gösterime girecek...
Ödül almayı bekliyor mudunuz?
Beklememeyi öğrendim artık. Yıllar içinde festivallere katıla katıla, kazanma
kaybetme durumuna alışıyorsunuz. Filmin yabancılar tarafından çok sevilmesi çok
hoşuma gitti. Bir de bu zamana kadar festivallerde oynadığında, ödül
kazandıklarında ben olmuyordum. 'Korkuyorum Anne'de miks bitmemişti. 'Kaç Para
Kaç'ta buradan kaçtım zaten.
Neden? Siz anladığım kadarıyla fazla göz önünde bulunmaktan, işin pazarlama
bölümüyle ilgilenmekten pek hoşlanmıyorsunuz. 'Filmimimi çekerim gerisi beni
bağlamaz' diye mi düşünüyorsunuz?
Benim işim değilmiş gibi geliyor. Kişiliğim böyle.
Bu durumu sıkça yaşıyor olmalısınız. Çünkü hemen hemen yaptığınız bütün filmler
ödül aldı.
Evet. Ama aldığım ödüller filmlerimin gişesine zarar veriyor.
Gerçekten mi?
Evet, bunu da dağıtımcılar söylüyor. Sanat filmi ya da o kategoride
değerlendirildiği için izleyiciler tatsızdır, sıkıcıdır falan diye düşünüyormuş.
Hiç alakası yok bence. Şu an garip bir durum var ama. 'Korkuyorum Anne'yi
2004'te yaptınız. Vizyona daha yeni girdi. Ve ondan hemen hemen iki hafta sonra
da yeni filminiz '5 Vakit' yarışmadaydı ve büyük ödülü aldı. İki filmininizin
karşılıklı çıkmasının sebebi nedir?
Malum nedenlerden dolayı 'Korkuyorum Anne'yi istediğim şekilde çıkaramadım.
Dağıtımcılarla anlaşmazlığa düştüm. Aslında bu çok güzel bir rastlantı oldu
benim için. Güneş tutulması gibi. Aynı anda kaç kişinin başına gelebilir iki
filminin aynı anda gösterilmesi.
'5 Vakit'in sizin için önemi nedir? Diğer filmlerinizden bir farkı var mı?
'5 Vakit' bir doğa ve zaman filmi. En önemli farkı İstanbul dışında geçiyor
olması. İlk kez bir film için İstanbul dışına çıktım. Esas olarak da her zaman
anlattığım meselelerimi; insanları ve büyümeyi anlatıyorum.
Filmde aslında esas olarak din, aile ilişkileri, çocukların masumluklarını
yitirmesi gibi başka bir yönden bakılırsa epey sansayonel şekilde
aktarılabilecek hikayeler var. Ama siz bunları rahatsız edecek şekilde değil de,
çok daha saf bir dille anlatmışsınız. Neden böyle yalın bir dil seçtiniz?
Çünkü öbür türlü ruh hastası, babasını öldüremeye çalışan çocuğun hikayesi
olurdu bu. Aşağı yukarı bir sürü insanın aklından geçebilecek bir başkaldırı
aslında bu. Ben o çizgiyi aşmamaya çalıştım. Filmin iki hassas meselesi vardı.
Biri dediğiniz durum. İkincisi de filmin içindeki dini renkleri iyi ya da kötü
aktarmak yerine kültürel boyutta bırakmak.
Evet filmde de dini hayatın bir parçası olarak vermişsiniz. Sıcak bir şekilde
sunuluyor. Bizde genelde dinin bağlayıcılığı, hayattaki rengi, o sıcaklık,
genelde Ramazan pidesini elden ele dolaştırırken gösterilir.
Ramazan pidesi dediğiniz şey şu anda sadece Coca Cola reklamlarında
gösteriliyor. Orada kaldı. Yalan olduğu oradan belli. Din, Kozlu Köyü'nde benim
gösterdiğim şekilde yaşanıyor.
Şehirlerde durum farklı mı?
Geçenlerde İstiklal Caddesi'nde yürüyordum bir ezan okunuyor, insan dayak yiyor
gibi oluyor. Gerçekten herkes o şiddete sinir oluyor. Ama o köyde ezan hep öyle
okunuyor. İnsani bir şey var.
Evet şehirde artık evlerin altlarında mescit var. Günde beş vakit ezan sesi evin
içinde. Çok rahatsız edici bir şey bu.
İşte onun duygusu rahatsız etmek, ders vermek, cezalandırmak gibi şeyler olmasa,
aslında ezan sesi hiç rahatsız edici değil. İnsanı teselli eder ezan sesi.
Ölümü, sonrayı, önceyi hatırlatır. Ben o köyde duyunca bunları hissediyorum.
İstiklal Caddesi'nde duyduğum ezan sesinde hiçbir estetik yok. Bağırıyor sadece
adam.
Siz dinin bu rahatlatıcı tarafını almayı mı tercih ediyorsunuz?
Din öyle bir yanını alıp almayacağınız bir şey değil. Ben inanan insanlara
inanıyorum.
O köy benim için çok özel, orada evim var
'5 Vakit'i nerede çektiniz?
Çanakkale'nin Kozlu Köyü'nde.
Çektiğiniz yer aslında çok sıradan. Öyle nefes kesen bir manzara yok. Ama o
kadar güzel görüntülenmiş ki bir an önce oraya gitmek istiyor insan.
Çok özel bir yer orası. Dediğiniz şey çok doğru. Öyle çok fazla bir özelliği
yok. Ama tuhaf, açıklayamadığım, oradaki insanlardan da gelen ruhani bir havası
var. Çok sessiz bir kere. Orada yaşayan insanlar çok farklı. Bir kere onlar da
çok sessiz. Orada müzik duymazsınız, televizyon duymazsınız. Çok aydınlık ve de
açık insanlardır. Yaşlılar ölür, eğer yakınları yoksa evleri döküle döküle yok
olur. Mezarlarda isim yoktur.
Çok hüzünlü.
Hüzünlü değil aslında yüce bir durum bu. Bence bunu yapmak için çok yüksek
değerli olmak lazım. Zamana karşı öyle bir duruş var ki orada. Ve gerçekten
orada zamanı döndüren tek şey beş vakit okunan ezan sesi.
Tıpkı filmdeki gibi.
Aynen öyle işliyor zaman orada. Ezanın o yüzden oradaki dini motifi de çok
farklı. Zaten insanlık olarak o olgunlaşan insanların dini algılayışları da çok
olgun. Çok etkileyici bir yer. Zaten bu filmin bütün o kokusu, nefesi oradan
geliyor.
Nereden buldunuz o köyü?
Arkadaşımın orada evi vardı. Birkaç kere gittim. Sonra ben de bir ev satın aldım
orada. Şimdi gidip kalıyorum sık sık.
Çocuklara 'Bu filmden sonra ünlü olmayacaksınız' dedim
Film üç çocuğun hikayesini anlatıyor ve onların üstünden dönüyor. Çocuk
oyuncularınızı çok iyi yönetmişsiniz inanılmaz iyi oynuyorlardı. Çok doğallardı.
Nasıl seçtiniz onları?
Bölgede ne kadar okul varsa, oralardan bine yakın çocuk taradık. Filmin en büyük
hazırlık çalışmalarından biri oldu. Çünkü çocukların o yöreden olmasını
istiyordum. O çocuklar gerçekten çok iyiler. Sadece Yıldız'ı oynayan Elit'i
İstanbul'dan götürdüm. Çünkü işimizi şansa bırakmamak için İstanbul'da da
casting yaptık.
Çocuklarla çalışmak daha mı zor oluyor peki?
Çocuklar eğer belli bir algı düzeyindelerse çok rahat onlarla çalışmak. Çünkü
oyuncuların bir fikirleri oluyor, çocuklarla çalışma yolunu bulursanız çok
rahatlarsınız. Mesela filmde iğde ağacına kafalarını sürerek geçtikleri bir
sahne var. Bana 'Neden sürtüyoruz?' diye sordular 'Öğretmenin saçları onlar'
dedim. Ve hiç sorgulamadan yapmaya devam ettiler. Çocuklarla çalışmanın
kolaylığı bu. Hayal edip oynuyorlar.
Sizin onlarla çalışma yolunuz nasıl? Onlara yönetmen olarak mı 'Reha Abi' olarak
mı yaklaşıyorsunuz?
Hepsi karışık. Bazen sesimin tonunun sertleştiği de oldu. Ama kırıcı olmadan
yaptım bunu. Benim çocuklarla çalışırken sadece çok büyük bir endişem vardı.
Onlara 'Sakın o kadar çocuk arasından seçildiğiniz için kendinizi özel sanmayın'
dedim. Çünkü küçük bir yerde yaşıyorlar. Bunun aslında hiçbir şey olmayacağını,
bittikten sonra da hayatlarının aynen devam edecğini anlattım. 'Film bittikten
sonra artist olmayacaksınız' dedim. Çok yaralayıcı bir şey olurdu bu. Ama ben ne
kadar desem de onların aklında vardır. Beni de şimdi alıp filmde oynatsalar aynı
şeyi hayal ederim. Ama çok akıllı çocuklardı.
Yiğit KARAAHMET
18.04.2006
Akşam
Kaynak
Türk Sineması Veri Tabanı
Internet Movie Database
|