|
Dışarı'da Olmak

Yapım Tarihi : 2002
Süresi : 27' 40''
Yönetmen - Armağan PEKKAYA, Orhan ESKİKÖY
Yapımcı - Ayşe IŞIKAY
Kamera - Mürvet YEKTA, Koray POLAT
Kurgu - Özgür DOĞAN, İbrahim SEVER
Kamera Asistanı - Olcay TELLİOĞLU
Bu belgesel film, biri ailesinin yanında; diğeri ise yetiştirme yurdunda olan iki fiziksel engellinin yaşamlarını anlatmaktadır.
Ailesinin ikinci çocuğu olan Ayşegül doktor hatası yüzünden
doğuştan tekerlekli sandalyeyle yaşamak zorunda bırakılmıştır.
Ayşegül, dışarıya çıkmak istemektedir. Bu isteğini yerine getirmek
isteyen ailesi dışarıya çıktıklarında çeşitli zorluklarla
karşılaşmaktadır. İşte bu zorlukları, toplumun engellilere bakış
açısını Ayşegül’ün günlük yaşamı içerisinde annesi anlatırken; bir
yandan da Ayşegül’ün ağabeyi yedi yaşında başlayan kardeş özlemini,
Ayşegül’ün doğumundan sonra neler yaşadığını, çocukluğundaki
hatıraların izleriyle, bugün neler hissettiğini anlatmaktadır.
Doğduğunda doktorlar tarafından kırk beş gün yaşayabileceği söylenen
Ayşegül, ailesiyle birlikte olmanın yarattığı sevgiyle on beş yaşına
gelmiştir. Dışarı çıktığında ise toplumsal zorluklarla
karşılaşmaktadır. Hastalanıp sakat
kaldıktan sonra ailesi tarafından yetiştirme yurduna bırakılmış olan
Bülent ise büyürken en çok bir ailenin özlemini yaşamıştır.
Yurdun
dışında bir hayatının olmasını isteyen Bülent, ortaokul yıllarında
annesini bulmaya çalışmıştır. Hayattaki tek amacı bu yurdun dışında
bir hayat kurmak olan ve bunun da ancak kendisinin bir aile kurması
yoluyla olabileceğini düşünen Bülent, aynı yurtta kalan diğer
engellilerle birlikte bir cafede çalışmaktadır. Her gün buradan
birlikte ayrılarak cafeye gelirler. Dışarıya ancak böyle çıkabilen
Bülent, kendi istediği yerlere gitmenin özlemini de duymaktadır. Onun
da dışarı çıkmasıyla birlikte dışardaki yaşamını kendi bakış
açısıyla anlatır.
Ayşegül ile Bülent’in dışarı çıkmaları Bülent’in çalıştığı cafede
sonlanır. Burada Bülent cafenin yaşamındaki yerini ve yarattığı
değişiklikleri anlatırken, Ayşegül’ün annesi de kızının ve Bülent’in
yaşamının ortak yönlerini ortaya koyarak, ailesiyle yaşasın ya da
yalnız olsun; fiziksel engellilerin yaşadıklarının benzerliğini
ortaya koyar.
İLEF öğrenci yapımlarından “Dışarı'da olmak" adlı belgesel
filmin ilk gösterimi 5 Mart 2002 Salı günü yoğun bir katılımla
Mahmut Tali Öngören Salonu`nda yapıldı. Okulumuz dekanı Oğuz
Onaran, dekan yardımcısı Asker Kartarı ve fakültemiz öğretim
elemanları da ilk gösterimde hazır bulundular. Ayrıca,
gösterim günü S.H.Ç.E.K Sarayköy Rehabilitasyon Merkezi
yöneticilerini ve Café Down çalışanlarını ağırlamaktan onur
duyduk.
Filmin ardından yapılan söyleşide izleyenlerden aldığımız tepkiler ve
eleştiriler bize amacımıza ulaştığımızı hissettirdi.
“Dışarı'da olmak"ın gösteriminde filmde hikayeleri
anlatılan Ayşegül`ün ve Bülent`in de bizimle birlikte
“dışarı”da olmaları asıl mutluluk kaynağımızdı.
Dünya Hakları - Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi +90 312 3197714
Kaynak
Ankara Üniversitesi İLEF Web Sitesi
Uluslararası Antalya Altın Portakal Kısa Film ve Video Yarışması. 2002

24. İfsak Kısa Film ve Belgesel Yarışması'nda; işlediği konuya yaklaşımı ve teşvike değer yönetim
anlayışı nedeniyle Jüri Özel Ödülü'ne değer buldu.
İlef Kısa Film ve Belgesel Film Atölyesi'nden Armağan Pekkaya ve Orhan Eskiköy ödüllerini, 2 Nisan 2003 Çarşamba günü İstanbul
Tepebaşı'da, İtalyan Kültür Merkezi'nde düzenlenen törenle aldı.
Armağan Pekkaya ve Orhan Eskiköy'ün birlikte yönettiği Dışarıda Olmak, daha önce de 39.Uluslararası Altın Portakal Film Festivalinde En İyi
Belgesel Ödülünü ve 3.Altın Safran Belgesel Film Yarışması'nda İkincilik
Ödülünü kazanmıştı.
Kaynak - İFSAK

Armağan Pekkaya Bize DIŞARI' yı Anlattı
-Kimsin? Kendini nasıl tanımlıyorsun?
İnsanın manevi amaçları vardır. Bu manevi amaçlardan birisine belki de en önemlisine ulaşmış biriyim.
-Belgeselini bize tanıtır mısın?
Kız kardeşimin fiziksel engelli olması nedeniyle engelli insanlara karşı aşırı duyarlı biriyim. ‘DIŞARI’DA OLMAK’ bu duyarlılıktan hareketle iki fiziksel engellinin yaşamlarından kesitlerin anlatıldığı bir film. Ayşegül ailesiyle birlikte yaşayan bir engelli. Bülent ise ailesi tarafından yetiştirme yurduna terk edilmiş bir engelli. Ancak ikisi de engelli olmaları nedeniyle toplumsal yaşamın dışına itilmiş olarak yaşamak zorundalar. İşte bu zorunluluğa isyan var ‘DIŞARI’DA OLMAK’ da.
-Bu belgeseli çekmeye nasıl karar verdin? Bize bu süreçten bahseder misin?
Çekim aşaması ya da kurgusu uzun zamanlar almadı aslında. Ancak son on beş yılın oluşturduğu hassasiyettir asıl dürtü kaynağı. On beş yıl diyorum; çünkü Ayşegül on beş yaşında. Bu on beş yılın birikimi kontrol edilemez derecede kusma isteğine yol açıyordu. Bir an geldi ki tüm kontrol mekanizmalarıma rağmen uluorta kustum! Kuşkusuz bu durumda Orhan’ın yoldaşlığı da etkili oldu.
-Belgeselde iki baş karakter var ve biri kardeşin. Kardeşin acısı dolayısıyla kendi acını anlattın. Nesnellik belgeselin temel özelliğinden biri. Sen taraf olduğun halde nesnel kalabildiğine inanıyor musun?
Belgeselin temel özelliği nesnellik derseniz öznel gerçeklik anlatan belgeselleri nereye koyacağız?
Zaten DIŞARI’DA OLMAK’ da öznelerin duygularına, düşüncelerine dayalıydı. Bu nedenle nesnel değildi tabii. Nesnellik gibi bir kaygı yoktu yani. Ama öznelerin duyguları, düşünceleri gerçekti. Alabildiğine gerçek, alabildiğine öznel! ...Ve bizim bakış açımız. Yalansız, dolansız, ama gerçeğe bizim penceremizden bir bakıştı.
-İnsanın acısıyla yüzleşmesi zordur, cesaret ister. Şimdi düşündüğünde buna gerçekten hazır mıydın? Yani geç kalmışım ya da keşke biraz daha bekleseydim dediğin oluyor mu? Yoksa tam zamanımıydı?
Yüzleşme sadece film aracılığıyla olmadı. Acının doğru zamanı diye bir şey olmaz. Önceleri çaresiz hissettiğim zamanlar oldu. Ancak şimdi durduğum yerden bakıyorum da acının bıraktığı izler aslında birer güç simgeleri haline gelmiş.
-Belgeselde kardeşini annen anlatıyor. Ayşegül belgeselde de dışarıda mı kaldı?
Annem hem Ayşegül’ü hem de bir anne olarak kendi yaşadıklarını anlatıyor. Ayşegül kendisini kolay kolay ifade etmez. Çekim döneminde sıkıldığını bile çokça kez kulağıma söyledi mesela. Oysa annemin zaten dertleşmeye ihtiyacı vardı. Film bunu da sağladı.
-Anladığımız kadarıyla bu belgesel bize asıl engelin toplumsal yaşamın dışına itilmekte olduğunu söylüyor. Bu engeli aşmak için toplumda nelerin değişmesi gerekiyor?
Önce kafalarda ki engellerin kalkması gerekiyor. Bu kolaylıkla olabilecek bir şey değil kuşkusuz. Ancak böyle bir bilinç oluşmalı. Engelliler ve tüm ‘öteki’ ler öcü değiller. İnsanlara böyle empoze ediliyor. İnsanların kaçacak yeri kalmıyor. ‘Öteki’ imajının dağılması için bilinçli bir mücadele gerekiyor. ‘DIŞARI’DA OLMAK’ da bu bilinçli mücadelenin ürünlerinden birisi oldu. Bu durum bana büyük güç veriyor.
-Yedi yaşın senin için önemi ne? Hala yedi yaşında mısın?
Hayal kırıklığı, acıyla ilk yüzleşme...Çocukça bir coşkuyla -en büyük coşkudur çocuk coşkusu- kız kardeşimi beklerken. Onun doğumuyla onun ölümünü beklemeye başladım. Önce kırk beş gün ömür biçtiler Ayşegül’ e, sonra on iki yıl. Haziran’ da on altı yaşında olacak ama. Yani genç bir kız. O genç kıza çok keyif aldığı anlar yaşattıkça ben de büyüyorum sanki.
-Kendince Belgeseli nasıl tanımlıyorsun? Belgesel senin için ne anlam ifade ediyor? Çektiğin filmi düşündüğünde bir belgesel olarak seni tatmin ediyor mu?
Gerçeğin yaratıcı ifadelerle yeniden anlatılması tanımının üzerine söyleyecek bir şey yok. Şu aşamada benim kaygım kendi hikayelerimi anlatabilmek. Dedim ya, ‘DIŞARI’DA OLMAK’ ve sonuçları bana tarifsiz manevi hazlar yaşattı.
-Bir belgeselde ne ararsın? Sence nasıl olmalı?
Türü ne olursa olsun bir film beni öyküsüyle etkiler. Özdeşleşebildiğim oranda filmden etkilenirim. Özdeşleşmemi sağlayanda duyguyu alabilmemle gerçekleşti hep.
-Belgesel de sen ne vermek istiyorsun insanlara?
Önce duyguyu. İzleyeni harekete geçirmek gibi bir niyet varsa bu hareketi önce duygu sağlar.
-Belgeselin tüm aşamalarını düşündüğünde, çekim öncesi, çekim sonrası seni zorlayan, yoran, üzen ya da mutlu eden şeyler nelerdi?
Çekim aşamasında evin içinde gezinen kamera zaman zaman rahatsızlık verdi tabii. Kolay değildi yani benim için. Kurgu aşamasında geceler boyu monitörün içinde gördüklerimin beni çok zorladığı anlar da oldu. Örneğin annemin sözleri, gözyaşları bazen tahammülümü zorluyordu. Ancak hep sonrasını düşünüp motive oluyordum. Bittikten sonra pek çok mutluluk yaşandı. Sözlere sığmayacak kadar.
-Belgeselin kaynağı yaşamdır. Sen de özele kendi yaşamına indin. Sende ve Ayşegül’de neler değişti?
Film Ayşegül’ün pek çok alanda adam yerine konmasını sağladı. Bundan daha ötesi yok. Benimse yüreğim ısındı, içim
coştu!
-Türkiye’de bir çok ödül aldın, senin deyiminle taç giydin. ‘Altın Portakal’ bunlardan sadece birisi. Bir çok da festivale katıldı. Genel olarak tepkiler nasıl?
Kendi hikayesini içten, dolaysız bir şekilde anlatan insanlar görmek herkesi etkiledi tabii. Örneğin Antalya Film Festivali’nin ödül vermesinin gerekçesi, ‘iki fiziksel engellinin yaşamını duygusallığa kaçmadan sade fakat etkili bir sinema diliyle anlatımı’ gerçekleştirmiş olmaktı.
-Türkiye’de belgesele nasıl bakılıyor? Gelişmesi için neler yapılabilir?
Türkiye’de belgesel anlayışı uzun yıllar tek tipti. Televizyon belgeseli diye adlandırılan bu tipin yerini daha sinematografik ürünlerin alması gerekiyor. Bunun sağlanması için ufku geniş insanlara ihtiyaç var. Asla konu sıkıntısı çekilmeyecek bir ülkede yaşıyoruz. Ancak asıl olan anlatım biçimlerinin gelişmesi.
-Bir süre önce Altın Portakal’ dan sonra NTV’ de yapılan bir röportajda en azından bu okul için sinemada yeni bir kuşak doğuyor sözü kullanıldı. Kendini sinemanın neresinde görüyorsun?
Güzel hayal bunlar tabii. Ama hayal. Tüm köşelerin akbabalar tarafından kapıldığı bir ortamda kendimi alanın ortasındaki leş gibi hissediyorum. Tepede pek çok akbaba dolanıyor. Ama ben yine de yıldızları görebiliyorum. Kuşkusuz sinemanın bir yerinde değiliz. Sadece öğrenciyiz.
-Geleceğe dair planların? Ne bekliyorsun?
Plan yapmaya müsait bir dünyada yaşamıyoruz. Ancak hayal kurabiliyoruz. Ankara kaynaklı ekiplerle belgeseller yapmak gibi bir hayalim var yani.
-Kendi sinemanı oluşturmak bu kadar zor mu?
Zor evet. Maddi güçlüklere rağmen başarabilenlere çok saygı duyuyorum.
-Şimdi ki çalışmaların neler?
Belgesel yine. Şu an devam eden üç proje var. Yeni dönemde bunları paylaşabilecek hale geliriz umarım.
Röportaj: Celal Bayar, Zerin Efe
Kaynak - http://ilef.ankara.edu.tr/film/yazi.php?yad=1990
|