Takım Böyle Tutulur



Yapım Tarihi : 2005
Süresi : 30'
Formatı : Belgesel
Gösterim Tarihi : 25 Kasım 2005

Belgeselden Resimler

Yönetmen - Okan ALTIPARMAK, Andreas TRESKE
Yapımcı - Okan ALTIPARMAK, Andreas TRESKE, Serdar AKSOY
Senaryo : Andreas TRESKE
Müzik : Çilekeş
Dağıtımcı : Özen Film

Bir taraftar filmi...

Eski milli futbolcu Ogün Altıparmak'ın oğlu Okan Altıparmak, hayatındaki en büyük tutkuyu; Fenerbahçe'yi ve Fenerbahçe taraftarlığını "Takım Böyle Tutulur" ile perdeye aktardı.

Altıparmak'ın Fenerbahçe tutkusu, Andreas Treske'nin teknik bilgisiyle buluştu ve Fenerbahçe'ye gönül vermiş insanların gerçek yaşamları görüntülere yansıdı.

Okan Altıparmak filmiyle ilgili şöyle diyor: Biz bu filmde analiz yapmadık. Fenerbahçe taraftarını içinde bulunduğu durumlarda, özellikle stadyumda olduğu gibi tutkusuyla ve duygusuyla gösterdik.

Filme ilk başladıklarında halkla ilişkiler uzmanından "filminizde büyük bir yıldız yok, seyrettirmesi zor olacak" yorumunu alan Altıparmak şöyle cevap veriyor: Bizim filmimizde Türkiye'nin en büyük yıldızı var; Fenerbahçe taraftarı...





"Takım böyle tutulur"

ABD'de sinema sektöründe çalışan Okan Altıparmak, 'Takım Böyle Tutulur' adıyla Fenerbahçe taraftarının belgeselini çekti. Altıparmak'ın, Serdar Aksoy ve Andreas Treske ile ortak yapımı olan 120 bin dolar bütçeli film, 25 Kasım'da 100 kopya olarak vizyona girecek. Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda yaptıkları 280 saatlik çekimden 107 dakikalık belgesel hazırlayan Altıparmak, "1 yıl boyunca seyircileri çektik. 6 da taraftar seçip onların hikâyeleri etrafında bütün Fenerbahçe taraftarını filme aktardık."

'Fener bankası kurulsun'

Altıparmak sözlerini şöyle sürdürdü: "Seyircilerden biri bir ev hanımı. İstanbullu bekâr bir kadın, 23 yaşında bir erkek, telefon şirketinde çalışan bir kadın, bir kuyumcu ile ilkokul öğretmeni var. Bir de 1 yıllığına Türkiye'ye gelen ABD'li Fenerbahçeli var belgeselimizin karakterleri arasında. Bir Fenerli genç, 'Fenerbahçe sevdiği din gibi' diyor, bir başkası ise, 'Paramızı başka bankalara yatırmaktan bıktık, Fenerbahçe bankası kurulsun, oraya yatıralım' diye konuşuyor."

'Fenerlilerin hikâyesi, filmin hikâyesi oldu'

Futbolcu Ogün Altıparmak'ın oğlu olan belgeselin yapımcı ve yönetmeni Okan Altıparmak, bu projede fikrin doğuşunu şöyle anlatıyor: "Bir gün trafikte giderken Fenerbahçe taraftarını gördüm; bir film yapayım, gerçek insanlar oynasın, onların hikâyeleri, filmin hikâyesi olsun istedim. Projeyi Aziz Yıldırım'a sundum ve 'Sadece manevi destek istiyorum' dedim. Bize çekim rahatlığı ve manevi destek verdiler."

Kaynak
Milliyet, 06.10.2005
fenerbahce.com/haberler/14944





Takım Böyle Tutulur
Bir tutku çekilip filmde gösterilebilir miydi? Gösterilip gösterilemeyeceğinden tam emin değildim ama hissettirilebileceğine inanıyordum.

Dolayısıyla benim hayatımda gördüğüm tutkuların en büyüğü olan Fenerbahçe tutkusunu yaşayan taraftarlara odaklı bir film yapmak aklıma geldi. Hemen bu düşüncemi Bilkent Üniversite’sinden, film bilgisine çok güvendiğim ve uzun zamandır beraber bir proje yaratmak istediğimiz Andreas Treske’yle paylaştım. Kendisi de düşüncem hakkında heyecanlandı ve durumdan bir çok proje tasarımında bir süredir ortaklık yaptığım Serdar Aksoy’a bahsettik. Serdar da projeye inanınca yapımın üçüncü ve son ayağı tamamlanmış, proje resmen doğmuş oldu.

Meteksan Bilgisayar ve Sistem Teknolojileri A.Ş. sponsor olunca, Başkan Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe Spor Kulübü de manevi destek ve çekim imkanları sağlayınca proje tam anlamıyla hayata geçmiş oldu.

Çekimler
Aktörler yerine gerçek insanların gerçek hayatlarından oluşan ve bu insanların en duygusal anlarını göstermeyi gerektiren bir filmin gerçekleşmesi büyük gayret ve uzun süreç isteyen bir çalışma. Her şeyden önce sağlıklı ilişkiler gerektiriyor. Yeni tanıştığınız insanlarla güven ve inanç üzerine kurulu bir işbirliğine girmeye çalışıyorsunuz, ve bunu derin bir ilişki geliştirmek için gerekli olan yılların yerine bir kaç ay, hatta bir kaç hafta gibi kısa bir sürede, bazen bir kaç günde bile gerçekleştirmeniz gerekebiliyor.

Filme çekilen kişiler sadece sizin önünüzde değil aynı zamanda kameralar önünde rahat ve doğal olmak durumunda kalıyorlar. Bununla beraber çektiğiniz kişiler neyin çekileceğine o anda doğal olarak yaptıklarıyla karar veriyorlar. Bu nedenle, önceden hazırladığınız çekim planları bir anda değişmek zorunda kalabiliyor. Yönetmen normal bir film çekiminde olduğu gibi çekilecek karenin ne olduğuna karar verdikten sonra tüm aktörleri istediği gibi yerleştirip onları senaryoya göre hareket ettiremiyor. Böyle bir filmde çekimi gerçekleştiren kameramanlar, önlerindeki gerçek taraftara göre anında reaksiyon göstermek ve kendilerine verilen genel planları karşılarındaki gerçek anlara göre uyarlamak zorunda kalıyorlar.

“Takım Böyle Tutulur” projesinde benim özellikle teknik bilgi konusunda desteğe ihtiyacım olduğundan, film alanında ve teknik konularda uzman olan Andreas Treske ile beraber yönetmenlik yaptık. Andreas’ın Bilkent Üniversitesi’ndeki sorumlulukları nedeniyle Ankara’da kalması, önceden beraber planladığımız çekimleri uygulama işlevini bana bıraktı. Çekimler sırasında, yukarıda bahsettiğim uyarlama gerektiren durumları göz önüne alarak projemiz için özveriyle çalışan yapım koordinatörlerimize ve kameramanlarımıza inisiyatif vermek durumundaydım. Onlar da bizim kendilerine olan güvenimizi boşa çıkarmadılar ve bazı durumlarda bizim ümit ettiğimizin ötesinde güzel enstantaneler yakalamayı başardılar.

Bir insan ancak beraber çalıştığı insanlar kadar başarılı olabilir. Ben ve Andreas bu özverili ekibimiz olmadan, ben ise Andreas ve Serdar olmadan kesinlikle bu projenin altından kalkamazdım.

Sonuç
Biz bu filmde analiz yapmadık. Fenerbahçe taraftarını içinde bulunduğu durumlarda, özellikle stadyumda olduğu gibi tutkusuyla ve duygusuyla gösterdik. Benim için hem çekimleri yapmak hem de görüntüleri seyretmek inanılmaz duygusaldı. Filmi seyreden taraftarımızın da aynı duyguları yaşayacağını ümit ediyorum. Projeye ilk başladığımızda bana bir halkla ilişkiler uzmanı “filminizde büyük bir yıldız yok, seyrettirmesi zor olacak” demişti. Ben de “bizim filmimizde Türkiye’nin en büyük yıldızı var, Fenerbahçe taraftarı!” diye karşılık vermiştim. Eninde sonunda Fenerbahçelilik tutkusu yorum istemez. Bu tutkuyu yaşamayan da bunu bilemez. “Takım Böyle Tutulur” filmimizde Fenerbahçe tutkusunun küçük bir parçasını bile hissettirebildiysek bu bana yeter.

Okan 6parmak






Takım Böyle Tutulur
Serdar AKSOY (Yapımcı)
50 yasında, evli ve bir erkek çocuklu olup Eğitim Enstitüsü mezunudur.

Son sekiz yıldır Türkiye film ve televizyon dünyalarında önde gelen isimlerden, kardeşleri Medyapım'dan Fatih Aksoy ve UFP Film Yapımcılık Şirketi'nden Faruk Aksoy'a TV programları format ve film senaryoları geliştirme konularında danışmanlık yapmaktadır.

2002 yılının Kasım ayından bu yana Edessa Film Yapımcılık şirketinin kurucu ortağıdır. Şirket olarak Medyapım ve UFP'ye danışmanlığa devam etmektedir.

Andreas TRESKE (Senarist)

Bu filme yaklaşımımız hakkında birşeyler söylemek gerekirse: Genellikle şu soru sorulur; “Bu filmi planlarken nasıl bir yaklaşım düşündünüz?” En başından beri Okan ve benim için kesin olan şey bu filmi mümkün olduğunca “sade”, az ama öz olarak tutmaktı. Temel yaklaşım, bu filmi taraftarlarla birlikte taraftarlar için yapmak...her tartışma ve her irdelemeden sonra bu noktaya varıyorduk. Buna benzer bir film daha önce görmedim. Daha önce dünyanın çeşitli yerlerinde buna benzer projeler gerçekleştirilmiştir mutlaka, ama tam aynı yaklaşımı bilmiyorum. Elbetteki kaçınılmaz olarak film tarihinden bir çok film aklımdan geçti, beni etkileyen bir çok film ve yönetmen, Münih Film okulundaki tecrübelerim, orada öğrendiklerim, beni etkileyen hocalar ve daha önce çalıştığım projeler. Okan’la durmadan daha önce bizi etkileyen filmler hakkında tartışıyorduk, ama özellikle şu film ya da şu yönetmen diyemeyeceğim. Evet Kurosawa ve Petersen’den çok şey öğrendim, ama aynı şekilde Türk sinemasından Nuri Bilge Ceylan’dan da, ya da yönettiği müzik videoları ile meşhur olan Michel Gondry’den de. Seçtiğimiz basit, az ve öz yaklaşımda, komplike bir teknik ve ekipman kullanamazdık. Biz sadece taraftarın yanında, arasında durup, onların yaşadıklarını yaşayıp, hissettiklerini hissetmek ve hissettirmek istedik. Ortamın doğallığını bozmayacak handycam kullandık, teknik kaliteden ödün vermek zorunda kalsak da, doğru duyguları yakalayabilirsek film de doğru olacaktı. Bu da filme o özel bakışı verecekti, çok profesyonel olmamalıydı, yakınlık duygusunu destekleyecek amatör bir yaklaşım istedim, içinde olup yaşıyormuşçasına. Hatta bu yüzden normalde kesmem gereken yerlerden kesmedim, kesemedim bazen. Hiç bir effect ve manipulasyon olmamalıydı, ya da diyebilirim ki olanı vermek için bir manipulasyon, düz kurgularla. Taraftarla olmak aynı zamanda çok dinamik, fleksibil ve her türlü duruma her an hazır olmayı gerektiriyordu. Ana amaç da onları bu her türlü halleri ile olduğu gibi yansıtmaktı, ve bu amacımızı da projenin tümüne uygulamaya çalıştık.

Kurgu

Kurgu sırasında da elimizdeki malzemeye uygun bir yaklaşım benimsedik. Bunu herhangi bir öyküleme ya da klasik belgesel yaklaşımı ile yapmak istemedik. Tabii ki kaçınılmaz olarak takip ettiğimiz, geçirdiğimiz futbol sezonunu yansıtan bir öykü çizgisi vardı, ama seçimlerimiz gene de öncelikli olarak “duygu”yu yakalamak üzerineydi. Ayrıca, filmin dışında bırakırsak yokluğu hissedilecek, taraftar için önemli olan, olmazsa olmaz bir çok konu da vardı.

Burada da kurguya yaklaşımımı en çok etkileyen başka bir noktaya geliyoruz, taraftarın enerjisi, görüntülerin enerjisi. Tek bir çizgisel öyküleme ile bu enerjiyi ayakta tutmak, olduğu gibi yansıtmak neredeyse imkansız. O anı vermeli, tekrar yaşatmalı ama ilk defa yaşanıyormuşçasına da coşkulu olmalı. Taraftarlar bütün maçları seyrediyorlar, her anını biliyorlar. Sadece bir ya da iki karakterle olup onlara fokus olmak, bu sefer de stadyumun çarpıcı enerjisini göz ardı etmek olacaktı. Stadın enerjisini de öne çıkarıp, izleyiciyi tamamen oyunun içine çekmek, gördüklerinin parçası olmak ya da yeniden orada olmayı istetecek görüntüleri, anları tekrar yaratmak. Buna MTV tarzı kurgu da diyebiliriz bir şekilde, o andaki duygunun o andaki öyküden daha önemli olduğu...Dolayısı ile film zaman zaman karakterlerini terk ediyor, zaman zaman da onlara geri dönüyor, hayatlarına giriyor, ama sadece önemli olduğunu düşündüğümüz o “duygu” anı için. Onlar hakkında daha çok şey bilmek te güzel olabilirdi, ama aynı zamanda özel hayatlarının sınırı ve korunması da bir yandan önemliydi. Onlar taraftarlar ve bu filmde tüm taraftarları temsil ediyorlar.

İki Yönetmen?

Benim görevim, stadyumda doğrudan olayların içinde olmamakla birlikte, görünmez olarak projenin her evresinde vardı. Bu projede Okan ve benim için, bire bir fonksiyonumuz şuydu demek zor. Gereken her alanda bir birimizi tamamladık..... Yapım, yönetim, kurgu ve daha bir çok konu. Elbette Okan taraftarları ve o çevreyi benden daha iyi biliyor. Ama bazen bir şeye çok yakın ve hatta içinde iseniz, dışarıdan soğukkanlı bir bakışın faydası çoktur. Ayrıca, gerçek hayatlarla ve bir kaç şehirde gerçekleştirilen filmde, kuvvetli bir ortaklığı gerektiren ve ayrı ayrı çözülmesi gereken bir çok konu vardı.

Yapım

Bu düşük bütçeli, hatta “hiç bütçeli” bir yapım. Sanırım filmin samimiyetine de yakışıyor bu, şikayetçi olmazdık tabii, ama, eğer etrafta paraların uçuştuğu büyük bir bütçe olsaydı belki bu samimiyeti ve gerçekliği de yakalayamazdık. Ancak, hiç bir mali katkı bulunmasaydı bile, sonsuza kadar sürecek de olsa bu filmi yapmaya karar vermiştik. Küçük, ancak coşkulu ve özverili bir ekiple çalıştık.

Türkiye

Evet, uzunca bir zamandır Türkiye’de yaşıyorum, artık evim oldu. Burayı ve insanlarını seviyorum. Bazı şeyleri bire bir paylaşamıyorsam bile, bu film bana, burada bir yabancı olduğum halde beni evimde hissettiren güzel insanlara bir şeyler sunma şansını verdi.

ozenfilm.com.tr/html/film_tanitimi/film_tanitim.asp?id=235



Taraftarlarımızı anlatan ve Okan Altıparmak ile Andreas Treske'nin yönetmenliğini yaptığı "Takım Böyle Tutulur - Vazgeçersen Kaybedersin" isimli film için yapılan Afiş Yarışması'nın birinci etabı sona erdi. Yapılan elemeler sonucu Finale kalan 10 adet afiş yine Taraftarlarımızın oyları ile yarışacak. Oylama sonucu birinci seçilecek olan Afiş bu filmde kullanılacak...

Yönetmenliğini Okan Altıparmak ile Andreas Treske'nin yaptığı "Bir Takım Tutmak" isimli filmin afiş seçimi için açtığımız oylama sonuçlandı. Taraftarlarımız, yine tasarımları Fenerbahçe taraftarına ait olan afişler arasından ilk üçünü oylarıyla belirlediler. İlk üçe giren arkadaşlarımız, filmin galasına katılma hakkı kazandılar. Filmin resmi afişi olarak kullanılacak eser, film ekibince oylama sonucu ilk üçe giren afişler arasından seçilecektir. Oylamada başarılı olan arkadaşlarımızı kutluyoruz.

Kaynak - Fenerbahçe Taraftar Web Siteleri ve Forumları






İşte taraftar işte belgesel

Fenerbahçeli eski futbolcu Ogün Altıparmak'ın sinemacı oğlu Okan Altıparmak "Takım Böyle Tutulur" adlı filmde Fenerbahçe taraftarını anlatıyor. 25 Kasım'da, 100 salonda birden gösterime girecek film, 120 bin dolara malolmuş.

İşte 'takım böyle tutulur'

Fenerbahçeli eski futbolcu Ogün Altıparmak'ın oğlu Okan, "Dünyada benzeri yok" dediği Fenerbahçe taraftarının tutkusunu film yaptı. Taraftarlar Fenerbahçeli olma duygusunu anlattı.

Fenerbahçe taraftarının Fenerbahçe tutkusu film oldu. Okan Altıparmak "Takım Böyle Tutulur" adlı filmde, Fenerbahçe taraftarlarının takımlarına olan tutkusunu konu alıyor. Film 25 Kasım'da 100 salonda birden gösterime girecek. Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı başta olmak üzere, deplasman maçlarında, Kadıköy ve Bağdat Caddesi'nde, ev ve işyerindeki taraftar görüntüleri ve röportajlarından oluşan "Takım Böyle Tutulur" filmi, "Fenerbahçelilik" duygusunun boyutunu gözler önüne seriyor. Okan Altıparmak ile filmini konuşmak üzere Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın altlındaki Fenerium'da buluştuk. Amerika'da oyunculuk eğitimi alan ve film yapım şirketinde çalışan Altıparmak, ilk denemesi olan Fenerbahçe filmini Hollywood film sektörüne giriş vizesi olarak görüyor; "Hollywood'da dikkat çekebilmeniz için düşük bütçeyle para kazandıran bir film yapmanız gerekiyor. Ben de böyle bir proje arayışındayken yolda gördüğüm bir Fenerbahçe taraftarından esinlenerek bu filmi yaptım. Maliyeti 120 bin dolar oldu. Filmi yurtdışında da göstermeyi amaçlıyorum. Hem konu olarak hem de bütçe olarak dikkat çekecektir. Bir de gişe yapıp para kazanırsa bir Türk Hollywood'a girmiş olacak." Okan Altıparmak filmi yapma amacını biraz daha açıyor ve "Bu filmi yapmamın bir amacı da, gücünün yüzde 10'uyla var olduğuna inandığım Fenerbahçe camiasının gücünü gözler önüne sermekti. Hem Fenerbahçelilik neymiş, hem de Fenerbahçe filmi yapılırsa ne olurmuşu göstermek istedim. Bu filmi yurtdışında piyasaya çıkardığımda ki, mutlaka çıkaracağım, Fenerbahçeyi taraftarıyla onlara tanıtacağım"

HAYATIN TA KENDİSİ
Altıparmak ve ekibi geçen yıl aylar süren bir çalışmayla tribünde, sokakta, evde, işyerinde, kafede Fenerbahçe taraftarlarını çekmiş. Böylelikle Fenerbahçe taraftarının tutkusunu, Fenerbahçelilik duygusunu filme yansıtmış. Kendisi de Fenerbahçeli olan Okan Altıparmak çekimler sonunda Fenerbahçe taraftarlığının dünyada benzeri olmadığını görmüş. "Fenerbahçe taraftarının yüzündeki tutku ve duyguyu başka takımların taraftarında göremezsiniz. Bence Fenerbahçe taraftarlığının altında müthiş bir güç var, nereden geliyor bilmiyorum, bunun araştırılması gerek"diyen Altıparmak, taraftarlara ait şu bilgileri veriyor: "Taraftarlara Fenerbahçelilik nedir diye sorduğumda 'Sevgi, aşk, tutku, itibar, güç, hayat tarzı, hayatın ta kendisi..." gibi cevaplar aldım. Bu cevabı başka taraftardan duyamazsın. Fenerbahçelilerin taraftarlığı tribünde kalmaz, hayatının her dakikasında vardır. Fenerbahçe'nin binlerce çeşit lisanslı ürünlerinin satışı da bunu gösteriyor. Adamın evindeki yatağı da, suyunu içtiği bardağı Fenerbahçe logolu." Filmi Andreas Treske ile birlikte çeken Altıparmak, taraftarların anlattıklarından örnekler de aktarıyor. "Adam evli, evlilik yüzüğünde 'Fenerbahçe seni seviyorum' yazıyor. Eşinin bu duruma ne dediğini soruyorum. 'Önce bozuldu, sonra onunla konuştum. Kendisini sevdiğimi ama Fenerbahçe'yi daha çok sevdiğimi, hatta ilk eşimin Fenerbahçe olduğunu ve bunu da kabullenmesi gerektiğini söyledim' diyor. Bir başka taraftar, 'Başkana söyleyin Fenerium'ları Carrefour gibi yapsın, bütün ihtiyacımızı oradan alalım' diyor. Bir başkası ise 'Ana, baba, kardeş, eş, sevgili seni terkedebilir ama bir tek şey var ki, seni hiçbir zaman terk etmez, o da Fenerbahçedir' şeklinde tarif ediyor." Filmde Lefter, Aykut Kocaman, Ogün Altıparmak gibi eski futbolcularla röportajlar da var.

BENZERİ YOK
Okan Altıparmak'a Fenerbahçe taraftarlarının bu filmde ne bulacağını, daha doğrusu niye izleyeceğini soruyoruz; "Taraftar kendini izleyecek, adeta aynaya bakacak. Geçen yılki şampiyonluk heyecanını bir kez daha yaşayacak. Yeri gelecek 'biz neymişiz' diyecek, yeri gelecek Fenerbahçe tutkusunun çok normal bir şey olmadığını görecek' cevabını alıyoruz. Şimdi de gişe beklentisini öğrenmek istiyoruz. "Hiçbir şey tahmin edemiyorum. Çünkü şimdiye kadar dünyada böyle bir film yapılmadı. Örneği yok" diyor bunun üzerine dağıtımcı firmanın 100 salonda birden filmi gösterime sokmasının beklentilerin yüksek olduğunu gösterdiğini hatırlattığımızda yine kaçamak cevap veriyor; "Bizim filmi Özen Film dağıtıyor, onlar bu filmden ne bekliyorlar bilmiyorum." Bu arada Okan Altıparmak Fenerbahçe'nin 25 milyon taraftarı olduğunu sık sık dile getirmeyi de ihmal etmiyor. Son olarak Okan Altıparmak'ın Fenerbahçe tutkusunu ölçmek için Galatasaray veya Beşiktaş'a da film çekip çekmeyeceğini soruyoruz. "Ben Fenerbahçeliyim ama aynı zamanda yönetmenim. Hatta ben Fenerbahçe'den önce Galatasaray'a film teklifinde bulunmuştum. Fatih Terim'e, Milan'dan döndüğünde, Galatasaray'ın şampiyonluk hikayesini İngilizce film yapayım dedim. Ama Terim istemedi."


Kaynak - Milliyet




01 Aralık 2005, Perşembe 20:25 Üyeler , Üye olmak için

20 Kasım 2005
Binlerce gönüllü oyuncuyla nasıl takım tutulur filmi

Cahit AKYOL

Fenerbahçeli eski futbolcu Ogün Altıparmak’ın oğlu Okan Altıparmak, bir film çekti: İşte Takım Böyle Tutulur. Tıpkı o şarkıda olduğu gibi, karda, soğukta, yağmurda, yenilgide ve galibiyette hep takımlarının yanında olan taraftarların sevinç ve üzüntülerinden çıkma bir sinema filmi bu. Fenerbahçelilerin filmi. Filmde, yaşanan sevinçlerden üzüntülere, taşkınlıklardan küfürlere kadar tüm haller olduğu gibi sergilenmiş. Seyrederken, siz de kendinizi tribünde onlarla birlikte hissediyordunuz. 108 dakikalık film, önümüzdeki cuma (25 Kasım) 60 sinemada vizyona giriyor.

İlk defa geçen ağustos ayında aklına gelir böyle bir film. Fikrini önce, arkadaşı Anderas Treske’ye açar. Treske kabul eder. Sonra yapımcı aramaya başlar. Türkiye’nin en büyük yapım şirketlerinden MED Yapım’ın sahibi Fatih Aksoy’un ağabeyi Serdar Aksoy’a giderler. Hasta Galatasaraylı Aksoy, önce ‘Siz şaşırdınız galiba’ der. Ama sonra epey bir konuşmanın ardından ikna olur. Olaya ‘duygusal’ açıdan bakarım, gerisine karışmam, der. Fenerli Okan Altıparmak, Almanya’da Bayern Münih’li Türkiye’de Beşiktaşlı Anreas Treske ve her kıtada Galatasaraylı Serdar Aksoy, üç kişi yola koyulurlar.

İsim mevzuuna gelinir. Malum, Türkçe lastikli bir dil. İşte takım böyle tutulur lafı, yanlış yerlere çekilebilir, der bazıları. Ama Altıparmak ısrar eder. Fenerbahçe Kulübü’nden de isim için onay alır ve çekimlere geçilir.

KULÜPTEN DESTEK İSTEMEDİK

Filmin Fenerbahçe Kulübü ile tek organik bağı da bu isim onayıdır zaten. Kulüpten maddi destek istemezler. Hatta tam tersine anlaşmaya göre hasılattan Fenerbahçe ve Fenerbahçe TV’ye pay vereceklerdir.

Konusuna gelince. Film, özetle Fenerbahçe taraftarlarının takımlarına olan tutkusunu anlatıyor. Fenerbahçelilerin tribünlerde, gişe kuyruklarında, takımla birlikte herhangi bir yerde yaşadıkları yansıtılıyor.

120 bin dolara mal olan film için ekip 280 saat çekim yapar. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı başta olmak üzere, deplasmanlardan, Bağdat Caddesi’nden, evlerden, işyerlerinden taraftar görüntüleri alınır. Nasıl takım tutulacağını gösteren binlerce gönüllü oyuncudan manzaralar.

Sporda iddia her zaman güzeldir ama ya futbolun illeti şiddet. Şiddete başvuranlarla ilgilenmedik, diyor Altıparmak. Geçen yıl öyle bir ortam da olmadı zaten ama olsaydı çekmezdim, diye de ekliyor.

Altıparmak’a çekimlerin ne kadar doğal yapılabildiğini soruyoruz: ’Biz filmi herhangi bir öyküleme ya da klasik belgesel yaklaşımı ile yapmak istemedik. Seçimlerimiz, öncelikli olarak duyguyu yakalamak üzerineydi. Taraftar kendini izleyecek, adeta aynaya bakacak. Yeri gelecek ‘Biz neymişiz’ diyecek, yeri gelecek Fenerbahçe tutkusunun çok normal bir şey olmadığını görecek.’

MÜSTEHCEN KÜFÜR YOK

Futbol, tribün, tezahürat denilince, insanın aklına hemen küfürler de geliyor tabii. Ya küfürler, onlar da duygulara dahil mi?

Evet, maçlarda edilen küfürlerin bir bölümü bu filmde de var, diyor Altıparmak. Ama sadece zararsız küfürlerin olduğunu, müstehcen olanların yer almadığını söylüyor. ‘Şahsa edilen hakaret, küfürdür. Ama deşarj için edilen, küfür değildir. Futbolcu topa vuruyor ve top direğe çarpıyor, dışarı gidiyor. Taraftar bilmem neresine koyayım top girmedi, diye bağırıyor. Bunları sansür etmedik.’

Bu arada küfürler konusunda filmin tek istisnası, Galatasaray kısmı. Her Fenerbahçeli için ayrı bir yeri olan Galatasaray ‘sevgisi’ni daha doğru yansıtabilmek için ekip bir maçta sansürü kısmış. ‘Geçen sezon son maçta Galatasaray’a yönelik küfürler vardı. Onların temizleyebildiğimiz kadarını temizledik. Ama hepsini temizlerseniz o günü anlatmak olmazdı. Bu nedenle onlar kaldı.’

Bu kadar emek ve para harcadıktan sonra maddi beklentiler ne peki? Altıparmak, bu konuda bir tahmin yapmak istemiyor. 18-20 milyona yakın Fenerbahçe taraftarı olduğunu ama beklenen seyirciyi buna oranlamanın doğru olmayacağını düşünüyor. Bu arada sadece Türkiye’deki taraftarlar değil yurtdışındaki taraftarlar da hedeflenmiş durumda. Özellikle gurbetçilerin yoğun olduğu Avrupa ülkelerinde. Altıparmak, bu konuda ilginç bir ayrıntıyı da ekliyor: ‘Geçenlerde Meksika’da yaşayan bir Türk’ten mail aldım. Sıkı taraftarmış. Bizim film çektiğimizi duymuş. Burada ne zaman gösterilecek, diye soruyordu. Sanırım dünyaya açılacağız.’

HERKES TERK EDER AMA FENERBAHÇE SENİ TERK ETMEZ

Fenerbahçe taraftarının nereden geldiğini bilmediğim bir gücü var. Fenerbahçelilik; sevgi, aşk, tutku, itibar, güç, hayat tarzı, hayatın ta kendisi. Fenerbahçelilerin taraftarlığı tribünde kalmaz, hayatının her dakikasında var. Fenerbahçe’nin binlerce çeşit lisanslı ürünlerinin satışı da bunu gösteriyor. Taraftarın yatağı da, yastığı da, bardağı da Fenerbahçe logolu oldu. Hatta, Fenerium’ları Carrefour gibi yapsınlar, bütün ihtiyacımızı oradan alalım, diyen taraftarlarımız bile var. Bunun altında karşılıksız bir sevgi düşüncesi var sanırım. Çünkü bazıları şöyle düşünüyor: Anne, baba, kardeş, eş, sevgili seni terk edebilir ama Fenerbahçe hiç terk etmez.

GS’NİN UEFA ŞAMPİYONLUĞUNU ANLATMAK İSTEDİM, TERİM İSTEMEDİ

Galatasaray’ın UEFA şampiyonu olduğu yıl, Fatih Ağabey’e gittim. Bizim ülkemizde, bizden hiçbir şey olmaz, diye bir söylem vardır. O şampiyonluk, bunu aşan bir durumdu. Bir kahramanlık olayıydı. Terim’e Galatasaraylı değil Türk olarak yaklaştım. Ben sıcak bakmıyorum, dedi. İnsanlar, bu ne biçim Fenerli, Galatasaray filmi yapmak istemiş, diyebilirler. Ama Fenerbahçe de Galatasaray da Türkiye’nin bir parçası. Benim için bir Türk hikayesiydi. Hollywood’a uygun tarzda bir film olacaktı. Ama olmadı.

OKAN ALTIPARMAK (44): Amerika’da University of Southern California’da ekonomi master’ı yaptı. Film yapım şirketlerinde çalıştı ve filmlerde figüranlık rolleri aldı. Tiyatroda oynadı. 15 yıl Los Angeles’ta yaşadıktan sonra 38 yaşındayken askerlik için Türkiye’ye geldi. Burada Bilkent Üniversitesi’nde sinema ve televizyon dersleri veren Alman Anderas Treske ile tanıştı. Birlikte iş yapmaya karar verdiler. İlk projeleri de İşte Takım Böyle Tutulur oldu.




Yapım: EDESSA FILMS

Yapımcılar: OKAN ALTIPARMAK
ANDREAS TRESKE
SERDAR AKSOY
Yöneten: OKAN ALTIPARMAK ve ANDREAS TRESKE

Yapım Koordinatörleri: YAHYA TEMEROĞLU
SİNEM ÖCALIR

Kamera: HAMİT ÖZSOY
SİNEM ÖCALIR
YAHYA TEMEROĞLU
HALUK BAŞKAN
CANER ÖKÇÜN
ÖNDER SEVİMLİ

Boom: ŞABAN ÖZİNAL
MEHMET AĞAR
HARRIS LEVINSON

Müzik: ÇİLEKEŞ

Ses Tasarımı: ANDREAS TRESKE ve SERDAR ÖNGÖREN

Ses Kurgu Asistanı: ÖNDER SEVİMLİ

Kurgu: ANDREAS TRESKE

Kurgu Asistanı: HALUK BAŞKAN

Özel Görüntüler: CENK KIRAL
SİBEL ÜSTÜNEL

Post-Prodüksiyon: BİLKENT ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM
VE TASARIM STÜDYOSU

Sponsor: METEKSAN SİSTEM VE
BİLGİSAYAR TEKNOLOJİLERİ A.Ş.

Ses Stüdyosu: IMAJ

Laboratuvar: SİNEFEKT







BAŞLANGIÇ

Bir tutku çekilip filmde gösterilebilir miydi? Gösterilip gösterilemeyeceğinden tam emin değildim ama hissettirilebileceğine inanıyordum.

Dolayısıyla benim hayatımda gördüğüm tutkuların en büyüğü olan Fenerbahçe tutkusunu yaşayan taraftarlara odaklı bir film yapmak aklıma geldi. Hemen bu düşüncemi Bilkent Üniversite’sinden, film bilgisine çok güvendiğim ve uzun zamandır beraber bir proje yaratmak istediğimiz Andreas Treske’yle paylaştım. Kendisi de düşüncem hakkında heyecanlandı ve durumdan bir çok proje tasarımında bir süredir ortaklık yaptığım Serdar Aksoy’a bahsettik.
Serdar da projeye inanınca yapımın üçüncü ve son ayağı tamamlanmış, proje resmen doğmuş oldu.

Meteksan Bilgisayar ve Sistem Teknolojileri A.Ş. sponsor olunca, Başkan Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe Spor Kulubü de manevi destek ve çekim imkanları sağlayınca proje tam anlamıyla hayata geçmiş oldu.

ÇEKİMLER

Aktörler yerine gerçek insanların gerçek hayatlarından oluşan ve bu insanların en duygusal anlarını göstermeyi gerektiren bir filmin gerçekleşmesi büyük gayret ve uzun süreç isteyen bir çalışma. Her şeyden önce sağlıklı ilişkiler gerektiriyor. Yeni tanıştığınız insanlarla güven ve inanç üzerine kurulu bir işbirliğine girmeye çalışıyorsunuz, ve bunu derin bir ilişki geliştirmek için gerekli olan yılların yerine bir kaç ay, hatta bir kaç hafta gibi kısa bir sürede, bazen bir kaç günde bile gerçekleştirmeniz gerekebiliyor.

Filme çekilen kişiler sadece sizin önünüzde değil aynı zamanda kameralar önünde rahat ve doğal olmak durumunda kalıyorlar. Bununla beraber çektiğiniz kişiler neyin çekileceğine o anda doğal olarak yaptıklarıyla karar veriyorlar. Bu nedenle, önceden hazırladığınız çekim planları bir anda değişmek zorunda kalabiliyor. Yönetmen normal bir film çekiminde olduğu gibi çekilecek karenin ne olduğuna karar verdikten sonra tüm aktörleri istediği gibi yerleştirip onları senaryoya göre hareket ettiremiyor. Böyle bir filmde çekimi gerçekleştiren kameramanlar, önlerindeki gerçek taraftara göre anında reaksiyon göstermek ve kendilerine verilen genel planları karşılarındaki gerçek anlara göre uyarlamak zorunda kalıyorlar.

“Takım Böyle Tutulur” projesinde benim özellikle teknik bilgi konusunda desteğe ihtiyacım olduğundan, film alanında ve teknik konularda uzman olan Andreas Treske ile beraber yönetmenlik yaptık. Andreas’ın Bilkent Üniversitesi’deki sorumlulukları nedeniyle Ankara’da kalması, önceden beraber planladığımız çekimleri uygulama işlevini bana bıraktı. Çekimler sırasında, yukarıda bahsettiğim uyarlama gerektiren durumları göz önüne alarak projemiz için özveriyle çalışan yapım koordinatörlerimize ve kameramanlarımıza insiyatif vermek durumundaydım. Onlar da bizim kendilerine olan güvenimizi boşa çıkarmadılar ve bazı durumlarda bizim ümit ettiğimizin ötesinde güzel enstantaneler yakalamayı başardılar.

Bir insan ancak beraber çalıştığı insanlar kadar başarılı olabilir. Ben ve Andreas bu özverili ekibimiz olmadan, ben ise Andreas ve Serdar olmadan kesinlikle bu projenin altından kalkamazdım.

SONUÇ

Biz bu filmde analiz yapmadık. Fenerbahçe taraftarını içinde bulunduğu durumlarda, özellikle stadyumda olduğu gibi tutkusuyla ve duygusuyla gösterdik.

Benim için hem çekimleri yapmak hem de görüntüleri seyretmek inanılmaz duygusaldı. Filmi seyreden taraftarımızın da aynı duyguları yaşayacağını ümit ediyorum.

Projeye ilk başladığımızda bana bir halkla ilişkiler uzmanı “filminizde büyük bir yıldız yok, seyrettirmesi zor olacak” demişti. Ben de “bizim filmimizde Türkiye’nin en büyük yıldızı var, Fenerbahçe taraftarı!” diye karşılık vermiştim.

Eninde sonunda Fenerbahçelilik tutkusu yorum istemez. Bu tutkuyu yaşamayan da bunu bilemez. “Takım Böyle Tutulur” filmimizde Fenerbahçe tutkusunun küçük bir parçasını bile hissettirebildiysek bu bana yeter.

Okan 6parmak



Yönetmenin Perspektifinden:

Andreas Treske

Bu filme yaklaşımımız hakkında birşeyler söylemek gerekirse: Genellikle şu soru sorulur; “Bu filmi planlarken nasıl bir yaklaşım düşündünüz?” En başından beri Okan ve benim için kesin olan şey bu filmi mümkün olduğunca “sade”, az ama öz olarak tutmaktı. Temel yaklaşım, bu filmi taraftarlarla birlikte taraftarlar için yapmak...her tartışma ve her irdelemeden sonra bu noktaya varıyorduk. Buna benzer bir film daha önce görmedim. Daha önce dünyanın çeşitli yerlerinde buna benzer projeler gerçekleştirilmiştir mutlaka, ama tam aynı yaklaşımı bilmiyorum.

Elbetteki kaçınılmaz olarak film tarihinden bir çok film aklımdan geçti, beni etkileyen bir çok film ve yönetmen, Münih Film okulundaki tecrübelerim, orada ögrendiklerim, beni etkileyen hocalar ve daha önce çalıştığım projeler.

Okan’la durmadan daha önce bizi etkileyen filmler hakkında tartışıyorduk, ama özellikle şu film ya da şu yönetmen diyemiyeceğim. Evet Kurosawa ve Petersen’den çok şey öğrendim, ama aynı şekilde Türk sinemasından Nuri Bilge Ceylan’dan da, ya da yönettiği müzik videoları ile meşhur olan Michel Gondry’den de.

Seçtiğimiz basit, az ve öz yaklaşımda, komplike bir teknik ve ekipman kullanamazdık. Biz sadece taraftarın yanında, arasında durup, onların yaşadıklarını yaşayıp, hissettiklerini hissetmek ve hissettirmek istedik. Ortamın doğallığını bozmayacak handycam kullandık, teknik kaliteden ödün vermek zorunda kalsak da, doğru duyguları yakalayabilirsek film de doğru olacaktı. Bu da filme o özel bakışı verecekti, çok profesyonel olmamalıydı, yakınlık duygusunu destekleyecek amatör bir yaklaşım istedim, içinde olup yaşıyormuşcasına. Hatta bu yüzden normalde kesmem gereken yerlerden kesmedim, kesemedim bazen. Hiç bir effect ve manipulasyon olmamalıydı, ya da diyebilirimki olanı vermek için bir manipulasyon, düz kurgularla. Taraftarla olmak aynı zamanda çok dinamik, fleksibil ve her türlü duruma her an hazır olmayı gerektiriyordu. Ana amaç da onları bu her türlü halleri ile olduğu gibi yansıtmaktı, ve bu amacımızı da projenin tümüne uygulamaya çalıştık.

Kurgu:

Kurgu sırasında da elimizdeki malzemeye uygun bir yaklaşım benimsedik. Bunu herhangi bir öyküleme ya da klasik belgesel yaklaşımı ile yapmak istemedik. Tabii ki kaçınılmaz olarak takip ettiğimiz, geçirdiğimiz futbol sezonunu yansıtan bir öykü çizgisi vardı, ama seçimlerimiz gene de öncelikli olarak “duygu”yu yakalamak üzerineydi. Ayrıca, filmin dışında bırakırsak yokluğu hissedilecek, taraftar için önemli olan, olmazsa olmaz bir çok konu da vardı.

Burada da kurguya yaklaşımımı en çok etkileyen başka bir noktaya geliyoruz, taraftarın enerjisi, görüntülerin enerjisi. Tek bir çizgisel öyküleme ile bu enerjiyi ayakta tutmak, olduğu gibi yansıtmak neredeyse imkansız. O anı vermeli, tekrar yaşatmalı ama ilk defa yaşanıyormuşcasına da coşkulu olmalı. Taraftarlar bütün maçları seyrediyorlar, her anını biliyorlar. Sadece bir ya da iki karakterle olup onlara fokus olmak, bu sefer de stadyumun çarpıcı enerjisini göz ardı etmek olacaktı. Stadın enerjisini de öne çıkarıp, izleyiciyi tamamen oyunun içine çekmek, gördüklerinin parçası olmak ya da yeniden orada olmayı istetecek görüntüleri, anları tekrar yaratmak. Buna MTV tarzı kurgu da diyebiliriz bir şekilde, o andaki duygunun o andaki öyküden daha önemli olduğu...Dolayısı ile film zaman zaman karakterlerini terkediyor, zaman zaman da onlara geri dönüyor, hayatlarına giriyor, ama sadece önemli olduğunu düşündüğümüz o “duygu” anı için.
Onlar hakkında daha çok şey bilmek te güzel olabilirdi, ama aynı zamanda özel hayatlarının sınırı ve korunması da bir yandan önemliydi. Onlar taraftarlar ve bu filmde tüm taraftarları temsil ediyorlar.

İki Yönetmen?

Benim görevim, stadyumda doğrudan olayların içinde olmamakla birlikte, görünmez olarak projenin her evresinde vardı. Bu projede Okan ve benim için, bire bir foksiyonumuz şuydu demek zor. Gereken her alanda bir birimizi tamamladık..... Yapım, yönetim, kurgu ve daha bir çok konu. Elbette Okan taraftarları ve o çevreyi benden daha iyi biliyor. Ama bazen bir şeye çok yakın ve hatta içinde iseniz, dışarıdan soğukkanlı bir bakışın faydası çoktur. Ayrıca, gerçek hayatlarla ve bir kaç şehirde gerçekleştirilen filmde, kuvvetli bir ortaklığı gerektiren ve ayrı ayrı çözülmesi gereken bir çok konu vardı.

Yapım:

Bu düşük bütçeli, hatta “hiç bütçeli” bir yapım. Sanırım filmin samimiyetine de yakışıyor bu, şikayetçi olmazdık tabii, ama, eğer etrafta paraların uçuştuğu büyük bir bütçe olsaydı belki bu samimiyeti ve gerçekliği de yakalayamazdık. Ancak, hiç bir mali katkı bulunmasaydı bile, sonsuza kadar sürecek de olsa bu filmi yapmaya karar vermiştik. Küçük, ancak coşkulu ve özverili bir ekiple çalıştık.

Türkiye:

Evet, uzunca bir zamandır Türkiye’de yaşıyorum, artık evim oldu. Burayı ve insanlarını seviyorum. Bazı şeyleri bire bir paylaşamıyorsam bile, bu film bana, burada bir yabancı olduğum halde beni evimde hissettiren güzel insanlara bir şeyler sunma şansını verdi.