|
Nuray ŞAHİN

Doğum Tarihi - 1974, Dersim
E-Posta - nuray.sahin @ gmx.de
1994 yılında Almanya’ya yerleşerek Berlin’de Alman Film Akademisi’ni (DFFB)
bitiren Şahin, ‘Güneş Kadar Uzak’, ‘Dar+’, ‘Son Kurşun’ ve ‘Lotus Çiçeği’ isimli
filmlere imza attı.
2004’te 29 ülkeden 49 filmin yarıştığı Mannheim Heidelberg Film Festivali’nde
“İzleyici Ödülü”nü alarak filmin genç oyuncusu Peygah Ferydoni ile dikkatleri
üzerlerine çeken yönetmen, 2005 yılında Ankara Film Festivali’nde Umut Veren
Yeni Yönetmen ve Umut veren Yeni Senaryo Yazarı ödüllerinin de sahibi oldu.
YÖNETMEN FİLMOGRAFİSİ
Tüyü Takip Et -
2004
3. Londra Kürt Filmleri Festivali. 2004
10. Türkiye/Almanya Film Festivali. 2005
Mannheim Heidelberg Film Festivali, İzleyici Ödülü. 2004
16. Ankara Uluslararası Film Festivali, Umut Veren Yeni Yönetmen Ödülü. 2005
16. Ankara Uluslararası Film Festivali, Umut Veren Yeni Senaryo Yazarı Ödülü.
2005
8. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali. 2005
Lotus Çiçeği / Lotusblüte - 2001
YÖNETMENLİĞİNİ YAPTIĞI BELGESEL FİLMLER
Veronika - 1999
Fo-To-Chu - 1997
YÖNETMENLİĞİNİ YAPTIĞI KISA FİLMLER
Son Kurşun (Die Letzte Patrone) (The
Last Cartridge) - 2000
Berlin International Film Festival. 2000
3. Londra Kürt Filmleri Festivali. 2004
Dar+ (Dare) - 1997
İstanbul Berlin - 1997
Güneş Kadar Uzak (Fern Wie die Sonne) - 1996
SENARİST FİLMOGRAFİSİ
Helin'in Hayalleri (Folge der Feder!) (Follow the Feather) - 2004
Son Kurşun (Die Letzte Patrone) (The Last Cartridge) - 2000
OYUNCU FİLMOGRAFİSİ
One Day in Europe - 2005 .... Female Officer, İstanbul
Tatort, Odins Rache - 2004 .... Ayda Aydın (Televizyon Filmi)
Kaynak
Internet Movie Database
radiozaza.de
Keyfimden Sinema Yapmıyorum...
Yönetmen Nuray Şahin, “Tüyü Takip Et” isimli filmiyle 5-15 Mayıs arasında
düzenlenecek olan 8. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’ne
katılacak. 1994 yılında Almanya’ya yerleşerek Berlin’de Alman Film Akademisi’ni
(DFFB) bitiren Şahin, ‘Güneş Kadar Uzak’, ‘Dar+’, ‘Son Kurşun’ ve ‘Lotus Çiçeği’
isimli filmlere imza attı.
2004’te 29 ülkeden 49 filmin yarıştığı Mannheim Heidelberg Film Festivali’nde
“İzleyici Ödülü”nü alarak filmin genç oyuncusu Peygah Ferydoni ile dikkatleri
üzerlerine çeken yönetmen, 2005 yılında Ankara Film Festivali’nde Umut Veren
Yeni Yönetmen ve Umut veren Yeni Senaryo Yazarı ödüllerinin de sahibi oldu. 28
yaşındaki Şahin, bu filmiyle Türkiye’den Almanya’ya gelen ailelerin
parçalanışını konu alıyor. Genç yönetmen Nuray Şahin, sorularımızı yanıtladı.
Yönetmenliğe nasıl adım attınız?
Çocukluğumdan bu yana hikâye yazmayı çok severim. Film yapmaya karar verdiğim
zaman önce yönetmen kimdir, ne yapar diye sordum ve araştırmaya başladım.
Berlin’de yaşıyorum. Alman Film Akademisi’ni (DFFB) bitirdim. Çok özel ve zor
bir meslek olduğunu gördüm. Yani biraz da doğuştan gelen ve yetenek isteyen bir
şey yönetmenlik.
Sizi kamera arkasına çeken en büyük etken neydi?
Yazdığım şeyleri canlandırma ve herkesle paylaşmak arzusu. Kamera arkası, demin
bahsettiğim gibi zor ama o kadar da eğlenceli ve yaratıcı bir şey. Kamera
arkasında bir dünya yaratıyorsunuz. Çok büyük bir saygıyla yapılırsa o oranda da
güzel seyler çıkar ortaya. Filmin çekiminde bazı trajik sahnelerde ağlamamak
için kendimi zor tuttuğum anlar da oldu. Yazdığım senaryolar bazen kendi
yaşadığım hikâyelerden oluştuğu için oyuncuları o havaya sokup onlara o anı
yaşatmak çok etkileyici ve anlamlıydı.
Filminizin adını neden “Tüyü Takip Et” koydunuz?
Tüyün bizim ailede özellikle beni çok etkileyen bir hikâyesi ve anlamı var.
Dedem Alevi dedesidir. Ölüm döşeğinde hep tavana bakıp elleriyle bir şey
yakalamak isteyen dedeme annem ne yapıyorsun diye sordu. Dedem de “Ben bir tüy
görüyorum, eğer onu yakalayabilirsem iyileşeceğim, ama yakalayamazsam öleceğim.
Ben öldükten iki gün sonra o tüy sizin yanınıza gelecek, onu alın ve saklayın”
dedi. Dedem öldü ve tüy gerçekten iki gün sonra odanın içinde belirdi. Ben bu
hikâyenin etkisinde kalarak yıllar sonra bu filmi çektim ve tüyü anlattım ve
takip ettim. “Tüyü Takip Et!”, yani kendini bul, doğru yoldan şaşma diye de
açıklanabilir. Tüy bir yaşamı simge ediyor. İnsan doğduğunda aldığı ilk nefesi
ölürken verirmiş. Onun simgesi. Aynı zamanda kendine yönelik bir arayış, daha
doğrusu insanın kendisine yakınlaşması ve erişkinliğe giden doğru yolu takip
etmesi...
Filminizden bahsedebilir misiniz?
Ana fikir; Almanya’ya göç edip çocuklarını geride bırakanların çocuklarının
hikâyesi. Tabii ki çok tipik bir aileyi konu almadım. İşin biraz zoruna kaçıp
daha değişik, modern, karmaşık bir aileyi aldım. Başkarakter Helin, Tunceli’de
babası ve ninesiyle yaşıyor. Babası ölüm döşeğindeyken ona “Ben öldükten sonra
bir tüy göreceksin onu al ve Berlin’e annenin yanına git” der. Helin Tunceli’den
Berlin’e annesini ve ablasını bulmaya gidiyor. Annesi bir Almanla evli, ablası
lezbiyen. Annesinin sahibi olduğu İtalyan restoranında kendilerini İtalyan diye
tanıtıyorlar. Filmim benim sinema okulundan mezuniyet çalışmam. Bunun için
değişik bir şey olmasını istedim. Çünkü mezuniyet filmleri çekilirken öğrenciler
daha özgür bırakılıyor ve ben de bu şansı kullanıp bizim Alevi kültürünü
rüyalarla Berlin’den anlatmaya çalıştım. Normalde böyle bol rüyalı film
yapamazdım.
Kendi hikâyenizden yola çıkarak yaptığınız bir film diyebiliriz o zaman...
Helin karakterinin bana benzer yanları var. Ama ben bu filmi yazarken evrensel
olmaya çalıştım. Kendimi anlatmak gibi bir şeye saplanmadım. Ben alevi
kültürüyle büyüdüm. Benim küçüklüğüm Dersim’in bir köyünde geçti ve o zamanlar
televizyon filan yoktu, insanlar doğadan başka bir şey de tanımıyorlardı. Yani
şanslı bir ortamda büyüdüm.
Rüyalara yer vermenizin nedenini açıklayabilir misiniz?
Dersim’de yaşayan Aleviler rüyalara çok önem verir, bütün doğa inançlı
toplumlarda olduğu gibi. Aslında şamanist olan Anadolu toplumunun her kesiminde
bunu görebilirsiniz. Ama onlar Aleviler kadar doğal kalamamışlar. “Tüyü Takip
Et” deki rüya sahneleri benim gördüğüm rüyalarımın realizesi. Başkarakter
Helin’in yaşındayken gördüğüm rüyalardı. Ergenlikten yetişkinliğe geçişin bir
yansıması ya da bilinçaltında bu paralelle iç psikolojiyi dengede tutmak ve
arayışı orada bulmak. Rüyalar bize çok şey anlatır.
Kadın ilişkileri öne çıkıyor filminizde. Sinemada kadına bakış açısını nasıl
değerlendiriyorsunuz ve kadına özel bir dil yaratmayı amaçlıyor musunuz?
Bildiğiniz gibi çok kadın yönetmen yok. Zaten yönetmenin kadın olması bir çözüm
değil, kadın filmi yapmış olmak için. Birçok kadın filmi izledim tam erkek
kafasıyla çekilmiş. Bir fark yok. Bu bir şey getirmez. Kadın filmi bence kadın
olarak düşünülen ve yapılan hikâyelerdir. Zaten dünyaya erkekler egemen. Biz
kadınlar ancak bizden ne isteniliyorsa onu yapıyoruz. Tam köleler gibi...
Her toplumun kadından kendi ortamına göre bir bekleyişi var. Ve biz kadınlar ne
bekleniliyorsa onu veriyoruz. Bence kadınların derin bir nefes alıp düşünmeleri
lazım. Ben de bunu filmlerimde göstereceğim. Ama bu demek değildir ki erkeklere
karşı feminist filmler yapmak istiyorum. Ben bütün insanları ayırmadan, onları
anlamaya çalışıyorum. Erkek veya kadın, iyi ya da kötü insan olarak değil.
Keyfinizden film yapmadığınızı söylüyorsunuz. Sinema sizin için ne ifade ediyor?
Evet, keyfimden sinema yapmıyorum. Çok büyük yoksullukla sinema okudum. Hâlâ bir
kazancım yok. Ama beni bu yoldan ayırmayan fikirlerim ve senaryolarım var. Ben
kendimi sinemada güzel meyveler verecek olgunlukta hissediyorum. Ben on yıldır
film işinin içindeyim, daha çocuk denilecek yaştan beri de tiyatronun. Film bir
akıl işi tiyatro yürek işi diye düşünüyorum. Tiyatroya aşık olup, ona dört elle
sarılmanız lazım. Filmde akıllı olup onu kullanmanız lazım. Ben ikisini
birleştirip sinemaya adadım kendimi. Çoktandır tiyatro yapmıyorum, çok özledim
ve bir gün tekrar yapacağım. Sinemada beni büyüleyen aklımı alan bir şey var. O
da zekanın teknolojiyi kullanması. Hislerinizi rüyalarınızı alıp teknik
aracılığıyla yaratıcı duruma geçiriyorsunuz. Bu inanılmaz bir şey.
Alman Yönetmen Hannes Stöhr’ün “Avrupa’da Bir Gün” isimli filminde de oyunculuk
yaptınız. Bu filmde nasıl bir karakteri canlandırdınız ve Türkiye’de gösterime
girecek mi?
Hannes Stöhr’ün “Avrupada Bir Gün” filmi Almanya’da vizyona girdi . Yaklaşık 15
ülkede vizyona girecek, bu ülkelerden birisi ise Türkiye. Filmde bir kadın polis
karekterini oynadım. İlk başta zor oldu, ama İstanbul’da bir karakola gidip bir
komiserle görüştüm. Bana emrindeki kadın polislerle nasıl davranmam gerektiğini
öğretti. Oyunculuğu çok seviyorum. Yaratmanın başka bir açısı var. Tiyatroyu
biraz yaşayabiliyorum oynarken ve bu beni çok mutlu ediyor. Kesinlikle
oyunculuğa devam etmeyi düşünüyorum.
Bir belgesel iki uzun metrajlı film hazırlığı içerisindesiniz. Bunlardan
bahsedebilir misiniz?
Yeni projelerim var. Aleviliğin özünü anlatan bir belgesel çekmek istiyorum, bir
de İstanbul, Tunceli ve Berlin’de geçen bir macera filmim var. Daha başka
projelerim de var, onları bir an önce hayata geçirmek benim için çok önemli.
Senaryo yazmaya devam ediyorum ve projelerimin yapımı için uğraşıyorum. Bir de
Berlin’e ilkbahar çok güzel geldi, onu yaşıyorum. Ayrıca filmimin dünya
dağıtımcısı Bavaria. Umarım Türkiye’den ilgilenen bir dağıtım şirketi çıkar da
film vizyona girebilir. İlgilenenler Bavaria ya başvursun. Filmin orijinal adi:
“ Folge der Feder!”
Kaynak
evrensel.net, Ulaş EMRE
|