Gölgeler Düştü Suya



Yapım Tarihi  : 2006
Süresi  : 00:30:00
Formatı  : Dijital Betacam, Renkli, Türkçe
Bölüm Sayısı  : 9

Yönetmen - Nedret ÇATAY
Yapımcı : Nedret Çatay
Program Ekibi : Danışman : Prof. Dr. Semra Germaner
Kameraman : Cengiz Karadeniz, Tamer Bolu
Kurgu : Nuray Belen
Müzik Seçimi : Cihat Aşkın
Seslendiren : Burak Sergen
Yönetmen Asistanı : Sevim Cemiloğlu
Metin Yazarı : Nedret Çatay

18. yüzyılda sayıları yaklaşık 2000 iken günümüze yalnızca 80 kadarı kalan Boğaziçi yalıları, sivil Osmanlı mimarisinin en güzel ahşap örneklerini oluşturur.

Boğaziçi kıyılarını bir inci gerdanlık gibi süsleyen ve yüzyıllardır değişen yaşam koşullarına direnen bu yalılar, kültürümüzün yaşayan müzeleridir.

Dokuz hafta boyunca yayınlanacak olan belgeselde, bu yalıların sulara düşen gölgelerinin izi sürülüyor. Kimi zaman o yalılarda yaşamış olanların anılarıyla, kimi zaman edebiyata yansıyan anlatımlardan yapılan seçkilerle, kimi zaman da araştırmacıların ve uzmanların açıklamalarıyla bir masal anlatılıyor sizlere. Kent kültürümüzün önemli parçalarından biri olan yalılarda yaşanan görkemli hayatların, değişen ekonomik koşullar sonucunda yerini çoğu kez yoksulluk ve yoksunluklara bıraktığına tanık oluyoruz belgeselde...

Bu günlere kalabilmiş değerli yalıları yitirmemek için çözüm yolları ise yine programın içinde yer alıyor. Belgeselin ikinci bölümünde; Osmanlı tarihinde çok önemli rol oynamış olan iki yalı gelecek ekrana... İlki; Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşına girmesine neden olan Goben ve Breslav gemilerinin Türk karasularına girmesine izin veren sözleşmenin imzalandığı “Sait Halim Paşa Yalısı”... İkincisi ise; Osmanlı’nın ekonomik olarak dar boğaza girmesine neden olan, Büyük Britanya anlaşmasının imzalandığı, geçmişte iki önemli Osmanlı Sadrazamı, Mustafa Reşit Paşa ve Damat Ferit Paşa’ların yaşadığı “Mediha Sultan Yalısı”.


Trt 2
25 Aralık Pazartesi 22:30 / 02:05

Kaynak
TRT Resmi Web Sitesi




Gölgeler Düştü Suya

18. yüzyılda sayıları yaklaşık 2000 iken günümüze yalnızca 80 kadarı kalan Boğaziçi yalıları, sivil Osmanlı mimarisinin en güzel ahşap örneklerini oluşturur. Boğaziçi kıyılarını bir inci gerdanlık gibi süsleyen ve yüzyıllardır değişen yaşam koşullarına direnen bu yalılar, kültürümüzün yaşayan müzeleridir.

Dokuz hafta boyunca yayınlanacak olan belgeselde, bu yalıların sulara düşen gölgelerinin izi sürülüyor.

Kimi zaman o yalılarda yaşamış olanların anılarıyla, kimi zaman edebiyata yansıyan anlatımlardan yapılan seçkilerle, kimi zaman da araştırmacıların ve uzmanların açıklamalarıyla bir masal anlatılıyor sizlere.

Kent kültürümüzün önemli parçalarından biri olan yalılarda yaşanan görkemli hayatların, değişen ekonomik koşullar sonucunda yerini çoğu kez yoksulluk ve yoksunluklara bıraktığına tanık oluyoruz belgeselde...

Bu günlere kalabilmiş değerli yalıları yitirmemek için çözüm yolları ise yine programın içinde yer alıyor.

Yayın
05.02.2007 02:05 / TRT2
05.02.2007 22:30 / TRT2
06.02.2007 07:25 / TRT2

Kaynak
TRT Resmi Web Sitesi



Gölgeleri suya düşse de anıları silinmedi
Boğaziçi'nin yalıları kadar bu yalılarda yaşayanların hikâyeleri de etkileyici. Bugün çoğu unutulan anılar, Gölgeler Düştü Suya adlı belgeselde anlatılıyor.

Görkemli hayatları da tanıdılar, sefaleti de... 400 yıldır hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. Osmanlı döneminde sayıları yaklaşık 2 binken, günümüze yalnızca 70 kadarı yaşıyor. Boğaziçi'nin her iki yakasını süsleyen bu tarihi yalılarla içinde yaşayanların hayatları Gölgeler Düştü Suya adlı belgesele konu oldu. Belgeselin yapımcısı ve yönetmeni Nedret Çatay, tarihi yalılardan yola çıkarak bu yalıların içinde yaşanan hayatları anlatmayı hedeflemiş: "Boğaz'daki ilk yalılar Lale Devri'nde yapılmış. Sarayın paşalara yaptığı bağışlardan sonra yalılar ve yalıların içinde korular oluşmuş. Ve bunların içinde de çok güzel hayatlar yaşanmış. Biz de bu hayatları anlatıyoruz. Çünkü onlar bizim kültürümüzün bir parçası." Ancak yalılar sadece güzel anılarla dolu değil. Örneğin 1950-80 yılları arasında yalıların karanlık bir dönemi var. Bu yıllarda ekonomik kriz yaşandığı için sahipleri yalılara bakamayınca kat kat kiraya vermişler. Aralarında fabrika haline gelenler, odun deposu olanlar, bahçesine apartman yapılanlar bile var. Yedi bölümden oluşan Gölgeler Düştü Suya belgeseli, TRT 2'de pazartesi günleri saat 22.30'da yayınlanıyor.

Ahmet Afif Paşa Yalısı
Agatha Christie'nin kayıp anahtarı
Yeniköy'ün dikkat çekici yalıları arasında yer alan Ahmet Afif Paşa Yalısı'nın ilk sahibi Koca Reşit Paşa'nın kızı Ferendiz Hanım olarak biliniyor. Bu yalı, o zamanlar şimdiki haline göre daha sade bir görünümdeymiş. Şimdiki haline ikinci sahibi Ahmet Afif Paşa zamanında kavuşuyor. Mimarı ise Osmanlı'nın son dönemlerinde İstanbul'a gelen ünlü bir isim; Alexandre Vallaury. Prof. Doğan Kuban bugünkü adıyla Muhayyeş Yalı'nın özelliklerini şöyle anlatıyor: "Toplam 21 odası, dört tane gözetleme kulesi ve her katının farklı stiliyle dikkati çekiyor. Bir zamanlar Yeşilçam filmlerine set olarak kiralanan yalıda, Aşk-ı Memnu dizisinin bazı sahneleri de çekilmiş. Ayrıca ünlü yazar Agatha Christie'nin burada konuk edildiği biliniyor. Çünkü yalının son sahipleri aynı zamanda Pera Palas'ın da sahipleridir. Hatta Christie'nin ünlü kayıp anahtarının bu yalıdaki odalardan birine ait olduğu da rivayet edilir." Hakkında pek çok rivayet olan bu yalı, şu an Uzanlar'a ait.

Sadullah Paşa Yalısı
Balkonda hep pembe elbisesiyle kocasını bekledi
Bu gözalıcı kırmızı renkteki yalı, Sadullah Paşa ile Necibe Hanım'ın sıradışı aşkının izlerini taşıyor. Ankara Valisi Vecihi Paşa'nın kızı olan Necibe Hanım, çok genç yaşta Sadullah Paşa'yı sevmiş ve evlenmişler. Ama şartlar onları ayrı düşürmüş. Murat Belge'nin anlatığına göre Sadullah Paşa, Viyana'da sefarette havagazıyla kendine kıyarken karısı Necibe Hanım Çengelköy'deki yalıda sabırla onun dönmesini bekliyordu. Kocası yerine ölüm haberi gelince Necibe Hanım akli dengesini yitirdi. O günden sonra hep, kocasının kendisine yakıştırdığı pembe renkli kıyafetler giydi. Hatta ölene kadar pembe elbisesiyle yalının balkonunda Sadullah Paşa'yı beklediği söylenir. Necibe Hanım öldüğünde 80 yaşındaydı. 1770'lerde yapılan yalı, iki kattan oluşuyor. Avrupa mimarisinden etkilenilerek yapılmış. Oval tavanı olan bu ahşap yalı, Sadullah Paşa'nın uzak bir akrabası olan Emel Esin'e ait. Yalının bir diğer özelliği ise bir zamanlar Ayşegül Tecimer'in kiracı olarak kullanması ve hatta bazı tarihi eserleri de burada saklaması. Hatta Ayşegül Tecimer'in dönemi, yalının altın dönemi olarak anılıyor.


Sait Halim Paşa Yalısı
Kumarhane oldu, yandı ama hâlâ dimdik ayakta
Herhangi bir yapıyı şanslı veya şanssız olarak değerlendirmek ne kadar doğrudur? Böyle bir tanımlama yapılması mümkün müdür bilinmez ama Sait Halim Paşa Yalısı'nın tarih boyunca başına gelenler 'makus talih bu olmalı' dedirtiyor. Çünkü Yeniköy'deki bu yalı, hep şanssız olayların yaşandığı bir yer oldu. Sait Halim Paşa'nın ölümünden sonra varisleri tarafından bir süre zengin Arap ailelerine kiralanan yalı, sonra satıldı. Bir dönem kumarhane oldu. Bahçesine restoran, plaj bile yapıldı. Nihayetinde devlet koruması altına giren yalı, bu kez de tadilat sırasında oluşan yangınla son bir darbe daha aldı! Sait Halim Paşa Yalısı, dışarıdan oldukça sade görünmesine rağmen birbirinden süslü odalara sahip. Bunların arasında en ilginci yemek odası. Tabii, o zamanlar Sait Halim Paşa'nın çalışma odasıymış. Sadrazamlık da yapan Sait Halim Paşa, evinin bu odasını resmi işleri için de kullanırmış. Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'na girmesine neden olan 1915 Türk-Alman ittifakının imzalandığı yer de bu oda. Yağmurlu bir günde baskı altındayken ittifak imzalanır, Sait Halim Paşa bu gelişmeden sonra Malta'ya sürgüne gönderilir. Bir daha Türkiye'ye dönmesine izin verilmez ve 1921'de Ermeni bir suikastçı tarafından öldürülür. Yalı yakın tarihte

Kıbrıslı Yalısı
Salonunda, devrin ünlü isimleri sohbet edermiş
İmparatoriçe Eugenie'den General Von Den Goltz Paşa'ya, Abdülhak Hamit'ten Yahya Kemal'e kadar pek çok ünlü konuğu oldu. Kıbrıslı Yalısı'nın ilk sahibi Mehmet İzzettin Paşa. 1840'larda Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa tarafından satın alınan yalı, o günden beri Kıbrıslı Yalısı olarak anılıyor. Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa, kaptan-ı deryalık, valilik, büyükelçilik yapmış, üç kere sadrazam olmuş bir isim. Günümüzde de Kıbrıslı ailesinin mülkiyetinde olan yalı, o dönemlerde Paris'te moda olduğu üzere, bir sanat ve kültür salonu olarak kullanılmış. Bu nedenle devrin birçok düşünce, edebiyat ve sanat adamı bu yalının salonunda sohbetler etmiş; odalarında konaklamış

Kont Ostrorog Yalısı
Rahmi Koç kurtardı
Sayıları giderek azalan fıstık çamları, yüzyıllardır Boğaziçi'nde yaşanan değişimi yakından takip ediyor. Kanlıca Koyu'ndaki yaşlı fıstık çamı da bunların arasında. Yaklaşık 200 yaşında olan bu ağaç, Kont Ostrorog Yalısı'nın bahçesinde büyümüş. Bugüne kadar pek çok kez el değiştiren yalı, Fransız sahibi Kont Leon Ostrorog döneminde ünlenmiş. 1900'lü yılların başında İstanbul'a davet edilen Kont, bakanlıklarda çalışmış. Bu arada İstanbul sosyetesine girmiş. Kontun ölümünden sonra yalı, kaderine terk edilmiş, ta ki 2000 yılında Rahmi Koç tarafından satın alınana kadar. Restorasyondan geçirilerek Boğaz'ın en güzel yalıları arasında adından söz ettirmeye başladı. Yalının çalışma odasında pek çok tarihi kitap ve obje yer alıyor. Pierre Loti'nin bu odada pencere önünde oturup Boğaz'dan geçen kayıkları seyretmekten hoşlandığı söyleniyor.

Zarif Mustafa Paşa Yalısı
Bir dönem silahlar saklandı
18. yüzyıl sonunda inşa edilen yalının ilk sahibi Berberbaşı Mustafa Ağazade Bey adında bir zat... Daha sonra yalıya adını veren Zarif Mustafa Paşa'nın eline geçiyor ve 1992 yılına kadar ailenin elinde kalıyor. Ailenin torunlarından 71 yaşındaki Mediha Kocataş anılarını şöyle anlatıyor: "Deniz üzerinde bir odada yatardım. Panjurlardan deniz ışığının tavanda oynamasını hiçbir zaman unutamam." Kocataş, yalının satılmış olmasından çok üzgün ama "En azından yalı yaşıyor," diyor. Şimdiki sahibi ise Demet Sabancı. Zarif Mustafa Paşa Yalısı, Kurtuluş Savaşı sırasında özel bir amaçla da kullanılmış; Mustafa Kemal'in arkadaşlarının silahlarının saklandığı depo olarak hizmet vermiş.

Abud Yalısı
Dizilere kiralanıyor
Kandilli Koyu'ndaki Abud Yalısı, dış görünümüyle diğer yalılardan çok farklı olmasa da içine girdiğinizde renkleri ve süslemeleriyle dikkat çekiyor. Bu nedenle Kurtlar Vadisi'nden Gümüş'e kadar pek çok dizinin seti olarak kullanıldı. Boğaziçi'nin ilk Türk asıllı burjuva ailesi olarak anılan Abud ailesinin uzun yıllar oturduğu yalı, 1830'larda yapılmış. Yalıya adını veren Mehmet Abud Efendi'nin ölümünden sonra arkadan gelen kuşakların ilgisizliği, yalının elden çıkarılmasını zorunlu kılmış. Abud Yalısı, Mehmet Abud Efendi'nin küçük kızı Belkıs Abud'un yaşam öyküsüyle de anılıyor. 1965'ten bu yana Boğaz sakini olan Rabia Çapa, Belkıs Hanım'ı şöyle anlatıyor: "Çaya gittiğimiz zaman toprak plaklardan opera dinletirdi. Beyaz saçlı, simsiyah uzun elbiseler giyen bir hanımdı. Ve en son veda ederken bir demet yasemin hediye ederdi."



Kaynak
Sabah, Ece Koçal
istanbul.com