|
Muzaffer HİÇDURMAZ

Doğum Tarihi - 1944, Eskişehir
Türsak Denetim Kurulu Başkanı.
Türkiye Sinema Emekçileri Sendikası Eski Başkanlığı, Üyeliği. ( Sine-Sen )
Halikarnas Balıkçısı Kısa Film Maratonu, Proje Yarışması, Proje Değerlendirme
Kurulu Üyeliği. 2002
"Türk Sineması'nda Siyah Beyazın Serüveni" Fotoğraf Sergisi - 2002 / Eskişehir
Türsak Vakfı Sinema Seminerlerinde ders verdi. 2003
Kızı Gözde HİÇDURMAZ ise baba mesleğinde oldukça başarılı. "Mutlu Yıllar Sharon"
isimli kısa filmle !f İstanbul Bağımsız Film Festivalinde Birincilik Ödülü
aldı.
YÖNETMEN FİLMOGRAFİSİ
Kılıbık 1983
Çark 1987
Eda Hanım 1992
AKTÖR FİLMOGRAFİSİ
Cenaze Töreni - 2001 / Ahmet BOYACIOĞLU ..... Bardaki Adam
Medea - 1969 / Pasolini ..... Cellat
GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ FİLMOGRAFİSİ
Sonsuz Acı 1960
SENARİST FİLMOGRAFİSİ
Gözüm Gibi Sevdim 1982
DİĞER FİLMOGRAFİSİ
Tarkan Altın Madalyon 1972 .... Yönetmen Yardımcısı
Tanrının Bağışı Orman 1964 .... Yönetmen Yardımcısı
Islak Sokak 1987 .... Yönetmen Yardımcısı
Ölüm Yolu 1985 .... Yönetmen Yardımcısı
Paramparça 1985 .... Yönetmen Yardımcısı
Vazife Uğruna 1986 .... Yönetmen Yardımcısı
Kalbimdeki Düşman 1987 .... Yönetmen Yardımcısı
Nazlı ile Emir 1988 .... Yönetmen Yardımcısı
Sapık Kadın 1988 .... Yönetmen Yardımcısı
Savunma 1986 .... Yönetmen Yardımcısı
Hayat Köprüsü 1986 .... Yönetmen Yardımcısı
Gırgıriye 1981 .... Yönetmen Yardımcısı
Gırgıriyede Şenlik Var 1981 .... Yönetmen Yardımcısı
Akrep 1986 .... Yönetmen Yardımcısı
Çifte Yürekli 1970 .... Yönetmen Yardımcısı
Kızımın Kanı 1987 .... Yönetmen Yardımcısı
Kıskıvrak 1986 .... Yönetmen Yardımcısı
Yol - 1982 .... Yönetmen Yardımcısı
Tarkan Kolsuz Kahramana Karşı - 1973 .... Yönetmen Yardımcısı
Sonsuz Acı - 1960 .... Cinematographer
Amerika Amerika - Elia KAZAN .... Cinematographer
Ölümsüz Kadın - Jules DASSIN .... Cinematographer
Tarkan Viking Kanı - .... Yönetmen Yardımcısı
Üç Tekerlekli Bisiklet - 1962 / Ömer Lütfü AKAD - Prodüksiyon, Yönetmen
Yardımcısı
Bir film çekti, işçiler greve gitti...
Muzaffer Hiçdurmaz, Türk sinemasının anılarla dolu renkli bir siması. 1987
yılında çektiği ve işçilerin greve gitmesine neden olan filmi "Çark"
İstanbul’da ilk kez bu hafta, TÜRSAK’ın Sinema Tarih Buluşması
Festivali’nde gösterildi.
Muzaffer Hiçdurmaz soyadını hak eden bir sinemacı. Çalışkan, disiplinli,
yaptığı işi benimseyip herkesten fazla gayret gösteren hakiki bir işçi. Bütün
bilgisini ve birikimini aktarmaya hazır, sevecen bir eğitimci. Daha ilkokulda
ekmeğini kendi kazanmaya başladı. Çocuk yaşta Suphi Kaner aracılığıyla
Yeşilçam’da iş buldu. Kısa sürede Türk sinemasının en büyük ustası
Lütfi Ö. Akad’ın oğlu gibi sevdiği asistanı oldu. Kaç filmde çalıştığını
anımsamıyor bile! 500 civarında olmalı... Ama "Tarkan" filmlerinin
hepsini sayabiliyor.
Bir film setinde bulunmadığı pozisyon kalmamış bir sinema emekçisi Hiçdurmaz.
Pier Paolo Pasolini, Elia Kazan, Jules Dassin gibi Türkiye’de film çeken
ustaların setlerinde de koşturdu. Sinema Emekçileri Sendikası-Sinesen’de yöneticilik
yaptı. Şimdi Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde alaylı bir öğretmen olarak
ders veriyor.
Muzaffer Hiçdurmaz’ın tek yönetmenlik denemesi, Türkiye’nin üç-beş işçi
sınıfı sineması örneğinden biri olan "Çark" 5. Uluslararası
Sinema Tarih Buluşması Festivali kapsamında gösterildi. Doğrudan sansür
edilmeyen ama polis baskısıyla gösterilemeyen film İstanbullu izleyicinin
karşısına ilk kez çıktı ve olumlu tepkiler aldı.
Emektar sanatçı sorularımızı yanıtladı;
"Çark" ne zaman dönmeye başladı; nasıl oldu da dişlileri sıkıştı?
1987 yılında dönmeye başladı. Bekir Yıldız ve Haşmet Zeybek bir senaryo
yazdı. Adı "Direnişöti. 12 Eylül sonrası iş yasalarının grev ve
lokavtla ilgili acayip uygulamaları vardı. Cam atölyesinden başlayıp
tersanede devam ediyor ve Ortaçağ çalışma düzenine sahip Kazlıçeşme
deri işçileriyle devam ediyordu. Türk sinemasında bugüne kadar salt işçi
filmi diyebileceğimiz bir senaryoydu.
Ben film çekmeyi istemiyordum. Türkiye’de yönetmen kaosu vardı. Senaryoyu
okuyunca kabul ettim. Annem köylü babam işçi. Sanayileşemeyen Türk
toplumunun işçi sınıfını anlatmak istedim. Belgesel tadında çektim filmi
ve şu anda belgesel. Kazlıçeşme işçileri filmden de etkilenerek, çekimlerden
20 gün sonra greve gitti! Grevden sonra da Kazlıçeşme kapandı.
Film Ankara’da beş hafta gösterimde kaldı ama İstanbul’da gösterilemedi.
Neden?
Direkt sansür uygulanmadı ama İstanbul’da çok baskı oldu. Filmin kadın
kahramanı işçi olan erkek kahramanıyla evlendikten sonra ekonomik nedenlerle
iş aramaya başlıyor ve polis oluyor. Polis olması sınıfsal ayrımı da
getiriyordu. Birçok kez sorgulandık. Sinema filmi kaldırdı. İşletmecinin
çabalarına rağmen birçok sinemada "Bu filmi oynatmayın" mantığı
kabul gördü.
Yıllardır sinemanın içindesiniz. Bu şekilde baskı gören başka bir filmde
çalıştınız mı?
Baskıyla kaldırılan "Yol" var, tabii. Genel koordinatördüm ve
idamla yargılandık Şerif Gören’le birlikte. Urfa’da "Yol" için
asker gerekiyordu. Diyarbakır 9. Kolordu Komutanlığı çekimi durdurdu.
Diyarbakır’a gidip komutanı ikna ettim. Urfa’daki yüzbaşı biraz zorluk
çıkardı ama onunla 13 saat bezik oynayıp -oynayacak kimse bulamamış orada-
bu işi de çözümledim.
"Tarkan" filmlerinde kavga yönetmenliği yaptı.
Türkiye’de çekilen birçok yabancı yapımda görev aldınız. Aralarında
önemli ustaların filmleri de vardır kuşkusuz.
"Amerika Amerika"yı çekerken Elia Kazan ile çalıştım. Jules
Dassin ile "Ölümsüz Kadın"da çalıştım. Bunlar gibi 20-25 tane
yabancı filmde prodüksiyonda görev aldım. 1953 yılıydı sanıyorum. Eminönü
o zaman çok kalabalıktı. Kazan çekim için bütün çarşıyı kapatıp dükkan
sahiplerinin paralarını da verdi. Beni Amerika’ya götürmeye kalktı. Belki
beni çalışkan ve yetenekli bulmuştu. "Senden iyi oyuncu olur"
diyordu. "Ben ülkemi seviyorum, gitmem" dedim.
"Tarkan" filmlerinde çalıştığınızı biliyorum.
Biri hariç tüm "Tarkan'larda çalıştım. Avantür yanım da var. At
binerdim, kavga yönetmenliği yapardım. Seviyordum bu filmleri. Çocukluğumda
çok kovboy filmi seyretmemden olsa gerek. Arzu Film’in tüm "Tarkan'larında
çalıştım. "Karaoğlan Geliyor'da, bir "Malkoçoğlu", bir
tane de "Battal Gazi"de çalıştım.
İlginç anılarınız...
Ertem Eğilmez’le "Tarkan Viking Kanı"nı çekiyorduk. Senaryoda
sudan dev bir ahtapot çıkıp Tarkan’a saldırıyor. Ahtapotu nasıl yaparız
diye düşünüyorduk. Dışarıdan bilgi almaya çalışıyorduk. Amerika’dan
biri bize Ayvansaray’da bir adres verdi! O dönemde gelişmiş sayılabilecek,
su altında insanın içine girip yönettiği bir ahtapot oluştu.
1969’da Pasolini’nin filminde Maria Callas ile birlikte oynadı.
Sinemanın ozanı Pasolini’nin Kapadokya’da gerçekleştirdiği "Medea"nın
setinde de çalıştınız. Hatta bir rol üstlendiniz...
Pasolini ile 1969 yılında Göreme’de "Medea"yı çekiyorduk. Önce
mekanı görmeye gittik. Yolda bana "Sana filmde önemli bir rol oynatacağım"
dedi. Ben de ne olduğunu sordum. "Cellat başı!" dedi. O zaman çok
gençtim, askerden yeni gelmiştim, yakışıklı sayılabilirdim. Dedim ki, yüzüm
çok yumuşaktır, benden cellat olmaz! "Asıl yumuşak yüzlülerden
cellat olur" dedi. O filmde prodüksiyon ilişkilerini yürütüyordum. Bir
gün beni sete çağırdı. Gittiğimde kostümler giydirdiler ve Maria
Callas’ın canlandırdığı Medea’nın çocuklarını parçalayıp halka dağıtan
celladı oynadım.
"Beni Lütfi Akad yetiştirdi"
Lütfi Ö. Akad ile aranızda bir baba-oğul ilişkisi var. Asistanlığını
yapmaya nasıl başladınız?
1962’ye kadar hiç asistanlık yapmadım. Amerikan Haberler Ajansı vardı o
zaman. Orada aktüel kameramanlık yapıyordum. Filmlerden önce 45 dakika
haberler gösteriliyordu. Bir yandan da setlerde çalışıyordum. 1962 yılında
"Üç Tekerlekli Bisiklet" çekiliyordu. Sezer Sezin ve Ayhan Işık
oynuyordu. Prodüksiyondaydım. Bir gün sete beş dakika geç kaldım, prodüksiyon
amiri Abdullah Ataç beni işten kovdu. İki gün sonra Lütfi Ö. Akad beni çağırdı,
ne olduğunu sordu. Sonra bana senaryoyu verdi ve asistanı oldum. Bütün
filmlerinde değilse bile çoğunda çalıştım. Yedi yaşında geldim Eskişehir’den.
Yeşilçam’a girdiğimde 14 yaşındaydım. Sinemayı çok seviyordum, amcam
sinemacıydı Eskişehir’de. Üç yaşında sinemaya gitmeye başladım. En önde
otururdum, perdenin içine girecek kadar yakından izlerdim filmleri. O büyü
İstanbul’a geldiğimde de devam etti ve sinemacı olmak için her şeyi yaptım.
Suphi Kaner’dir bana destek olan. Ortaokul mezunuyum ve bugün öğretim görevlisiyim.
Alaylıyım, bu yüzden mektebin önemli olduğunu vurguluyorum. Çünkü ben
bir kitabı bir kerede anlamıyorum korkusuyla iki-üç kere okuyordum. Bana
kitapları Lütfü Ö. Akad veriyordu.
Kaynak
Türk Sineması Veri Tabanı
Internet Movie Database
Alin TAŞÇIYAN, Milliyet, 22 Aralık 2002 Pazar
|