Simulacra




Yapım Tarihi - 2001
Süre - 00:13:00
Format - Kurmaca, Renkli, Türkçe, DV

Yönetmen- İlker Canikligil
Senaryo- İlker Canikligil
Kamera- İlker Canikligil
Kurgu- İlker Canikligil

Oyuncular- Murat Önol, Ceyhun Canikligil, Cihat Yaka, Yonca Ertürk Canikligil, Kaan Şensoy
Yapımcı- Yonca Ertürk Canikligil, Format Film Ltd.

Konu-Murat kredi kartlarından, işinden, yaşadığı şehirden, yalnızlığından ve yaşam şeklinden bezmiştir. Ancak inancını kaybetmemiştir; bir gün birşey olacak ve herşey değişecektir. Bütün dünyanın kendisi için kurulmuş bir bilgisayar programı olduğuna inanmaya başlar ve programı bozmaya karar verir. Program bozulacak ve mavi ekran görünecektir.

4. Ulusal Cine5 Kısa Film Yarışması, En İyi Kurmaca Film

http://www.micromegas.org/simulacra/download.html adresinden Simulacra adli filmin 52 saniyelik fragmanını indirebilirsiniz.

Hiper-reel bir dönemde yaşıyoruz
İlker Canikligil'in yeni kısa filmi " Simulacra " pek çok açıdan bizi heyecanlandırdı. Biz de, hak ettiği izleyiciye ulaşırsa kült olmaya aday gözüken filmi bahane edip Kısa Metraj'ın ilk röportajını İlker Canikligil ile yaptık.

- 1995 yılında bir röportajda, "Bir kısa film yalnızca bir kısa filmin anlatabileceğini anlattığında kısa filmdir." demişsiniz. Tekrar soracak olursam- Sizce kısa film nedir?
Aynı şeyi daha güçlü bir şekilde tekrar söylüyorum- Bir sanat formu, herhangi bir anlatım formu olarak görüyorsanız, onun kendi estetiği olması gerekiyor; ve sadece o formda anlatabileceği bir şeyi anlatıyorsanız değerlidir. Aksi takdirde başka bir şeyi simüle ediyorsunuz demektir.

- Uzun metrajın kısası değil yani kısa film.
On yıldır kısa film alemindeyim, hep onun mücadelesini verdik aslında. Pek de başarılı olamadık. Çoğu kısa film hala uzun filmlerin kısaltılmış halleri gibi.

- Filmlerinizde belirgin bir temasal bütünlük olduğu halde, görüntünün ve ses bandının yaratıcı kullanımı, klasik dramatik yapıdan daha önde. Siz kendi sinemanızı nasıl tarif ediyorsunuz?
Ben hayatımda da öykücü bir adam değilim. Hani bir takım adamlar vardır, devamlı öykü anlatırlar ve gerçekten de eğlencelidir. Çok bilineni Cem Yılmaz işte, bir sürü öyküsü olan bir adam. Ben daha çok oyuncakçıyım. Yani medyumun oyuncaklarıyla oynuyorum- Kurgu, ses, görüntü, mekanlar, bazen efektler ve bunlarla bir dünya yaratmak. Esas meselem bu aslında.

- Simulacra'yı izlerken insanın aklına ister istemez Baudrillard'ın simülasyon teorisine göndermeler yapan Matrix ve Dövüş Kulübü (Fight Club) gibi filmler geliyor. Fakat bunun yanında Simulacra tam bir 'paranoya' filmi ve bu açıdan da Darren Aronofsky'nin Pi filmini hatırlatıyor. Siz kendi filminizi bu filmler ile estetik veya düşünsel ilişkisi açısından nerede görüyorsunuz?
İltifat olarak alıyorum aslında söylediğiniz şeyi (gülüyor). Etkilenmediğimi söylemek yalan olur; Pi'den etkilendim, Matrix'ten, Fight Club'tan etkilendim. Ama yine de bir noktada "Türkiye 'ye özgü" bir şey çıkarabildiğime inanıyorum. Yani bir Türk Matrix'i sayılabilir. (gülüyor) Aksiyon avantür tarafını bir kenara atarsanız, böyle küçük entelektüel bir Matrix çeşitlemesi gibi bir şey oldu.

- Filminiz borsa, internet, televizyon, bilgisayar oyunları gibi zaman ve mekan kısıtlamalarını hiçe sayan sanal ortamlar ile gündelik hayat arasında bir köprü kuruyor. Hipergerçeklik ve monoton Düzen arasında nasıl bir ilişki kurmaya çalıştınız?
Baudrillard'ın bu konuda bir anektodu var. Japonya'da bir ara kitapları çok satıyormuş ve devamlı mektuplar geliyormuş okurlarından. Son beş yıldır mektuplar azalmış. Kitaplarının satışı da düşmüş. Bunun üzerine Baudrillard, Japon editörü arıyor ve "Niye benim kitapların satışı düştü?" diyor. O da diyor ki- "Zaten artık hiper-realizmde yaşıyoruz, yani gerçeklik zaten kayboldu, dolayısıyla senin kitaplarına artık ihtiyacımız yok". Ben de filmde bunu anlatmaya çalıştım. Gerçek neredeyse tamamen çıktı gitti hayatlarımızdan. Sizin de söylediğiniz gibi borsa, internet, televizyon, kredi kartları… Dünyayı haberlerden izleyen, sahibi olmadığı paraları harcayan bir ülke olduk. Dolayısıyla hiper-reel bir dönemde yaşıyoruz diye düşünüyorum. Gerçek çoktan yerini gerçeğin kopyalarına bıraktı.

- Bu tespit hayatın monotonluğuyla nasıl bir ilişki kuruyor filmde?
Baştan beri işlediğim bir tema oldu monotonluk. Ama, o da aslında sistemin bir sonucu- Sizi para denen bir şeye mahkum ediyor ve ona ulaşmak için zamanınızı, hayatınızı satıyorsunuz. Size hep vaatlerde bulunuyor- Tatile gideceksiniz, işyerinde yükseleceksiniz, zengin olacaksınız, çalışmak zorunda kalmayacaksınız… Ama o hiçbir zaman gerçekleşmiyor işte. Ne kadar kazanırsanız daha çok harcamaya başlıyorsunuz. Dolayısıyla kısır bir döngüden çıkamıyorsunuz. Hepimizin yaşadığı ve bildiği bir şey aslında bu.

- Filmler artık dışarıdaki hayatımıza göre değil, televizyona göre, izlediğimiz diğer filmlere göre şekilleniyor, bu da filminize esin kaynağı olan Baudrillard'ın simülasyon teorisine çok uyan bir şey. Bu açıdan siz filminizi nasıl görüyorsunuz?
Şöyle bir anlayış vardır Türk sinemacılığında- Sinemayı dünyaya açılan bir pencere olarak görmek. Sanki orada geçen şeyler gerçekmiş gibi, halbuki öyle bir şey yok. Yani oradan başka bir yere bakıyorsunuz. Bir insanın kafasındaki bir şey olabilir, hayal alemi olabilir. "Film gerçekçi değil", diyenler oluyor, "Mesela çalıştığı yer çok suni, gerçek bir çalışma ortamı gibi görünmüyor", diyenler oluyor. Bu bir film zaten, yani gerçeğin kopyası. Son on yılda kopyayla gerçek arasındaki ilişki iyice koptu ve dediğiniz gibi filmler başka filmlerden beslenmeye başladı. Simulacra için de aynı şey geçerli.

- Sokakların tamamen boş olduğu sahneler var. Bu sahneler nasıl çekildi?
Nüfus sayımında çekildi. Aslında tersten senaryo yazıyorum ben. Yonca'yla (eşi ve filmin yapımcısı) benim bir hayalimiz vardı- Bomboş bir şehirde bir film çekmek. Türkiye sağolsun beş yılda bir bu olanağı filmcilere sağladığı için senaryoyu tersten yazdık, zaten nüfus sayımının üzerine kurmuştuk filmi. Fakat sabah yedi buçukta çıktık ve her taraf insan doluydu. Türkiye böyle bir ülke işte- Hiçbir seyin gerçekliği yok aslında, çok 'simulatif' bir ülke; yasak ama herkes dışarda. Çok zor oldu onun için, bir sürü şey bilgisayarda silindi.

- Filmin bütçesi ne kadar?
İki bütçe var. Biri gerçek bütçe, öbürü, aslında her şeye para verseydik olacak olan bütçe. Bana maliyeti, yani gerçek bütçesi 500 $. Ama her şey parası ödenerek yapılsaydı, 40000 $ olacaktı.

- Çalışmalarınızda en dikkat çeken şeylerden biri teknik Özen ve "Simulacra" bu konuda en üst düzeye çıkmış. Sizce Türkiye'de kısa filmler, Batı'yla karşılaştırıldığında, teknik açıdan ne durumda?
Avrupa'yla, mesela Fransa'yla kıyaslarsanız tabii gerideyiz. Zaten devamlı 35 mm ve 16 mm çekiyorlar. Hatta başka bir format olduğunun bile farkında değiller gibi geliyor bana. Dijital videonun yaygınlaşmasıyla aradaki fark biraz azaldı; ama Türk kısa filmlerinde genellikle sesle uğraşılmaz, görüntü kalitesi önemsenmez. Bu ikisine önem vermeyince geriye film kalmıyor zaten. Ben bütün filmlerimde titizlendim, ama dünya standardında olamamıştım, bu sefer her şeyi nasıl yapılması gerekiyorsa öyle yaptık.

- Simulacra dijital kamerayla çekilmiş ve dijital olarak kurgulanmış. Dijital teknolojilerin giderek ucuzlaması ve ulaşılabilir bir hale gelmesi, sizce özelde kısa film yapımcılığını, genelde sinemayı nasıl etkileyecek?
Zaten etkiliyor on yıldır. Hollywood'da bakarsanız zaten, çoğu film artık dijital olarak, yani 'non-linear editing' sistemleriyle yapılıyor. İşte bilgisayar efektleri...

- Ben daha çok cihazların ucuzlamasını kastetmiştim.
İşte o dalga dalga aşağılara doğru inmeye başladı. Şimdi artık 2000:2500 $'a evde her şeyi bitirebilirsiniz kameranız varsa. Bu tabii iyi bir şey, bir yandan da Türkiye'ye etkisi ne kadar oldu çok bilmiyorum. Çünkü sayıca artması önemli ama nitelik de önemli. Daha henüz ciddi bir kalite artışı görmedik. Daha çok insan film yapmaya başladı ama iyi filmler yapmaya henüz başlamadılar. Ama tabii ki çok hayırlı. Zaten bizim amacımız da böyle uzun filmler yapmak. Simulacra'da da biraz onu denemek istedik, olabilir mi diye. Bizce oluyor, bilmiyorum sizce oluyor mu? (gülüyor)

- Dijital video, ilerde film malzemesinin yerini alacak galiba.
Neredeyse aldı bile, George Lucas, dijital videoyla çekiyor yeni filmini. Sundance'te bir sürü 'DV'den ya da 'High-Definition'dan aktarma film var. Fransa gibi tutucu ülkelerde zaman alacaktır; ama pelikülün çok az ömrü kaldığını düşünüyorum. Zaten az da ömrü kalsın.

- Uzun yıllardır başarılı kısa filmler çeken biri olarak, sizce kısa film seyirciye ulaşamama sorununu nasıl aşabilir? İnternet bu sorun için ne kadar gerçekci bir çözüm?
Amerika'da olsak internet iyi bir çözüm olurdu,ama Türkiye'de bağlantı hızları çok düşük. Dolayısıyla filmi çok sıkıştırıp düşük kalitede vereceksiniz, ki bu da bence bütün o çabayı boşa götüren bir şey. O kadar uğraşmışsınız üst düzeyde görüntü kalitesi yakalamak için, sonra pul gibi yayınlayacaksınız filminizi. Dolayısıyla kısa vadede İnternet'in çözüm olacağını düşünmüyorum. Çözüleceğini düşünmüyorum aslında (seyirciye ulaşamama sorununu kastediyor). Kısa film böyle harçlıklarla falan yapılan bir hobi olarak kaldı bu ülkede ve yürümüyor ne yazık ki, sadece festivallerle, bir iki televizyonun para vermeden göstermesiyle maalesef yürümüyor.

- Herhangi maddi bir beklentiniz var mı filmden, televizyona satışı söz konusu mu mesela?
Olamıyor maddi beklenti Türkiye'de. (gülüyor) Televizyonların herhangi bir arayışı olmadığı için "Merhaba ben geldim, filmim var." demekle de olmuyor. Dolayısıyla yurtdışında ve Türkiye'de birtakım festivallere göndereceğiz. Sonra da yapabildiğimiz kadar çok özel gösterim yapacağız. Fransa'da bir bağlantı var, oraya satılma olasılığı var. Ama Avrupa'da da şu sorun var; orada sizden bir Türk olarak kendi kafalarındaki 'Türk' filmlerini bekliyorlar. Ezan sesleriyle veya makineli tüfek takırtılarıyla bezenmiş filmler daha şanslı oluyor.

Kaynak
İlker Canıklıgil Filmografisi ve Simularca Künye




Simulacra - İlk Gösterim
Bilgi Üniversitesi Sinema Salonu (Kuştepe Kampüsü / İstanbul) Tel- (0212) 293 50 10
26 Ekim Cuma Saat 20:00



İlker Canikligil'in ödüllü kısa filmi Simulacra 31 Mayıs-7 Haziran 2002 tarihleri arasında İtalya'nın başkenti Roma'da yapılacak olan 10. Arcipelago Kısa Film Festivali'ne kabul edildi. Canikligil daha once de kısa filmin Cannes'ı olarak kabule edilen Clermont Film Festivali'nden de ödülle dönmüştü.

Kaynak
arcipelagofilmfestival.org



"SIMULACRA"YA ÖDÜL

Fransa'nın güneyinde yer alan Clermont-Ferrand kenti dünyanın en büyük kısa film festivaline ev sahipliği yapıyor. Bu güne dek sadece sinema filmlerine açık olan bu festival bu yıl programını video filmlere de açtı.

İlker Canikligil' in "Simulacra" adlı kısa filmi 950 film arasından yapılan elemede, yarışma için seçilen 44 filmden biri olmuş ve "24. Clermont Ferrand Kısa Film Festivali"nin Sayısal Yarışma bölümüne kabul edilmişti.

Bu dalda jüri en iyi film ve 3 adet de mansiyon olmak üzere 4 ödül verdi. "Simulacra" büyük bir başarı göstererek mansiyon kazanmayı başardı.