Oyuncular- Murat Önol, Ceyhun Canikligil, Cihat Yaka, Yonca Ertürk Canikligil, Kaan Şensoy
Yapımcı- Yonca Ertürk Canikligil, Format Film Ltd.
Konu-Murat kredi kartlarından, işinden, yaşadığı şehirden, yalnızlığından ve yaşam şeklinden
bezmiştir. Ancak inancını kaybetmemiştir; bir gün birşey olacak ve herşey değişecektir. Bütün
dünyanın kendisi için kurulmuş bir bilgisayar programı olduğuna inanmaya başlar ve programı
bozmaya karar verir. Program bozulacak ve mavi ekran görünecektir.
4. Ulusal Cine5 Kısa Film Yarışması, En İyi Kurmaca Film
http://www.micromegas.org/simulacra/download.html adresinden Simulacra adli
filmin 52 saniyelik fragmanını indirebilirsiniz.
Hiper-reel bir dönemde yaşıyoruz
İlker Canikligil'in yeni kısa filmi " Simulacra " pek çok açıdan bizi
heyecanlandırdı. Biz de, hak ettiği izleyiciye ulaşırsa kült olmaya aday gözüken
filmi bahane edip Kısa Metraj'ın ilk röportajını İlker Canikligil ile yaptık.
- 1995 yılında bir röportajda, "Bir kısa film yalnızca bir kısa filmin
anlatabileceğini anlattığında kısa filmdir." demişsiniz. Tekrar soracak olursam-
Sizce kısa film nedir?
Aynı şeyi daha güçlü bir şekilde tekrar söylüyorum- Bir sanat formu, herhangi
bir anlatım formu olarak görüyorsanız, onun kendi estetiği olması gerekiyor; ve
sadece o formda anlatabileceği bir şeyi anlatıyorsanız değerlidir. Aksi takdirde
başka bir şeyi simüle ediyorsunuz demektir.
- Uzun metrajın kısası değil yani kısa film.
On yıldır kısa film alemindeyim, hep onun mücadelesini verdik aslında. Pek de
başarılı olamadık. Çoğu kısa film hala uzun filmlerin kısaltılmış halleri gibi.
- Filmlerinizde belirgin bir temasal bütünlük olduğu halde, görüntünün ve ses
bandının yaratıcı kullanımı, klasik dramatik yapıdan daha önde. Siz kendi
sinemanızı nasıl tarif ediyorsunuz?
Ben hayatımda da öykücü bir adam değilim. Hani bir takım adamlar vardır, devamlı
öykü anlatırlar ve gerçekten de eğlencelidir. Çok bilineni Cem Yılmaz işte, bir
sürü öyküsü olan bir adam. Ben daha çok oyuncakçıyım. Yani medyumun
oyuncaklarıyla oynuyorum- Kurgu, ses, görüntü, mekanlar, bazen efektler ve
bunlarla bir dünya yaratmak. Esas meselem bu aslında.
- Simulacra'yı izlerken insanın aklına ister istemez Baudrillard'ın simülasyon
teorisine göndermeler yapan Matrix ve Dövüş Kulübü (Fight Club) gibi filmler
geliyor. Fakat bunun yanında Simulacra tam bir 'paranoya' filmi ve bu açıdan da
Darren Aronofsky'nin Pi filmini hatırlatıyor. Siz kendi filminizi bu filmler ile
estetik veya düşünsel ilişkisi açısından nerede görüyorsunuz?
İltifat olarak alıyorum aslında söylediğiniz şeyi (gülüyor). Etkilenmediğimi
söylemek yalan olur; Pi'den etkilendim, Matrix'ten, Fight Club'tan etkilendim.
Ama yine de bir noktada "Türkiye 'ye özgü" bir şey çıkarabildiğime inanıyorum.
Yani bir Türk Matrix'i sayılabilir. (gülüyor) Aksiyon avantür tarafını bir
kenara atarsanız, böyle küçük entelektüel bir Matrix çeşitlemesi gibi bir şey
oldu.
- Filminiz borsa, internet, televizyon, bilgisayar oyunları gibi zaman ve mekan
kısıtlamalarını hiçe sayan sanal ortamlar ile gündelik hayat arasında bir köprü
kuruyor. Hipergerçeklik ve monoton Düzen arasında nasıl bir ilişki kurmaya
çalıştınız?
Baudrillard'ın bu konuda bir anektodu var. Japonya'da bir ara kitapları çok
satıyormuş ve devamlı mektuplar geliyormuş okurlarından. Son beş yıldır
mektuplar azalmış. Kitaplarının satışı da düşmüş. Bunun üzerine Baudrillard,
Japon editörü arıyor ve "Niye benim kitapların satışı düştü?" diyor. O da diyor
ki- "Zaten artık hiper-realizmde yaşıyoruz, yani gerçeklik zaten kayboldu,
dolayısıyla senin kitaplarına artık ihtiyacımız yok". Ben de filmde bunu
anlatmaya çalıştım. Gerçek neredeyse tamamen çıktı gitti hayatlarımızdan. Sizin
de söylediğiniz gibi borsa, internet, televizyon, kredi kartları… Dünyayı
haberlerden izleyen, sahibi olmadığı paraları harcayan bir ülke olduk.
Dolayısıyla hiper-reel bir dönemde yaşıyoruz diye düşünüyorum. Gerçek çoktan
yerini gerçeğin kopyalarına bıraktı.
- Bu tespit hayatın monotonluğuyla nasıl bir ilişki kuruyor filmde?
Baştan beri işlediğim bir tema oldu monotonluk. Ama, o da aslında sistemin bir
sonucu- Sizi para denen bir şeye mahkum ediyor ve ona ulaşmak için zamanınızı,
hayatınızı satıyorsunuz. Size hep vaatlerde bulunuyor- Tatile gideceksiniz,
işyerinde yükseleceksiniz, zengin olacaksınız, çalışmak zorunda kalmayacaksınız…
Ama o hiçbir zaman gerçekleşmiyor işte. Ne kadar kazanırsanız daha çok harcamaya
başlıyorsunuz. Dolayısıyla kısır bir döngüden çıkamıyorsunuz. Hepimizin yaşadığı
ve bildiği bir şey aslında bu.
- Filmler artık dışarıdaki hayatımıza göre değil, televizyona göre, izlediğimiz
diğer filmlere göre şekilleniyor, bu da filminize esin kaynağı olan
Baudrillard'ın simülasyon teorisine çok uyan bir şey. Bu açıdan siz filminizi
nasıl görüyorsunuz?
Şöyle bir anlayış vardır Türk sinemacılığında- Sinemayı dünyaya açılan bir
pencere olarak görmek. Sanki orada geçen şeyler gerçekmiş gibi, halbuki öyle bir
şey yok. Yani oradan başka bir yere bakıyorsunuz. Bir insanın kafasındaki bir
şey olabilir, hayal alemi olabilir. "Film gerçekçi değil", diyenler oluyor,
"Mesela çalıştığı yer çok suni, gerçek bir çalışma ortamı gibi görünmüyor",
diyenler oluyor. Bu bir film zaten, yani gerçeğin kopyası. Son on yılda kopyayla
gerçek arasındaki ilişki iyice koptu ve dediğiniz gibi filmler başka filmlerden
beslenmeye başladı. Simulacra için de aynı şey geçerli.
- Sokakların tamamen boş olduğu sahneler var. Bu sahneler nasıl çekildi?
Nüfus sayımında çekildi. Aslında tersten senaryo yazıyorum ben. Yonca'yla (eşi
ve filmin yapımcısı) benim bir hayalimiz vardı- Bomboş bir şehirde bir film
çekmek. Türkiye sağolsun beş yılda bir bu olanağı filmcilere sağladığı için
senaryoyu tersten yazdık, zaten nüfus sayımının üzerine kurmuştuk filmi. Fakat
sabah yedi buçukta çıktık ve her taraf insan doluydu. Türkiye böyle bir ülke
işte- Hiçbir seyin gerçekliği yok aslında, çok 'simulatif' bir ülke; yasak ama
herkes dışarda. Çok zor oldu onun için, bir sürü şey bilgisayarda silindi.
- Filmin bütçesi ne kadar?
İki bütçe var. Biri gerçek bütçe, öbürü, aslında her şeye para verseydik olacak
olan bütçe. Bana maliyeti, yani gerçek bütçesi 500 $. Ama her şey parası
ödenerek yapılsaydı, 40000 $ olacaktı.
- Çalışmalarınızda en dikkat çeken şeylerden biri teknik Özen ve "Simulacra" bu
konuda en üst düzeye çıkmış. Sizce Türkiye'de kısa filmler, Batı'yla
karşılaştırıldığında, teknik açıdan ne durumda?
Avrupa'yla, mesela Fransa'yla kıyaslarsanız tabii gerideyiz. Zaten devamlı 35 mm
ve 16 mm çekiyorlar. Hatta başka bir format olduğunun bile farkında değiller
gibi geliyor bana. Dijital videonun yaygınlaşmasıyla aradaki fark biraz azaldı;
ama Türk kısa filmlerinde genellikle sesle uğraşılmaz, görüntü kalitesi
önemsenmez. Bu ikisine önem vermeyince geriye film kalmıyor zaten. Ben bütün
filmlerimde titizlendim, ama dünya standardında olamamıştım, bu sefer her şeyi
nasıl yapılması gerekiyorsa öyle yaptık.
- Simulacra dijital kamerayla çekilmiş ve dijital olarak kurgulanmış. Dijital
teknolojilerin giderek ucuzlaması ve ulaşılabilir bir hale gelmesi, sizce özelde
kısa film yapımcılığını, genelde sinemayı nasıl etkileyecek?
Zaten etkiliyor on yıldır. Hollywood'da bakarsanız zaten, çoğu film artık
dijital olarak, yani 'non-linear editing' sistemleriyle yapılıyor. İşte
bilgisayar efektleri...
- Ben daha çok cihazların ucuzlamasını kastetmiştim.
İşte o dalga dalga aşağılara doğru inmeye başladı. Şimdi artık 2000:2500 $'a
evde her şeyi bitirebilirsiniz kameranız varsa. Bu tabii iyi bir şey, bir yandan
da Türkiye'ye etkisi ne kadar oldu çok bilmiyorum. Çünkü sayıca artması önemli
ama nitelik de önemli. Daha henüz ciddi bir kalite artışı görmedik. Daha çok
insan film yapmaya başladı ama iyi filmler yapmaya henüz başlamadılar. Ama tabii
ki çok hayırlı. Zaten bizim amacımız da böyle uzun filmler yapmak. Simulacra'da
da biraz onu denemek istedik, olabilir mi diye. Bizce oluyor, bilmiyorum sizce
oluyor mu? (gülüyor)
- Dijital video, ilerde film malzemesinin yerini alacak galiba.
Neredeyse aldı bile, George Lucas, dijital videoyla çekiyor yeni filmini.
Sundance'te bir sürü 'DV'den ya da 'High-Definition'dan aktarma film var. Fransa
gibi tutucu ülkelerde zaman alacaktır; ama pelikülün çok az ömrü kaldığını
düşünüyorum. Zaten az da ömrü kalsın.
- Uzun yıllardır başarılı kısa filmler çeken biri olarak, sizce kısa film
seyirciye ulaşamama sorununu nasıl aşabilir? İnternet bu sorun için ne kadar
gerçekci bir çözüm?
Amerika'da olsak internet iyi bir çözüm olurdu,ama Türkiye'de bağlantı hızları
çok düşük. Dolayısıyla filmi çok sıkıştırıp düşük kalitede vereceksiniz, ki bu
da bence bütün o çabayı boşa götüren bir şey. O kadar uğraşmışsınız üst düzeyde
görüntü kalitesi yakalamak için, sonra pul gibi yayınlayacaksınız filminizi.
Dolayısıyla kısa vadede İnternet'in çözüm olacağını düşünmüyorum. Çözüleceğini
düşünmüyorum aslında (seyirciye ulaşamama sorununu kastediyor). Kısa film böyle
harçlıklarla falan yapılan bir hobi olarak kaldı bu ülkede ve yürümüyor ne yazık
ki, sadece festivallerle, bir iki televizyonun para vermeden göstermesiyle
maalesef yürümüyor.
- Herhangi maddi bir beklentiniz var mı filmden, televizyona satışı söz konusu
mu mesela?
Olamıyor maddi beklenti Türkiye'de. (gülüyor) Televizyonların herhangi bir
arayışı olmadığı için "Merhaba ben geldim, filmim var." demekle de olmuyor.
Dolayısıyla yurtdışında ve Türkiye'de birtakım festivallere göndereceğiz. Sonra
da yapabildiğimiz kadar çok özel gösterim yapacağız. Fransa'da bir bağlantı var,
oraya satılma olasılığı var. Ama Avrupa'da da şu sorun var; orada sizden bir
Türk olarak kendi kafalarındaki 'Türk' filmlerini bekliyorlar. Ezan sesleriyle
veya makineli tüfek takırtılarıyla bezenmiş filmler daha şanslı oluyor.
Kaynak
İlker Canıklıgil Filmografisi ve Simularca Künye
Simulacra - İlk Gösterim
Bilgi Üniversitesi Sinema Salonu (Kuştepe Kampüsü / İstanbul) Tel- (0212) 293 50
10
26 Ekim Cuma Saat 20:00
İlker Canikligil'in ödüllü kısa filmi Simulacra 31 Mayıs-7 Haziran 2002 tarihleri arasında
İtalya'nın başkenti Roma'da yapılacak olan 10. Arcipelago Kısa Film Festivali'ne kabul
edildi. Canikligil daha once de kısa filmin Cannes'ı olarak kabule edilen Clermont Film
Festivali'nden de ödülle dönmüştü.
Kaynak
arcipelagofilmfestival.org
"SIMULACRA"YA ÖDÜL
Fransa'nın güneyinde yer alan Clermont-Ferrand kenti dünyanın en büyük kısa film
festivaline ev sahipliği yapıyor. Bu güne dek sadece sinema filmlerine açık olan
bu festival bu yıl programını video filmlere de açtı.
İlker Canikligil' in "Simulacra" adlı kısa filmi 950 film arasından yapılan
elemede, yarışma için seçilen 44 filmden biri olmuş ve "24. Clermont Ferrand
Kısa Film Festivali"nin Sayısal Yarışma bölümüne kabul edilmişti.
Bu dalda jüri en iyi film ve 3 adet de mansiyon olmak üzere 4 ödül verdi. "Simulacra"
büyük bir başarı göstererek mansiyon kazanmayı başardı.