Yapım Tarihi - 2006
Süre - 00:21:00
Format - Kurmaca, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Ömer Leventoğlu
Yapımcı - Ada Sinema Atölyesi
Senaryo - Ömer Leventoğlu
Görüntü Yönetmeni - İlham Bakır
Sanat Yönetmeni - İlham Bakır
Kamera - İlham Bakır
Işıkçı - Mehmed Güzel
Devamlılık Uzmanı - Hümeyra Doğan
Kurgu - Özlem Özden, Düş Yapım
Ses - Mehmed Güzel
Müzik - Metin-Kemal Kahraman, Egîdê Cimo
Oyuncular
Yıldız Gültekin .... Zero
Murat BATGİ .... Evdile
Hüseyin Kutlu .... Mahmut
Sinem YARUK .... Zelal
Berfin Leventoğlu .... Berfin
Mervan Çiftçi .... Egit
Kübra Baydar .... Keçê Biçuk
Mehmet Çiftçi .... Sidar
Diyarbakır'da yaşayan aile, şiddet olayları nedeniyle zorunlu olarak Adana'ya
göç eder. Burada evin erkeği tutuklanır ve 7 çocuğu geçindirme zorunluluğu
kadınla iki küçük görümcesine kalır. Kızlar tarlalarda ırgat olarak çalışmakta,
kadın ise Organize Sanayi Bölgesi'ne yakın bir alanda hurda toplayarak eve ekmek
getirmektedir. Kadın, bir gün atık alanında gördüğü parlak bir metal nesneyi
almak ister, fakat okuma yazması olmadığından yandaki "kimyasal atık" tabelasını
okuyamayacaktır, bu ise onun ecelini tayin edecektir.
2. El Kısa Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2007
“Êsa Sewatê”nin çekimleri tamamlandı
Bazılarına göre henüz bir kimlik kazanamamış olan, kimilerine göre de doğum
sancıları çeken Kürt sinemasında her geçen gün yeni ürünler ortaya çıkıyor. Kürt
yönetmenlerin son yıllarda yakaladığı basari grafiği, Kürt Sineması’nın varlık
işaretleri olarak yorumlanıyor. Ancak çabalar bununla sinirli değil. Kürt
coğrafyasını, kültürünü, geleneğini isleyen ve Kürtçe çekilen çok sayıda film
gösterime giriyor son dönemde. Bunlardan biri olan İzmir Ada Kültür Merkezi’nin
yapımcılığını üstlendiği “Êsa Sewatê” adli filmin çekimleri de geçtigimiz
günlerde Diyarbakır’da tamamlandı.
Kürtçe çekilen ve Ekim ayı sonuna kadar tamamlanması planlanan kısa metrajlı
film, yerel, ulusal ve uluslararası festivallere katılacak. Yaşanmış bir olayı
anlatan filmin senarist ve yönetmeni Ömer Leventoglu, Kürt kadınının savaş
sürecinde yaşadıklarını bu filmde anlatmak istediklerini söyledi.
Tamamlanma asamasinda olan kisa metrajli filmle, Adana Misis’teki Organize
Sanayi bölgesinde fabrika hurdalarini toplarken kimyasal atik alanina batarak
yasamini yitiren Sabahat Arslan’in gerçek hikayesi beyaz perdeye aktariliyor.
Ömer Leventoglu’nun 2002 yilinda bir gazete haberinde görerek hikayelestirdigi
gerçek olay, Ada Kültür Merkezi’nin yapimciliginda film haline getiriliyor.
Geçtigimiz günlerde çekimleri Diyarbakir’da gerçeklestirilen filmin
sponsorlugunu ise Diyarbakir Büyüksehir Belediyesi üstlendi.
MKM oyunculari rol aldi
Ilham Bakir’la Ömer Leventoglu’nun birlikte yönettigi 20 dakikalik filmde, MKM
oyunculari Yildiz Gültekin ve Murat Batgi ile bazi amatör oyuncular rol aldilar.
Filmde ayrica, film setinin kuruldugu bölgede oturan çocuklara da rol verildi.
ANF’ye bilgi veren Leventoglu, filmin kurgusunu Ekim ayinin sonuna kadar
bitirmeyi planladiklarini belirtiyor. Leventoglu, “Filmin, çekimleri sona erdi.
Kurgu ve montaj çalismalarina önümüzdeki günlerde baslayacagiz. Müzigi de
önümüzdeki ay içinde tamamlayarak filmi hazir hale getirecegiz. Film, bütün
yönleriyle bir Kürt filmi olacak” dedi.
Sinemanin pahali bir sanat dali olduguna isaret eden Leventoglu, bu nedenle
büyük projelere adim atarken baslangiçta kisa metrajli film çektiklerini
söyledi. “Kürt sinemasinin en büyük handikaplarindan biri de sinemanin henüz bir
sektör haline gelememis olmasidir” diyen Leventoglu, sinemaya yatirilacak bir
sermaye yapisinin bulanmamasindan yakindi. Leventoglu, son dönemde Kürt
sinemasinda bir hareketlenmenin yasandigini ancak bunun yeterli olmadigini dile
getirdi. Kürt sinemasinin daha yeni yeni canlandigini vurgulayan Leventoglu,
“Bir ulusal sinema yaratmak kolay degil. Hikaye Kürt hikayesi de olsa, yönetmen
Kürt de olsa, dili Kürtçe olmadigi sürece bunu Kürt sinemasi olarak
tanimlayamayiz” diyerek, Kürt sinemasi için Kürtçe’nin vazgeçilmez olduguna
dikkat çekiyor.
Diyarbakir stüdyo gibi...
Ancak ulusal sinemanin olusumu dogrultusunda az da olsa bazi isaretlerin ortaya
çikmasinin sevindirici oldugunu belirten Leventoglu, Diyarbakir’da çekim
yaptiklari sirada, bes ayri film setinin varligini kanit göstererek Kürt
sinemasinin geleceginden umutlu oldugunu vurguluyor. Kürt sinemasinin diger
ulusal sinemalardan geri kalmasinin nedeninin, sinema disindaki unsurlarla
baglantili olduguna dikkat çeken Leventoglu, “Bu gelismemislik, ulusal bilinçle,
dilin gelisme düzeyiyle, bagimsiz bir ülkeye, yönetime sahip olamamakla,
sinemayi destekleyecek kurumsal yapilarin olusmamis olmasiyla baglantilidir”
diyor. Leventoglu, ayrica “Bizim kurumlarimiz ciddi olanaklara sahipler ama
projelere ciddi yatirimlar yapmiyorlar” diyerek, önümüzdeki dönemde ciddi
yatirimlar yapilmasi gerektigine dikkat çekiyor.
Güney ve Dogu Kürdistan’da sinema alanindaki gelismenin kurumsallasma ve sektöre
verilen desteklerle baglantili oldugunu ifade eden Leventoglu, “Buralarda
yapilan sanatin bir karsiligi vardir. Insanlar günlük hayatin her alaninda
Kürtçe’yi kullaniyor. Fakat Türkiye Kürdistan’i için bu geçerli degildir”
diyerek ana dilin sinema için önemini vurguluyor.
Sanatçinin görevi yansitmak
Leventoglu, Kürt sinemasinin sahip oldugu potansiyel açisindan da yeterince
degerlendirilemedigine de dikkat çekiyor. Bu düsüncesini de su sözlerle ifade
ediyor - “Bugün Kürt sinemasinin potansiyeli hemen hemen dünyanin hiçbir yerinde
yoktur. Dünyanin belli basli sinemalari içerisinde, hikaye açisindan en dogurgan
cografya Kürdistan’dir. Kürt toplumunda o kadar güçlü hikayeler vardir ki, buna
hazine diyebilirsiniz. Özellikle son yillarda politik alanin genislemesi ve
derinlesmesi, ve tabi bunun bir savasla birlikte çesitli trajedilerle yasanmis
olmasi, sinema için sadece bir hazine ortaya koymuyor, sanatçilar için çok ciddi
görevler ve sorumluluklar getiriyor. Ayrica Türk sinemasinda kadin, sadece bir
figür olarak vardir, ama bir tema olarak kadin geri plandadir. Kadin filmi için
de Kürdistan’da çok ciddi hikayeler vardir. Kadinin bir özgürlesme serüveni
vardir. Ki gerillaya katilmistir. Ama ayni zamanda gerilla annesidir. Büyük
acilar çekmistir. Hapishanelere konulmustur, ama ayni kadinlar fuhusa
sÜrüklenmistir, intihara sÜrüklenmistir. Ayni kadinlar töre cinayetine kurban
edilmistir. Dolayisiyla Kürt sinemasi sadece kadini anlatsa bitiremez. Biz de
özellikle kadin filmlerini tercih ediyoruz. Ama sadece kadin da degil, gençlik
de o kadar büyük bir degisim geçirmistir ki, her birinin devasa bir hikayesi
vardir. Binlerce on binlerce genç vardir böyle… Ask hikayesi, ölüm hikayesi,
korku hikayesi, iskence hikayesi, cezaevi hikayesi, isyan hikayesi vardir,
direnis hikayesi vardir. Mesela Kürdistan’da yoksullugu ele alalim; yoksullugun
milyon çesit hikayesi vardi. Çok trajik hikayeler vardir. Bunlar islenmezse,
topluma gösterilmezse, bu, sanatçi için de çok agir bir vebaldir,
sorumluluktur.”
Savasin yükü kadinin sirtinda
Leventoglu, Kürt sinemasinda özel bir alan olarak neden kadin filmlerine
yöneldiklerini de söyle ifade ediyor - “Özellikle Kürdistan’da aile yapisina
baktigimiz zaman, ailenin temel diregi, aileyi koruyan, ailenin selametini,
birligini gözeten ve bunun kosullarini olusturun kadindir. Oradan oraya
savrulan, iradesi kabul edilmeyen, ama gerçekte o savrulmanin bütün eziyetini
çeken kadindir. Bizim hikayemizde anlatilan da bu kadinin trajedisidir.” Savas
sürecinde zorla göçerttirme söz konusudur. Bu zorla göçerttirmenin filmi yoktur
ama Kürdistan’da 4 binin üzerinde köy yakildi ve bu köylerde on binlerce aile
göçerttirildi. Bu ailelere ne oldu? Hiç kimse bunu anlatmadi bize. Ne yapti bu
aileler, nereye gittiler, nasil yasadilar, neler çektiler, nasil dagildilar,
peki bir araya gelebildiler mi, hangi trajediler yasandi? Ne kadar kadin burada
hangi çileleri çekti? Bütün bu anlattigimiz serüveninin altinda en çok kadinin
trajedisi yatiyor.”
Gerçek hikaye
Leventoglu, bu filme konu olan ve 2002 yilinda Gündem gazetesinde çikan bir
haberde okudugu gerçek olayi söyle ise anlatiyor - “Gerçek hikayede,
Kürdistan’dan göçerttirilen bir aile vardir, aile Adana’ya yerlesmistir. Ailenin
erkegi, yurtsever oldugu gerekçesiyle hapse atilmistir, dolayisiysa aileyi
geçindirme isi kadinin sirtinda kalmistir. Kadin, 9 nüfusu geçindirmek
zorundadir, fakat bunu günlük tarim isçisi yevmiyesi ile yapamaz. Sonunda kadin,
kimyasal atik bölgesinde hurda toplama isine baslar. Fakat bu is, kadinin ölüm
kararidir. Çünkü bu kimyasal atik bölgesinde batar ve birkaç gün içinde
kurtulamayarak hayatini kaybeder. Simdi burada kadinin bir kaza sonucu ölümü söz
konusu degildir. Çünkü dehset ve siddet sadece Kürdistan’daki savasta yoktur.
Göçle gelinen kentlerde de siddet devam eder. Çünkü göç eden Kürtler, hayatin en
zor alanlarinda kendilerini var etmeye çalisirlar. Insaatta çalisirlar, tarimda
çalisirlar, hurdada çalisirlar, çöpte çalisirlar. Mesele Ege’ye gidenler agir
tugla isinde çalisirlar, tuglada çalisanlar daha genç yasta baska hiçbir
sanslari yoktur, astim bronsit hastasi olurlar. Orta yasta da bu hastaliktan
giderler. Kaldi ki, hikayemizdeki kadin da kimyasal atik bölgesinde hayatini
kaybeder. Bu, ayni zamanda çarpik sanayilesmenin ve kentin yoksullar üzerindeki
bir siddetidir. Bir kere böyle bir atik alaninin varligi bile siddettir.
Dolayisiyla biz bu film ile savasin siddetinin yani sira, savas nedeniyle
yerlerinden yurtlarindan edilen insanlarin, gittikleri kentte de nasil bir
siddete maruz kaldiklarini anlatiyoruz.”
Bu bir baslangiç
Leventoglu, filmle ilgili beklentilerini ise “Bu filmi festivallere yönelik
kurguladik. Yerel, ulusal ve uluslararasi festivallere mümkün oldugunca
katilmayi amaçliyoruz. Filmin basarili olacagina ve is yapacagina inaniyoruz”
seklinde ifade ediyor. Leventoglu’nun verdigi bilgilere göre Ada Kültür Merkezi
bünyesinde, uzun metrajli bir film ile kadin intiharlari ve gezici tarim isçisi
kadinlari konu alan iki ayri belgesel sinema çalismasi da yürütülüyor.