Yapım Tarihi - 1999
Süre - 00:15:00
Format - Kurmaca, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Tayfun Pirselimoğlu
Senaryo - Tayfun Pirselimoğlu
Görüntü Yönetmeni - Colin Mounier
Işık - Nezir Yücel
Ses - İsmail Karadaş
Kurgu - Yusuf Aldırmaz
Yapımcı - Sibel Voskay
Yürütücü Yapımcı - Kadri Yurdatap
Yapım Koordinatörü - Melih Kura
Yapım - Safa Production
Oyuncular - Ahmet Uğurlu, HalilTatari, Suna Tekeli, Sibel Voskay, Suat Koyuncu
Seslendirenler - Köksal Engür (Çocuğun büyük hali)
Yapı Kredi Yayınları'ndan 1996'da çıkan "Çöl
Masalları" adlı öykü kitabından sinemaya aktardı.
Ödüller
7. Capalbio Film Festivali En İyi Film
7. Capalbio FilmFestivali En İyi Görüntü
Milano Sokak FilmleriFestivali 2000 En İyi Film
12. Girona Film FestivaliJüri Özel Ödülü
Bazı Festivalleri
Venedik, Locarno, Bilbao, Montpellier, Angers, Drama, Med Film Festivali Roma,Teotuan
Şövalye ile arkadaşlık
Bugünlerde görmeyi şiddetle arzuladığım bir film var, kısa metraj bir film-
'Dayım'. Tayfun Pirselimoğlu'nun. Tayfun'u Serdar Işın'la birlikte 'Sokak'
dergisini çıkardıklarında tanımıştım, iki sayı çıktı dergi, ama aynı zamanda
çıktıkları dergilerden iki sokak ötedeydi, şimdi çıkar mı, çıksa kaç sokak ötede
olur bilemem. Tayfun film senaryoları, kısa metinler yazıyordu, resim ve desen
çiziyordu, derken 1996'da şaşırtıcı bir şey oldu, 'Çöl Masalları' adlı bir
romanla çıkageldi. Bu harikulade eğlenceli, keyifli romanı bulursanız okuyun.
Tayfun, şimdi o romandaki ilginç 'dayı' karakterinden esinlenen kısa metraj bir
film çekmiş, 'Dayım', işte o filmi görmek istiyorum.
O dayıyı biraz biliyorum romanından, benim de pek sevdiğim bir şair olan Lina
Salamandre yani Semender'e vaktiyle hayli mektup yazmışlığı vardır. Tayfun'un
dayısı, 'küçük yeğeninin rüyalarının şövalyesi'. Bir de bir bankanın reklam
filmindeki dayı ile yeğenin ilişkisini unutamıyorum, sanıyorum senarist ve
hikâyeci Ümit Ünal'ın yazdığı bu reklam filminde dayıyı Şener Şen oynuyordu. Hem
sevinçli hem kederli filmlerdi, reklam filmi olmalarına rağmen. Sanki oradaki
dayı benim dayımdı ve saat armağan ettiği yeğen de bendim. Galiba 'dayı'
temasının şiirde, romanda, filmde, çığlık çığlığa bir sevinç ve hüzünle kol kola
gezmesi, hayattaki karşılığının çok sahici olmasından geliyor. Galiba dayı,
çocuğun Gizli arkadaşı ve onunla paylaştığı çok fazla şey var. Dayımdan
biliyorum. Çocukluğunu yitirmemiş, eğlenceli, hoş bir adam Zeki dayım.
Teyzemi ve beni gündüz hayvanat bahçesinde gezdirirdi, akşam da açık hava
sinemasında oynayan 'Ayşecik' filmine götürürdü. Üniversite bitti ve Mardin'e
öğretmen olarak gitti, döndüğünde bize 'Derik saçın örmezler / seni de bana
vermezler' türküsünü öğretti. Dayım saz çalar, teyzemle ben bu kimsenin
bilmediği türküyü söylerken kıskançlıkla karışık bir haz duyardık. Dayımın,
anneannemin evinde kalan kitapları ise benim hazinemdi- Mevlana'dan Nabi'ye,
Nedim'den Fuzuli'ye divanlar, Pir Sultan Abdal'dan Yunus Emre'ye tasavvuf
şiirleri, Varlık'tan küçük boy Amerikan öyküleri, Sartre'ın romanları. Ve
dayımın İnci gibi el yazısıyla nişanlısına döktürdüğü, pelür kâğıda yazılı
mektuplar, ki hepsini Okumuş olduğuma çok memnunum, içinde divan şiirinin en
seçme örnekleri vardı. Satranç oynamayı da dayımdan öğrendim, kazanana Kemal
Tahir'in 'Devlet Ana'sı büyük ödüldü. Ve sosyal demokrat, cumhuriyetçi olmaktan
başka bir aşırılığı olmayan dayımın çileli sürgün yılları. Yarım kalan karikatür
uğraşı, üstüne desenler çizerek armağan ettiği çini tabaklar, ki biri evimde.
Ben de Durul Ege'nin dayısıyım şimdi, acaba o beni eğlenceli bulacak mı
büyüdüğünde? Umarım. Belki dayı sevgisinde anneye olan özel sevgi de etkilidir.
İkisini de çok sevdiğime bakılırsa bu, bende hayli etkili olmuş demek. Hem Ali
Cengizkan "Dayım gül takardı gömleğinin yakasına / seni görse, eminim
mutluluktan ağlardı", Coşkun, Yerli 'Serçeydi, uçardı kızın ağzından / Dayımdı,
kartaldı, düşerdi peşine' dizeleriyle beni dayı sevgisinde yalnız bırakmıyorlar.
Demek ki bu sevgi şiir bekliyor, ben de en kısa zamanda sevgili Zeki dayıma bir
şiir yazmalıyım. Dayımın şiir kitapları ve özellikle nişanlısına yazdığı aşk ve
şiir dolu mektuplarını okumasaydım nasıl şair olurdum!
ZARF
Ben dayım kadar olunca
dayıma dayı demeyecektim
ben dayım kadar oldum olmasına da
o hiç değişmedi ki!
Belki de bu yüzden o genç adama
dayı demeyi sürdürüyorum hâlâ
mektupla pul nasıl akrabaysa
bazı akrabalar da arkadaş oluyormuş meğer
demek ki bir mektup, bir pul
bir de şiir borçluyum dayıma
şiir bir borçsa eğer, ödemek için
belki de ilk kez doğru insana.
Yazar ve ressam Tayfun Pirselimoğlu'nun ilk kısa metrajlı filmi "Dayım", 56.
Venedik Film Festivali'nde Türkiye'nin tek temsilcisi
Alin Taşçıyan
Milliyet
Venedik Film Festivali'ne Türkiye'den katılan tek yapım, yazar ve ressam Tayfun
Pirselimoğlu'nun yönettiği, Corto - Cortissimo bölümünde yarışan "Dayım" adlı
kısa metrajlı film.
İtalya ile ortak yapım "Hamam" ve "Harem Suare" adlı filmlerin başarılı
yönetmeni Ferzan Özpetek de, İtalya'nın en Ünlü yapımcısı Luigi de Laurentiis
adına bir ilk filme verilecek ödülün jürisinde yer alıyor.
Başrolleri Ahmet Uğurlu ve çocuk oyuncu Ahmet Tatari'nin üstlendiği "Dayım",
günün birinde uçma tutkusunu gerçekleştiren ve 42 yıl sonra çöle inen bir adamın
öyküsünü, yeğeninin ağzından anlatıyor.
Tayfun Pirselimoğlu'nun yazdığı, Yeşim Ustaoğlu'nun yönettiği kısa metrajlı
"Otel" ve uzun metrajlı "İz", yurtiçi ve yurtdışında birçok önemli ödül kazandı;
olumlu eleştiriler aldı. Pirselimoğlu, "Dayım"ı Yapı Kredi Yayınları'ndan
1996'da çıkan "Çöl Masalları" adlı öykü kitabından sinemaya aktardı. Her kısa
film gibi "Dayım"ın da uzun ve çileli bir serüveni var-
"İmece usulü bir kısa film çektim. Kadri Yurdatap'ın İz'den bana pelikül sözü
vardı. Colin Mounier kamerasıyla geldi. Işıkçı Nezir Yücel beni çok destekledi.
Yapımcı Sibel Voskay her işe koştu.
"Fikir tamamen fiktif. Kaynağı da Sokak dergisi. İlk Pasolini çevirilerini
yayımlıyorduk. Bir filmde çiftliğin üstünden uçan bir kız dikkatimi çekti.
Kitapta da uçma figürü Baskın.
"Aslolan bir hikaye anlatmak. Bir galericiyle konuşurken bir tablom için 'Bunun
bir hikayesi var' dedim. Bana inanmaz gibi baktı. Resmin hikayesi olmaz. Oysa
sinemada bir hikaye olmalı. Çocuğun gözünden sürreal, bir o kadar da gerçek bir
öykü anlatılıyor. Dış sesi çok seviyorum. Köksal Engür'ün çocuğun büyümüş hali
olarak sesi çok etkileyici."
Köksal Engür, film için ücret kabul etmemiş, seslendirme için randevu alınan
stüdyoya gelmiş, işini bitirmiş ve oradan çıkıp babasının cenazesine gitmiş!
Böylesi bir profesyonel anlayışla amatör ruhun bağdaşması, Tayfun
Pirselimoğlu'nu çok duygulandırmış. "Dayım", 1950'lerin başında geçiyor. Tayfun
Pirselimoğlu, filmine uygun mekan olarak Arnavutköy'deki - şimdi önünden kazıklı
yol geçen - yalılardan birini seçmiş. Ev sahibi yaşlı hanım, evini film için
kiralamayı kabul etmiş ama bir şartla- filmde bir rol istemiş! Böylece anneanne
karakteri Doğmuş. Tümü tek mekanda geçen film, ancak finalde Dayım'ın indiği
'çöl'de mekan değiştiriyor, yani Kilyos'ta. Tahmin edilebileceği gibi 'dayı',
evlere şenlik bir karakter.
"Dayı tam bir şizofren. Hollywood yıldızlarına mektup yazıyor. İki arada bir
derede yaşayan bir insan. Türkiye gibi. 'Dayım' bir Türkiye parodisi
sayılabilir. Hem dünde yaşıyor hem de uçmak istiyor. Mizah Baskın. Uçucu bir
film zaten. Büyük mesajlar vermeden, bir şeylerin altını çizmeye çalışıyor."
"Dayım" bundan sonra Montpellier, Clermont - Ferrand gibi önde gelen
festivallere katılacak. Pirselimoğlu, filmi yurt içinde bir festivale
vermeyecek. Bu arada bir uzun metrajlı film projesi hazırlıyor ve ikinci
romanını bitirmek üzere.