|
Haldun DORMEN

Doğum Tarihi : Mersin, 1928
Yale Üniversitesinin tiyatro bölümünden masters derecesi ile mezun oldu. 1954 yılında İstanbul'a
dönerek Muhsin Ertuğrul yönetimindeki küçük sahneye girdi ve "Cinayet Var" adlı
oyunla ilk kez Türk seyircisinin karşısına çıktı. 1955 yılında Papaz Kaçtı komedisi ile Dormen Tiyatrosunu kurdu.
Uzun yıllar tiyatro oyunculuğu yaptı. Oyunlar sahneye koydu. 1966'da sinemaya geçti ve yalnızca iki film yönetti.
Hacettepe Üniversitesinden Onursal Bilim Doktoru belgesi alan ve Devlet sanatçısı olan Haldun
Dormen halen Yapı Kredi Sigorta ve Yayla Sanat merkezinin Sanat danışmanıdır. Bir oğlu ve bir
torunu vardır.
Mersin doğumlu Haldun Dormen, Galatasaray Lisesi’nde ortaokul, Robert Koleji’nde
lise eğitimini tamamladıktan sonra, Amerika’da Yale Üniversitesi’nin Drama
Bölümü’nden master derecesi ile mezun oldu. İlk kez sahneye 1951'de Amerika'da
çıktı. 1954 yılında İstanbul'a dönerek Muhsin Ertuğrul yönetimindeki küçük
sahneye girdi ve "Cinayet Var" adlı oyunla ilk kez Türk seyircisinin karşısına
çıktı. Bu arada amatörlerle cep tiyatrosu çalışmalarını sürdürdü. 1955 yılında
Papaz Kaçtı komedisi ile Dormen Tiyatrosunu kurdu. Bugüne kadar yüzün üstünde
rol alan Dormen, çeşitli tiyatrolarda 32'si müzikal 140 oyun sahneye koydu.
Sürç-i Lisan Ettikse ve Antrakt adlı iki otobiyografik kitap ve aralarında
Hisseli Harikalar Kumpanyası, Şen Sazın Bülbülleri, Yolun Yarısı, Günaydın Mr.
Weill, Amphytrion 2000 ve Bir Kış Öyküsü gibi yapıtlar bulunan dokuz müzikal
yazdı. Şehir tiyatrolarında onaltı yıldır oynanan "Lüküs Hayat" ve İstanbul
Operasında "Kral ve Ben" müzikallerini sahneye koydu. 1966'da sinemaya geçti ve
yalnızca iki film yönetti. Hacettepe Üniversitesinden Onursal Bilim Doktoru
belgesi alan ve Devlet sanatçısı olan Haldun Dormen halen Yapı Kredi Sigorta ve
Yayla Sanat merkezinin Sanat danışmanıdır. Bir oğlu ve bir torunu vardır.
YÖNETMEN FİLMOGRAFİSİ
Bozuk Düzen 1965
Güzel Bir Gün İçin 1965
Lüküs Hayat 1989
Son Kumpanya 1997
YAPIMCI FİLMOGRAFİSİ
Bozuk Düzen 1965
Güzel Bir Gün İçin 1965
SENARİST FİLMOGRAFİSİ
Bozuk Düzen 1965
Son Kumpanya 1997
DİĞER FİLMOGRAFİSİ
Renkli Dünya 1980 .... Süpervizör
AKTÖR FİLMOGRAFİSİ
Güzel Bir Gün İçin 1965
Hüdaverdi-Pırtık 1971 Ali Bey
Gırgıriye 1981
O Kadın 1982
Düşkünüm Sana 1982
Dadı 2000 Uşak Pertev
Yeşil Işık 2001 Yakup
Sayın Bakanım 2004 Burhan
ÖDÜLLERİ
Bozuk Düzen - 3. Antalya Uluslararası Altın Portakal Film Festivali, En İyi Birinci Film Ödülü. 1966
Güzel Bir Gün İçin - 4. Antalya Uluslararası Altın Portakal Film Festivali, En İyi
Komedi Film Ödülü. 1967

Cemal A. Kalyoncu
Sahnedeki Hayat
Haldun Dormen, Türk tiyatrosunun önde gelen
isimlerinden birisi olmasının yanında, tiyatromuza bugüne kadar 500'e yakın
yeni sima kazandırmış bir kişidir de. Yarım yüzyılı aşkın süredir
sahnede olan Dormen, bu yüzden Türk tiyatrosunun kilometre taşlarından
olmaya da hak kazanmıştır.
Dormen, tiyatrocu olarak sevdiği bir işi yaptığından
kendisini şanslı saymaktadır. Ondan tiyatro için olduğu kadar hayat
felsefesi bakımından da alınacak dersler vardır: "Hep şansımın çok
iyi olduğuna inanıyorum. Bir kere sağlıklı olmam bir şans, istediğim işleri
yapmış olmam büyük bir şans. Belki hayata iyiniyetle baktığım için böyle."
Dormen şanslıdır. Çünkü babasının isteğiyle, Robert Kolej'in istemediği
mühendislik bölümü yerine istediği edebiyat bölümünü bitirecek, ardından
babasının da desteğini alarak Amerika'nın tiyatro üzerine ders veren sayılı
üniversitelerinden Yale'de eğitim görecek ve zaman zaman perdelerini kapatsa
da, yönetmen ve oyuncu olarak, müzikallerle birlikte imza atacağı 130'dan
fazla oyunla arzuladığı tiyatroda Türkiye'nin tanıdığı bir kimlik
olacaktır.
Arap Kanı
Ahmet Haldun Dormen, aslen Manavgatlı olan, fakat
daha sonra Kıbrıs'a yerleşmiş bir aileye mensuptur. Ailesinin Kıbrıs'a taşınması
vesilesi ile burada dünyaya gelen büyükbaba Ömer Efendi, evliliğini de
aslen Lübnanlı olan Nazlı Hanım'la yapar: "Babaannem Arap asıllı.
Onun için bende Arap kanı da var yani." Çiftin Fazıl, Süreyya, Zekiye
ve Sadiye ile birlikte Haldun Dormen'in de babası olan Ömer Sait adında beş
çocuğu olur. Ömer Sait, eğitimini İngiltere'de tamamladıktan sonra
Mersin'e yerleşir. Burada, kendisinden büyük Said Arif Bey ile birlikte
Saitler adıyla bir şirket kurarak ticaret hayatına atılır: "Ve Türkiye'nin
ilk Ford acentası oluyor. Koç'ların lafı yok o zaman Türkiye'de. Vehbi
Bey'in bakkallık dönemi herhalde. Daha sonra İstanbul'a gelip İstanbullu bir
hanımla evlenmek istiyor ve annemle evleniyor. Annem tipik bir Osmanlı kızı."
Ömer Said Bey'in 1925'te evlendiği Hatice Nimet Hanım, babası ve büyükbabası
asker bir ailenin ferdidir: "Büyükbabam Rüştü Paşa, onun babası da
Cemil Paşa. O da asker. Rütbesini bilmiyorum ama resimde gayet şaşaalı
duran bir adam." Rüştü Paşa'nın Nebiye Hanım'la evliliğinin meyvesi
olarak en küçükleri Hatice Nimet Hanım'ın dışında üç çocukları daha
olur: Raşit, Nihat ve Kadri Paşa.
Haldun Dormen işte bu çiftin ikinci çocuğu
olarak 1928'de Mersin'de doğar: "Benden evvel bir ablam olmuş ve 1927'de
vefat etmiş. Sonra ben 5 Nisan 1928'de doğmuşum. Benden sonra da Güler doğmuş.
(Güler Hanım da önce işadamı Hikmet Erenyol'la evlenir. Bu evlilikten Ali
Sait Erenyol doğar. Güler Hanım daha sonra da, Şeyhülislam Aşir Efendi'nin
torunu, Prof. M. Sait Cemil ile Şehnaz Yiğit'in oğlu yine işadamı Muhtar Yiğit'le
birleştirir hayatını.) Gayet mutlu bir çocukluk hatırlıyorum. Hep
zenginlik içinde büyüdüm. Alman dadım vardı."
Babası, Amerikan traktörlerini Türkiye'ye
getiren ilk acenta sahiplerinden biri olarak İstanbul Şişli'ye gelip yerleştiğinde
Haldun henüz altı aylıktır. Dormen 8 yaşında iken bir sakatlık geçirir.
Bugün yürürken aksamasına neden olan bu sakatlığı geçirdiğinde Şişli
19 Mayıs İlkokulu'nda öğrencidir: "Babam beni oraya göndererek çok büyük
akıllılık yaptı. Çünkü kapıcı çocukları ve manav çocukları ile
zengin çocukları aynı anda nasıl arkadaşlık eder onu öğrendim. Bugün
hayatta uyuşamayacağım hiç kimse yoktur. Herkesle gayet rahat dostluk
kurabilirim. Ben oğlum Ömer'in de öyle bir okula gitmesinde ısrar
ettim." Dormen burada iyi bir öğrenci değildir: "Her zaman vasat
bir öğrenci idim. Tembeldim." Onun bu tembelliği daha sonra gideceği
Galatasaray'ın orta kısmı ile Robert Kolej'de de devam edecektir: "Bazı
derslerim çok parlaktı, bazıları felaket. Edebiyat ve sosyal bilimlerde,
yani bugünkü mesleğimi ilgilendirecek derslerde iyiydim. Fizik ve kimya gibi
derslerde ise felakettim." Fen derslerinin iyi olmaması, Haldun Dormen'in
bugün mühendis değil de tiyatrocu olarak karşımızda yer almasının temel
nedenidir belki de: "Babam benim iş adamı olarak ona yardım edeceğimi,
dolayısıyla İngilizce'yi bilmemi istiyordu. Onun için Galatasaray'dan ayrılıp
Robert Kolej'in mühendislik kısmına gitmemi istedi. Benim hiç öyle bir
niyetim yoktu. Fakat kendi planlarım için İngilizce konuşmanın çok iyi
olacağını düşündüm. Ve ben gizli emellerim için, babam da açık
emelleri için beni koleje yolladı. Harika dedim. Amerika'ya gitmeyi planlıyordum."
Dormen, Kolej'in önce mühendislik bölümüne gider. Ancak fizik ve kimyadan
başı dertte olduğu için edebiyat bölümüne geçer: "Babam da başka
çare olmadığını görünce peki dedi."
'Neden sanat, onu çözemedim'
İlkokulda gazeteci İzzet Sedes, Galatasaray'da
da bugün en önemli dostları arasında yer alan bankacı Hamit Belli (diğer
önemli bir dostu da Münir Nurettin Selçuk'un kızı mahalle arkadaşı Meral
Selçuk'tur), Robert Kolej'de de Abdullah Kuran, Sedat Yerlici, Erol Günay gibi
arkadaşlarıyla beraber okuyan Dormen, henüz Galatasaray'ın orta kısmında
iken ileride ne olacağına karar vermiştir: "Sanatçı olmaya karar vermiştim.
Niye böyle, onu hiç bir zaman çözemedim. Bizim ailede sanatçı birisi
yoktu. Fakat doğuştan olduğuna inanıyorum."
Robert Kolej'de sanata yönelik faaliyetlerde hep
başı çeken biri olan Dormen, ilk önce sinema yapmayı düşünür. Ama bunun
öncesinde iyi bir tiyatro eğitimi alması gerektiğine kanaat getirir:
"Yale Üniversitesi'ne müracaat ettim ve 1950'de gittim." O yıllarda
Ahmet Emin Yalman'ın oğlu Tunç ile Şirin Devrim tiyatrocu olmak için
Amerika'dadır. Zaten Dormen de Amerika'da tiyatro eğitimi alma konusunda
onlardan esinlenmiştir. Haldun Dormen, Yale'de üç yıl eğitim görür:
"Master derecesi aldım ve parlak bir talebe oldum. Hocaların söylediğine
göre özellikle yönetmenlikte en parlak talebelerden biri idim."
Amerika'da yabancı arkadaşları ile birlikte bir yaz tiyatrosu kuran Dormen,
bu sayede burada yönetmenlikten kostümlerin hazırlanmasına kadar bir tiyatro
nasıl idare ediliri de öğrenir. Üç yılın sonunda Şirin Devrim ve Tunç
Yalman'ın yapmadığı bir şeyi yapar, Türkiye'ye döner ve Türkiye'de
tiyatro yapmaya başlar: "Dönüp Türkiye'de iş yapan ilk ben oldum.
Sonra Tunç ile Şirin'i de bizim tiyatroya davet ettim. Bizde oynadılar."
Cinayet Var
Haldun Dormen 1954'te döner dönmez Muhsin Ertuğrul'un
yönetimindeki Küçük Sahne'ye girer. Cinayet Var'la Türk tiyatro
seyircisinin karşısına çıkar. Oyunda genç bir dedektif—komiserdir.
Dormen, Muhsin Ertuğrul'la birbuçuk yıl kadar birlikte çalışır:
"Muhsin Bey'den çok şey öğrendim ama yönetmen olarak hiç bir şey öğrenmedim.
Parlak bir tiyatro adamı, tiyatroyu çok ciddiye alan ve çok saygı duyan
birisi idi. O yüzden Türkiye'de tiyatroya saygı duyulmasını sağlayan kişidir."
Muhsin Bey'den ayrıldıktan sonra aralarında bugünkü Zeytinoğlu Grubu'nun
kurucularından —o zamanlar tiyatrocu olan— Mümtaz Zeytinoğlu, yine şimdi
dünyaca ünlü bir avukat olan Yiğit Okur, dünya çapında mimar Tuncay Çavdar
ve Erol Günaydın gibi tiyatroda kalan gençler Amerika'dan yeni gelen Dormen'e
giderler: "Hakkımda çok yazı çıkmıştı gazetelerde, Amerika'dan
geldi, genç oyuncu vs... Ben tiyatro eğitimi alıp ilk gelen adam olduğum için
bana 'Biz Tiyatro Derneği diye bir dernek kurduk. İyi şeyler yapmak
istiyoruz. Bizim bir yönetmene ihtiyacımız var' dediler." Dormen henüz
27 yaşındadır: "Çalışmaya başladık ve Cep Tiyatrosu'nu kurduk. Beyoğlu
Parmakkapı Sokak'ın arkasında bir sokakta 60 kişilik tiyatro, dolu dolu
oynadı. Ve o oyun beni yönetmen olarak Türk halkına tanıttı." Cep
tiyatrosundaki Erol Günaydın, Erol Keskin, Nisa, Metin Serezli gibi isimler
daha sonra 1957'de kurulacak Dormen Tiyatrosu'nun da ana kadrosunu oluşturacaktır.
Dormen bu arada askerliğini de aradan çıkarır. Kara Kuvvetleri'nde asteğmen
olan Dormen, ayağındaki sakatlık nedeniyle İstanbul Halıcıköy'deki levazım
bölüğüne gönderilir: "Hep şanslı idim. Levazım okuluna gittiğim gün
damda büyük bir aksaklık oldu ve 'İstanbul'da olanlar bundan sonra evlerine
gidecek' dediler. Bir hafta süreyle gittik, sonra o bir hafta benim için 6 ay
oldu. Ben askerde sadece bir gece yattım. O da cezalı olduğumuz için. Çok
anlayışlı bir komutanım vardı. O da şans. Saat 9'da gelip 13'te çıkıyor
ve cep tiyatrosunu devam ettiriyordum."
Askerliğini Nezih Demirkent'le birlikte yapan
Dormen, askerlikten ilişiğini kesince de DP'nin iktidarda olduğu bu dönemde
siyasetteki dalgalanmalara paralel pasajlar içeren oyunlardan dolayı sıkıntılar
yaşar: "1955'te 6—7 Eylül Olayları olduğunda Erol Günaydın, Metin
Serezli ve Fikret Hakan'la Papaz Kaçtı oyununu oynuyorduk. 6—7 Eylül olunca
pat diye oyunu kesmek zorunda kaldık. Oyundaki papaz ismini kaldıracaksın
dediler. Oyunun ismi oldu Kaçan Kaçana. Sonra Ayfer Feray'ın tekrar oynamasına
nişanlısı müsaade etmedi. Yerine başka birini aldık. İnanılmaz kalabalık
bir seyirciyle devam eden oyun bozuldu."
Ve darbe zamanı... 27 Mayıs 1960: "O zaman
Balıkesir'de turnede idik. Daha önce papazların kesildiği bir papaz oyununu
oynuyorduk. 27 Mayıs olduğu gece de üstlerine isyan eden askerleri anlatan
Zafer Madalyası adlı oyunu oynuyoruz. Ben Fikret Hakan'la aynı odada kalıyorum.
Sabah 6.30 gibi kapı vuruldu. Duygu Sağıroğul 'Patron kalk ihtilal oldu'
dedi. Belkiyorduk o sırada. Ben Betül Mardin'le evli idim. Biz Menderes karşıtı
olan insanlardık. Hep radyoyu dinliyorduk. Hatta benim resmim vardı. Radyo
dinlerken adamın kafasına vuracaklar, 'ihtilal oldu' diye biri bağıracak
diyordum. Fakat sabah sabah ihtilal oldu deyince yine de şoke oluyorsunuz.
Otelde kalıyorduk, iki—üç gün orada tuttular. Sonra müsaade ettiler,
korka korka o oyunu oynadık. Zafer Madalyası İstanbul'da başladığı günlerde
çok iyi gidiyordu. Sonra birtakım hareketler ve yürüyüşler başladı. O yürümeler
seyirciyi biraz korkuttu."
1960'lı yıllarda, tiyatrocu olmadan önceki
hayali yine depreşen Haldun Dormen, bu hevesini kursağında bırakacak iki
deneme yapar. Önce Ekrem Bora ve Belgin Doruk'la birlikte Dormen Tiyatrosu
kadrosunun da rol aldığı Bozuk Bir Düzen'i, ardından da Müşfik Kenter,
Nedret Güvenç, Belgin Doruk'la beraber yine Dormen Tiyatrosu kadrosunun da
oynadığı Güzel Bir Gün İçin adlı sinema filmlerini çeker. 'A by film
Dormen' imzalı bu filmler en iyi film, en iyi oyuncu ödüllerinin de dahil
olduğu toplam yedi ödül almasına rağmen yapımcısını memnun etmez:
"Şimdi ödül kazanan bir film çok iyi para yapıyor. Biz o zaman iyi
para yapamadık. Ödül kazandığımızı da lanse edemedik, dağıtanlar da
iyi dağıtmadı." Ve Dormen sinemadan vazgeçer. 1972'de ise, bugün
Ferhan Şensoy'un olan o zamanki Ses Tiyatrosu'nda sahne almaya başlarlar.
Burada Refik Erduran'ın Ayı Masalı adlı oyunu ile perdelerini aralayan
Dormen ve ekibi, on yıl boyunca aralarında Bit Yeniği, Şahane Züğürtler
gibi oyunları sahneye koyarlar: "O oyunlar bana çok şey kazandırdı."
Yıllar geçtikçe Dormen'in sahneye koyduğu oyunlara hep yenileri eklenir.
Seyirci ile de iyi bir iletişim kurulmuştur. Ancak 1977 yılı beklendiği
gibi olmaz: "Hayatımın ilk dönüm noktasıdır. 1977'de Dormen Tiyatrosu
kapandı. Bundan sonra ben tiyatrosuz ne yaparım düşüncesiyle karşı karşıya
kaldım. Baktım ki o kadar önemli değilmiş, başka birşeyler de yapılabiliyormuş."
Dormen, o yıllarda Türkiye'de henüz çok yeni olan televizyona adımını
atar. Bu birliktelik uzun yıllar sürer, yanına başka bir iletişim aracı
olan radyoculuğu da katarak... Dormen yine bu dönemde, Milliyet gazetesinde Çeşitlemeler
adlı sütunuyla sekiz yıl kadar sürecek bir gazete deneyimi de yaşar.
Tiyatroya tekrar dönüşü ise 1980'lerin başında Egemen Bostancı ile karşılaşması
sonucunda olur. Ve Haldun Dormen, uzun yıllar önce çıktığı sahnede kalmayı
başarır.
Bugüne kadar 133 oyun sahneye koyan Haldun
Dormen'in unutamadığı oyunlar da olacaktır tabii. Bunlardan biri, ilki
1963'te Ayfer Feray'la, ikincisi de 1987'de Nevra Serezli ile sahneye koyduğu
Şahane Züğürtler'dir: "Orda da uşak rolünü oynadım. Şimdi Dadı'da
da (Kenan Işık ve Gülben Ergen'le birlikte oynadığı dizi. Show Tv'de yayınlanıyor)
uşak rolünü oynuyorum. Uşak rolü bana uğurlu geldi." Dormen'in
unutamadığı bir diğer oyun ise Türkiye'de sahnelenen ilk müzikal olarak da
bilinen Sokak Kızı İrma'dır (1961): "O beni çok mutlu etti. Çok zor
şartlar altında çalıştık. Ne aranjör vardı, ne şarkı söylemesini
bilen aktör. Vazgeç, rezil olacaksın dediler. Bin 500 kişilik Atlas Sineması'nda
oynadık oyunu. Kuyruklar sokaklara taştı." Haldun Usta, bir de Muhsin
Ertuğrul'un yönetiminde oynadıkları Hamlet'i unutamamıştır: "Hamlet
o kadar kötü bir prodüksiyondu ki.. O kadar kötü oynuyordum ki, sadece ben
değil, herkes kötü oynuyordu. Belki ben en kötülerdendim. 35 temsil oynadık,
o oyunda her gece sahneye çıkma stresi beni mahvetti."
— Haldun Dormen tiyatrocu olmasa idi ne olurdu?
"Hiç düşünmedim. Ben tiyatrocu olmayı düşünüyordum.
Yalan söylemeyi veyahut kızıp şey yapmayı beceremiyordum. Belki hariciyeci
olurdum. Ama otelci olurdum herhalde. Dışişlerinde başarılı olabilmek için
herhalde rol yapmak lazım."
Dormen hariciyeci olsa idi ne olurdu bilmiyorum
ama bildiğim, geride kalan yıllarda 500'ü aşkın sanatçı yetiştiren
Dormen'in okulundan çıkanlar arasında bugünün birçok ünlüsünün de yer
aldığıdır. İzzet Günay'dan Altan Erbulak'a, Nevra—Metin Serezli'den Fusün
Erbulak, Erol Keskin ve Erol Günaydın'a kadar birçok sanatçı Dormen
Tiyatrosu'nda sahneye adımını atmıştır: "Nisa Serezli, Türkiye'nin
en büyük tiyatro oyuncularından bir tanesi oldu. Ben onun oyunculuğunu hiç
beğenmezdim. Metin Serezli'nin eşi ve sevdiğim bir insan olduğu için biz
ona rol verdik. Sonra Cahide Sonku için seçtiğim oyunda, o zaman 60 yaşında
filan olan Ece Aydan yaşlı bir kadını oynayacaktı. Aydan 'Ben oynamam bunu'
dedi. Nisa Serezli de 'Ben oynayabilirim' dedi. Ben korka korka peki dedim. Nisa
sonra Türkiye'nin en iyi komedyenlerinden biri haline geldi. Yanıldığım
insanlardan bir tanesi o oldu. İyi olacağını düşündüğüm ama iyi çıkmayan
birtakım insanlar da var ama onların isimlerini vermeyeceğim."
1959'da, ünlü Mardin ve Kocataş ailelerinin
torunu, Fatma Fahire ile Muhiddin Arif Mardin'in çocuklarından (diğerleri
Leyla ve Arif) biri ve halkla ilişkilerde dünyaca tanınan bir isim olan Betül
Mardin'le evlenen Haldun Dormen'in babasının ismi Ömer (Tayyar ve Gülderen Büyükburç'un
kızı Gülden ile evlidir ve Yasemin adında bir çocukları vardır) adını
vereceği bir oğlu olur. Fakat evlilik, iş yoğunluğuna ancak 8 yıl
dayanabilir: "Betül'ü ben tiyatroya almak istemedim. Çünkü hem
tiyatroda hem evde beraber olmak ve tiyatroda bana yardım etmek istiyordu. Ben
onun sağlıklı olmayacağını düşünüyordum. O da gazeteciliğe, daha
sonra radyo çalışmalarına başladı. Ve gerginlik yaşamaya başladık.
Birbirimizi göremiyor, konuşamıyorduk. Ayrı dünyaların insanları olduk. Oğlumuz
Ömer'in söylediği bir laf var 'iki volkanı aynı evde çekemeyecektim.' Doğru,
ikimiz de çok volkanik insanlarız."
"Siyaset teklifi alır gibi oldum ama, yanaşmayacağımı
o kadar güçlü bir şekilde belirttim ki... Deniz Baykal'dan habire geliyor.
Siyasetle ilgileniyorum ama siyasete girmek hiçbir zaman aklıma gelmedi,
gelmeyecek de" diyen, Tiyatro Oyuncuları, Tiyatro Patronları Derneği
gibi mesleki kuruluşların üyesi olan, Fenerbahçe'yi tutmasına rağmen spora
çok merakı bulunmayan, arabesk hariç her tür müziği de severek dinleyen,
maske koleksiyonu olan Haldun Dormen Usta işte böyle şanslı bir oyunun
oyuncusudur.
Kaynak
Türk Sineması Veri Tabanı
Internet Movie Database
|