Lingo Lingo Şişeler - 1970 / Gönül Taylan, Orhan Taylan
Canlandırma
Hisar Kısa Film Yarışması, Özel Ödül. 1970
Gönül Dinçer'le Röportaj
Beyhan- Merhaba, bize kendinizi anlatabilir misiniz?
Gönül- 1942’de doğdum. Babam subay, annem öğretmendi. Üç kardeştik. Ortaokula
kadar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde, daha sonra İstanbul’da büyüdüm. Nişantaşı
Kız Lisesi’ni bitirdim. Robert Kolej’de burslu olarak yüksek mühendislik okudum.
İş olanakları nedeniyle değil, yarışmacı ruhum yüzünden elektrik mühendisliğini
seçmiştim. Çünkü mühendislikler içinde matematikle en ilişkili onu görüyordum.
Ortaokuldan beri de kadınlar matematiği beceremezler iddiasına karşı
tepkiliydim. Dil bilen mühendis yetiştirmek isteyen Makine-Kimya Endüstrisi’nden
burs aldım. O dönem bu kurum iki öğrenciye burs veriyordu. Diğeri de yine
elektrik mühendisliği okuyan bir kız arkadaşımdı. Bunda seçim süreci mi, bizim
notlarımız mı, diğer öğrencilerin başka yerlerden burs bulması etkili oldu
bilemiyorum. Bu bursun geri ödemesi mecburi hizmet şeklindeydi. Stajlarımı da bu
kurumda, Ankara’daki Gazi Fişek Fabrikası’nda yaptım. O zamanlar bu fabrika
yeniydi, Almanlar kurmuşlardı. Makineli tüfek mermilerini üretiyordu. Fabrikada
bir kimya mühendisi kadın çalışan vardı ancak işçi ve mühendisler yine de bizi
çok garipsediler. Kimya laboratuarında çalışan bir kadın mühendisi daha kolay
kabulleniyorlardı da, bizim makinelerin arasında dolaşmamızı yadırgıyorlardı.
Burada bize fazla bir iş vermediklerinden stajda çok sıkıldık. Daha sonra Ereğli
Demir-Çelik Fabrikası montajında dil bilen stajyer olarak oldukça da iyi parayla
staj yaptım. İnşaat mühendisliği okuyan bir kız arkadaşımla birlikteydik. O
zamanlar Ereğli Küçük bir balıkçı kasabasıydı. Bir sürü stajyer, formen falan
kasabanın otelini tıkış tıkış doldurmuştuk. Tahtakurulu, pis bir oteldi.
Arkadaşımla ben aynı odada kalıyorduk ama pek çok kişi koridorlarda uyuyordu.
Öyle ki gece tuvalete giderken erkek arkadaşlarımızı uyandırırdık bize eşlik
etsinler diye. Orada daha fazla kalamayacağımızdan sonunda bir balıkçının evinde
oda kiraladık. O zamanlar kadın mühendis sayısı şimdikine göre daha da azdı. Bir
erkek ordusunun içinde yaptığımız o stajı, o fabrika inşaatını çok heyecan
verici olarak hatırlıyorum.
Özdeş- Hangi yıl mezun oldunuz?
Gönül- 1964’te lisans, 1965’te yüksek lisansımı bitirdim ve mecburi hizmetimi
yapmak üzere Ankara’ya yerleştim. Fabrikadaki tek elektrik mühendisi olacaktım.
Bana masa arkasında Yeşil çuhadan panosu olan Koca bir oda verdiler. Staj
yaptığım dönemden, tıfıl öğrencilik yıllarımdan beni bilen ustaların hiç gözü
tutmadı. Bu hiçbir şey yapamaz diye düşünüyorlardı. Ben de ustalarla alttan
alarak konuşuyorum. Hatta birinde burnumu sürtmek için bilinçli olarak cereyan
çarptırdılar beni. Ben çarpılınca da çok güldüler. Arıza vardı, şalteri
kapadınız mı diye de sormuştum. Usta “oğlum niye kapamadın şalteri” diye güya
kızdı falan ama ifadelerinden, tebessümlerinden belliydi kaza olmadığı.
Bu arada ben bol kitap okuyup yavaş yavaş sol eğilimli olmuştum. TİP’e girdim.
1965’lerde TİP’in Ankara mitinglerine gidiyorum. Ustalara, teknikerlere ehliyet
sınavlarında yarasın diye bir Kara tahta yaptırıp öğlen tatillerinde ders
vermeye başladım. Elektrik terminolojisi falan öğretiyorum. Hem onlara yararlı
olacak, hem devlete diye düşünüyorum. Bir gün fabrika müdürü beni çağırdı,
”Mühendis olarak bir ağırlığın olmalı, odandan çıkma; hem de kadınsın, laubali
olma” diyerek bu dersleri yasakladı. Bu olay üzerine Makine-Kimya’da ne mesleki,
ne de insani anlamda tatmin olamayacağımı anladım. Zaten “askeri malzeme üreten”
fabrika diye güvenlik adına zırt pırt odamın kapısını açıp kontrol ediyorlardı.
Bir de şöyle bir olay oldu: Bizim dersler yasaklanınca ben öğlen yemeği
sohbetlerinde erkek mühendislerin “erkek muhabbetlerini” dinlemek zorunda
kaldım. Kadın olarak bir ben, bir de genç bir kimya mühendisi vardı. Bir gün
baktım evli barklı adamlardan biri masanın altından ayağıma dokunarak yoklama
yapıyor. Genç, bekar bir kadınım, İstanbul’dan gelmişim, tek başına bir evde
yaşıyorum. “Kolay bir tip” miyim diye yokladı Adam. Makine-Kimya’da bir yılı
bile doldurmayıp ayrılma nedenlerimden biri de budur. O zaman sesini
çıkarmamıştım, şimdi olsa çok şey yapabilirim belki.
Beyhan- Peki aileniz itiraz etmedi mi evden ayrılıp başka bir kentte tek
başınıza yaşamanıza?
Yoo hayır, hiç sorun çıkarmadılar. Evi annemle birlikte aradık ama tutunca o
İstanbul’a geri döndü. Gitme falan demediler hiç. Zaten mecburi hizmetim vardı.
Makine-Kimya’dan ayrılıp bilgisayar firması Spery Univac Türkiye temsilciliğinde
çalışmaya başladım. Mecburi hizmet karşılığını para olarak ödedim. Önce Ankara
Spery Univac’taydım, sonra İstanbul’a geçtim ve yine ailemle oturmaya başladım.
Bu arada 1967’de TİP’te tanıştığım Orhan Taylan’la evlendim.
Spery Univac daha çok silahlı kuvvetlere ve devlet kuruluşlarına bilgisayar
sağlayan bir ABD firmasıydı. Beni sistem mühendisi olarak yetiştirmek üzere
almışlardı. 2. nesil bilgisayarlarla ilgili şirket içi eğitim aldım. Spery
Univac’tan sonra daha iyi bir maaşa IBM’e geçtim.
O yıllarda 32K’lık bilgisayarlar kullanılırdı ve oda büyüklüğündeydi.
Genelkurmay yeni yeni bilgisayar alıyor, Merkez Bankası’nda var, İş Bankası’nda
vs..Ben öğrenciyken Boğaziçi’nde bile analog bilgisayar vardı. İTÜ, ODTÜ ve
Boğaziçi’ne bilgisayar 1970 başlarında alındı.
Spery Univac’ta sistem bölümünün başı olduğum günlerdi. Bizim patron yani
mümessil işten anlamazdı. Birinde Amerikalılar gelmiş, teklif hazırlanıyor..
Amerikalı mühendis Adam bana sekreter muamelesi yaptı. Kadın ve genç olunca
otomatikman sekreter olduğun düşünülüyor. Bir kadının sistem mühendisi
olabileceği, hele de Türkiye’de, aklına gelmiyor.. Ben çok öfkelendim, patron
kıpkırmızı oldu, adamı düzeltti. Zaten Adam Utah’tan gelmiş, belli ki tutucu
biri, benimle mümkün olduğunca az muhatap olmuştu.
Sonra IBM’de bilişim sendikasını kurduk satış elemanları, teknik elemanlar, hep
birlikte. Meğer IBM’de dünyada ilk kez sendika kuruluyormuş. Çünkü şirket cidden
iyi para veriyor, çalışanlarını tenis-eskrim kulüplerine üye yapıyordu. Aynı
uçakta ikiden fazla elemanını uçurtmazdı mesela. Ama biz yönetimde söz hakkı
istiyorduk, o yüzden sendikalaştık. Meğer ben bu vesileyle Türkiye’deki ilk
kadın sendika kurucularından biri olmuşum. Yıllar sonra Oya Baydar’ın Cumhuriyet
tarihinde Kadınlar konusundaki bir araştırmasında okumuştum.
Beyhan- Yıl kaçtı? Kadınlar ve erkekler arasında ücret farkı var mıydı?
Yıl 1969. Çalıştığım yerlerde ücret farkı yoktu.
İlk Kadın Sendika Kurucusu
Gönül- 1969’da bilişim sektöründe IBM’de, ilk sendikayı kurduk. Adı BİLİŞ
Sendikası idi. Bilişim sektöründe ve kadın kurucu ve yöneticilerin de olduğu ilk
sendikaydı. Yönetime, karar almaya katılmak istiyorduk. Yönetim isteklerimizi
kabul etmeyince grev kararı aldık. Bizi tehdit ettiler, sizi çökertiriz, böleriz
dediler.Çalışanların %80’ini üye yapmıştık. İlk kongremizi yaptık. Kimine para ,
kimine mevki önererek bizi böldüler. İş-kolu sendikasından , işyeri sendikası
haline geldik.. Biz DİSK’e bağlanmak istiyorduk. Ama bu işyeri sendikası ile bu
mümkün değildi. Yine de kazanımlarımız oldu. Yeni yönetim grevsiz toplu sözleşme
yaptı. Şu anda hala IBM’de sendika yaşıyormuş. Sendikacılık ve solculuktan
dolayı burada daha fazla kalamayacağımı düşündüm. Bu sıralarda THY ilk defa
kompüter alınacak , İBM personeli olarak onlarla çalışıyordum. Orada alt
kadrolar doldurulacaktı. Sen niye gelmiyorsun dediler. Bu arada 12 Mart olayı
yaşandı. Daha düşük ücretle THY’ye geçtim.Ama , TİP’liyim , diye konuşarak
gittim. O zamanki genel müdür sorun değil dedi. Ama 3 ay sonra solculuğum
nedeniyle işten çıkartıldım. Ben de eski işyerim Spery Univak’a tekrar girdim.
Bilgisayar ve Kadın, Becerebilir Mi?
Gönül- Spery Univac ve IBM’de Çalışırken gittiğim müşteri firmalarda kadın
olarak biraz merakla “becerebilir mi, bilgisayardan kadın kısmı anlar mı?”
bakışlarıyla karşılaştım. Artık kanıksamıştım. O zamanlar feminist bilincim
yoktu ama öfkem vardı. Her seferinde kendimi ispat etmek zorunda kalıyordum. 2
kat fazla çalışmak zorundaydım. 2 kat fazla çaba harcıyordum. Sabahladığım
zamanlar oldu. Kadın başaramaz demesinler istedim. Kadın olarak bu hep daha
yıpratıcıydı.
Özdeş- Erkek olsa belki hataları mazur görülürdü.
Gönül- Evet, kadın olunca hemen “Kim Bilir aklı neredeydi , belki regl dönemiydi
vs” diye düşünülür.
Sanırım 1974-1975 yıllarıydı EMO İstanbul Şube yönetimine girdim. Yönetimdekiler
sol eğilimiydi ve ben de bir grubun temsilcisi olarak girmiştim.
IKD (İlerici Kadınlar Derneği) Kuruluyor
Gönül- O sırada İKD(İlerici Kadınlar Derneği) kuruldu. BM Kadın On Yılı
süreciydi. Emekçi kadın temelliydı, çalışan kadınları ve işçilerin karılarını
temel alıyorduk. Sol kesimde o yıllarda kurulan ilk kadın derneğiydi. Diğer sol
kesim bize, işçi sınıfını bölen, feminist Küçük burjuva hareketi olarak
bakıyordu. Biz İKD olarak feminist olmadığımızı anlatmaya çalıştık: Kadınların
kurtuluşu, işçi sınıfı kurtuluşuna bağlıydı. Devrimden sonra kadınlar da
kurtulacaktı. Kadınların ayrı sorunları vardı ve bu sorunlar temelinde kadınları
örgütleyerek işçi sınıfının devrimci mücadelesine kazanmalıydık.. Kreş, eşit işe
eşit ücret gibi talepler olursa kadınlar sendikalara gelirler diye düşünüyorduk.
Boğaziçi Üniversitesi’nde o sıralarda bilgisayar mühendisliği lisans programı
yoktu. Programcılık Ön-lisans bölümü kuruldu.. Öğretim kadrosu yoktu. Benim gibi
sektörde çalışanlar part-time hocalık yapıyorduk.
Bu arada Univac’tan ayrıldım. DİSK Maden-İş Sendikası eğitim bölümünde çalışmaya
başladım. Sendikanın gazetesine ilk kez kadın köşesi konuldu. Kreş maddesi toplu
sözleşmelerde yer almaz ya da alsa bile diğer konular gibi hiçbir zaman mücadele
konusu olmazdı. Biz ilk defa İKD olarak gündeme getirdik. Kadın işçiler yazı
yazmaya başladı. Çalışma yaşamında eşitliğin üzerine gittik. Özel alan kamusal
alan ilişkisi ve özel alanın dönüştürülmesi gereği kafamızda yoktu. Su,
kanalizasyon yok, fabrikalar havayı kirletiyor, pahalılık, işsizlik vs. bunları
konu ediyorduk. Ama tüm eksiklerimize karşın İKD sürecinde kadınları ezen büyük
ayrımcılığı ve kadınlardaki potansiyeli kavradık. İKD 1975’den başlayarak 8
Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak yığınsal kutlamaya başladı. İlk yıllarda 8
Mart kutlamaları için resmi izin almakta hayli zorluk çekiyorduk.
Zart/Zurt Erkekliği Olmayınca
Gönül- Kadınlara ve kendimize güvenimiz arttı. Onlardaki disiplini, sorumluluk
duygusunu, birlikte iş yapma becerisini gördük. Erkeklerin zart-zurt etmediği,
kadın kadına bir ortamda olmak kadınların kendine Güven duymasını sağladı. Ama
özel alanda olup biten eşitsizlik ve haksızlıkları ve de aile içi şiddeti ele
almadık. Kreş kadınların sorunuydu, erkeklerin de sorunu olması gerektiğini
düşünmedik. Kadınların Sesi aylık gazetesini çıkardık. 20.000 tirajı vardı. İKD
güçlendikçe solda herkes kendi kadın örgütünü kurmaya başladı.
12 Eylül ve Sürgün Yılları
Gönül- 12 Eylülde aranıyordum, yurt dışına çıktım. Avrupa’da, Hollanda’da
mülteci olarak yaşadım.1992’de Türkiye’ye döndüm. Orada feminizm üzerine okuma,
kadın sorunu üzerinde düşünme fırsatım oldu. Komünist ve sol partilerde
kadınlara yönelik küçümsemenin istisna olmadığını fark ettim. Yurtdışında Göçmen
kadınların oluşturduğu sol örgütler, Hollanda’da Türkiye’li Kadınlar Birliği-
HTKB vardı. HTKB ile birlikte, 1985’de Avrupa Türkiyeli Göçmen Kadınlar
Konferansını düzenledik.
Feminizm, KA-DER (Kadın Adayları Destekleme Derneği)
Gönül- Sonra 1985’de Nairobi’deki BM Dünya Kadın Konferansı’na katıldım. Dünya
kadınlarını ve mücadele deneyimlerini tanımak çok etkileyiciydi. 1995’te yine BM
Dünya Kadın Konferansı için Pekin’e gittim. CEDAW’ın uygulanması amacıyla bir
eylem planı hazırlanması için çok yönlü ve canlı bir tartışma yürüyordu.
Kadınların siyasete ve her çeşit karar organlarına katılımı için kota ve benzeri
önlemler konusu Pekin’de önemle ele alındı.. 1995- 1997 arası KA-DER'in kuruluş
öncesi çalışmalarına katıldım. Kadın partisi kurmak dahil her şey tartışıldı.
Sonunda KA-DER 1997’de kuruldu. Amaçladığımız hiyerarşik olmayan,eşitlikçi
toplumun özelliklerine sahip bir örgüt olsun istedik.. Hiyerarşisiz bir örgüt
istiyorduk, ama dernekler yasasına uymak zorunluydu. Biz de, şubeler dahil tüm
yönetimlere en çok 2 dönem seçilme sınırı getiren rotasyon ilkesini benimsedik.
Zorlukları var ama yine de Değer. Karar vermede uzlaşma ilkesini benimsedik. KA-DER,
her partiden üyesi olabilen, her partiye eşit mesafeli bir örgüt olarak kuruldu
ve böyle sürüyor.
Türkiye’de siyasi karar organlarında kadın çok az, sayısını arttırmak için Kota
ve STK’lar, Mesleki örgütlerde ortak mücadele gerek. Parti yönetimleriyle
siyasette %4.4 gibi çok eksik kadın temsilini değiştirmek ,en az %30 kadın
kotası kuralı getirmek konusunu konuştuğunuzda bu zihniyet değişikliği meselesi
diyerek, önlem almak istemiyorlar. Meslek oda ve kuruluşları yönetimlerinde de
kadınlar yoklar. Onun için kadın mühendisler etkin olması çok önemli. TÜSİAD’da
ilk defa kadın-erkek eşitliği komisyonu kuruldu, onların çoğu KA-DER üyesidir.
Adı “işadamı” olan bir örgütte şimdi bir kadın başkan seçildi. Daha sonra
KAGIDER’i kurdular. Kadın fonu ile kadın projelerine para veriyorlar. Ama daha
çok kadın üyesi olan Barolarda, TMMOB’de yönetimler hala çok “erkek”. Ama,artık
kadın mühendisler örgütlenmeye başladı, diğer mesleklerdeki kadınlara Örnek
olabilir. Meslek örgütlerinde kadınlar sağ/sol, ulusalcı olan olmayan ayrımı
yapmadan kadın olarak meslek sorunlarının çözümü için birlikte davranmalı.
Özel Alan Mı, Kamusal Alan Mı?
Özdeş- 70’lerdeki kadın hareketi ile 2000’lerdeki kadın hareketini
değerlendirebilir misiniz?
Gönül- 80’lerdeki feminist hareket IKD’yi ve deneyimini görmezlikten geldi.
Doğru İKD feminist değildi, ama kamusal alanda, çalışma yaşamında kadın
sorunları, hakları temelinde mücadele vermişti ve yığınsaldı.Bu nedenle kreş ,
işe alınmada, ücretlemede, terfide eşitlik gibi sorunlar görmezden gelindi.
80’lerde başlayan feminist hareket, çok önemliydi ama bu seferde diğer uca
gidildi. Özel alana yönelindi. Kamusal alan geri planda kaldı. Çalışma yaşamında
ve siyasette kadınlara yönelik ayrımcılık neredeyse görmezden gelinmişti. Kimi
feministler KA-DER’i bile önemsemedi. Ama artık durum dengeleniyor. Özel
alan/kamusal alan birlikte ele alınabiliyor.. Şu anki çok çeşitli örgütlerden
oluşan ama e-gruplarla, konu bazlı toplantılarla iletişim ve işbirliği içinde
olan kadın hareketini doğru ve etkili buluyorum.. Kadın hareketindeki bu çok
örgütlü yapı, çeşitlilik harekete uzmanlık, derinlik ve etkinlik getiriyor ve
hiyerarşi oluşmasını zorlaştırıyor bence.Örneğin, KA-DER , kadın mühendisler
girişimi kendi alanlarında uzmanlaşmış kadın örgütlenmeleri olarak kadın
hareketinin bileşenleridir. Gönüllü işbölümü ve işbirliği hareketi güçlendirir.
Hiyerarşi kadın hareketinde olmamalı, ama bu hiç de kolay değil, sürekli
mücadele gerektiren bir süreçle hiyerarşi tümüyle ortadan kalkabilir.
Beyhan- Eğer yapılarda belirli yöntemler,kurallar konulmazsa Gizli hiyerarşi
oluşabiliyor. Bu açık hiyerarşiden daha riskli olabiliyor. Buna karşı nasıl
önlemler alınabilir?
Gönül- Gizli hiyerarşiler oluşuyor. Buna karşı tetikte olmak gerekiyor. Network
yapısı, rotasyona bağlı koordinatörlük ve kimi temel ilkelerin benimsenmesi
Gizli ve açık, hiyerarşiyi engelleyebilir.Dönerli koordinatörlükler iller
düzeyinde de yapılabilir. Dağınık olunursa da birşey yapamazsınız. Ama
hiyerarşiye karşı hep tetikte olmalı.
TMMOB’de Kadınlar
Beyhan- Bizde size bir bilgilendirme yapalım. Kadın mühendisler platformu ve
odalardan kadın arkadaşlarla İstanbul İl Koordinasyon Kurulu düzeyinde bir kadın
komisyonu, adı henüz netleşmedi, kurmaya çalışıyoruz. Sizce TMMOB’da neler
yapılabilir? TMMOB neler yapabilir?
Gönül- Kadın mühendislerin sorunları olduğu Odaların gündemine gelmeli.
Türkiye’nin çeşitli sorunları hakkında tutum alıyorlar, konuşuyorlar ama,
üyelerinin ve toplumun kadın sorunu gibi çok önemli bir sorun yokmuş gibi
davranıyor Odalar ve TMMOB. Oda ve TMMOB yönetimlerinde kadınların eksik temsil
ediliyor olması bunun hem nedeni, hem sonucu. TMMOB’nin temel değerlerinden biri
kadın erkek eşitliği olmalı. Nasıl demokrasi,çalışanların haklarını savunmak
temel değerler ise kadın erkek eşitliği de temel değerlerinden biri olmalı.
Odalar’ın ve TMMOB’nin, kadın üyelerinin sorunlarını çözmek, meslekte ve
toplumda kadın-erkek eşitliğini sağlamak için oluşturulmuş bir kadın politikası,
programı olmalı ve uygulanmalı. Odalar’ın bir kadın politikası yok. Kadınların
sorunları için bir programı yok.. Bu eksik en yetkili karar organların alacağı
kararlarla giderilmelidir. Önce Odalar’dan mı yoksa TMMOB’den yukardan mı
başlamalı bilemiyorum. Siz daha iyi bilirsiniz, IKK düzeyinden başlamak bir
çözüm olabilir. Ama yönetim ve delegeliklerde kadın oranı ve bunun için kota çok
önemli.
Özdeş- Odaların kadın üye sayıları farklı.Sorunları ortak. Odalar üstü kurmak
daha iyi olabilir.
Gönül- Doğru, ama yönetimde dengeli kadın temsilini sağlamak kolay olmayacak.
Kırana kırana mücadele olacak. Üye oranına denk bir kota uygulanmalı. Süreç
içinde ama hızla hazırlanmalı. Kadın komisyon/ komiteleri ile oda dergilerine
sayfa, WEB sitelerinde yer ve linkler koyabilirsiniz. Bizim e-bültenden bir iki
yazı orada yayınlanabilir. Kadın mühendisler grubu çok önemli, öğrencilerle
okullarda toplantılar yapabilirsiniz. Kız öğrenciler bilinçlenmiş olarak mezun
olursa her şey hızla değişir. Öğrencilerin ilgisini çekmek için soğuk yüzlü
olmayan şeyler yapılabilir. Mesela kızlar partisi yapalım gibi. Onların hoşuna
gidecek ya da çıkarlarına yarayacak şeyler yapılabilir. Kız öğrencilere staj ve
iş için kadın mühendis dayanışması gibi. İşin içine eğlence katmak, deneyim
alış-verişi yapmak. Dayanışma kurmak. Türkiye'de Sosyal Devletin Yükü Kadınların
Sırtına Bırakılmıştır
Beyhan- Biliyorsunuz kadın istihdamı Türkiye’de çok düşük. 10 kadından 3’ü
ücretli çalışma hayatında. Kadınlar düşük statülü, güvencesiz işlerde istihdam
edilmekteler. Meslek kadınları diyebileceğimiz eğitimli kesim ise cam tavan ve
benzeri ayrımcılığa maruz kalmaktalar. Sizce kadınlar ücretli iş yaşamında bu
kadar az olmasının nedenleri neler? Nasıl arttırılabilir ? Bir yöntem olarak
siyasi kotanın yanında kadın çalışan kotası hakkında ne düşünüyorsunuz? Yine
kadınların sorumluluklarının paylaşılması bağlamında çocuk ve yaşlı bakımı nasıl
örgütlenebilir?
Gönül- Öncelikle kadınların eğitimleri genel olarak çok düşük. Artık bir
fabrikada çalışabilmek için lise diploması gerekiyor. Otomasyonun artması
kalifiye eleman ihtiyacını arttırıyor. Hizmet sektörü büyüyor. Dünyada da bu
böyle. Sadece okuma/yazma ile iş bulmak artık çok zor. Bir nedeni bu. Bir çeşit
meslek eğitimi gerekiyor.
Beyhan- Bir parantez , meslek eğitimi olan kadınların önemli bir kısmı erkekler
gibi çalışabiliyor,bir araştırmada Türkiye için %70 oranındaydı. Ama eğitim
seviyesi düştüğü zaman ayrımcılık daha belirginleşiyor. Eğitimsiz erkekler iş
bulabilirken , kadınlar için bu pek söz konusu olamıyor.
Gönül- Tabii kadının üzerinde bakım sorumlulukları var. İşveren kadınları tercih
etmiyor. Çocuk doğuracak, onun için ek masraf ve sorun doğacak. Kadınlar
kalifiye olmadıkça işe alınmaları zor.
Kadın emeği aile bütçesine ek olarak görünüyor. Hala erkek asıl ev geçindiren
kişi olarak görülüyor.. Erkeği işe aldım mı bir aileyi hallettim diye
düşünülüyor. Ama durum pek öyle değil artık. Geçinmek için çift ücret gerekiyor,
aileler bölünüyor.. Hizmet sektöründe kadınların sorunlarını azaltacak
yatırımlara ihtiyaç var. Siyasi partiler bir çözüm getirmiş değil. Sosyal
politikalar üzerine çalışılması gerekiyor. Bakım evi, semt, bölge kreşi
projeleri geliştirilebilir, ücretli kadınlar evlerde yaşlılara, hastalara bakıma
gelebilir. Kadınlar için istihdam alanı yaratılmış olur. Kadınların yine bakım
hizmetlerine yönetilmesini bir taraftan istemiyoruz ama bu kadınlara eğitimde
fırsat eşitliği sağlanıncaya kadar geçici bir süre uygulanabilir.
Biz KA-DER olarak, seçimlerde tüm siyasi partilere vermek üzere bir acil
talepler listesi hazırlıyoruz. Eğitim,Sağlık,siyaset,karar
mekanizmaları,istihdam ve yoksullukla mücadele gibi başlıklar var. 6 martta
açıklanacak. Türkiye’de sosyal devletin yapamadıklarının yükü kadınların üzerine
bırakılmıştır. Aile kutsaldır denilerek kadınlara bırakılıyor. Kota ücretli
çalışma yaşamı için de düşünülmelidir.elbet. Öncelikle kamu sektörü kota
uygulayabilir.. Önce devlet dairelerinde, belediyelerde zorunlu uygulanır. Özel
sektöre teşvik uygulanır. Örneğin kadın çalışanlar için vergi indirimi
yapılabilir.
2006’da en iyi şey kadın mühendislerin kurulması
Beyhan-Son olarak kadınlara söylemek istedikleriniz neler?
Gönül-Kadın Mühendisler girişiminin 2006’da kurulmuş olması beni çok sevindirdi.
Kendi sorunlarına sahip çıkan kadınlar çoğaldıkça feminist hareket güçlenecek.
Kendi sorunları yokmuş gibi davranıp, gecekondu kadınlarını kurtarmaya çalışan
kadın örgütlenmeleri yerine kadınların kendi sorunları.için örgütlenmesi
gerekiyor.
Bu yıl seçim yılı.TBMM’de kadın sayısının artması çok önemli, kadınlar en üst
siyasi organda görünür olacak, rol-model olacak. En bilinçli kadınlar seçilmese
de sayı önemli. Eksik bilinci kadın hareketi tamamlayabilir. Kadın
milletvekilleri içerden, kadın hareketi dışardan baskı yaparak siyaset kadın
sorunlarına çözüm getirmeye zorlanabilir..
Medyada iç ve dış politika konusunda söz söyleyenlerin çoğu erkek,
aktüel/magazin konuları kadınlarda. Medyadaki kadınlar da mücadele yürütmeli.
Mühendis kadınlar buna öncülük ettiler. Üniversite yönetim ve rektörlükleri de
önemli.Her tür yönetim ve karar organında kadınlar dengeli temsil edilmelidir ki
zihniyet değişsin, sorunlarımız çözülsün. 2006’da kadın mühendisler girişiminin
kurulması beni umutlandırdı.
Kendimizi feminist diye tanımlamaktan daha önemli olan, feminist bakış açısını
somut taleplere yansıtmak, somut taleplere tercüme etmek. O tercümeyi yapamazsak
kadın hareketi olarak güçlenemeyiz.
Beyhan-Özdeş- Çok Güzel bir sohbetti. Teşekkür ederiz.
Gönül- Ben teşekkür ederim. Sizleri tanıdığıma çok sevindim.