|
Ayasofya ve Sarnıçları
Hagia Sofia and Cisterns
Yapım Tarihi : 2000
Süresi :
Formatı :
Tarihin Bilinmeyen Derinliklerine Dalış
1994 yılında yönetmenliğini yapmış olduğum ve halen T.C. Kültür Bakanlığı’nın
arşivinde bulunan “AYASOFYA” adlı belgeselin kültürel anlamda devamı niteliği
taşıyan “AYASOFYA VE SARNIÇLARI” adlı belgeselin çekimleri Ayasofya Müzesi’nde
bulunan üç büyük tarihi sarnıcın 17 metreyi bulan derinliklerine 4 deneyimli
dalgıç tarafından ve en son teknoloji ürünü zengin donanımlarla yapılacak
dalışlar ve sualtı çekimleriyle basına kapalı olarak gerçekleştirilecektir. Bu
belgeselin amacı Cumhuriyetimizin 75. yılını kutladığımız 1998 yılında,
yıllardır üzerinde tartışılan ve bir türlü çözülemeyen sarnıç efsanelerini
günışığına çıkarmak ve bu müzeyi bir kez daha tüm açıklığıyla dünya kamuoyuna
tanıtmak ve gündeme getirmektir. Belgeselin en önemli bölümünü oluşturan sarnıç
dalışları için Kültür Bakanlığı’ndan gerekli izin özel olarak sadece bu çalışma
için alınmıştır.
1453 yılından bu yana kültürümüz adına tam 545 yıllık bir sırrı içinde
barındırmayı sürdüren ve hakkında dile getirilmiş birçok efsanelerle gizemini
koruyan Ayasofya’nın üzerinde taşıdığı bütün tarihsel nitelikleri anlamak için
bu kutsal yapının tarihine iyice bir göz atmak gerekir.
Tarihin Derinliklerindeki Ayasofya
Ayasofya’nın bulunduğu alan erken çağlardan itibaren çeşitli yerleşmelere tanık
olmuştur. Bizanslıların büyük kilise anlamındaki “Megali Ekklisia” adını verdiği
Ayasofya aynı yerde üst üste üç kez yapılmıştır. Bizanslı birtakım tarihçiler I.
Ayasofya’yı İmparator Konstantinos’un yaptırdığını ileri sürmektedir. Yine de bu
kutsal yapının ilk yapılışı üzerine bilgiler günümüzde oldukça sınırlıdır.
Bizans kaynaklarının beş nefli ve ahşap çatılı bir bazilika olarak sözünü
ettikleri ve 360 yılında görkemli bir törenle açılan bu yapıdan günümüze hiçbir
kalıntı ulaşmamıştır. İmparator II. Theodosios Ayasofya’yı mimar Ruffinos’a
ikinci kez yaptırmış ve yapı 10 Ekim 415’te ibadete açılmıştır. Ahşap çatılı
olan bu yapının da sonu ilkine benzemiş, 13 Ocak 532 günü kentin büyük bir
bölmüyle birlikte yanıp gitmiştir. Biinci ve ikinci yapılardan daha görkemli bir
Ayasofya yapılmasını isteyen İmparator Justinianus ülke çapındaki birçok mimarı
bu işle görevlendirmiştir. Ayasofya’nın son halinin yapımı tam 5 yıl 10 ay ve 4
gün sürerek 27 Aralık 537’de tamamlanmıştır. Bu son yapı erken Bizans
mimarisinin anahatlarının yanı sıra doğu sanatının izlerini açıkça taşımaktadır.
Ayasofya, ana kubbe ile örtülü büyük bir orta mekan, iki yan net, apsit, iç ve
dış nartekslerden oluşmuş bir plan düzenine sahiptir. Bzans mimarisinde kubbeli
bazilika diye anıtın ibadet yeri 100x70 m ölçüsünde olup üzeri dört büyük
payenin pandantifler yardımıyla taşıdığı bir kubbe ile örtülüdür. Bu ölçüdeki
planı ile St. Pierre, Seville ve Milano katedrallerinden sonra dünyada dördüncü
sırayı almaktadır.
Ayasofya mimarisinin yanı sıra mozaikleri ile de yüzyıllar boyunca büyük ilgi
uyandırmıştır. Tam anlamıyla zengin bir bezemeye sahip olan bu yapıtın
büyüleyici iç görünümünden tarih kitapları övgüyle söz etmektedir. Yapının
mermerlerle kaplanmış duvarları dışında kalan tüm yüzeyleri birbirinden güzel
mozaiklerle süslenmiştir.
Yıllar boyunca anıtsal görüntüsünden hiçbir şey yitirmeyen, Bizans ve Osmanlı
dönemlerinin tanıklığını yapmış olan ve 1935 yılından bu yana müze olan Ayasofya
hakkında günümüze kadar birçok mit, hikaye ve efsane üst üste yığılmıştır. Bu
anıt hakkındaki Hıristiyan ve Müslüman kaynaklı birçok efsane Ayasofya’yı
çeşitli inanışların ve söylentilerin odak noktası haline getirmiştir.
Sarnıç Efsaneleri
Ayasofyada mecvut ollan su kuyuları ve sarnıçlar üzerine inanışlardan en
önemlisi bu sulardan içen kalp hastalarının kalp çarpıntılarından kurtulacağı
yolundadır. Evliye çelebi’nin Seyahatname’sine göre üç cumartesi günü Ayasofya
içindeki bu kuyulardan sabahları şifa niyetine aç karnına üçer kere içilirse
kalp çarpıntısından kurtulunur ve insan hemen sağlığa kavuşurmuş.
AYASOFYA VE SARNIÇLARI adlı belgesel çalışması için birbiriyle bağlantılı üç
sarnıçta gerçekleştirilecek sualtı dalışlarınıın en önemli noktasını Ayasofya
sarnıçları hakkında, efsane ve araştırmalara dayanılarak yıllardır sürdürülen
büyük giz perdesi oluşturmaktadır. Bizans’ın kurucusu İmparator Konstantinos’un
kayıp tacının bu sarnıçlardan birinde bulunduğu; Bizans halkının Osmanlı
fethinden hemen sonra ziynet eşyalarını bu sarnıçlara attığı ve Osmanlı
döneminde birçok idam infazı sonrasında cesetlerin bu sarnıçlara atıldığına
kadar birçok inanış bu giz perdesinin arkasında kalmaktadır.
Belgeselin can alıcı noktasını oluşturacak olan dalış çalışmalarının Ayasofya
Müzesi’nin dünya kültür otoritelerinin de üzerine titrediği bir tarihsel anıt
olması nedeniyle büyük bir önem taşıdığı da ayrıca ele alınması gereken bir
gerçekliktir. Bu dalış ve sonrasında ortaya çıkarılacak önemli bilgi ve bulgular
dünya kültür/tarih otoriteleri ve kamuoyu karşısında önemli sonuçlar olarak
karşımıza çıkacaktır.
Basına kapalı olarak gerçekleştirilecek belgesel dalışları tamamlandıktan
uzmanların yorumları doğrultusunda oluşturulan sonuçlar düzenlenecek basın
toplantısında açıklanacak; teknik çalışmaların sonuçlandırılması sonrasında
hazırlanan AYASOFYA VE SARNIÇLARI adlı belgesel ise …. tarihinde …televizyonunda
kamuoyunun beğenisine sunulacaktır.
Göksel GÜLENSOY
Yönetmen
|