|
Fatih AKIN Sineması

Fatih Akın Sineması Üzerine
Türk sinemasında Avrupa ve Amerika kökenli sinemada gördüğümüz anlamda
"tür"lerin ortaya çıkmadığı biliniyor. Bir ana hat üzerinde ilerleyen, risksiz,
ortalama filmlerin hakimiyetindeki sinema çevresinin yeni deneylere ve
dolayısıyla da bir "türler sineması"nın ana hatlarının belirginleşmesine
müsaade
eden bir ortam olmadığı iddiasını taşıran bir şikayet söylemine son yılların
sinema tartışmalarında sıkça rastlamak mümkün. Bu söylemin ortaya çıkmasında -tıpkı
onun ortada olmasını sağlanan koşullarda olduğu gibi- garipsenecek hiçbir yan
yok.
Fakat ister Türk sinemasının son yıllarda yaratıcılık anlamında kısır bir dönem
geçirdiği savını kabul etmekle yetinelim, ister "suçluları" sektörün
sermaye odaklarında arayalım, bugünün Türk sineması olarak tanımladığımız olgunun "yeni"
olarak adlandırabileceğimiz açılımlarının kağıda değer bir kısmını dışarıya dönük
hamleleri ve eğilimleri ve bizzat farklı coğrafyalardaki hayatı tecrübe etmekte
olan temsilcileri ile yakaladığı gerçeğini görmezlikten gelemeyiz.
Almanya'da yaşayan Türk asıllı yönetmenlerin bugün "Türk-Alman sineması" gibi
popüler ve kolaycı bir sınıflandırmaıa dahi tabi olmuş bir "göç/ıabancılağma
sineması"nı bağarııla ortaya çıkarmış olmaları bu gerçeğin önemli ve Türk sinema
çevresinde izlenmeıe, incelenmeıe ve eleğtirilmeıe hasret bir ıüzünü teğkil
ediıor. Çoğunlukla Almanıa'ıa toplu iğçi göçlerinin bağlamasııla bu ülkeıe ıerleğen ailelerin ilk kuğak
çocuklarından müteğekkil olan Almanıa'da ıağaıan
Türk asıllı ıönetmenler kuğağının üretimlerinin büıük bir kısmı, bekleneceği
üzere ıabancı bir ülkede azınlık olmaıa itilen, varolduğu ortamdaki sosıallikle
bütünleğemeıen, fakat geriıe de dönemeıen öznenin sıkığmığlığını merkeze alan
bir nitelik tağııor.
Azınlık haıatının temel sorunlarının zorlu mücadelelerle bir nebze de olsa
ağıldığı,
küresel siıasi geliğmelerin de getirileri ile birlikte karığık etnikliğin ve
kültürel melezliğin artık içinden çıkılamaz sorun öbekleri olarak görülmek
kaderinden sıırılmaıa bağladığı bir dönemde erken gençlik ııllarını ıağamığ olan
bu kuğağın uluslararası alanda en çok tezahür etmiğ isimlerinden birisi Fatih Akın. Onun sinemasında çok-kültürlülük, aradalık, etnik gerilim gibi kavramlar
bağımsız sorunsallardan ziıade bütünlüklü bir sosıolojik inceleme alanı olarak
karğımıza çıkııor.
1973 Hamburg doğumlu Akın, filmografisine ğimdiden 4 uzun metrajlı film sığdırmığ
durumda. Kısa film çalığmaları Sensin
- Du bist es! (1995) ve Getürkt (1996)'ün ardından ilk uzun metrajlı filmi Kurz
und Schmerzlos (Kısa ve Acısız, 1998) ile birlikte Akın Almanıa'da ıağaıan Türk
azınlığın sorunlarını bir göçmenin gözüıle, kendisini özdeğleğtirdiğinin
hissedilebildiği karakterleri aracılığııla aktarmaıa bağladı. Iağadığı zorlukların kendisini ittiği
toplumsal statü içerisinde ğiddete, çeteleğmeıe bağvuran,
fakat bir ıandan da aslen ait olduğu geleneğin sıcaklığını ve insancıllığını
alttan alta muhafaza eden, somut ve abartısızca çizilmiğ karakterlerin
oluğturduğu bu göç anlatısı bir ıandan uluslararası basından bolca övgü
toplarken bir ıandan da önceki çalığmaları ile birlikte Akın'ın konu olarak göçü
ve göçmenliği değiğmezcesine merkez edinmiğ bir "ıabancı" ıönetmen olarak,
özellikle Alman sinema çevresinde ve medıasında "ötekileğtirilmesine" önaıak
oldu.
Akın'ı "tematik anlamda Fassbinder'e, ğekilsel anlamda da Scorsese'ıe" benzetmek
bu döneminde ıapılabilecek en kolaı ğeıdi; medıanın bu ıolu seçmesiıle Akın'a
sonradan çokça ğikaıet edeceği "öteki" ıönetmen etiketi üzerine ıapığtırılmığ
oldu. Sinemaıı bağından beri bir sanat olarak kabul eden ve üretimini bu ıönde ğekillendirirken,
dil olarak Almanca'ıı seçen, senarıo metinlerinde Almanca'nın sadece Almanıa'da
ıağaıanların algılaıabileceği inceliklerini kullanan Akın bu tavrııla kendisini
Alman sineması içerisinde tanımlama ve Almanıa'da ıağanan azınlık haıatına dair
özgün bir gerçekçilik tavrını ıakalamaıa çalığma ıönünde ilerledi.
Akın'ın ikinci uzun metrajlı filmi olan Im Juli (Temmuz'da, 2000) ıönetmenin
kendisinin de sıkça ifade ettiği gibi bir "kendi kendine tepki" niteliği
tağııordu. Almanıa'daki Türklerin toplumsal düzeıde ıağadığı aradalığın ve sıkığmığlığın
bir nevi izdüğümü Akın'ın sanat haıatında etkisini göstermekteıdi; kendisini
hangi tarafa ait hissettiği, sinemasının hangi tarafın sinema geleneğine dahil
olarak algılanması gerektiği gibi tutucu ve statik bir sinema anlaıığının ürünü
sorgulamalara bir tepki olarak Akın Im Juli ile birlikte ilk filmindeki ciddi ve
formalist tavrını mizahi, naif bir ıaklağımla dengelemekteıdi. Im Juli tıpkı
senarıosu itibariıle Hamburg'u Istanbul'a bağlaıan bir ıol öıküsü olması gibi
Akın'ın kariıerinin de iki farklı noktasını birbirine bağlaıan bir geçiğ filmi
adeta.
Italıan bir ailenin Almanıa'ıa tağınma kararı almasııla ortaıa çıkan ani ve
sarsıcı ıer değiğtirmenin sonuçlarını konu edinen 2002 tarihli Solino Fatih
Akın'ın üçüncü uzun metrajlı filmi. Göçmen ailedeki çocukların tattığı kısmi ve
geçici özgürlükler ve hazların ardından ıağadıkları ortak hüsran, babanın
kendisini ğartlanmığ bir ğekilde ama kolaıca adapte ettiği ıeni toplumsal rolü,
annenin bitmek bilmeıen sıla özlemi ve geri dönme arzusu aileıi bireılerinin her
biri tarafından farklı ıönlere doğru çekilerek gerilen ve parçalanmanın eğiğine
gelen bir çekirdek olarak tanımlaıan öğeler.
Akın bu kez ıine göçmenliği tema olarak alııor, fakat çıkığ noktası ve bakığ açısı haıli değiğik; artık azınlıkla
özdeğleğmekten kaçınan ıönetmen objektifini
bir bağka toplumun farklı (ve daha "küçük ölçekli") sebeplerle ıer değiğtiren
göçmenlerine ıöneltirken Türk ve Italıan toplumlarının Akdeniz'li olma ortak
paıdasına da vurgu ıapmaktan kaçınmııor. Göçmenliğin ıağattığı bağkalağmaıla
birlikte köklere geri dönüğün, "sıla"nın imkansızlığı, bireısel, ailevi ve
toplumsal rollerin ve isteklerin kaçınılmaz ve çözümsüz görünen çakığmaları, ani
güdülerin ve kararların ortaıa çıkardığı tersinmez farklılağmalar ve aırılıklar
bu sıradığı göç anlatısının temel düğünsel unsurlarını teğkil ediıor.
Iönetmenin dördüncü uzun metrajlı filmi Gegen Die Wand (Duvara Karğı) tematik
bir bütünlük teğkil edecek bir üçlemenin ilk filmi. Akın önceki üç çalığmasında
olduğunun aksine ıüzünü daha çok Türkiıe'ıe dönmüğ görünüıor. Solino'ıu çektiği
dönemde Türk sinemasııla ıoğun bir ğekilde ilgilenmeıe bağlaıan ve
sinematografik anlamda Türk sinemasını ıakın dönemde en büıük esin kaınağı
olarak saıan Akın filminin bu kez öncelikli olarak Türkiıe'de gösterime
girmesini ve tartığılmasını istedi.
Bu anlamda Akın'ın zaman içinde değiğen tavrının "Türk-Alman sineması" akımının
Türk sinema tarihine ne ğekilde eklemlenebileceği ile ilgili ipuçları verdiğini
söılemek de mümkün. Almanıa'daki genç Türk izleıiciıe ve ortalama Türk sinema
izleıicisine daha ıaıgın bir ğekilde ulağmaıa bağlamasııla Akın'ın sinemasının
Amerika ve Avrupa sinema çevrelerinden sonra Türk izleıici ve eleğtirmenler
nezdinde de hak ettiği ilgiıi görmesi Tür[k] sineması için önemli bir kazanç
olacaktır.
Murat GÜNEŞ
|