Nâzım'ın Küba Seyahati



El Viaje de Nâzım a Cuba

Yapım Tarihi : 2008
Süresi : 01:18:00
Formatı :

Yönetmen - Çağrı KIRIKOĞLU, Gloria ROLANDO
Senaryo - Çağrı KIRIKOĞLU
Görüntü Yönetmeni - Oscar VALDES, José Manuel RIERA
Yapım - NHKM ve ICAIC ortak yapımı
Şiirler - Nâzım HİKMET



İnsanoğlunun gençliği ve umutları üstüne bir hikâye…
Un relato sobre la juventud y las esperanzas de la humanidad...

Büyük şairimiz Nâzım Hikmet'in 1961 yılında Küba'ya yaptığı seyahatin belgeselinin Ankara'daki ilk gösterimi, şairin Küba'ya ayak bastığı günün 47. yıldönümünde Yönetmen Çağrı Kınıkoğlu ve Küba Büyükelçisi Sayın Ernesto Gomez Abascal'ın katılımıyla 12 Mayıs Pazartesi günü 19.30'da Büyülü Fener Sineması'nda.

Biyografilerde ve tarih çalışmalarında üzerinde çok fazla durulmayan bir tarih gün ışığına çıkıyor.

Etkinliğimiz ücretsiz ve herkese açıktır.


"hikâye insanoğlu üstüne insanoğlunun gençliği umutları üstüne hikâyeyi benden güzel anlattılar benden güzel anlatacaklar hikâyeyi dost düşman işitmeyen kalmadı"

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM) ve Küba Sinema Sanatı ve Endüstrisi Enstitüsü (Instituto Cubano del Arte e Industria Cinematográficos, ICAIC) ortak yapımı olarak çekilen film, Nâzım ve Küba'nın buluştuğu özel bir döneme ışık tutuyor. Filmdeki sürprizlerden biri de, bugüne değin az sayıda insanın ulaştığı "Havana Röportajı" şiirini Nâzım'ın kendi sesinden dinlemek olacak!



Kübalı şair Nicholas Guillen'in davetiyle, 1961 yılı Mayıs ayında "1. Küba Sanatçılar ve Yazarlar Kongresi"ne katılan Nâzım Hikmet, yaklaşık üç hafta boyunca, Küba'da 1959 yılında gerçekleştirilen devrimi ve toplumsal gelişimi yerinde izleme fırsatı buluyor. Bütün şiirleri arasında, bu seyahati sırasında yazmaya başladığı "Havana Röportajı" ve sonrasında yazdığı "Saman Sarısı" şiirlerinin özel bir yer bulduğu Nâzım Hikmet, Küba Devrimi'nin bütün heyecan ve coşkusunu yaşama fırsatı buluyor bu süreçte.

"(…) bir alanda art arda tek sıra dizilip ellerini birbirinin sırtına
koyup rumba
oynayan yüz bin kişiyle Fidel'i birbirine karıştırıyorum
Fidel'le Havana'yı birbirinden ayırt etmek olmuyor (…)"

Film, iç içe geçen iki koldan ilerliyor: Küba'lı dostları ve aydınlar Nâzım'ı anlatırken, Nâzım da kendi sesi ve şiiriyle Küba'yı, devrimin coşkusunu ve kazanımlarını anlatıyor.

Bu seyahatinde Nâzım'la tanışmış olan Pablo Armando Fernandez, Lisandro Otero, Miguel Barnet, Raul Valdes Vivo gibi önemli Küba'lı edebiyatçılar ve aydınlar ile tanıklıklar çerçevesinde görüşmeler gerçekleştirildi.

Nâzım'ın şair dostu Nicholas Guillen'in torunu Nicholas Guillen, Guillermo Rodriguez, Georgine Herrera, Waldo Leyva, Lina de Feria gibi aydınlar da Nâzım'ın şiiri ve Kübalı aydınlarda bıraktığı, hala yaşayan, canlı izler üzerine, değerli düşüncelerini dile getirdiler.

Bu görüşmeler dışında, Nâzım'ın şiirlerinin izi de sürülerek, Küba'da işçiler, köylüler, Küba Devrimi'nin geleceği olan gençler ve çocuklarla da görüşmeler yapıldı.

"(…) dolaşıyorum Havana sokaklarını
asfaltla ağaçları birbirine karıştırıyorum
otomobillerle asfaltı birbirinden ayırt etmek olmuyor
yağmurla güneşi
ak bulutlarla masmavi yüzme havuzlarını
kadınlarla yemişleri birbirine karıştırıyorum
çocuk bahçeleriyle hürriyeti
hürriyetle bu şehrin insanlarını birbirinden
ayırt etmek olmuyor (…)"

Havana merkezli bir çalışmanın ürünü olan "Nâzım'ın Küba Seyahati" filmi, yaklaşık bir buçuk yıllık yoğun bir çalışmanın ürünü…

"Nâzım'ın Küba Seyahati" filmi, sponsorsuz bir film olarak Türkiye'deki özgün örneklerden biri olacak. Filmin yapım süreci, ciddi bir ortaklaşma ve dayanışma örneği aynı zamanda…

Filmin üretiminde, Küba'lı dostlarımız kadar, Türkiye'den de önemli sayıda sanatçı projeye destek oldu. Ülkemizin önemli caz müzisyenlerinden piyanist Ayşe Tütüncü, kimi yorumlarıyla filmin müziklerine katkıda bulundu.

Filmde Nâzım şiirlerine, tiyatrocu Metin Coşkun sesiyle hayat verdi.

Çekim ve kurgu süreçleri, Emin İgüs, Vedat Sakman gibi müzisyenler, Uğur Yücel, Nesli Çölgeçen gibi sinemacıların da çeşitli teknik destekleriyle kotarıldı.

Bilgi için:
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, Ali Suavi Sokak (Sanatçılar Sokağı) No:7
Bahariye, Kadıköy, İstanbul - Tel: 0216 414 22 39

nazimhikmetkulturmerkezi.org
info @ nazimhikmetkulturmerkezi.org







Bir şairin, bir devrimin öyküsü

Nâzım Hikmet'in 1961 yılında gerçekleştirdiği Küba seyahati, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi tarafından bir belgesele konu edildi.

Nâzım Hikmet'in 1961'de gerçekleştirdiği Küba seyahati, Küba -Türkiye ortaklığı ile belgesel nitelik taşıyan bir film oldu


Bir şairin, bir devrimin öyküsü
Nâzım Hikmet'in 1961 yılında gerçekleştirdiği Küba seyahati, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi tarafından bir belgesele konu edildi. Küba-Türkiye ortak yapımı olan "Nâzım'ın Küba Seyahati" (El Viaje de Nâzım a Cuba) adlı filmin yönetmenliğini Çağrı Kınıkoğlu ve Kübalı yönetmen Gloria Rolando yaptılar. Çağrı Kınıkoğlu ile filmin hikâyesini konuştuk.

- Nâzım'ın Küba seyahatini filmleştirme projesi nasıl ortaya çıktı? Büyük şairin yaşamındaki bu kesiti neden önemsediniz?

- Nâzım'ın yüzüncü doğum yılı olan 2002 yılında, o zamanki kurumsal adımızla "Nâzım Kültürevi" nde, 100. doğum günü için daha önce yaptıklarımızdan farklı zenginlikleri de barındıran bir etkinlik tasarlarken bu fikir aklımıza düştü: Nâzım'ın Küba seyahatini filmleştirmek... Ancak o dönemki koşullarımız, böyle bir projenin altına girmek için yeterli değildi. Bunu belirsiz bir süre için ertelemiş olduk. Sonraki yıllarda, Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve Küba Komünist Partisi (KKP) arasında imzalanan kültürel işbirliği protokolü, bu projeyi yeniden gündeme almamızı sağladı.

Süreçler arası paralellik
Nâzım da, Kübada bizler için "bilmediğimiz" isimler ya da tarihler değildi elbette. Ama konuyla ilişkili olarak daha odaklı bir çalışma yürüttükçe, Küba ve Nâzım buluşmasının bildiğimizin çok ötesinde bir zenginlik içerdiğini fark etmeye başladık...

İnsanlığın eşitlik ve özgürlük için dev adımlar attığı yıllardı o yıllar. Bağımsızlık için, halkının cehaletten kurtulması için, sömürüye son vermek için, toplumsal çürümeye dur demek için, burnunun dibindeki canavara meydan okuyarak, insanlığın dev adımlarına eşlik etmeye başlamıştı o küçücük ada... Tabii emperyalizmin saldırıları geldi devrimin hemen ardından. 1961 Nisanı'ndaki Domuzlar Körfezi çıkarması gibi saldırılar Küba Devrimi için süreci iyice kritik hale getiriyordu. Nâzım'ın Küba seyahati de tüm bu yoğunluğun içinde gerçekleşmişti. Ve Küba'da gördükleri, yaşadıkları, çok etkilemişti Nâzım'ı...

Küba'da devrimin ilk yıllarına ilişkin, Nâzım'ın yaşamının o dönemine ilişkin ve tabii Nâzım'ın seyahatine ilişkin ciddi bir ön araştırma yaptık.

Bu tür benzetmeler yapmak bazen abestir ama, Küba'nın sosyalizme yönelmesiyle Nâzım'ın sosyalizme yönelim süreçleri arasındaki paralellik de şaşırtıcı geliyor bana... Bir ülke ve bir insan ne kadar benzeyebilir ayrı konu, ama toplumsal adalet, eşitlik, özgürlük için sosyalizmin tek çözüm olduğu gerçeğinde buluşmaları açısından, bir benzerlik kurulabileceğini düşünüyorum...

Dediğim gibi, bir araştırma sürecinin ardından, bir ön senaryo oluşturduk. Bu arada, Küba'da bu projeyi birlikte hayata geçireceğimiz Küba Sinema Sanatı ve Endüstrisi Enstitüsü (ICAIC) ile temasa geçtik. Hazırladığımız metni onlara yolladık, onlar da bizim sorularımız ve senaryomuz çerçevesinde gerçekten titiz bir ön çalışma ve hazırlık yaptılar. Böylece 2006 Nisanı'nın son haftasında Küba'ya, Havana'ya gittik.

'Hareketli görüntüye ulaşamadık'
- Nâzım Hikmet'in Küba'da geçirdiği döneme ve bunun etkilerine ilişkin başka bir çalışma yok, değil mi? Bu boşluğu hakkını vererek doldurduğunuzu düşünüyor musunuz? Nasıl?

- Nâzım'ın Küba seyahati, biyografilerde üzerinde çok fazla durulan bir dönem değil. Hasip Akgül ve Mehmet Necati Kutlu 'nun çalışmalarını es geçmemek lazım tabii. Hasip Akgül, yazdığı siyasal biyografi denemesinde Nâzım'ın kimi şiirlerinden, bazı başka biyografilerden edindiği bilgileri süzerek bir ilk çalışma yapmıştı. 2003 yılında yayımlanan bir diğer çalışma ise Nâzım'ın bu seyahatini tek merak edenin bizler olmadığını gösteren, bir şekilde Mehmet Necati Kutlu'nun bu seyahate odaklanan kitabı oldu. Ön çalışmalarımızda bu iki kaynaktan da faydalandığımızı söyleyerek, yazarlarına buradan bir teşekkür göndermek gerek.

Her iki çalışma da, daha çok tarih araştırması niteliği taşıdığı için, kimi boşluklar barındırıyordu. Biz bu filmde biraz da bu boşlukları gidermeye çalıştık. Tanıklıklar sayesinde, Nâzım'ın Küba'sına ve Küba'daki Nâzım'a biraz daha yaklaştığımızı düşünüyoruz.

Kübalı dostlarımız özenli bir arşiv çalışması yapmışlardı. Tarihlerine ve belleklerine sahip çıkmak konusunda çok özenliler... Nâzım'la ilgili haberlerin gazete kupürlerine, dergilere, fotoğraflara ulaştık bu sayede... Nâzım'ın şiirinde bahsettiği televizyon kayıtlarına ulaşmayı da umuyorduk. Nâzım'ın hareketli görüntülerine ulaşma ihtimali çok heyecan vericiydi. Bu çalışmamızla ilgili "keşke bu da olsaydı" dediğimiz tek şey hareketli görüntüleri oldu. Ama onlar bulunamadı.

Şu ana kadar Türkiye'de ilk kez görünen 10'a yakın Nâzım fotoğrafı var filmde, gazete kupürleri, dokümanlar var. Filmin Nâzım ile ilgili görsel zenginliği bunlarla sınırlı kaldı.

'Karar izleyicinin'
Özel olarak mutlaka vurgulamak istediğimi bir şey daha var bu konuda: Küba'da arşiv de kamunun hizmetinde, yani, insanlığın hizmetinde... Kendi arşivlerini paylaşmak için çok istekli ve hevesliler... Türkiye'de ise elinde Nâzım'ın hareketli görüntüsü olduğunu bildiğimiz kimi aydınlar ile temas kurduk ve fakat bize "elinize sağlık, kolay gelsin" demekle yetindiler. Buradaki arşivler özel mülk. İnsanlığın malı değil, onların şahsi malı! Ya "parayı bastıracaksınız" ya da "malını sakınma" ya boyun eğeceksiniz... Bu tür "talihsizlikler" filmde ulaşmayı hedeflediğimiz görsel zenginliğe ulaşmamızı kısıtladı. Konunun hakkını verip veremediğimize ise "izleyici karar verecek" diye kaçamak bir yanıt verebilirim. Biz, kendi açımızdan en fazla şunu söyleyebiliriz: Hakkını verebilmek için azami emek verdik bu yapım için...

Zira konunun kendisi çok "riskli" aslında. Nâzım ve Küba Devrimi gibi iki devin arkasına saklanmamaya çalıştık. Nâzım veya Küba Devrimi insanı "alıp götürecek" özel başlıklar çünkü. Biz daha çok bir buluşmayı anlatmaya, bu buluşmanın bugünkü izlerini sürmeye, açıkçası bir taraftan da bu buluşmayı sağlayan "Devrim" in güncelliğine, sosyalizmin insanlık için aciliyetine dikkat çekmeye çalıştık. Umarız bir nebze başarabilmişizdir.

- Kübalı yönetmen Gloria Rolando ile daha önce tanışıyor muydunuz?

- Daha önceden tanışmıyorduk. ICAIC bünyesinde çalışıyor. 10'a yakın filmi var. ABD'deki "Kara Panterler Partisi" ve "Siyah Kurtuluş Ordusu" yöneticisi olan ve cezaevinden kaçıp Küba'ya sığınan siyah kadın militan Assata Shakur üzerine 1997 yılında yaptığı film nedeniyle bir dönem ABD'ye girişi yasaklanmış olan bir yönetmen. Birikimini, deneyimini, dostluğunu sakınmadan bizimle paylaştı.

Binlerce kilometre uzaktan Nâzım'ı duymak

- Küba'da Nâzım'ın etkisini, izlerini nasıl gözlediniz? Neler hissettiniz?

- Öncelikle konuştuğumuz insanların Nâzım'ı neredeyse bu ülkenin ortalama aydınından daha iyi, derinlemesine anladıklarını görmek çok etkileyiciydi.

Eşitlik ve özgürlük özlemini, emekçi halka duyduğu sevgisini; inatçılığı, entelektüel titzliğiyle, mücadelesini yaşamının merkezine koymuş haliyle. Bu aynı zamanda Nâzım'ın evrensel yönünü gözler önüne seriyordu, bizim için bir "doğrulama" oldu.

Film için görüştüğümüz ve Nâzım'la tanışmış Kübalı aydınlardan, örneğin Nâzım'ın tercümanlığını yapmış olan Jaime Sarusky şunları söylemişti: "Keşke dünya Nâzım'larla dolu olsaydı... O zaman daha güzel, daha yaşanılası, daha kardeşçe yaşanan bir yer olurdu... Buna eminim!" Bu sözleri binlerce kilometre uzakta yaşayan birinden duymak, inanın çok güzeldi...

Başka... Mesela Küba Komünist Partisi Nico Lopez Parti Okulu Rektörü Raul Valdes Vivo ... O da şunu söylemişti: "Şiir ve kahramanlık daima kazanacak. İşte bu iki fikir, tam da Nâzım'ı tarif eden fikirlerdir." Bunların basit güzellemeler olduğunu sanmıyorum.

Bunun dışında Nâzım'ın şiirlerinin çok daha önceleri Latin Amerika'ya ulaştığını da gördük araştırmamız boyunca... Mesela Che, 1956 yılında bir Meksika cezaevinden annesine yazmış ve şöyle demiş: "Geleceğim Küba devriminin geleceğiyle bağlantılı. Ya onunla beraber zafere ulaşacağım ya da öleceğim. Şayet öngöremeyeceğim bir nedenle bir daha size yazamazsam ve kaybedecek olursam bu cümleler abartılı değil. Samimi bir elveda olarak kabul edin. Doğru yolda ve arkamda bırakacağım bir kız ile çemberi kapatmış olacağım. O yüzden ölümü bir frustrasyon olarak kabul etmiyorum, Nâzım Hikmet'in dediği gibi: Mezarıma yalnız bitmemiş bir şarkının hüznünü taşıyacağım."

Che, daha sonra, annesine yazdığı bir başka mektupta yine Nâzım'dan dem vurmuş:

"Gökler kararmadı, yıldız kümeleri yuvalarından fırlamadı ne de ortalığı seller, fırtınalar darmadağın etti. İşaretler iyi zaferi gösteriyor. Ama Tanrı bile yanılabilir. O zaman ne mi olur? Senin tanımadığın bir Türk şairinin dediği gibi olur: 'Mezarıma yalnız bitmemiş bir şarkının hüznünü taşıyacağım. "


Küba Devrimi'nin coşkusunu yaşamak

- Senaryonun oluşumu ve filmin hazırlık sürecinden biraz bahsedebilir misiniz?..
Nâzım, 1961 yılında Küba'daki "1. Yazarlar ve Sanatçılar Kongresi" ne davet ediliyor. Küba'nın büyük şairi Nicholas Guillen tarafından. Bu seyahatte kendisine eşlik edenlerden Fayad Jamis 'i de unutmamak lazım tabii... Bu seyahatinde Küba Devrimi'nin heyecan ve coşkusunu tüm kalbiyle yaşıyor ve "Havana Röportajı" ve "Saman Sarısı" adlı şiirlerinde olağanüstü bir betimlemesini yapıyor, "Devrim" in ve Küba'nın... Filmin omurgasını "Havana Röportajı" şiiri oluşturuyor. Bu şiirinde Küba'da rastladığı karakterleri, tipolojileri anlatıyor...

Çekimler için Havana merkezli bir çalışma yaptık. Programımızın yoğunluğu nedeniyle, Havana dışına çıkma şansımız olmadı. Yaklaşık 10 gün süreyle kaldık Küba'da... Kübalı ekibin özverili çalışmasını ve harika mesai arkadaşlıklarını anmadan geçmek hata olur. Başta Küba Büyükelçiliği; filmin yönetiminde Gloria Rolando, yapımın örgütlenmesinde Denis Valle çok ciddi emek verdiler bu projeye. Çekimlerde görev alan diğer Kübalı arkadaşlarımız da tabii...

Türkiye'de, Küba'da ya da başka ülkelerdeki gösterimler nasıl olacak?
Açıkçası şunu söyleyerek başlamak zorunda hissediyorum kendimi: Yaklaşık 10 yıldır yayımlanan Yeni İnsan Yeni Sinema dergimizde ülkemizdeki sinema sektörünün yapısı üzerine pek çok çözümleme yapmıştık. Ama bu filmin hayata geçirilmesinden sonra dağıtım ve gösterim süreçlerinin piyasa tarafından nasıl cendereye alındığını daha içeriden hissettik. Piyasanın sezonları var, piyasanın takvimleri var, piyasayı belirleyen dağıtım tekelleri var...

Dolayısıyla, şu anda üstesinden gelmemiz gereken iktisadi-toplumsal sorun başlığı var karşımızda. Buna ilişkin bir çözüm geliştirmeye ve filmimiz için bir gösterim takvimi oluşturmaya çalışıyoruz.

Küba'daki gösterim süreci için de Küba Cumhuriyeti Büyükelçiliği ile kimi ön görüşmeler yaptık. ICAIC ile de değerlendirmeler yaptıktan sonra, bunun organizasyonunu yapmış olacağız.

Yönetmen Çağrı Kınıkoğlu

karadenizumutradyo.com
Gamze ERBİL, 2 Nisan 2008




"Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
1961 yazı ortalarındaki Küba'nın resmini yapabilir misin?
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?"

İşte böyle demiş Nazım Hikmet, Abidin Dinoya...
Sonra aşağıdaki tablo çıkmış ortaya...




Revolucion'un Küba'dayken Nâzım Hikmet'le yaptığı söyleşi

Öyle bir halk ki...

Nâzım Hikmet' in eşyalarının sergilenmesiyle birlikte, koca şairin hiç bilinmeyen bir şiiri de gün ışığına çıkarıldı. Soner Yalçın da, Hürriyet gazetesindeki köşesinde, Nâzım'ın unutulan bir ziyaretini yeniden anımsattı bizlere... Sevgili Yalçın, şairin Kore Savaşı sırasında, Kuzey Korelilere esir düşen Türk askerlerine yaptığı ziyareti usta kalemiyle sundu okurlara. Biz de, tarihin tozlu raflarından kalan bir başka Nâzım belgesini gün ışığına çıkaralım...

Dönemin sevilen bir gazetecisi Küba'nın başkenti Havana'dadır. Nâzım Hikmet'in de Küba'da olduğunu duyan gazeteci şairi görmek ister. Ne var ki, Nâzım köyleri gezmeye gitmiştir. Gazeteci, bir bayiden "Revolucion" gazetesi satın alır... Gazetenin birinci sayfasında Nâzım Hikmet ile yapılan bir söyleşi vardır... Ne mutlu bize ki, gazeteci o söyleşiyi gezi yazılarına alacaktır. Böylelikle Nâzım'ın sözleri, Küba'da bir gazetenin arşivine mahkûm olmaktan kurtulup, günümüze ulaşacaktır!..

'Küba'yı görmeden ölmek yazıktır'

Nâzım, " Sizi Küba'ya getiren sebep nedir" sorusuna şu yanıtı verir: " Bence Küba ihtilalinden sonra, insanlığın refahına inananlar için Küba'yı görmeden ölmek yazıktır. Buraya davet edildiğim zaman diyebilirim ki, son yılların en büyük sevincini yaşadım. O sıralarda Paris'te bulunuyordum. Paris'teki bütün arkadaşlarıma, otobüs biletçisine, gazete satan bayiye, Türk içkisi hazırlayan Rum lokantacıya Küba'ya gitmekle neden bu kadar memnun olduğumu anlattım. "

Sonraki soru şöyledir: " Yoldaş Nâzım, hayatınız hakkında, Küba halkını aydınlatmak ister misiniz? "... Böyle bir soruya verilecek yanıt, Türkiye'nin yakın tarihini de içerecektir elbette... Öyle de olacaktır zaten; Nâzım Hikmet'in sözleri soyağacının dallarında bir rüzgâr gibi dolaştıktan sonra, Anadolu'daki direniş fırtınasına karışır... Der ki, koca Nâzım: " Savaşta Alman emperyalizminin müttefiki olan Osmanlı İmparatorluğu yenildi. Şehrim İstanbul işgal edildi. Padişah Türkiye'nin bir sömürge olmasını istiyordu. O sırada, Anadolu'da bir gerilla kuvveti tarafından ilk direniş hareketi başladı. Gerillacılar arasında daha önce Rusya'da esir olan ve Rus ihtilalini gördükten sonra Türkiye'ye dönen kimseler de vardı. Mustafa Kemal adında bir komutan bu hareketin başına geçti. Emperyalist istilacı kuvvetlere karşı bir direniş ordusu kurdu. Bu hareketin ve aynı zamanda Rusya'da olup bitenlere dair duyduklarımızın etkisi altındaydık. O sırada astsubay olarak bulunduğum bir harp gemisinde milli hareketi destekleyen bir ayaklanma tertipledik. Hareketin liderlerinden biriydim. Beni ordudan kovdular ve bu suretle denizcilik mesleğim de sona erdi."

Nâzım Hikmet, Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı konusundaki samimi, sıcak duygularını içeren konuşmasını sürdürürken sözü Anadolu insanına getiriyor. İşte, o bölüm: " Bundan sonra işgal kuvvetlerine karşı şiir yazarak, Anadolu'daki hareketi desteklemeye başladım. Çocukluğumda Anadolu'yu gezmiştim, fakat bir Paşa'nın oğlu olarak... Bu defa Anadolu'yu başka türlü gezdim: Karadeniz'den Ankara'ya kadar yayan yürüdüm. Bu yolculuk ayaklarımın Anadolu toprağıyla ilk teması değildi ama kalbimin ve kafamın halk ile ilk temasıydı. Öyle bir halk ki, okuma yazması yok, ezilmiş, hastalık dolayısıyla sinek gibi ölüyordu. Öyle bir halk ki, kadınları ancak evlendikleri gün ayakkabı giyer ve daha sonra bu ayakkabılarını kızlarına miras olarak bırakırlardı. İşte milletim, bu sıkıntılar içinde, feci şartlar altında milli egemenlik için mücadele ediyordu. "

Küba devrimi için yazdığı şiir.
Söyleşi, şairin hapis hayatı ve çok sevdiği İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalmasıyla devam ediyor... Gazetenin ön sayfasında, boydan boya dört sütun tutan söyleşide Nâzım Hikmet, Küba hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriyor: " Bu adada sizler cehalete karşı mücadele ediyor, okullar kuruyorsunuz. Bu ada, bizim adamız, benim adam... Bütün geri kalmış ülkeler için büyük bir okul; özellikle koloniler ve yarı koloniler için... Ben şahsen birkaç günden beri bu okulun sıralarında bulunuyorum. Bu sıralarda çok şey öğrendim. Kendimi daha kuvvetli ve bilgili hissediyorum. Yazık ki bu ada bir sandal gibi hareket edemez; edebilseydi bütün dünyanın limanlarına gidebilecekti ve böylece olağanüstü bir sonuç elde edilecekti. " Gazetede yalnızca söyleşi değil, Nâzım Hikmet'in Küba devrimi için yazdığı bir şiir de yayımlanmaktadır:

İnşa etmek şarkı söylemeye benzemez
Fakat rençberler sabırlı insanlardır
Bina da göklere doğru yükselir
Yukarıya, yukarıya daima daha yukarıya
Ve şimdiden birinci kata
Çiçek dolu bazı saksılar koydular
Ve kuşlar taşıyor kanatlarında
Güneşi üçüncü katın balkonuna

Sahi, biz, 1923 devriminin cehalete karşı başlattığı savaşta güneşi üst katlara taşıyabildik mi?..Ne acıdır ki, Nâzım Hikmet'in Küba'da yaptığı söyleşiyi bizlere ulaştıran gazeteci aydınlanma yolunda öldürülecek ve bedenine sıkılan kurşunlardan birinin kırdığı kalemi Çemberlitaş'taki Basın Müzesi'nde sergilenecektir...

O gazeteci sevgili Abdi İpekçi' dir...


Kaynak
daganer.blogcu.com