Cemal GÜLAS



Doğum Tarihi ve Yeri - Rize, Çamlıhemşin, Boğaziçi Köyü
Elektronik Posta Adresi - haber @ cemalgulas.com

Maceranın adamı doğanın fotoğrafçısı. Ulaşılamaz yerlerin görüntülerini taşıyarak doğayı insanlara anlatmak isteyen biri. Gittiği yerlerde Asya Ekibiyle birlikte belgeseller üretmekte.

YÖNETMENLİĞİNİ YAPTIĞI BELGESEL FİLMLER
Bulutların Ülkesi - 2000
CNN Türk Kanalında yayınlandı. Asya Ekspedisyon Ekibi tarafından hazırlandı. Türkiye coğrafyasının envanterini çıkarmak amacıyla çekildi. Belgeselin çekimleri " Batı Karadeniz Kars'tı" adı verilen Küre Dağlarında başlandı.

Yerin Kulağı
Batı Karadeniz karstı üzerindeki "Kurt girmez" ormanlarında kaşık yapmak için şimşir kesmeğe giden bir köylü kaybolur. Şimşir kayalık araziyi sevdiği için köylüler kaybolan adamın yerin kulağına kaçtığını söylemektedirler.
Cemal Gülas, köylülerle birlikte adamı ararken Batı Karadeniz karstındaki köylülerin "Kuyluç" ya da "Yerin Kulağı" dediği, Türkiye'nin en büyük dolinini bulur.

Mantarcı
Kastamonu "Küre" dağlarında, hayatlarını mantar toplayarak geçiren yaşlı bir çiftin yaşamlarından bir bölümünün sinematografik bir dille anlatılışıdır. Çiftin evine yerleştirilen kameralarla doğal kayıt yolu ile çekilen belgeselde kurgu ve rol yoktur, sadece planlar kısaltılmış ve bir sıraya sokulmuştur.

Pekmez
Kastamonu’nun dağ köylerinde kışın sofraların tadı olan pekmezin hazırlanışını anlatır. “Kıskı” denen mengenelerde suyu çıkarılan meyvelerin posası hayvan yemi olarak kurutulurken, suyu da açıkta yanan ateşlerde günlerce kaynatılıp pekmeze dönüştürülür.

Hemşin
Genel olarak Hemşin ve Vartevor geleneği anlatılmaktadır. Doğu Karadeniz bölgesinde kırktan fazla köyün genel adıdır "Hemşin". Doğu Karadeniz'in en yüksek bölgesi Kaçkar Dağını da içine alan yörede, doğa ve insan manzaraları dünyadaki en ilginç kültürlerden birini ortaya çıkarmaktadır. Kapalı Müslüman toplumların aksine anaerkil bir yapıya sahip Hemşinlilerde doğal hayatın zenginliği ile beslenen gelenekler üç bölümde anlatılır.

Doruklar ve Göller
Yüksek yaylalardaki hayatlar ve yaylalar anlatılır.

Verçenik
Doğu Karadeniz sıra dağlarının en hırçın doruğu Verçenik ve çevresi.

Tulumcu
Hemşin folklorunun vazgeçilmez enstrümanı Tulum'u yapmak için yürüyerek Erzurum'un İspir kazasına giden bir tulumcu ile Kaçkar Dağı ve çevresindeki hayatlar.

Fırtına Havzası
Bölgede yapılacak bir hidro elektrik santraliyle gündeme gelen Fırtına deresi ve çevresindeki olaylarla santral gerçeğinin perde arkası.

Virandere
Kaçkarlardaki en vahşi vadi... Bu güne kadar yalnızca Cemal Gülas'ın girdiği vadide büyük bir sel sonucu nesli tükenen alabalık derede yeniden üretilmeye çalışılır.

Asya
Anadolu ve kıtamız Asya'nın görsel bir coğrafya envanterini çıkarmak üzere kurulan Asya Ekspedisyon ekibinin öyküsü ve yapmakta olduğu işlerin özeti.

Oltu Taşı
"Siyah Kehribar" da denen Oltu taşının Erzurum'un Oltu ilçesi yakınındaki Dutlu köyünün dağlarında gün yüzüne çıkarılışının öyküsü.

Saklıkent Kanyonu
3000 metreden doğup Ak Dağların güney yamaçlarını sökerek Eşen çayına doğru akan "Kara Çay"ın Yaylapalamut köyünün altında girdiği dev yarıkta taşı toprağa dönüştürüşünün öyküsü. Dev bir kıyma makinesi gibi milyonlarca yıl sürüklediği taşlarla Eşen ovasını ve Patara kumsalını oluşturan sabırlı doğanın hikayesi.

Zamanın Tanığı - 2005



TRT’den ilgiyle izleyeceğiniz uzun soluklu bir belgesel... Her bölümde izleyicilerini farklı bir maceraya sürükleyecek olan “Zamanın Tanığı” TRT 2’de meraklılarıyla buluşuyor. “Zamanın Tanığı”, gezgin ve doğa fotoğrafçısı Cemal Gülas’ın gözünden, insana uzak, bakir alanların içinde sakladığı öyküleri yansıtıyor. Anadolu’nun bugününü ve bilinmeyen yerlerini fotoğraflarla kayıt altına alarak, görsel bir coğrafya envanteri oluşturmayı amaçlayan Cemal Gülas, çalışmalarını 1993 yılından beri sürdürüyor. Tüm bu çalışmaların bir tür kamera arkası olarak çekilen belgesel, 35’er dakikalık 16 bölümden oluşuyor. 08.03.2005 06:25 / TRT2

Kaynak - cemalgulas.com



Zamanın Tanığı - 2004 / 2005
TRT yeni yılda gezgin ve doğa fotografçısı Cemal GÜLAS'ın gözünden insana uzak, bakir alanların içinde sakladığı öyküleri yansıtıyor. 35 dakikalık 16 bölümden oluşan belgesel, bir tür kamera arkası şeklinde çekiliyor.

Doğa ve Çevre Derneği , Doğa ve Çevre Dostu Ödülü. 2006

Kaynak
TRT Resmi Web Sitesi, 05.06.2006
TRT Radyo Televizyon Dergisi Sayı 188 Ocak 2005 Sayfa 17



Nerde doğdunuz ve bu doğacılık nasıl başladı?
Rize, Çamlıhemşin'in Boğaziçi köyünde doğdum. Daha doğrusu doğduktan sonra dedemin yanına oraya bırakıldım. Ailemin çok uzun süre çocukları olmamış, tam ümidi kestiklerinde ben dünyaya gelmişim, hem de ilk torun olarak. Doğmadan önce şöyle garip bir hikaye var: Dedeme rüyasında birisi 'senin bir torunun olacak, ismini Cemal koy yoksa yaşamaz' diyor. Hatta dedem, anneme gidiyor ve 'sen benden saklıyor musun, hamile misin' diyor. Annem; yok diyorsa da o sıralar hamile kalmış. 11 ay sonra ben doğuyorum. Dedem ben doğmadan, benimle Cemal'im diye konuşuyormuş. Hatta şarkı söylermiş. Önce Ankara'da, sonra İstanbul'da esnaflık falan yaparken bir şeye canı sıkılmış, paraya pula değer vermeyip köyüne geri dönmüş. Arı yetiştirmeye başlamış. Babamlar İstanbul'da kalmışlar, beni dedeme oyuncak olarak vermişler. Doğaya tutkum o zamanlar başladı. Ben hala topa tekme atamam. Dedemin şemsiyesiyle evin üçüncü katından aşağı atlardım. İlk atladığımda şemsiye kapanmıştı, aşağıya vurmuştum bohça gibi. Sonra dedem, şemsiye kapanmasın diye misinayla sapını bağladı ve böylece ben ilk denemelerime başladım. Döne döne iniyordum, yaprak gibi aşağıya. Hayatım aşağı yukarı orda şekillendi. Daha sonra şehirde geçen zamanlarımda da o büyük oyuncak dükkanını daha doğrusu o koca lunaparkı hep özledim.

Peki, şehre ne zaman geldiniz?
Annem, babam zaten şehirde, İstanbul'daydı. 6 yaşından sonra şehirle bağım oldu ama tam olarak 10 yaşında geldim. İlkokulu bitirmiştim ve ortaokulu okumak için İstanbul'a geldim.

Bu işi bir yandan spora bir yandan da yaşam tarzına dönüştürmeniz nasıl oldu.?
Çok ufak yaşta araziye tek başıma gitmeye başladım. Kaçkarlar gibi bir parkta dünyaya gelmişsen bir takım yetileri zaten arazide kendi kendine kazanıyorsun.

Kendimle özleştirdiğim bir söz var: 'Balık ıslak olduğunu bilmez'. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki insanlar bana sorarlardı; dağcı mısın diye, ben de dağcı ne demek derdim.

O zamanlar doğanın içinde olmak bu kadar popüler de değildi. İnsanlar ezilmişliklerinin, bu şehrin silik yok olmuşluklarının içinde yavaş yavaş doğayı fark etmeye başladıkları zaman, bir doğa modası başladı. Bu da titrdi. İnsanlar için doktor olmak, avukat olmak yetmiyordu, bir de doğayla savaşmak gibi bir terim kullanıyorlardı. Doğayla mücadele etti, günlerce şunu yaptı, bunu yaptı...

O zamanlar anlayamayarak bakıyordum, bu insanlar neyin mücadelesinden bahsediyorlar, kime karşı savaşıyorlar diye. Niye dağcı, treekingci gibi sıfatlarla kendilerine bir yakıştırma bulmaya çalışıyorlar diye düşünüyordum. Ben hiçbir zaman skor için çabalamadım. Umurumda da değildi. Ama çok iddialı bir yanım da var. Bütün bu doğal yapı içinde, dünyada ve Türkiye'de skora gittiğini söyleyen her insana da onun aksini kanıtlarım. Doğada sana, senin yaşadığın skoru bin kez yalatacak insan vardır. Hillary Everest'e ilk çıkan adam olarak bilinir ama Telzing ona nal toplatır, onu omzundan çeke çeke oraya götürmüştür. Birisi orda yaşamayı hayat tarzı olarak benimsemiştir, birisi ise oraya ulaşmayı bir skora ulaşmak için konulmuş hedef olarak algılamaktadır. Bu iki insan arasında mutlak farklar var. Kendimi bir Telzing'le özdeşleştirmek istemiyorum, ondan kendime pay almak istemiyorum ama doğayla yaşamayı kendime yaşam tarzı olarak benimsemiş biriyim. Onun için de, ne zaman başladın, bu sporu niye yapıyorsun gibi sorulara kesin cevaplarım yok.

Hangi doğa sporlarını yapıyorsunuz?
Hepsini yapıyorum. Parapent yapıyorum, dalıyorum, mağaraya iniyorum, kayaya çıkıyorum, kayak yapıyorum, doğada önüme çıkan her şeyi yapıyorum.

Fotoğraf da çekiyorsunuz…
Fotoğraf benim için hatıra defterimin bir sayfası gibi. Orda var olmayı nasıl anlatabilirsiniz ki. Kastamonu'daki kullücü size ne kadar anlatırsam anlatayım bu resimdeki derinlik duygusunu size veremezdim. Bir karede, bir insanın o boyut içindeki yokoluşunu gördüğün zaman o fotoğraftan o hissi alıyorsun. Vay beee diyorsun.

Fotoğraf benim insanlara kelimelerle izah edemeyeceğim, bana normal, onlara ürpertici gelen, 'Wow' dedirten görüntüler. 'Wow' kelimesini dedirttiği için bir fotoğraf makinesiyle ilişki kurmuş durumdayım. Yoksa fotoğraf da çok umurumda olmadı ilk zamanlar. Sonra sonra, fotoğrafın keyfini aldığım da doğru. Hala bir araziye gittiğimde makineyi araziden bıkmaya başladıktan sonra hatırlıyorum. Oyundan sıkılmaya başlayınca, bu oyunu defterime yazayım diye fotoğraf çekmeye başlıyorum. Şimdi yeni oyunum ise kamera. Fotoğrafı bir kenara bırakmıyorum ama bu yeni oyunumla da oynamak istiyorum. Çünkü canlı görüntü, fotoğraftan daha güzel değil belki ama daha farklı diyebilirim. Ben Türkiye'de doğa fotoğrafçılığıyla ilgili görsel bir set oluşturana kadar Türkiye'de bir sürü insan doğa fotoğrafçısıyım derdi. Birden bire o silsile gitti. Kimse artık doğa fotoğrafçısıyım diyemiyor. Bende fotoğrafçı değilim ama o kriteri ben koydum.

Bu işten para kazanmaya nasıl başladınız. Fotoğrafla mı …?
Ben hayatımda hiç profesyonel olarak çalışmadım. 6 yıllık Atlas'ı da dahil ediyorum buna. Atlas'tan önce Hollanda'da bir vakfın Türkiye turlarının organizasyonunda çalışıyordum. 79'dan Körfez Savaşı'na kadar bu işte çalıştım. Türkiye'ye çeşitli ülkelerden turlar geliyordu. Ben onları -genelde arazide- gezdiriyordum. Daha sonra Hollanda'da bir süre ikamet ettim. O zamanlar Türkiye'den her yere şimdiki gibi uçak bulmak mümkün değildi. Ayrıca bu tür ulaşımlar ve geziler çok da pahalıydı. Fakat Hollanda'da böyle bir imkan vardı. Rotherdam'da çok büyük bir kütüphane vardı. Hergün oraya birkaç saat gidip belgesel izliyordum, kitaplar okuyordum. BBC, Dicovery Channel'ı sürekli izliyordum. Dünyada ne kadar belgesel varsa izliyordum. Bir baktım 3 ay geçti. Bundan sonra ben buraları neden gezmiyorum duygusuna kapıldım. Norveç , Finlandiya, Güney Afrika, Tunus, Cezayir … Her yeri gezmeye başladım. Türkiye'nin aksine çok ucuz paralara turlar vardı. Fransa'ya bisiklet turu düzenliyorlar, onlara katılıyorum, parapent kurslarına gidiyorum… Bir çok fırsatlar yakalama şansım oldu. 83 senesinin kışında Kaçkarlar'a kayağa gelmiştim. Babam beni Hürriyet'ten aradıklarını söyledi. Gittim Weekend diye bir dergi çıkaracaklardı. 'Sen çok geziyorsun, bu işin içinde olmanı isteriz' dediler. Ben de Türkiye'de o tür dergilerden çok olduğunu, bir çoğrafya dergisi çıkarmanın daha anlamlı olacağını söyledim. Türkiye birçok kültürün beşiği ve bu konuda çok malzemesi olan bir ülke. Onlar da bu fikre bir fırsat tanıdılar. Hollanda'dan Air France'la dönmüştüm. O hava yolunun Atlas diye bir dergisi vardı. Kapağında da rafting fotoğrafı vardı. Ordan esinlenerek bu derginin adını Atlas koymayı düşündük. Dergi Hürriyet Grubu içinde çıkmaya başladı. Ben Hollanda'ya bir daha dönemedim. Bu işin içine daldım çünkü .

Atlas'ta neler yaptınız?
Bana göre çok şey yaptım. Türkiye'de bu konuda bir konsept oluşmasına sebep olduğumu düşünüyorum. Atlas'tan ayrıldım çünkü; artık farklı yönlere doğru gitmeye başlamıştık. Ve onların gittiği çizgi beni çok da cezp etmemeye başlamıştı.

Kutuplara gittiğinizi biliyoruz. Bu Atlas'ın bünyesinde gerçekleşen bir proje miydi?
Bu aslında benim kendi projemdi. Atlas bu projeyle ilgili sponsor aramaya başladı. Aslında çok da büyük bir proje değildi ama ilk olması açısından benim için önemliydi. Vestel'in sponsorluğunda gerçekleşti. Skora yönelik bir proje olmasından dolayı medya bunu çok kullandı. İki kişiydik ve 'Kutba giden ilk Türkler' olması açısından ilgi çekti.

Sponsor amacına ulaştı mı ?
Hem de fazlasıyla amacına ulaştığını düşünüyorum. Her gün bir televizyon kanalı, bir röportaj… Koşturmaktan yorulmuştum. Medya bu olaya aşırı ilgi gösterdi. Bu aşırı ilgi benim için biraz üzücüydü çünkü medyanın üzerinde durduğu şeyler değerli bilgiler değil, daha medyatik skora yönelik olaylardı. Benim için Bulutların Ülkesi kitabım Kutup gezisinden çok daha önemli bir olaydı.

Biraz kitabınızdan bahsedelim isterseniz. Genelde Atlas zamanında çektiğiniz fotoğraflardan mı oluşturulmuş bir kitap 'Bulutların Ülkesi'?
Hayır. Daha önceden, tek başıma, ya da tur gezdirdiğim zamanlardan beri çektiğim fotoğrafları bir kitap haline getirdim. Tabi buna Atlas'ta yaptığım gezi ve fotoğraflar da dahildi. Bu kitabı oluşturmamın sebebi Türkiye ile ilgili böyle bir kitabın bulunmaması. Sadece Ara Güler'in İstanbul görüntülerinden oluşan kitapları mevcut. Sami Güner'in de nitekim öyle. Bunlar da gerekli ama Türkiye sadece bunlardan ibaret değil. Ben Türkiye'yi karış karış gezen biri olarak bunu çok iyi biliyorum. Bu sebeple bu kitabı oluşturdum. Ama elbette ki benim kitabım da Türkiye'yi tanıtmakta yeterli değil, bunun gibi on kitap daha olsa ancak ifade edilebilinir. Türkiye'de futbola bu kadar para harcanıyor fakat Kültür Bakanlığı'nın bütçesi kendine yetmez. Özel sektör ise skoral projelere ilgi duyuyor. Artık Türkiye kültüre, sanata destek vermek zorunda…

Bu arada birçok da serginiz oldu…
6 tane sergim oldu. Alarko'nun desteğinde gerçekleştirdim bu sergilerin çoğunu. 88'den 96'ya kadar birçok sergide de yer aldım.

Bundan sora yapmak istedikleriniz neler?
Ben çocukken Kaptan Cousto'yu seyrederdim ve onun kurduğu ekibi, yaptığı seferleri karada yapmayı düşlerdim. İki tane arazi kamyonu, bir helikopter, hower craft, belki paramotor, kar motosikleti… Tam donanımlı bir ekiple bütün dünyayı kendime bir oyun alanı haline getirmeyi düşlerdim. Atlas'a 6 yılımı vermem, bu düşümü gerçekletilebileceğimi düşündüğüm içindi.
Şimdi bu düşlerimi Asya Ekspedisyonu'nda gerçekleştirmeyi düşünüyorum. Asya Ekspedisyonu; İstanbul Boğazı'nda başlayıp Bering Boğazı'na uzanan uzun bir yolculuğu kapsıyor. Rotamız üzerinde 13 tane ülke var. Bir buçuk sene sürecek olan bu yolculuk kısaca Anadolu, Sibirya, Yakutya , Anadyr 'ı kapsayacak.

Bu projede zamana tanıklık etmeyi amaçlıyorsunuz, peki bunun için ne gibi dökümanlar hazırlayacaksınız?
Fotoğrafla, video filmle, hatta çizgi roman ile bütün anları kaydedeceğiz. Bu envanterler üniversiteden hocalarımız tarafından redakte edilip, ham mamülden ürün haline getirilecek, birer eser olarak tarihte yerlerini alacaklar.

Ekip kaç kişi düşünülüyor?
Arazi ekibi 4-5 kişi arasında fakat bir de destek ekibi var ki bu da hiç küçümsenmeyecek bir sayıda. PR uzmanları, işin koordinatörleri, herhalde 30 kişiyi bulur. Sürekli giden ekip 4 kişi. O ekibi burada 24 saat izleyecek bir ekip INDX( ñp (¨èÇ_Ç"p^$ÊŠOÇ”‹"9hǶF«ómÈÒú¥ÙOÈ~ heykel_04.html#p\~òÌŠOÇîí$9hǶF«ómÈÒú¥ÙOȸ¸ heykel_04.jpg$p^2·ÑŠOÇîí$9hǶF«ómÈÒú¥ÙOȰ¬ heykel_04k.jpg%p^æ{ÖŠOÇîí$9hÇ©­ómÈÒú¥ÙOÈ~ heykel_05.html&p\ @ ŞØŠOÇîí$9hÇ©­ómÈÒú¥ÙOȸ¸ heykel_05.jpg'p^ô¢İŠOÇHP'9hÇ©­ómÈÒú¥ÙOȰ¬ heykel_05k.jpg(p^¨gâŠOÇHP'9hÇ©­ómÈÒú¥ÙOÈ~ heykel_06.html)p\ÊäŠOÇHP'9hÇj °ómÈÒú¥ÙOȸ¸ heykel_06.jpg*p^ñëŠOÇ¢²)9hÇj °ómÈ,]¨ÙOȰ¬ heykel_06k.jpg+p^ĵğŠOÇ¢²)9hÇj °ómÈ,]¨ÙOÈ~ heykel_07.html,p\xzõŠOÇü,9hÇj °ómÈ,]¨ÙOȸ¸ heykel_07.jpg-p^,?úŠOÇü,9hÇÄm²ómÈ,]¨ÙOȰ¬ heykel_07k.jpg.p^àÿŠOÇü,9hÇÄm²ómÈ,]¨ÙOÈ~ heykel_08.html/p\”È‹OǰÙ09hÇÄm²ómÈ,]¨ÙOÈÀ¹ heykel_08.jpg0p^H‹OǰÙ09hÇÄm²ómÈ,]¨ÙOȰ¬ heykel_08k.jpg1p^üQ ‹OǰÙ09hÇÄm²ómÈ,]¨ÙOÈ~ heykel_09.html2p\°‹OÇd59hÇĞ´ómÈ,]¨ÙOÈÀ¹ heykel_09.jpg¾=‹OǾ89hÇÌxi¸?Ç¢Ôcä¦Ç°¬ heykel_09k.jpg4p^ ‹OǾ89hÇÌxi¸?Ç…#cä¦Ç~ heykel_10.html5p\Ìd ‹OÇc:9hÇÌxi¸?Ç4Ó1cä¦ÇÀ¹ heykel_10.jpg6p^€)%‹OÇc:9hÇÌxi¸?ÇP! @ cä¦Ç°¬ heykel_10k.jpg7p^Ú‹'‹OÇrÅ<9hÇÌxi¸?ÇloNcä¦Ç~ heykel_11.html8p\P,‹OrÅ<9hÇÌxi¸?Lj½\cä¦ÇÀ¹ heykel_11.jpg9p^B1‹OÇÌ'?9hÇÌxi¸?Çşmmcä¦Ç°¬ heykel_11k.jpg:p^öÙ5‹OÇ&ŠA9hÇÌxi¸?Ǽ{cä¦Ç~ heykel_12.html;p\P<8‹OÇ€ìC9hÇÌxi¸?ÇlŒcä¦ÇÀ¹ heykel_12.jpg<p^=‹OÇ€ìC9hÇÌxi¸?Ǭºšcä¦Ç°¬ heykel12k.jpgpZ„j¤ŠOÇÛ9hÇrg¸?Ç p‰aä¦Ç~ HEYKEL~1.HTMpZ8/©ŠOÇx=9hÇrg¸?Ç!šaä¦ÇÀ¹ HEYKEL~1.JPGpZFV°ŠOÇ,9