Tarihin Hızlandırıldığı Ada



Yapım Tarihi - Nisan 2008, Kıbrıs
Süresi - 00:30:00
Formatı - Belgesel

Yönetmen - Can SARVAN
Yapımcı - Can SARVAN
Prodüksiyon - Can SARVAN
Senaryo - Gürkan ULUÇHAN, Can SARVAN
Müzik - İlker Kaptanoğlu
Görüntü Yönetmeni - Hakan Çakmak
Işıkçı - Hüseyin Kamalı
Kurgu - Hakan Çakmak
2D Animasyonlar - Johan Duchateau
Türkçe Üst-ses: Ogün Erciyas
Oyuncular - Ahmet Ustaoğlu, Sinan Sarvan, Şefik Zağlul





Ulus Baker, "Kıbrıs Üzerine" (Video Söyleşi)

11 Temmuz Cuma
Ulus Baker'le Kıbrıs'ın siyasi tarihi üzerine 19 Ağustos 2003 tarihinde Aras Özgün tarafından yapılmış bir video söyleşisi.

Can Sarvan, "Tarihin Hızlandırıldığı Ada" (Belgesel Film)

Fransız kültür teorisyeni Paul Virilio, çağımızın 'hızlandırılmış hakikatler' çağı olduğundan bahseder. 'Hakikatın hızlandırılması', tarihin hızlandırılması ile doğrudan bağlantılıdır. Dünya tarihi, eski Sovyetler Birliği'ne karşı kapitalist ülkelerin topyekûn savaşa davet edildiği, Soğuk Savaş'ın başladığı yıl, 1947'den bu yana hızlandırılmıştır.

Parçacık fiziği alanında yapılan çarpıcı keşifler, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi Yeni Dünya Düzeni'nde de siyasal mühendisliğin biçimlenmesine ve tarihin hızlandırılmasına esin kaynağı olmuş gibidir.

Soğuk Savaş, Kıbrıs Adası'na hızla etnik çatışmalar, bir cumhuriyet, bir darbe, bir çıkartma ve bir de bölünme hediye eder. Eski Sovyetler Birliği'nin dağıldığı 1991 yılı itibarı ile Soğuk Savaş biter. Yeni bir dünya kurulacak ve bu yeni dünyanın yepyeni bir düzeni olacaktır. Kıbrıs da bu yeni düzene hızla girecektir.

Yeni Dünya Düzeni'nde, Soğuk Savaş dönemi askeri darbe yapma stratejisi bırakılmış ve yerel sivil toplum örgütlerine verilen desteklerle 'renkli ve çiçekli devrimler' yaratmak, tarihi hızlandırmanın yeni bir aracına dönüştürülmüştür.

Belgesel, Kıbrıs Sorunu'na dair fikirlerine ve Kıbrıs'taki köklerine dayanarak Ulus Baker'in anısına ithaf edilmiştir.

korotonomedya.net




Can Sarvan'ın "Tarihin Hızlandırıldığı Ada" ve "Denizbozan" filmlerinin galası 30 Haziran'da

"Tarihin Hızlandırıldığı Ada" belgeseli; iki toplumun yakın tarihinin hızlandırılmasını ve manipüle edilişini, birçok arşiv görüntüsü ve tarihsel belge eşliğinde dramatik çekimler yaparak aktarıyor. Nisan sonu tamamlanan filmde, "Soğuk Savaş"tan, günümüz "Yeni Dünya Düzeni"ne kadar biçimlenişini sürdürmekte olan siyasal mühendisliğin, Kıbrıs bağlamında tarihe etkileri anlatılıyor. Mart ayında çekimi ve kurgusu tamamlanan diğer film "Denizbozan"da ise, kanaatlerin oluşturulmasında öne çıkarılan bazı sembollerin nasıl keyfi olarak kullanıldığı, çevre sorunu ile ilişkilendirilerek, ironik bir dille anlatılıyor. "Denizbozan"da ana karakteri canlandıran oyuncu Nurcan Yanık, Türkiye'de başarılı bir oyuncu.

İki film de geçen sene yitirdiğimiz Kıbrıslı düşün insanı, Ulus Baker'in anısına ithaf edildi.
Filmlerin gösterimi tüm halka açık ve ücretsiz olacak.

Can Sarvan'ın açıklaması
Film yönetmeni ve yapımcısı Can Sarvan, basına yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"Tarih, sınıfsal mücadelelerle birlikte, önceden kestirilemez akışlarla hareket eder. Küreselleşmiş imparatorluğun yayılma ve denetim araçlarından biri olan siyasal mühendislik; toplumların ve toplumlararası ilişkilerin gidişatını; belirlenebilir, yönlendirebilir ve yönetilebilir bir evreye soktu.

Bunun bir uzantısı olarak, Türkiye'deki 1. ve 2. Cumhuriyetçi blok arasında ortaya çıkan mücadelenin yansımaları, Kıbrıs'ta, Kıbrıs Sorunu ekseninde yerini bulmaya başladı. Öte yandan, belirleyici konumdaki küresel aktörlerin, Kıbrıs Sorunu'na atfen 2000'lerin başından bu yana ortaya koydukları perspektifteki yalpalanmalar, ihmal edilmesi söz konusu olmayacak kadar geniş bir ölçekte, görünür hale geldi."

Can Sarvan; çektikleri filmlerin sponsoru olmadığını, herhangi bir kurum ve kuruluştan finansal destek alınmadığını da açıkladı. Sarvan, ülkemizde sinemanın geleceğine ilişkin olarak da şu açıklamaları yaptı:

"Bağımsız sinemanın ülkemizde serpilebilmesi, bağımsız sinema kurumlarının kendi çabaları ve toplumsal destek ile kurulması ile mümkündür. Umuyorum ki önümüzdeki zaman diliminde, bağımsız sanat kurumlarının açılması yönünde çabalar ortaya konur."


Kıbrıs Gazetesi




Can Sarvan’ın Filmlerinin Galası 30 Haziran’da

Yönetmen ve yapımcı Can Sarvan´ın "Tarihin Hızlandırıldığı Ada" ve "Denizbozan" filmlerinin galası 30 Haziran´da yapılıyor.

Can Sarvan tarafından Kıbrıs´ta çekilen "Tarihin Hızlandırıldığı Ada" belgeseli ile "Denizbozan" adlı 10 dakikalık kısa film, "2 Film Birden" spotuyla, 30 Haziran Pazartesi günü, Arabahmet Kültür Merkezi´nde ilk kez gösterime sunulacak.

Sarvan´dan alınan bilgilere göre, "Tarihin Hızlandırıldığı Ada" belgeseli; "iki toplumun yakın tarihinin hızlandırılmasını ve manipüle edilişini", birçok arşiv görüntüsü ve tarihsel belge eşliğinde dramatik çekimler yaparak aktarıyor.

Nisan sonu tamamlanan filmde, "Soğuk Savaş´tan, günümüz Yeni Dünya Düzeni´ne kadar biçimlenişini sürdürmekte olan siyasal mühendisliğin, Kıbrıs bağlamında tarihe etkileri" anlatılıyor.

Mart ayında çekimi ve kurgusu tamamlanan diğer film "Denizbozan"da ise, "kanaatlerin oluşturulmasında öne çıkarılan bazı sembollerin nasıl keyfi olarak kullanıldığı, çevre sorunu ile ilişkilendirilerek", ironik bir dille anlatılıyor.

İki film de, geçen sene yitirilen Kıbrıslı düşün insanı, Ulus Baker´in anısına ithaf edildi. Filmlerin gösterimi tüm hala açık ve ücretsiz olacak.

--Can Sarvan´ın Açıklaması--

Film yönetmeni ve yapımcısı Can Sarvan, basına yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

"Tarih, sınıfsal mücadelelerle birlikte, önceden kestirilemez akışlarla hareket eder. Küreselleşmiş imparatorluğun yayılma ve denetim araçlarından biri olan siyasal mühendislik; toplumların ve toplumlararası ilişkilerin gidişatını; belirlenebilir, yönlendirebilir ve yönetilebilir bir evreye soktu.

Bunun bir uzantısı olarak, Türkiye´deki 1. ve 2. Cumhuriyetçi blok arasında ortaya çıkan mücadelenin yansımaları, Kıbrıs´ta, Kıbrıs Sorunu ekseninde yerini bulmaya başladı.Öte yandan, belirleyici konumdaki küresel aktörlerin, Kıbrıs Sorunu´na atfen 2000´lerin başından bu yana ortaya koydukları perspektifteki yalpalanmalar, ihmal edilmesi söz konusu olmayacak kadar geniş bir ölçekte, görünür hale geldi."

Can Sarvan; çektikleri filmlerin sponsoru olmadığını, herhangi bir kurum ve kuruluştan finansal destek alınmadığını da açıkladı. Sarvan ülkede sinemanın geleceğine ilişkin olarak da şunu kaydetti:

"Bağımsız sinemanın ülkemizde serpilebilmesi, bağımsız sinema kurumlarının kendi çabaları ve toplumsal destek ile kurulması ile mümkündür. Umuyorum ki önümüzdeki zaman diliminde, bağımsız sanat kurumlarının açılması yönünde çabalar ortaya konur."


vatangazetesi.com, 23.06.2008





Can Sarvan'dan 2 film birden

Yönetmen ve yapımcı Can Sarvan’ın “Tarihin Hızlandırıldığı Ada” ve “Denizbozan” filmlerinin galası 30 Haziran’da yapılıyor.

Can Sarvan tarafından Kıbrıs’ta çekilen “Tarihin Hızlandırıldığı Ada” belgeseli ile “Denizbozan” adlı 10 dakikalık kısa film, “2 Film Birden” spotuyla, 30 Haziran Pazartesi günü, Arabahmet Kültür Merkezi’nde ilk kez gösterime sunulacak.

Sarvan’dan alınan bilgilere göre, “Tarihin Hızlandırıldığı Ada” belgeseli; “iki toplumun yakın tarihinin hızlandırılmasını ve manipüle edilişini”, birçok arşiv görüntüsü ve tarihsel belge eşliğinde dramatik çekimler yaparak aktarıyor.

Nisan sonu tamamlanan filmde, “Soğuk Savaş’tan, günümüz Yeni Dünya Düzeni’ne kadar biçimlenişini sürdürmekte olan siyasal mühendisliğin, Kıbrıs bağlamında tarihe etkileri” anlatılıyor.

Mart ayında çekimi ve kurgusu tamamlanan diğer film “Denizbozan”da ise, “kanaatlerin oluşturulmasında öne çıkarılan bazı sembollerin nasıl keyfi olarak kullanıldığı, çevre sorunu ile ilişkilendirilerek”, ironik bir dille anlatılıyor.

İki film de, geçen sene yitirilen Kıbrıslı düşün insanı, Ulus Baker’in anısına ithaf edildi. Filmlerin gösterimi tüm hala açık ve ücretsiz olacak.


Can Sarvan’ın açıklaması

Film yönetmeni ve yapımcısı Can Sarvan, basına yaptığı açıklamada, şunları söyledi: “Tarih, sınıfsal mücadelelerle birlikte, önceden kestirilemez akışlarla hareket eder. Küreselleşmiş imparatorluğun yayılma ve denetim araçlarından biri olan siyasal mühendislik; toplumların ve toplumlararası ilişkilerin gidişatını; belirlenebilir, yönlendirebilir ve yönetilebilir bir evreye soktu.

Bunun bir uzantısı olarak, Türkiye’deki 1. ve 2. Cumhuriyetçi blok arasında ortaya çıkan mücadelenin yansımaları, Kıbrıs’ta, Kıbrıs Sorunu ekseninde yerini bulmaya başladı. Öte yandan, belirleyici konumdaki küresel aktörlerin, Kıbrıs Sorunu’na atfen 2000’lerin başından bu yana ortaya koydukları perspektifteki yalpalanmalar, ihmal edilmesi söz konusu olmayacak kadar geniş bir ölçekte, görünür hale geldi.”

Can Sarvan; çektikleri filmlerin sponsoru olmadığını, herhangi bir kurum ve kuruluştan finansal destek alınmadığını da açıkladı. Sarvan ülkede sinemanın geleceğine ilişkin olarak da şunu kaydetti: “Bağımsız sinemanın ülkemizde serpilebilmesi, bağımsız sinema kurumlarının kendi çabaları ve toplumsal destek ile kurulması ile mümkündür. Umuyorum ki önümüzdeki zaman diliminde, bağımsız sanat kurumlarının açılması yönünde çabalar ortaya konur.”

yeniduzengazetesi.com, 22/06/2008





İki film birden

Can Sarvan’la iki film çektik.
‘Tarihin Hızlandırıldığı Ada’ ve ‘Denizbozan’.

Her ikisi de Türkçe ve İngilizce dillerinde eş zamanlı olarak çekilen ve kurgulanan filmlerin birincisi 30 dakikalık bir Kıbrıs belgeseli, diğeri 10 dakikalık bir kısa film.

Hem görüntü yönetmenliğini hem de kurgusunu yaptığım her iki filmde de birlikte çalışma olanağı bulduğum Can Sarvan’ın, kısıtlı olanakların sinema yapmanın koşullarını bir o kadar daha kısıtladığı bu ülkede sinema yapmak adına verdiği uğraşların birinci dereceden tanığıyım.

Kısıtlı olanaklar derken salt sinema için gerekli teknik altyapıdan öte, insan faktörü ve ürününüzü ortaya koyduktan sonra çoğaltılması ve kitlelere ulaştırılması için ortaya konması gereken ve tek başına bireyin değil, onun yanında birçok kişinin ve faktörel ortamın yeterlliğini ya da yetersizliğini de vurgulamak gerekir.

Can Sarvan’la, Güney Kıbrıs’tan teknik bir ekip ve iki toplumdan oyuncularla birlikte kotardıkları ve geçen yılın Mart ayında AKM’de gösterimi gerçekleştirilen Nar Yarası adlı ilk kısa film projesinin ardından tanışmıştık.

Entelektüel birikimini sinema yapmak uğraşısı çerçevesinde değerlendirmek isteyen Can, görüntüde hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemeyen, biz adalıların istisnalar hariç çok da üzerinde durmaya alışkın olmadığı planlı ve disipline bir şekilde çalışmaya odaklanmış genç bir sinemacı.

Nar Yarası’nda da ortak senaryo yazarı olan ve ‘Cin Seli’ adlı şiir ile ‘Ahna’ adlı romanı yayımlanmış olan Gürkan Uluçhan’la senaryosunu birlikte yazdıkları son iki film, önümüzdeki Pazartesi akşamı 20.30’da Lefkoşa Türk Belediyesi’nin Arabahmet Kültür Merkezi’nde gösteriliyor.

Bu gösterimden önce Avrupa’da ve Türkiye’de pekçok festivale gönderilen filmler, geçen yıl yitirdiğimiz akademisyen Ulus Baker’e ithaf edildi. Onun, genelde toplum ve kültür, özelde sinema ve görüntünün etkisi üzerine çözümlemelerini referans alan Sarvan, özellikle ‘Denizbozan’ adlı kısa filminde, söze gerek duymadan tamamen görüntülerin izleyiciye anlatabilecekleri yanında simgesel-göstergesel olan unsurları öne çıkararak izleyiciyi aktif bir biçimde kod çözümlemesi sürecine sokuyor. Sosyal birer varlık olurken, topluluk bilinci içinde inandırıldığımız değerlerin hassas dengelerini sorgulayan ve çevreye ilişkin göndermeleri de olan kısa film Denizbozan’da ana karakteri, Türkiye’den tiyatro oyuncusu Nurcan Yanık canlandırıyor.

Tarihin Hızlandırıldığı Ada adlı Kıbrıs belgeseli için yazılan senaryonun tamamlandığı günlerde, bu temanın bir alt ürünü gibi ortaya çıkan ama oluştuğu süreçte kendi bağımsız tavrını dayatan kısa film ‘Denizbozan’ın özgün müziklerini İlker Kaptanoğlu, ışık teknisyenliğini de Hüseyin Kamalı yaptı.

Pazartesi akşamı Arabahmet Kültür Merkezi’ndeki gösterimin ilk bölümünde sunulacak olan ‘Tarihin Hızlandırıldığı Ada’ adlı belgesel film, bugüne değin Kıbrıs üzerine yazılmış ya da yapılmış bildik belgesel formatından farklı olarak, senaryo yazarlarının kendi ortak tezlerini, tarihin içinden seçilmiş yazılı belgeler, ses ve görüntü kayıtlarının da tanıklığında sunmaları üzerine kurgulandı.

Kıbrıslılar’ın kendi inisiyatifleri dışında, kendileri için yazılmış senaryonun sınırları içinde hızlandırılmış tarihlerinin oyuncuları olduğu yargısından yola çıkarak, adadaki her iki toplumun acılarını sahiplenen ve önyargılardan arınmış bir yaklaşımla tamamen objektif bir bakış açısı sunan belgesel, Fransız kültür teorisyeni Paul Virillio’dan referans alarak, çağımızın “hızlandırılmış hakikatler çağı” olduğuna vurgu yaparak başlıyor. Senaryosunda dramatize edilmiş sahnelerin de yer aldığı ve Kıbrıs’ın 50 yıllık yakın tarihinden bilgiler ve belgelerle hazırlanan ‘Tarihin Hızlandırıldığı Ada’, soğuk savaş yıllarından 2000’li yıllara kadar uzanan siyasal mühendisliğin, toplumların geleceğinin bu mühendislik çabası bağlamında biçimlendirildiğinin sorgulamasını üzerinde yaşadığımız Kıbrıs adası bağlamında tartışıyor.

Küresel aktörlerin, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak ortaya koydukları perspektifteki yalpalanmalara da dikkat çeken belgeselin ve ilk olarak haziran ayı başında İstanbul Çevre Filmleri Festivali’nde gösterilen Denizbozan adlı kısa filmin yönetmeni ve yapımcısı Can Sarvan, her iki filmi de kendi mali olanaklarıyla tamamladı.

Herhangi bir sponsor ya da finansal katkı olmadan hazırlanan bu filmler bağlamında bağımsız sinema yapmanın önemine dikkat çeken Can Sarvan’a göre; bağımsız sinemanın ülkemizde serpilebilmesi, Türkiye’de 1965-1980 arasında sinema sektörüne yaptığı katkılarla hatırlanan Sinematek örneğinde olduğu gibi, bağımsız sinema kurumlarının toplumsal desteğiyle mümkündür.

Sinemada hakikatle uğraşan özgürlükçü seslerin kendilerini hakkıyla ifade edebilmesi bağımsız sinemanın gelişimiyle olanaklıdır.


yeniduzengazetesi.com





Can Sarvan’la iki yeni filmi üzerine bir konuşma

Sanat ekimizin 28 Haziran 2008 tarihli Bellek Gezgini’nde aktardığımız ve Can Sarvan’la, görüntü yönetmeni ve kurgu kısmı dahil olmak üzere senaryo aşaması dışında her anını birlikte kotardığımız iki yeni filmi; Tarihin Hızlandırıldığı Ada adlı Kıbrıs belgeseli ve kısa filmi Denizbozan üzerine, bu haftaki sayfamız için kısa bir konuşma yaptık.
Bu hafta sonunda, yakın arkadaşları tarafından, geçen yıl yitirdiğimiz Kıbrıslı Türk akademisyen Ulus Baker anısına düzenlenen konferans ve tartışma programı kapsamında (11-14 Temmuz) Ankara’da da gösterilecek olan her iki film, Baker’in anısına ithaf edildi. Özellikle Denizbozan adlı kısa filmin bakış açısı ve izleyiciye sundukları açısından Ulus Baker’in fikirleriyle kesişme noktaları arayan Can Sarvan filmleriyle ilgili kısa sorularımızı şöyle yanıtladı:

Sevgili Can, son 2 filminin ilk gösterimine katılım beklediğin gibi mi yoksa beklentilerinin üzerinde mi oldu?
Açıkçası, beklemediğim kadar iyi bir katılım oldu. İlk gösterimi, Haziran sonu yapmak; oldukça riskli bir karardı. Aynı günün akşamı için, sendikaların toplu eylem kararı almış olması, Adli Yıl Kapanış Kokteyli’nin 30 Haziran’a denk gelmesi, düğünler, üniversite mezuniyet törenleri ve tabii ki mevsimin sıcaklığı dikkate alınırsa, Arabahmet Kültür Evi’in dolmasını beklemiyordum doğrusu. Demek ki ilk gösterimi Nisan’da ya da Mayıs’ta yapabilseydik ve daha büyük bir salonda gösterim yapma şansımız olabilseydi, çok daha yüksek bir katılım olacaktı. İzleyicilerden gelen tepkilerin bu kadar olumlu olmasını da beklemiyordum. Halkımız beni biraz şaşırttı ne yalan söyleyeyim. Kıbrıslıların böyle akıl almaz bir yanı var. Ne yapacaklarını her zaman önceden kestiremiyorsunuz.

‘Tarihin Hızlandırıldığı Ada’ belgeselinin kullandığı dile dair, eleştiri alabileceğini düşünüyordun; ama galiba o yönde çok da bir eleştiri gelmiş değil gibi.
Bu konu önemli gerçekten. Seninle gösterim öncesi yaptığımız sohbetlerde, bunu sıkılıkla dile getirdiğimi anımsıyorum tabii ki. Sürekli üzerinde konuşulan ve çok doğruymuş gibi bir kanı uyandıran barış terminolojisi nedeniyle, ‘1963’te birçok Kıbrıslı Türk öldürüldü’ ve ‘1974’te pek çok Kıbrıslı Rum öldürüldü’ diyor olmamızın bazı eleştiriler alacağını öngörmüştüm. Bu yönde hiç eleştiri almadık, şimdilik. Postmodernizmin, dolayısıyla neo-liberalizmin pompaladığı bir ‘barış dili kullanalım’ söylemi var ki bu söylem hakikatlerin üzerini örtmekten başka hiçbir işe yaramıyor. Bu dilin kullanılmasını savunanlar, belki de farkında olmadan, kulağa hoş gelen barış yanlılığına, çevreciliğe ve anti-militarizme Sol adına sahip çıktıklarını zannediyorlar. Ne var ki tüm bunlar, neo-liberalizmin ve onun felsefi uzantısı postmodernizmin anti-kapitalist dinamikleri sönümlendirerek, sistem içine çekme çabasının en belirgin, düşünsel yan-ürünüdür. Ne AB’deki ne ABD’deki ‘barış’ örgütleri, neo-liberalliğin ötesine geçen bir sola açık değildir. Ve AB normları dediğimiz ilkeler, bütünsel olarak postmodern, içinde anti-kapitalist hiçbir öğe barındırmayan prensiplerdir. Neo-liberalizmi sorgulamadan, bu kadar kolay kabullenebilmek, varsa bir ‘sol’ bu ülkede, onun adına kaygı vericidir. 'Daha vahimi, neo-liberalizm barışa, çevreciliğe, anti-militarizme, milliyetçilik ve ırkçılık karşıtlığına sahip çıkarmış gibi kendini göstererek, sisteme, bağımsız varlıklarını koruyarak karşı koyması gereken kişi, kuruluş ve örgütleri; fonları, hibeleri ve düzenlediği uluslararası toplantıları aracılığıyla kendine çekebilmekte, bu tür hareketlerin barış, anti-militarizm, çevrenin korunumu, vesaire çerçevesinde kapitalizme eklemlenmesine kurnazca yardımcı olmaktadır.' Barış, neo-liberalizmin samimiyetle savunacağı bir olgu olabilseydi, dünyada savaşlar çoktan sona ererdi. Savaşlardan beslenenlerin ne idüğü belirsiz bir barış söylemi ile kendilerini savaşa karşıymış gibi göstermesine olanak tanıyanlar, ne yaptıkları üzerine dikkatle düşünmelidir. Bütün bunlara tepkim nedeniyle, ben hakikat neyse onu ortaya çıkarmanın ve sinema dilinin gerçeklerden bahsedebilmesinin, belgesel yaparken son derece gerekli olduğunu düşünüyorum. Rum toplumu, halihazırda 1963’te Kıbrıslı Türkler’in öldürüldüğü gerçeği ile yüzleşebilmiş değildir. Kendini solcu olarak tanımlayan Rum arakadaşların bile, ilk tepkileri ‘EOKA Rumları da öldürdü’ olur. Keza, Kıbrıs Türk toplumunda da 74’te yaşananlarla ilgili, yılların propagandası sonucu beyinlere kazılmış bir kanı var: ‘Türkiye, Ada’ya ‘barış’ı getirmek için girdi’. İyi de ‘barış’ı nasıl getirdi? Uçaklardan atılan bomba değil de karanfil miydi veyahut bunca Rum nasıl kayboldu? Bu konularda oluşturulan kanaatler bu kadar kemikleşmişken, birileri çıkar da ‘geçmişi unutalım, geleceğe bakalım’, ‘geçmişle uğraşmayalım’ falan derse, o zaman geçmişe dair, bu pek de hakikatleri yansıtmayan kanaatler değişemez. O nedenle, iki toplum da geçmişleri ile olduğu haliye yüzleşmek zorundadır. Bu süreç ne milliyetçi, ne de içi boşaltılmış bir barış söyleminin arkasına gizlenilerek aşılabilir. Öldürdük ise, öldürdük. Öldürüldük ise öldürüldük. Hakikatlerden kaçamayız. Geçmişinden kaçan iki toplumun, sağlıklı bir gelecek kurması kelimenin tam anlamıyla, ham hayaldir. Hastalıklı bir romantizme saplanıp kalmak demektir.

‘Denizbozan’ adlı kısa filmin, senin açından Gilles Deleuze ve Ulus Baker’le keşisen birçok yönü var değil mi?
Ulus’un geçen sene 12 Temmuz’da vefatının ardından, Ulus Baker hakkında bir araştırma yazısı yazmak için oturup daha önce okuduğum, okumadığım tüm Baker metinlerini gözden geçirdim. O sıralarda, yani Ulus’un kaybından önce, Fransız felsefeci Deleuze’ün farklı okumaları üzerine kendi çalışmalarımı sürdürüyordum zaten. Ulus’un ve Deleuze’ün sinema çözümlemlerini, 3-4 sene önce hayranlıkla okumuştum. Tüm bu çalışmaların bir sonucu olarak, ‘Denizbozan’da kullandığımız mekânı, sistemin nasıl su üzerinde, fija üzerinde kurulu olduğunu ve alttan alta nasıl kendini aşındırdığını göstermek amacıyla seçtik. Bir gün öyle mekan keşfine, Lapta’ya doğru yola çıkmıştım. Orayı görünce, ‘olamaz böyle bir şey’ dedim kendi kendime. Gürkan’a (Uluçhan) yeri göstermek istedim. Gürkan da, o gün üzerinde bulunan resmi avukatlık takımına rağmen, pantolonunu kirleterek, fijaların arasına dalacak kadar mekânı beğenince, senaryoyu ona göre değiştirdik. Sevgili Hakan, Denizbozan’ın dalgalar ve fijalar çekimlerinde büyük bir iş başardığını düşünüyorum. Tamam, ben senden öyle çekmeni istedim; ama tam kafamda tahayyül ettiğimi, deniz suyu ve fija dalgaları arasında üstümüz başımız su ve fija içinde kalırken, kameraya su sıçramasın telaşı içinde çekebilmen ne kadar sinema aşığı olduğunu gösterdi bana. Keşke teknik anlamda daha iyi bir kameramız olsaydı. En vasat kamerayla, simetografik anlamda tadı çok güzel olan bir iş ortaya çıkarttık. Gürkan, sen, Hüseyin Kamalı ve ben iyi bir ekibiz. Hepinize, tekrar çok teşekkür ediyorum. Kıbrıs Türk sinemasının oluşumunda hepinizin katkısı, yetenekleriniz kadar büyük.


yeniduzengazetesi.com