Karanlıkta Diyaloglar




Yapım Tarihi - 2005
Süre - 00:00:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen - Melek Ulagay Taylan
Yapımcı - Melek Ulagay Taylan
Görüntü Yönetmeni - Ulla Lemberg


Töre Belgeseli - Karanlıkta Diyaloglar

Recmedilen Şemse'nin özne olduğu töre cinayeti, dört kadını bir araya getirdi. Jülide Aral, Nebahat Akkoç, Melek Ulagay Taylan ve İsveçli Ulla Lemberg. Bu buluşmadan, töre üzerine çekilen, ataerkil toplumla törenin iç içeliğini anlatan bir belgesel çıktı.

Türkiye'de kadın gündemi, geçtiğimiz aylardan itibaren "Aile İçi Şiddete Son"a odaklandı. Aslında TCK'nın konuşulmaya başlandığı ve tartışmaların yaşandığı tarihten bu yana, kadın örgütlerinin kadına ve aile içi şiddete dönük yoğun kampanyaları söz konusu ama, farkındalığın örnekleşmesi devletin devreye girmesiyle oldu.

TBMM'nde Töre/namus Komisyonu'nun kurulup çalışmaya başlaması, töre/namus adına işlenen cinayetleri ve kadına yönelik şiddeti gündeme getirdi. Ardından da Hürriyet Gazetesi'nin, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'yla ortak kampanya ve konferansı, bu konudaki duyarlılıkların artmasını getirdi.

Kadına yönelik aile içi ya da dışındaki şiddetin sanatsal yansıması ise bir kaç örnekle sınırlı kaldı ve sınırlı bir izleyiciye ulaştı. Handan İpekçi'nin ve Mehmet Güleryüz'ün "Töre Cinayetleri" üzerine senaryo çalışmaları söz konusu. Petra Holzer'in ise konuya ilişkin reklam filmleriyle de bu örnekler genişletilebilir. Şimdilik ilk aklımıza gelenler bunlar.

Bu arada sesiz sedasız bir belgesel çekildi bile. Töre cinayetleriyle ilgili yapılan ilk belgesel olan "Karanlıkta Diyaloglar", 25 Kasım'da Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampusunda gösterilecek.

"Karanlıkta Diyaloglar" belgeselinin ikinci gösterimi ise 26 Kasım'da yapılacak. Gösterime, belgeselin yapımında emeğe geçen kadın derneği Diyarbakır Kadın Merkezi (Kamer) temsilcileri, filmin yapımcı-yönetmeni Melek Ulagay Taylan ve kadın örgütlerinden konuklar da katılacak.

"Karanlıkta Diyaloglar", yapımcı-yönetmen Melek Ulagay Taylan ile İsveçli bir fotoğrafçı ve kameraman olan Ulla Lemberg'in töre cinayetlerini araştırmak üzere çıktıkları yolculuğu konu almaktadır.

Yönetmen Melek Ulagay Taylan, filmiyle ilgili olarak bianet'e verdiği söyleşide, belgeselin Şemse Alak'ın recm edilme olayıyla netleştiğini söylüyor.

Melek hanım, töre üzerine belgesel fikri nasıl doğdu?

"İki buçuk yıl önce psikolog Jülide Aral'la bir başka proje için Diyarbakır'a gittim. Jülide, Diyarbakır Kadın Merkezi'yle çeşitli projelerde çalışıyordu. Tam o sırada Şemse Alak olayı oldu. Kamer'den Nebahat Akkoç'la bu film olur mu olmaz mı diye konuştuk.

Sonrasında ben Diyarbakır'da destek için ilaç göndermeye başladım. Konuşmalarımız sürdü ve Nebahat ve Jülide ile film yapmaya karar verdik. Küçük küçük filmler çekmeye başladık. Şemse'nin cenazesini çektim.

Tamamen belgesel o zaman?

"Evet, belgesel. Yöreye kerelerce gittim. İsveçli kameraman Ulla'yla buluşunca, kameramanlığımı yapmayı kabul etti ve çekimleri sürdürdük. 2,5 yılda parti parti çekimi tamamladık.

Reel çekimler o zaman. Gerçek olaylar üzerine kurulu?

Evet... Ulla ve ben hikayenin içindeyiz. Üçüncü bir kamerada bizi çekti. Filmin içinde bizde varız. Olaylara bakış açımız, spontane gelişen gerçek konuşmalar var.

Töre cinayetlerine bakış açınız ne oldu? Yola çıkış noktanız ne idi?

Belgeselin ana ekseni ataerkil toplum üzerine kurulu. Ataerkil toplum tüm dünyada hakim ama, yansımaları her yerde farklı oluyor. Ataerkil toplum ve aşiret toplumunun irdelenmesi üzerine bir film. Film, töre cinayetleri, ataerkil toplumla nasıl iç içe geçmiştir esas olarak onu anlatıyor.

Filmde yöre insanları mı yer alıyor?

Evet, gittiğimiz ve çekim yaptığımız yerlerdeki insanlarla bire bir çekimler yaptık. Belgeselde bir hayli erkekle görüşme var.

Çekimleri nerelerde yaptınız?

Diyarbakır başta olmak üzere Mardin, Şanlıurfa, Harran ve İstanbul'da çekimleri gerçekleştirdik. Şemse Alak'ın Mardin'e bağlı Şemse'nin köyü Yalım'a da gittik. (AD)


Kaynak
BİA Haber Merkezi
23 Kasım 2005, Ayşe DURUKAN, ayse@bianet.org
http://www.bianet.org/2005/11/23/70578.htm




Töre cinayetleri belgesel oldu

Türkiye'de işlenen töre cinayetleriyle ilgili yapılan ilk belgesel "Karanlıkta Diyaloglar", 25 Kasım saat 20.00 ve 26 Kasım saat 18.00'de Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampusu'nda gösterilecek.

26 Kasım'daki 2. gösterimin ardından filmde söz alan Diyarbakır Kadın Merkezi (Kamer) temsilcileri, filmin yapımcısı Melek Ulagay Taylan ve kadın örgütlerinden gelen konukların da katılacağı bir söyleşi gerçekleştirilecek. "Karanlıkta Diyaloglar", yapımcı - yönetmen Melek Ulagay Taylan ile İsveçli bir fotoğrafçı ve kameraman olan Ulla Lemberg'in töre cinayetlerini araştırmak üzere çıktıkları yolculuğu konu alıyor.

24 Kasım 2005 / Perşembe
Milliyet



Çok zengin ve çok kirli...
Melek Taylan Ulagay'ın 'Karanlıkta Diyaloglar'ı.
Melek Ulagay Taylan'ın belgeseli Karanlıkta Diyaloglar, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu'da ve ülkenin daha pek çok yerinde işlenen töre cinayetlerini anlatıyor

Salman Rüşdi'nin son kitabı 'Utanç'ın karakterlerinden Kadın Mahmut şöyle diyor- "'Kadın'... Ne laf! Bu kelimenin kaldırmayı başardığı yükün ucu bucağı yok mu? Hem bu kadar zengin hem de bu kadar kirli bir kelime var mıdır hiç?". 'Utanç'ta Mahmut'a ilkin, çok sevdiği karısını kaybetmesinin ardından, kızını bir annenin yapabileceği kadar büyük bir özenle büyütmüş olduğu ve bunu takdir ettikleri için "Kadın Mahmut" lakabı takılıyor. Fakat daha sonra aynı lakap aynı kişiler tarafından çok başka bir şey demek için kullanılıyor. Yani "kadın"lık ilkin bir iltifat-takdir iken daha sonra bir hakaret-kınama halini alıyor. Bir kelime her zaman "bir" şey demiyor.
Kadınsanız 'kadın'a bakışınız hem çok yakın hem de çok uzak bir bakıştır. İçinde olduğunuz durumun/kalıbın/yorumun vs. her neyse, hem ta kendisi hem de karşıtı, bu ikisinden biri ya da ikisi arasında sürekli gidip gelenisinizdir. Bazen sırf kadın olduğunuz için başınıza bir şeyler gelir, bazense başınıza gelen bütün şeyler kadın oluşunuzla açıklanmaya çalışılır ya da bunu bizzat siz yaparsınız. Yani kadın olmak, belki de tüm diğer "kimlikler" gibi pek çok tezadı aynı anda taşır içinde. Hem güzeldir hem çirkin, hem iyidir hem kötü. Kadın olmak gerçekten hem en başından zor olanla baş etmeyi gerektirir hem de en kısa yoldan en kolay olanı da elde etmektir. Kadın olmak bazen kendi başına inanılmaz onurlu bir tavrı tarif eder bazense en sıkı kaçış-satış hallerine denk düşer. Tam da bu yüzden Kadın Mahmut'un hem "içeriden" hem de "dışarıdan" biri olarak yaptığı yorum durumu çok iyi anlatıyor. Aslında kadın olmak tüm varoluş hallerinin sahip olduğu çelişkileri, parçalanmışlığı taşır içinde ama tek bir farkla- Tüm dünyada (ve de öte dünyada belki, kim Bilir?) egemen olan ataerkil yapı kadın oluşun çelişkilerini derinleştirir, "denge" denileni hem kadın hem de kadın olmayan açısından zorlaştırır. Bu küçük bir fark değil, bu önemsenmesi gereken, hesaba katılması gereken bir fark. Ama aynı zamanda bu fark, "abartılmaması" gereken bir fark. Ya da şöyle diyelim, bu fark öyle önemli ki, bunu kadın da erkek de aynı ciddiyetle değerlendirmeli. Çünkü bu farkın hakkını vermek kanımca, kadın veya erkek olarak ama en sonunda (ya da en başında) insan olarak "adalet" duygusu ile olan ilişkimizi belirliyor. Bu fark en sonunda, esas çelişkinin "adalet" meselesi olduğuna getiriyor bizi.

Karanlıkta diyaloglar
Beni, aklımı ve kalbimi yokladıktan sonra bütün bunları yazmaya iten Melek Ulagay Taylan'ın yönetmenliğini yaptığı 'Karanlıkta Diyaloglar' adlı belgesel oldu. 'Karanlıkta Diyaloglar', Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu'da ve bu harikulade ülkenin daha pek çok yerinde işlenen töre cinayetlerini anlatıyor. Belgesel Melek Ulagay ve İsveçli fotoğrafçı Ulla Lemberg'in töre cinayetlerini araştırmak üzere çıktıkları yolculuğu konu ediyor. Bunu yaparken, başkasının hikâyesini, yaşanmışlığını daha iyi anlatabilme hakkını görmüyor kendinde ve sözü "onlara" teslim ediyor, bu da çok önemli. Görme olanağı bulursanız (Şu an kesinleşmiş bir tarih olmasa da, belgesel uluslararası festivallerde gösterilecek ve özel gösterimleri de olacak) haddimi aşarak önerim Şehirli hanım ve beyefendiler olarak ya da bütün olanlara tanıklık etmiş, bundan bizzat canı Yanmış ama en sonunda onu tüketen, üreten, onu yok sayan ya da ona direnen ve de belki haykıran kişiler olarak gidip görmeniz. Bakalım siz nasıl bir yüzleşme ya da sıkışma geçireceksiniz? Ama en önemlisi nasıl sizin/bizim "adalet" ile olan ilişkin(m)iz?

Kaynak
04/12/2005
Esra Elmas
Radikal