Yapım Tarihi - 2025
Süresi - 00:00:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Azad Altay
Tarihi Sur ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı sonrası yaşanan yıkım ve
hafızasızlaştırma politikası anlatılıyor.
9. Amed Film Festivali, Belgesel Film Yarışması, Finalist. 2025
Kaynak
Amed Film Festivali
Bir hafıza belgeseli: Bîra Sûrê
Yönetmenliğini MA editörlerinden Azad Altay’ın yaptığı Bîra Sûrê / Sur’un
Hafızası filmi prömiyerini FilmAmed Film Festivali’nde yaptı.
Amed’in tarihi ilçesi Sur, 2015-2016 yıllarında dünyanın en uzun süreli sokağa
çıkma yasağına maruz kaldı. İlçenin 6 mahallesinin etrafı 2 Aralık 2015
tarihinde demir bariyerlerle çevrildi. Mahallelere girişlere 2022 yılının
sonlarına kadar izin verilmedi. Ardından peyderpey bariyerler kaldırıldı ve 6
mahallede yeni bir “inşa” süreci başladı. Yasaklar sonrası başlatılan yıkım
çalışmalarında aralarında kilise, cami, konak, hamam gibi birçok tescilli yapı
yok edildi. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) 2019’ta
yayımlanan raporuna göre; 334’ü tescilli olmak üzere 3 bin 569 yapı yıkıldı.
Ancak bu sayının çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor.
Yıkılan yerlerde cezaevi mimarisinde yapılar inşa edildi. Tek tip ve tek renk
yapıların etrafları ise tellerle kapatıldı. “Yenikapı Açık Hava Yaşam ve Kültür
Merkezi”ne çevrilen caddede inşa edilen iş yerleri sermayedarlara peşkeş
çekildi. Ayrıca söz konusu yerler, dışarıdan getirilen mankenlerle adeta podyuma
çevrildi.
“Bîra Sûrê/Sur’un Hafızası” belgefilmi de tarihi sokaklara dönük saldırılardan
beton duvarlarla kuşatılmış “yeni” mahallelere uzanan bir hafıza yolculuğudur.
Belgefilmin yönetmenliğini Mezopotamya Ajansı (MA) editörlerinden Azad Altay
yaptı. MA, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, PEL Yapım ile yönetmen Veysi
Altay’ın katkılarıyla çekilen belgefilmin çekimlerine 2021 yılının ortalarında
başlandı. Birçok gazeteci belgefilmin çekimlere katkı sundu. Film, prömiyerini
FilmAmed Film Festivali’nde yaptı.
Hafıza ve kimliksizleştirme
Belgefilm, kentin bazı mahallelerinde tarihi taş sokakların nasıl yok edildiği,
komşuluk ve dayanışmanın nasıl hedef alındığını gösteriyor. Kentin “yeniden
inşa” politikasıyla nasıl tanınmaz hale geldiğini ve kimliksizleştirildiğini
ortaya koyuyor. Kamera, sadece yıkılmış evleri değil, o evlerle birlikte dağılan
yaşamları, silinmek istenen hafızayı, kaybolan sesleri de kayda alıyor.
Filmin yönetmeni Azad Altay, filme dair sorularımızı yanıtladı:
Belge filmin çıkış hikâyesi nedir, sizi bu filmi yapmaya iten duygu neydi?
Bu hikâyenin ya da duygunun anlaşılması için Sur’da sokağa çıkma yasağı süreci
ve sonrasında yaşananları hatırlamak gerekir. 2015-2016 yıllarında dünyanın en
uzun süreli sokağa çıkma yasağına şahitlik ettik. Binlerce yıllık tarihi kentin
6 mahallesi yıllarda yasaklı kaldı, 40 bin kişi göç etmek zorunda kaldı, aylarca
cenazeler ailelerine teslim edilmedi, binlerce yapı yıkıldı ve bunlardan 3 bini
aşkını tescilli tarihi yapılardı… Hemen sonrasında “Sur, Toledo olacak” dendi.
Sonuç ne oldu; Sur’un 6 mahallesi yerle bir edildi. Yerlerine cezaevi
mimarisinde tek tip yapılar inşa edildi. Bu da yetmedi bu yapıların olduğu
alanlar podyuma çevrildi. Yani bir hafıza hedef alındı ve şimdi “yeni” yapıları
tarihi Sur diye pazarlıyorlar. Biz de bu durumun böyle olmadığını göstermeye
çalıştık, kimliksiz yapıların bu kentin tarihi yansıtmadığını anlatmaya
çalıştık. Mesleğe başladığım sokakların nasıl yok edildiğini göstermek için
böylesi bir belgesele ihtiyaç olduğunu düşündüm, meslektaşlarımın katkısıyla da
sonuç itibariyle böylesi bir ürün ortaya çıktı.
Belge filmi izlerken üç farklı temayla yüz yüze kalıyoruz, ilki Sur, ikincisi
direniş ve üçüncüsü ise yıkım. Bu üçünü bir araya getirdiğimizde bir hafıza ve
hafızasızlaştırmayı okuyoruz. Ve filmin ismi de belki de bu yüzden Sur’un
hafızası. Hafıza neden önemlidir, belgefilmi, hafıza ve hafızasızlaştırma
üzerinden nasıl okumalıyız?
Sur, sizin de işaret ettiğiniz gibi bir hafızayı temsil ediyor. En önemlisi de
politik açıdan özne bir noktada duran ve Kürt özgürlük mücadelesinde sembol
kentlerin başında gelen Amed’in hafızasını temsil ediyor. Yasak süreci ve
sonrasında yapılan uygulamalara bakıldığında da çok net görülecektir ki mesele
sadece birkaç tarihi yapının hedef alınması değil. Uygulamaların tümü politik
kimlik ve mücadelenin izleri silinmesine yönelikti. Burada yaşayan insanların
neredeyse tümü 1990’lı yıllarda köy yakmaları nedeniyle göç etmek zorunda kalan
insanlardı. Koruculuğu kabul etmedikleri için köylerinden ya da ilçelerinden
merkeze taşınmak zorunda kalan insanlardı. Dolaysıyla bu insanlara ikinci göç
yaşatıldı. “Size yatacak yer yok” denildi. Bu nedenle meseleye de böyle bakmak
gerekir. Hafızasızlaştırma derken aslında bunu kastediyoruz. Ha bu ne kadar
başarıldı o ayrı bir konu tabi. İnsanların birçoğunun geri dönmesi, halen evleri
için mücadele veren yurttaşların olması aslında bu hafızasızlaştırmaya karşı
büyük bir direncin olduğunu da bize gösteriyor.
Belgefilmin en can alıcı bölümlerinden biri de bir tarihin yıkımıdır ve bu
yıkımı arşiv görüntüleri ile çok net görüyoruz. Tankların, dozerlerin şehir
merkezine gelişi aslında bize çok şey anlatıyor. Bugün Gazze için konuştuğumuz
yıkım felaketini Sur ‘da daha önce yaşandığına da tanık oluyoruz. Geçmiş ve
bugünü, Sur ve Gazze’yi birlikte ele aldığımızda ulus devletin yıkım ve
hafızasızlaştırma olduğunu söyleyebilir miyiz?
Gazze’deki yıkım felaketinin bir benzerini sadece Sur’da değil, aynı zamanda
Nusaybin’de ve Şırnak merkezde de gördük. Ulus devletler, Gazze’de buna
“Hamas”ı, yaşadığımız coğrafyada ise “PKK”yi gerekçe gösteriyor. Yıkımın
yaşandığı bir başka ülkeye bakın yine bir gerekçenin öne sürüldüğünü göreceğiz.
Yani aslında ulus devletlerin hep bir gerekçesi var. Ortada örgüt ya da
muhalif/direnen bir damar olmasa da bir gerekçe yaratılıyor, sonuç itibariyle bu
yıkımı ve hafızasızlaştırmayı gerçekleştiriyorlar. Bu da bize şunu gösteriyor;
teklik üzerine kurulan hiçbir ulus devlet bu coğrafyaya yıkım dışında bir şey
getirmedi. Ortadoğu’daki ulus devletlerin hangisine bakarsanız bakın mutlaka bir
yıkım görürsünüz. Bu yıkım bazen fiziki olur bazen de kültürel olur. Egemen ırk
dışında hiçbir kimliğe ve inanca yaşam şansı tanımaz.
Esas mesleğiniz gazetecilik, bu filmi çekerken gazeteci olmanın ne gibi
avantajlarıyla karşılaştınız, gazeteciliğin filminize ne gibi katkısı oldu?
Belgesel çekimiyle gazetecilik mesleği arasında doğrudan bir bağ var.
Yapacağımız işi bir yemek yapmaya benzetirsek; kullanılan malzemeler aynı,
sadece mutfağı farklı ve teknik olarak birbirinden ayrıştırdıkları bazı noktalar
var. Uzun yıllardır yaptığım mesleğim elbette belgesel çekiminde çok fayda
sağladı. Aslında belgeselin çıkış hikâyesi de yaptığım bir habere uzanıyor.
Yıkılan mahallelerin havadan çekilen bir karesinin elime geçmesi üzerine böylesi
bir çalışmaya başlamaya karar verdim. Tabi ki belgesel, bir haber ya da haber
görüntüsü montajı yapmaktan farklı. Bu noktada bu süreç içerisinde birçok
meslektaşımdan ve yakınımda sinema ile ilgilenen dostlardan destek aldım. Onlar
olmasaydı belki bu çalışma bu aşamaya gelmeyecekti. Bu vesileyle belgesele katkı
sunan tüm arkadaşlara da teşekkürlerimi iletmiş olayım.
yeniyasamgazetesi9.com
30 Eylül 2025
Selman Çiçek
Sur’un hafızasına bir belgesel: “Bîra Sûrê”
Gazeteci Azad Altay, 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağının ardından
Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yaşanan büyük yıkımı "Bîra Sûrê" (Sur’un Hafızası)
isimli belgefilmiyle anlattı.
Gazeteci Azad Altay, tarihi Sur ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı
sonrası yaşanan yıkım ve hafızasızlaştırma politikasına "Bîra Sûrê" belgeseliyle
ışık tuttu.
2015-2016 yıllarında Türkiye tarihinin en uzun sokağa çıkma yasaklarından biri
Sur’da uygulanmış, ilçenin altı mahallesi yıllarca bariyerlerle çevrilmişti.
Yıkımın ardından “yeniden inşa” adı altında başlayan çalışmalarla tarihi doku
büyük ölçüde yok edildi. Camiler, kiliseler, hamamlar, konaklar; binlerce yapı
yıkıldı... Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Toledo yapacağız” dediği Sur,
betona gömülmüş bir geçmişe dönüştü. Kültürel asimilasyonun uygulandığı
merkezlerden biri oldu.
Altay’ın yönettiği "Bîra Sûrê", bu süreci hafızasını kaybetmiş sokaklardan
yükselen seslerle anlatıyor. 2021 yılında çekimlerine başlanan film, Mezopotamya
Ajansı, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, PEL Yapım ve yönetmen Veysi Altay’ın
katkılarıyla hazırlandı. Çok sayıda gazeteci de projeye destek verdi.
"Bîra Sûrê/Sur'un Hafızası" belgefilmi, sadece bir belgesel değil, halen süren
bir yok saymanın, halen direnen bir belleğin hikayesi.