Yapım Tarihi -2005
Süre - 00:09:30
Formatı - Belgesel
Yönetmen - Ufuk İşman
Yapımcı - Ufuk İşman
Made in Japan
Kültürler - 17.05.2007 - 14:21
Chikara - Güç
Nükleer patlama insanlık tarihine sessiz ama bir o kadar da korkunç görüntüsüyle
yerleşti...
Tarihinin en dehşet verici savaşı, bu yıkıcı güçle son bulduğunda Japonya;
1945'in o ilk Bahar sabahına, bin dokuz yüzlü yılların başından itibaren
kazandığı tüm teknolojik gelişmeyi kaybetmiş olarak uyandı...
Üç gün arayla Hiroshima ve Nagasaki'ye düşen atom bombaları kelimenin tam
anlamıyla taş taş üstünde bırakmadı. Tamamen ahşaptan oluşan Japon evleri büyük
yangınlarda yok oldu.
Ülke en büyük kayıplarını şehirlerde çıkan büyük yangınlarda verdi.
Kayıtsız şartsız teslimiyet belgesi İmparator tarafından imzalandığında ülkede
hakim olan genel görünüm açlık, salgın hastalık ve sefaletti.
Peki nasıl olmuştu da Çağlar gerisine itilen, yenildiği ülkenin ordusu
tarafından işgal edilen bir ülke bu kadar kısa süre içersinde toplanmış ve
dünyanın sayılı ekonomilerinden biri, dünyanın en zengin ülkelerinden biri
haline gelebilmişti?
Japonya'nın bu kadar hızlı bir şekilde gelişmesi ve bu kadar başarılı bir
şekilde doğrulmasının aslında bir kaç çok önemli sebebi var. Bir tanesi Amerikan
işgali...
Bu konuya herkes dikkat edip, fark etmez fakat Japon toplumunun içindeki kendi
modernizeleriyle çözemedikleri bazı sorunları Amerikalılar işgal yöntemiyle
çözdüler.
Anayasa tamamıyla Amerikalıların denetiminde hazırlandı ve barışçıl bir anayasa
haline getirildi.
Demokrasiye çok daha fazla önem veren, mesela kadın, erkek eşitliğini kabulü
gibi, Japon Anayasasının temeli Japon halkının iradesidir gibi, imparatoru
sembolik bir kurum olarak koyup fakat iktidar mekanizmasının bir uygulayıcısı
olarak göstermek gibi.
Değişikleri eğitim ve toprak reformu takip etti.
Savaş sonrası değişim süreci 1952 yılına kadar sürdü.
Bu tarihte Japonya Amerika Birleşik devletleriyle bir savunma birliği anlaşması
imzaladı ve bunun karşılığında Amerika'nın nükleer ve uzay teknolojisinin
dışındaki en İleri teknolojisini aldı.
Bu tarihe kadar ülkede üretilen en gelişmiş motorlar, eskiden arazi iletişim
ekipmanlarında kullanılan jeneratörlerden yapılma küçük, ilkel, verimsiz ve çok
dumanlı, 2 zamanlı Mikuni adı verilen motorlardı.
Yakıt olarak palmiye ağacı yağı kullanan, bisiklet iskeletine takılabilecek
kadar küçük olan bu motorlar yine de yokuşlarda pedal çevrilmesini
gerektiriyordu.
Fakat en küçük motorlu bisikletler bile savaştan yeni çıkmış bir ülkede
vazgeçilmez nitelikteydi.
Otobüsler ve trenler güvensiz, aşırı kalabalıktı ve otomobiller benzin yokluğu
nedeniyle hemen hemen kullanılmaz durumdaydı.
Bisikletten bozma mopedler, o dönem için büyük bir başarıydı. Savaş sonrası
Devrim niteliği taşıyan kullanması son derece zor ama işlevsel ilk motoru, Bugün
bir otomotiv devi olan Honda gerçekleştirdi.
Gijitsu -“ Teknoloji”
Japonya Kore savaşı süresince Amerika'ya silah üretti. O dönem ülkeye getirilen
teknolojinin tek bir şartı vardı, o da sadece silah üretmek için
kullanılmasıydı. Dönemin İleri görüşlü yöneticileri anlaşmayı kabul ettiler ve
deyim yerindeyse hemen ertesi gün günlük kullanıma üretim yapan sanayiye
teknolojiyi dağıtmaya başladılar... 1960'lı yıllar yaşanmaya başlandığında
Japonya ancak 1930'lu yıllarda yaşadığı teknolojiye ulaşabilmişti.
Ülkede işsizlik giderek artıyordu. Buna çare olarak Japonlar Ömür boyu istihdam
sistemini getirdiler.
Sistem düşük ücret politikası ile herkesi iş sahibi yapmayı amaçladı. Doğru
kurulan işçi- işveren politikası; İşçilerin üretimin ve eğitimin bir parçası
haline gelmesi sınıf çatışmalarını ve sokaktaki moral bozucu işsizlik oranını
hafifletti...
Amerika'daki Pazar mekanizmasının mantığıyla başarının her yerde yakalandığını
zannetmenin çok büyük bir hata olduğunu Japonya çok erken gördü.
Bir araştırmada çok üst düzey bilim adamlarının Pazar mekanizmasının
korumasızlığına bırakınca artık üretim yapamadıkları görülmüştür.
Eğer performans istiyorsan elemanına önemli bir güvence vereceksin! İşçinin ömrü
boyunca iş sahibi olacağını bilmesi, hiç bir zaman işsiz kalmayacağını biliyor
olması, kurumları Japonya'da bir aile haline getirdi...
Honda'nın işçisi niçin önemli bir bilgiyi rakibe satmaz. Çünkü Bilir ki tamamen
köyden kovulur. Yani şirketine ihanet etmiş, ailesine ihanet etmiş adamdır o.
Türkiye Amerika'ya mı Japonya'ya mı daha yakın dersek Amerika'ya dememiz yanlış
olamaz...
Bizde şirket kar yapmaya başladığında seni kapının önüne koyabilir. Japonya'da
bu kolay değil. Kurumsallaşmış bir sistem vardır.
Kore savaşı sonrası Amerika uçsuz bucaksız pazarını Japon mallarına açtı.
Zayıf, güçsüz bir müttefik, Amerika'nın işine gelemezdi...
Savaş gibi olağan üstü dönemlerde üretim yaparak gelişme sürecine giren
Japonya'da çok çalışma temposu zaten bir alışkanlık haline gelmişti. 24 saat
vardiyalar halinde üretim yapan Japon işçileri Amerika pazarına inanılmaz bir
güçle girdiler.
Avrupalılar Japonlara taklitçi derler. Bu son derece yanlış büyük bir yanlış
anlaşılmadır.. Japonlar taklidi; aynısını yapıp onun üzerinde oynayıp
geliştirmek için yapmışlardır. Teknolojideki başarıları da bundan gelir.
Öğrenmenin ilk kuralı da önce aynısını yap, sonra geliştirebilirsindir...
Japon insanında oyuncu bir yapı vardır. En önemli teknolojik gelişmeleri kat
ederken bile aslında oyun oynamaktadırlar. Ama bu oyun en hızlı, en kullanışlı,
en renkli gelişmeye ilk ulaşma çabasıdır...
Japonlar kendi geliştirdikleri “Aile gibi şirket” kavramını bugün bile
üretimlerinde kullanıyorlar. Ailenin sağladığı güven, fikirlerin rahatlıkla
konuşulmasını ve teknolojik birer gelişme olarak üretime katılmasını sağlıyor.
Her ay bir araya gelen mühendisler ve işçiler üretimde karşılaştıkları sorunları
ve çözüm yollarını tartışıyorlar. Sıradan bir işçi akşam evine dönerken
üretimini nasıl daha verimli hale getirebileceğini düşünüyor ve bunu üstleri ile
paylaşıyor. Biliyor ki mantıklı çözümlerin hepsi birer birer hayata
geçiriliyor....
Yume no chikara -“ Düşlerin gücü”
Doğru politikalarla şirketlerini aileleri gibi gören işçiler ve mühendisler;
düşlerini gerçekleştirebilmek için buldukları gücü sonuna kadar kullandılar.
Savaş sonrası üretilen dünyanın en kirli motorundan, dünyanın en temiz yakıt
teknolojisine sahip otomobiline doğru büyük bir atağa kalktılar.
Geliştirdikleri temiz yakıt teknolojisine sahip ekonomik otomobiller sadece
Amerika'ya değil tüm dünyaya yayıldı.
Savaş öncesi ve savaş sonrası olağan üstü dönemlerde 24 saat vardiyalar halinde
çalışmaya alışan Japon işçileri ve mühendisleri bu alışkanlıklarını hala
sürdürüyor. Uykuya bile ayırdıkları zaman genellikle toplu taşıma araçlarında
oluyor. Bu yüzden bir ağ gibi Japonya'yı saran trenlerde sürekli uyuyan
insanlarla karşılaşıyorsunuz. Ayakta kalabilmek için sürekli enerji veren
içecekler tüketen ve kafeinli sakızlar çiğneyen bu insanlar bir gün gelip daha
az çalışmanın hayalini kuruyorlar... Peki bu nasıl gerçekleşecek?
Bir robota insan olmayı öğretmek, bir robot gibi çalışmaktan kurtulmanın en
önemli yolu olsa gerek.
Robotto-Robot
Robot lafı ilk olarak 1920' de Karel Çapek' in bir tiyatro oyununda kullanıldı.
Çapek robot kelimesini Çek dilinde ˜ağır iş' manasına gelen ˜robota' dan
almıştı.
Buradan da anlaşıldığı üzere robotların tek varlık gayeleri çalışmak olan ağır
işçilerdi.
Bugün Japonya'da 400 bin sanayi robotu kullanılmakta. Bunlar insandan çok
mekanik devasa oyuncakları andıran, aynı anda pek çok işi bir arada yapabilen
üretim bandı robotları.
Honda Motor şirketi de 1986' da robot üretmeye başladı. Şirketin temel amacı
evlerimizde yaşayabilecek, kendi kendimize yapamadıklarımızı yapabilecek
robotlar üretmekti. Ama eğer robotun rahatlıkla odada dolaşabilmesini,
merdivenlerden inip çıkmasını istiyorsak onlara da bizdeki gibi iki ayak eklemek
gerekiyordu.
Araştırmacılar kendilerini kobay gibi kullanarak insanın yürümesini mümkün kılan
mekanizmayı keşfetmeye çalıştılar. ASIMO yükseklikleri ve derinlikleri
algılayabilip en önemlisi hareketi yapmak için karar verip uygulayabiliyor.
Karşısındakinin bir kadın mı, erkek mi yoksa bir çocuk mu olduğunu anlayabilip
ona göre hitap edebiliyor. Şimdilik çok sınırlı sayıda cümlelere cevap
verebiliyor olsa da. O her geçen gün büyüyüp gelişiyor. Yakında ASIMO'nun
kardeşleri yüz ifadelerimizden, hareketlerimizden ne istediğimizi anlayacaklar
ve ona göre hizmet edecekler. Her insanın arzu ettiği karakterlerde robotlar
günlük yaşantımızın her anında yerini alacak.. Şimdilik ASIMO, Honda müzesinde
ilkokul öğrencilerine düşlerin sınırının olmadığını anlatıyor. Geleceğin
dünyasını ASIMO ile dans eden öğrenciler belirleyecek.
Gelenekler Uzay Teknolojisinde
Katlayınca küçük, açınca büyük. Bu harika fikir, Japon İleri teknoloji
ürünlerinde kullanılıyor...
1997'de Haruka adlı radyo amaçlı uzay uydusu , Japon Uzay ve Havacılık bilimleri
Enstitüsüne ait bir roketle uzaya açıldı. Uydunun radyo teleskopunda, çapı on
metreyi bulan dev bir parabolik anten bulunuyordu.
Bilim adamlarının kafalarını kurcalayan soru, Bu kadar büyük bir nesneyi nasıl
uzaya gönderebiliriz? idi.
Yoğun araştırmalar sonucunda, antenin katlanıp küçülterek uzaya gönderilmesini,
yerine ulaştığında da yeniden açılmasını sağlayacak teknolojiyi geliştirdi.
Çözüme ulaşmak için çok uzaklara bakmadılar.
Japonya'nın depolama ustalığı, hayat tarzının getirdiği ihtiyaçlar ve
alışkanlıklar zaten çözümü sunuyordu.
Katla, birbiri üstüne koy, bir köşeye kaldır.....
Dünyanın en gelişmiş ve en ekonomik uydu teknolojisine, geleneksel kağıt katlama
sanatı origamiyi kullanarak ulaştı Japonya...
Öyle ki bugün bu fikri hem günlük hem de İleri teknoloji gerektiren eşyalarda
görebilmek mümkün...
İnsanlık tarihinin ulaştığı teknolojinin asıl kaynağı askeri gelişmelerdir.
Bugün hayatımızı kolaylaştıran her teknolojik gelişme aslında geliştirilen bir
silahın yan ürünleridir. Ancak bu konuya istisnayı kesinlikle Japonya
oluşturuyor. Japonya İkinci Dünya Savaşından mağlup ayrıldığında. Tüm ordusuna
ve emperyalist emellerine de veda etti. Bugün Japonya'da gerçekleşen tüm
bilimsel çalışmalar özel sektör içersinde çok çeşitli kuruluşlar tarafından
yürütülüyor. Bu eksiklik aslında bilim adamlarına büyük bir avantaj sağlıyor.
Hayal ettiklerini gerçekleştirme ve uygulama fırsatı...
Japonya'da çok büyük nükleer enerji reaktörleri olmasına rağmen, buraların
işletmelerini yabancılar üretiyor. Japonya şimdi güneş enerjisinden elde edilen
enerjiyi dünyaya yönlendirecek uydular üzerinde çalışıyor. Ve bunu yaparken yine
geleneksel bir Japon sanatı olan kağıt katlama sanatı Origamiden faydalanıyor...
Bu çalışmaya Tokyo Üniversitesi Uzay mühendisliği öğrencileri de katılıyor.
Japonlar tek ve benzersiz bir ülkede yaşayan Ulus oldukları izlenimi vermekten
hoşlanıyorlar. Bu şimaguni "ada ülkesi", dünyanın geri kalan bölümüne yabancı,
kendi derinliklerine dalmış olarak kalmayı seçmedi...
Japonya, batı kültürünü tamamen kendi isteğiyle, kendi istediği şekilde ve daha
da önemlisi kendi istediği zamanda geniş çapta kabul eden tek ülke olmayı
başardı. Geleneklerinin verdiği gücü düşlerini yaratmak için kullandı.
Her sabah günü aydınlatan güneş, ilk önce güneş imparatorluğunun üzerinde
doğuyor...