Yapım Tarihi - 2017
Süre - 00:00:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Elif Ergezen, Emre Kanlıoğlu
Koza çatlağında bir kelebek… ELİF için!
Damla Uludağ, Ankara katliamında yaşamını yitiren Elif Kanlıoğlu'yu anlatan belgeseli hazırlayan Elif Ergezen ve Emre
Kanlıoğlu ile konuştu.
10 Ekim 2015… DİSK, KESK, TMOOB, TTB’nin çağrısı ile düzenlenen ‘Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ için Ankara’da binler
buluştu… O gün Ankara Tren Garı kavşağında 3 saniye arayla 2 ayrı bombalı saldırı gerçekleştirildi. IŞİD’in düzenlediği
katliamda 102 kişi hayatını kaybetti, 500’ü aşkın kişi de yaralandı…
Elif Kanlıoğlu, katliamda hayatını kaybedenler arasındaydı. Mersin Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu, İngiliz Dili
ve Edebiyatı 2’inci sınıf öğrencisiydi, 20 yaşındaydı. Mersin’den Ankara’ya mitinge gidenler arasındaydı... Ve Elif
memleketi Arhavi’de son yolculuğuna uğurlandı.
10 Ekim Ankara Katliamı Davası halen devam ediyor. Hayatını kaybedenlerin yakınları ve demokrasi güçleri adalet
arayışını sürdürüyor. Katliamda yaşamını yitirenlerin anısını yaşatmak için kitaplar yazıldı, kütüphaneler açıldı,
parklar yapılmaya başlandı. Geçtiğimiz günlerde açılan “Elif Kanlıoğlu 10 Ekim Barış Parkı” bu parklardan biri. Parkın
açılışında bir de belgesel gösterildi Elif’i anlatan: belgeselin adı “ELİF”ti. … Belgeselin yönetmenleri Elif Ergezen ve
filmin kurgusuna da imza atan Emre Kanlıoğlu (Elif’in ağabeyi) ile söyleştik.
‘KARDEŞİME DAİR, KARDEŞLERİM ADINA BİR BELGESEL’
10 Ekim’in ardından önce “Barış Portreleri” adıyla hayatını kaybedenler adına anı ve röportajlardan oluşan bir yazı
dizisi yayınlandı. Sonra portrelerden oluşan bir kitap albüm yayımlandı. Son olarak “Barış Belgeselleri” çekimleri
başladı… Elif’in ağabeyi olarak bu belgesele dahil oluş sürecini anlatabilir misin?
Emre Kanlıoğlu: 10 Ekim katliamının ardından Metin Yeğin patlamada hayatını kaybedenlerin belgesellerinin yapılması için
bir çağrı yapmıştı, ben de bundan haberdardım. Bu çağrının ardından Elif Ergezen benimle irtibata geçti ve böyle bir
belgesel çekmek istediklerini ve bunun hakkında ne düşündüğümü sordu. Bende hem ekibe katılıp hem de kardeşimle ilgili
yapılacak belgeselde beraber çalışmak istediğimi söyledim. Bu şekilde hazırlanacak olan bir belgeselin, anlatılmak
istenileni daha iyi anlatacağını ve benim için de doğru bir ifade biçimi olacağını düşündüm...
‘ARHAVİ, YEMİŞLİK MAHALLESİ VE ELİF…’
Barış Belgeselleri Kolektifi 10 Ekim sürecine dair belgeseller çekiyor, peki sen neden Elif Kanlıoğlu’nu anlatmayı
seçtin?
Elif Ergezen: 10 Ekim katliamı olduğu saatlerde Diyarbakır uçağındaydım. Haberi aldığımda herhalde ne hissettiğimi
tanımlamaya çalışmak boşa bir çaba olur.Anlayacak olan zaten kendi de yaşamıştır aynı hisleri, ona anlatmak da gerekmez.
O ilk iki gün kulağımız telefonda, gözümüz bilgisayar ekranında haber almaya çalışırken “Arhavi, Yemişlik mahallesi,
Elif” kelimeleri düştü… Arhavi’de bir yüksek tepede kurulmuş sadece birkaç hanelik Yemişlik mahallesinin en yukarısında
iki komşu ev vardır: Biri Ergezen’lere ait, diğeri Kanlıoğlu ailesine… Bu hemşehri olmanın ötesinde bir yakınlık demek.
Fakat biz Elif ile hiç karşılaşmadık. İkimiz de farklı illerde yaşıyorduk ve çoğu akrabam artık Arhavi’de bulunmadığı
için her sene gidemiyordum oraya. Gittiğim zamanlarsa onlarınkine hiç bir zaman denk düşmemişti demek ki.
Tüm Türkiye halkları için onurlu bir barış hayali başta olmak üzere bunca ortak noktayı paylaştığımız Arhavili Elif ile
daha önce tanışmamış olmak bana çok ağır geldi. Daha doğrusu bu şekilde tanışmış olmak… 10 Ekim’deki miting barış ve
demokrasi talebi için gerçekleştiriliyordu. Bu asgari müşterekte buluşmuş her dilden, kültürden, meslekten insan
oradaydı. Bombaların asıl hedeflediği de zaten bu bir arada olma hayaliydi. Suruç’un ertesiydi… Elif, Arhavili bir Laz,
Didim’de büyümüş, Mersin’de bir üniversite öğrencisiydi.
Bu Türkiye haritası için bana anlamlı bir üçgen oluşturuyor. Elif, Emek Partisi içinde örgütlüydü, işçi ve öğrenci
mücadelelerinin içindeydi. Senelerdir sürmekte olan kirli savaşın bitmesini istiyordu. Bütün bunları bir araya
getirdiğimde patlamadaki amacı daha iyi anlamak mümkün oluyor. Bir şey yapmak zorundaydım. Üretmeye devam etmek
gerekiyordu ve bu durumda en doğru cevap yine kararlılıkla bir arada durmayı sürdürmek olurdu. O günlerde Emre’nin
“öldürülen herkes için birer belgesel yapalım” çağrısı paylaşılmıştı. Elif’i anlatma sorumluluğunun bana düştüğünün
bilinciyle sonradan Barış Belgeselleri Kolektifi diyeceğimiz inisiyatife katılmış oldum.
İYİ BİR ÖĞRENCİ, İYİ BİR YOLDAŞ, İYİ BİR ARKADAŞ…
Belgeseli izlediğim zaman ilk fark ettiğim 3, 4 ile yayılan çekimler oldu… Bir çok ilde röportajlar yaptınız. Çekimler
ne kadar sürdü ?
Elif Ergezen: Çekimlere Elif, Şebnem ve Ali Deniz adına Mersin’de yapılacak kütüphane açılışı dolayısıyla orada giderek
başladık. Elbette öncesinde Emre’yle masa başında uzun uzun çalıştık. Önce Mersin’i seçtik çünkü Elif’in son yılını
geçirdiği il Mersin’di. Burada, bir önceki seneden 1 Mayıs etkinliklerinde çok aktifti, pek çok gencin katılımını
sağlamıştı. Ayrıca iyi bir öğrenciydi, iyi bir arkadaş ve iyi bir yoldaş olmuştu. Bir ömrü sondan başa doğru bir akışla
anlatmayı tercih ettik. Böylece filmin diğer çekimleri Didim’deki yaşamına odaklandı. Ve bu akış bizi sonunda Arhavi’ye
ulaştırdı. Doğum gününü anarak bitirmek istedik. Patlama anına ve yaşanan acıya odaklanmadan, ama bu patlamanın
nedenlerini ve dava sürecini de dışarıda bırakmadan Elif’i anlatan bir film olmasını istedik. Filmde Emre hariç Elif’i
tanıyan herkes konuşuyor. Dolayısıyla kurguyu Emre’nin duygularının aktarmasının bir aracı olarak kullandık. Sadece iki
yerde tulum sesi duyuluyor.Mümkün olduğunca yalın bir film yapmaya çalıştık. Bütün bu süreç bir buçuk seneye yayıldı.
Belgeselde Elif’in birçok yönü anlatılıyor… Mersinli, Arhavili, Didimli Elif’in voleybol oynadığı günler, şiir okuduğu
etkinlikler, Emek Partisi içerisindeki sorumlulukları, köpeği venüse dair anıları yer alıyor, Elif’in oturduğu sitenin
güvenlik görevlisinden, kuzenlerine hatta lise öğretmenine kadar birçok insanla görüştünüz. Çekim esnasında neler
hissettiniz?
Elif Ergezen: “İncitir miyim” sorusu sürekli aklımdaydı. Öyle tarifsiz bir yara ki bir soru, bir kelime bile incitici
olabilir gibi hissediyor insan… Acılarını paylaşmama izin verdikleri ve beni onurlu Elif ailesinin bir parçası
yaptıkları için onlara ne kadar teşekkür etsem azdır. Bu kararlı ve serinkanlı tutumlarının filme de yansıdığını
düşünüyorum.
Emre Kanlıoğlu: Belgeseli hazırlarken Elif’in hayatının geçtiği önemli mekanları baz alarak çekimlere başlamıştık ama
her gittiğimiz yerde röportaj yaptığımız insanlar anlattıklarıyla bize yeni bir pencere açtı. Ve her biri diğerinin
üzerine koyarak belgeseli oluşturdu aslında. Bu gözle belgeseli değerlendirdiğimde Elif’in farklı mekanlarda farklı
insanlarla olan ilişkilerinde bir köprü oluşturduğunu düşünüyorum. Ve bu kadar çok insanın ve mekanın belgeselde yer
almasının sebebini buna bağlıyorum. Herhangi birini çıkardığımızda bu bağı koparacak ve belgeseli eksik bırakacak diye
düşünüyorum.
‘BELGESEL DİĞER 101 İNSANI DA MERAK ETTİREBİLMELİYDİ…’
Bu belgeselinin yapım sürecinden başlayarak epey yol kat ettiniz. Elif Kanlıoğlu 10 Ekim Barış Parkı açılışı da hem çok
kalabalıktı hem de insanlar oldukça ilgiliydi… Didim’de insanlar ilk defa belgeseli izlerken neler geçti aklınızdan,
nasıl geri dönüşler oldu?
Elif Ergezen: Çok kalabalıktı, bence güzel bir geceydi. Filmin parkta gösterilmesi Elif’in karakterine çok yakışan bir
tercih oldu. Parktaki çocuk oyun alanında bir çocuk sevdim, adı Barış’tı. Bu beni çok duygulandırdı mesela. Böyle küçük
gibi görünen büyük şeyler… Muhafazakar olduğunu bildiğim bir aile filmi izledikten sonra yanıma gelip ağlayarak bana
sarıldı. Bir şey söylemelerine gerek yoktu, bu sarılma benim için çok kıymetli oldu. 10 Ekim’deki mitinge gidenlerin
arzuladığı barış ve demokrasi için asgari müştereklerde buluşabileceğimizi bir kere daha hatırlattı. Onların
mücadelesini sürdürüyor olmamız bizi onurlandırdı. Elif 10 Ekim’de katledilen 102 kişiden sadece biriydi. Bu filmi
izleyenlerin diğer 101 kişiyi de merak etmesi, tanımak istemesi dileğimiz. Ve başka Elif’lerin öldürülmemesi için
“barış” demeye devam etmeleri…
Emre Kanlıoğlu: Benim için çok farklı bir deneyim oldu. Belgeseli ilk defa bu kadar insanın önünde paylaşmak gerçekten
zor bir andı benim için. Ama bitirdikten sonra insanların gelip benimle konuşmaları ve belgesel hakkındaki yorumları
beni çok mutlu etti. O gün o parkta bizimle beraber olan herkese dokunmuş olmak ve Elif’i onlarla paylaşmak gerçekten
güçlü ve bir arada hissettiriyor.
Elif’i yani adaşını anlatırken birçok insanın hayatına da değmiş oldun… Mesela ailenin tüm üyeleri ile sıcak bir ilişkin
var. Neler söylersin?
Elif Ergezen: Elif’i bize anlatan herkeste Elif yaşamaya devam ediyor, onu gördüm. Elif insanların yüreklerine işlemiş,
çok hayati dokunuşları olmuş.Ve dokunmaya devam ediyor. Bir insan bunu nasıl başarabilir ? Bende işte bunu öğrenmeye
çalışıyorum ondan…
‘BELGESEL KENDİMİ İFADE ETMENİN DE BİR YOLUYDU…’
Ağabeyi olarak Elif’i herkesten tekrar dinledin, başka yönlerini gözlemledin.Belgeselde herkesle röportaj var ama sen
yalnızca genel görüntülerde varsın senin röportajın bulunmuyor… Nedeni anlatmak ister misin?
Elif Ergezen ile belgeselin çekimlerine başlamadan önce belgeselde ne anlatmak istediğimiz hakkında epeyce konuştuk ve
kardeşimin kim olduğunu, neler yapmak istediğini ve kardeşim ile beraber neleri kaybettiğimizi de anlatmak istedik.
Belgesel sürecine dahil olmamın bir sebebi de tüm yaşanan sürece dair kendimi ifade etmenin bir yöntemi olduğunu
düşünmemdi. Bu sebepten belgeselin kurgusunu biraz bunun üzerine kurduk ve anlatmak istediklerimizi benim gözümden
anlattığımız bir ifade biçimi kullandık.
ELİF BELGESELİ’NİN FRAGMANI EVRENSEL WEB TV’DE
Bundan sonraki sürece ilişkin neler planlıyorsunuz ?
Filmi gösterebildiğimiz kadar çok yerde göstermek istiyoruz. İnternetten de paylaşacağız. Sonra Elif adına açılan parkı
ortak bir yaşam ve üretim alanına dönüştürmek için sinemayı, edebiyatı ve sanatı nasıl kullanabileceğimiz üzerine de
düşünüyoruz.
“Gövdeleri incecik birer barış elifiydi,
özgürlüğün başı bulutlarda cümlesiydi.
Güzeldiler.
İyiydiler.
Doğruydular.”
Şükrü Erbaş