Yapım Tarihi - 2019
Süre - 00:03:00
Format - Kısa Belgesel, Renkli, Diyalogsuz
Yönetmen - Alican Abacı
Senaryo - Alican Abacı
Yapımcı - Alican Abacı
Oyuncu - Melike Selçuk
İletişim - alicanabaci@gmail.com
Tek kullanımlık plastiklerin okyanuslara etkisini anlatan bir sosyal duyarlılık
filmi.
A Social Awareness Underwater Short Film of Single-Use Plastic Effects to the
Oceans.
Tek kullanımlık plastiklerin yarattığı kirlilik küresel anlamda tüm okyanusları
ve denizleri etkisi altına almış durumda. Yönetmen Alican Abacı tarafından
hazırlanan bu kısa film, sosyal bir farkındalık yaratma çabası taşıyor.
Çekimleri Kaş'ta gerçekleşen çalışma, çeşitli yarışmalarda ödüllere layık
görülmüş.
8. Farklı Perspektifler Film Festivali, Kent Filmleri Bölümü, Gösterim Seçkisi.
2020
2. Sinevizyon Uluslararası Kısa Film Festivali, Yarı Finalist. 2020
15. Boston Türk Belgesel ve Kısa Film Yarışması, Finalist ve Gösterim Seçkisi.
2020
Kaynak
Farklı Perspektifler Film Festivali
Akdeniz Açıklarından Dünyaya Uzanan Yolculuk
Alican Abacı, Türkiye Su Altı Federasyonu’nun 2019 yılında düzenlediği ‘Altın
Palet’ adlı yarışma için çektiği su altı kirliliği temalı kısa filmi ile yurt
dışında 20 ülkede 40’dan fazla festivale seçilerek, dünyanın dört bir yanından
ilgi gördü.
Berrak suyu, masmavi görüntüsü, doğadaki tüm canlıları kucaklayacak cömertlikte
doğal güzellikleri ile bilinen Akdeniz sahillerinin su altında bilinmeyen pek
çok güzelliği var. Portakal çiçeği kokularından kuş seslerine, dağların
eteklerine kadar uzanan denizden gelen rüzgarın insan seslerine karıştığı bir
coğrafya. Diğer yandan, doğanın sunduklarıyla yetinmeyip hep daha fazlasını
isteyen insanların kirlettiği bir yeryüzü örtüsü. Peki ya gözle görülemeyen
suların altındaki kirliliğin boyutu ne? Yavaş yavaş kirlenen bir doğada, suyun
altındaki kirliliği de gözler önüne serenlerden biri olan Alican Abacı da
yaptığı bir dalış esnasında gördüğü manzara karşısında su altının sesi olmaya
karar vermiş.
Su Altı Film Yapımcısı Alican Abacı, Antalya Kaş’ta çektiği ‘Only One World Left’
isimli su altı belgeseliyle sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da dikkatini
çekmeyi başarmış. Abacı, kısa filminde birçok imge kullanmış. Bu imgeler
içerisinde en çok dikkat çeken ise insan öğesi, insan öğesini kullanmasının
izleyicinin su altı yaşamı ile empati kurmasını kolaylaştıracağı fikri ile yola
çıkmış. Çevre ve Okyanus temalı festivallerde filmleri yer alan Abacı, dert
ettiği konular üzerine çektiği belgeseller ile çok fazla bilinmeyen su altı
kirliliğinin boyutunu dünyaya duyurmaya devam edeceğini belirtiyor.
2019 yılında Türkiye Su Altı Federasyonu tarafından düzenlenen ‘Altın Palet’
adlı yarışma için Antalya Kaş’ta çektiği kısa filmi ile video kategorisinde
birincilik kazanan Abacı’nın kısa filmi 20 ülkede 40’dan fazla festivale
seçilerek büyük ilgiyle karşılandı. Çevre ve okyanus temalı festivaller
Abacı’nın filmini göstermeden etkinliklerini tamamlamadı.
15 senedir film ve reklam sektöründe çalışan Alican Abacı’nın yapımcılığını
yaptığı birçok ödüllü kısa filmi, müzik klibi ve belgesel filmleri bulunuyor.
Sinema ve televizyon bölümü ile sosyoloji bölümünde iki lisans diploması bulunan
Abacı, son 5-6 yıldır bağımsız filmler çekmeye gayret ediyor. En son bitirdiği
uzun metrajlı belgesel filmi ‘The Edge of the Clift’ de yurt dışında birçok
ülkede festivallere hazırlanıyor. Alican Abacı ile, ülkemizde birincilik
almasını ve sesini dünyada duyurmasını sağlayan ‘Only One World Left’ adlı kısa
filmi ve çalışmaları hakkında konuştuk.
“İnsanlığın su altını kirleterek uzun vadede kedine zarar verdiğini gördüm.”
Su altı kirliliği hakkında bir kısa film yapmak aklınıza nereden geldi?
3 yıldız bir dalgıç olarak kameramla su altına daldığımda beni derinden
yaralayan yegâne konu su altı kirliliği oldu. İnsanlığın su altını kirleterek
uzun vadede kedine zarar verdiğini gördüm. Çektiğim filmler genelde hep kendime
dert ettiğim konulardan yola çıkarak gerçekleşti. Bu konuda bir altın bileziğim
olduğunu düşünerek (sinemacı olmam), insanlara bir şeyler duyurabileceğimi
umarak bir sosyal farkındalık yaratma amacıyla gerçekleştirdiğim, senaryosunu,
çekimlerini, editini üstlendiğim ‘Only One World Left’ hem benim için su altının
sesi olması açısında özel bir yerde hem de su altında nasıl işler
çıkartabileceğimi kendime kanıtlamam için önemli bir iş.
Ülkemizde bu tarz çevre temalı kısa film ve belgesellere karşı olan yaklaşım
sizce nasıl? Beklediğiniz ilgiyi gördüğünü düşünüyor musunuz?
Only One World Left, ilk ödülünü Türkiye Sualtı Sporları Federasyonunun
düzenlediği Altın Palet, su altı görüntüleme yarışmasında birinci gelerek
başladı ancak ardından 20 ülkede 40’tan fazla festivale seçilen, İspanya,
İtalya, Amerika’dan ödüller alan film ne zaman yurt dışında ses getirdi o zaman
Türkiye’de biraz daha ilgi gördü diyebilirim.
“İnsan öğesini kullanmasam bu kadar ilgi göreceğini düşünmüyorum.”
Kısa filminizi izlediğimiz zaman insan öğesini kullandığınızı görüyoruz. İnsan
öğesini kullanmak amacınız izleyicilerin empati kurmalarını sağlamak mıydı?
İnsan öğesini kullanmamış olsaydınız istediğiniz etkiyi yaratabilir miydiniz
yoksa insanlık eklenmeden empati kuramıyor muyuz?
İnsan öğesini kullanmasam bu kadar ilgi göreceğini düşünmüyorum. Çünkü empati
yeteneğinin herkeste fazlasıyla olduğunu söyleyemem. Eğer yeterince empati
kurabilseydi su altına verdiğimiz bu zararı zaten baştan vermezdik.
“Su altında çekim yapmak normalde çekim yapmaktan kat ve kat daha zor.”
Su altı çekimleri esnasında sizleri zorlayan şeyler nelerdi?
Su altında çekim yapmak normalde çekim yapmaktan kat ve kat daha zor. Bir tüple
son derece kısıtlı bir havayla, basınçlı bir ortamda limiti belli derinliklerde,
ışığın, yer çekimi kanunlarının farklı olduğu adeta başka bir gezegende, çok
enteresan canlıların ve doğanın içinde, dikkat edilmediği takdirde maddi ve
hayati zarar görebileceğiniz bir ortamda bir şeyler çekmenin zorluğunu az çok
tahmin edebilirsiniz.
İlerleyen süreçlerde çevre ile ilgili projelere devam etmeyi düşünüyor musunuz?
Son çektiğim ve ilk çıktığı belgesel film festivali olan Altın Safran’da 1480
film arasından birinci gelen uzun metraj belgeselim ‘The Edge of the Cliff’ ‘te
tamamen çevre temalı bir belgesel olup bu aralar yeni festivallerine
hazırlanıyor. Şimdiden Brezilya ve Almanya’da festivallere seçildi. Bundan
sonraki gelecek yeni projemde yine çevre temalı olacak.
“Denize yukarıdan baktığımızda mavi görünüyor. Fakat altında insan eliyle
oralara giden binlerce ton çöp bulunuyor.”
Şu an İngiltere’de olduğunuzu görüyoruz ve biliyoruz bizlere İngiltere
maceranızdan bahseder misiniz?
İngiltere benim için dünyaya açılan bir kapı olacak diye umuyorum. Bu zamana
kadar Avustralya, İspanya ve İtalya’da birer sene yaşadım. 40’tan fazla ülkede
farklı projeler kapsamında bulundum. Türkiye’nin güzelliklerini bir dünya
vatandaşı vizyonu ile dünyaya anlatmak aynı zamanda dünyada olup biteni
Türkiye’ye taşımak misyonuyla 2020’de aldığım kararla Londra’ya geldim. Şimdi
İngiltere’de çalışmalarımı sürdürüp, denizaltı yaşamının kapılarını insanlar
için aralayacağım. Bir Türk olarak çevre ve dünya için güzel şeyler yapmak
istiyorum. Görüntülerimle dünyaya ve insanlara dokunmak istiyorum. Denize
yukarıdan baktığımızda mavi görünüyor. Fakat altında insan eliyle oralara giden
binlerce çöp bulunuyor.