Bergama Derki - Ölüler Altın Takmaz
Bergama Says: The Dead Don't Wear Gold
Yapım Tarihi - 1999
Süre - 00:30:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe, 35mm
BSB Arşiv No - 365
Yönetmen - Engin Ayça
Yapımcı - Ahmet Yıldırım, Huub Ruijgrok, Nanke Bartholomeus
Görüntü Yönetmeni - H. Sami Büyükgezici
Kurgu - Özkan Özcan
Müzik - Hüsnü Şenlendirici
Anlatıcı - Gülsen Tuncer
Film, Bergama köylülerinin uluslararası bir şirketin siyanürle altın çıkarma
girişimini durdurmak için 9 yıl verdikleri, zaferle sonuçlanan mücadelelerini
anlatıyor. Köylü kadınlar bu uğurda yaptıklarını anlatıyor; bölgenin son durumu
üzerine görüşlerini paylaşıyor.
Belgesel, Bergama'daki Altın çıkarma çalışmalarının sonuçlarını ve
Bergama halkının tepki serüvenini anlatıyor. Bergama köylülerinin Eurogold’un
siyanürle altın çıkarma girişimini durdurmak için 9 yıldır verdikleri ve zaferle
sonuçlanan mücadeleleri üzerine olan film, köylü kadınların ağzından yaptıkları
ve son durum üzerine görüşlerine yorumlarına tanıklık etmektedir. Belgeselin
metnini eski Belediye Başkanı Sefa Taşkın ve Bergamalı şair Osman Çalışkan’ın
şiirleri oluşturmaktadır.
2. Foça Çevre Kısa Filmleri Festivali, Ulusal Çevre Kısa Film Yarışması, Gösterim Seçkisi. 2000
3. 1001 Belgesel Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2000
4. Türsak Uluslararası Çevre Filmleri Festivali, Halikarnas Balıkçısı Film
Maratonu, Gösterim Seçkisi. 2000
2. Bartın Belgesel Film Günleri, Gösterim Seçkisi. 2002
21. Uluslararası İstanbul Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2002
11. Akbank Kısa Film Festivali, Yarışma Dışı Gösterim Seçkisi. 2015
Kaynak
Engin Ayça
Engin Ayça’nın kamerasıyla Bergama mücadelesi
Siyanürle altın çıkartılmasına karşı köylülerin yıllardır verdiği mücadeleye
kamerasıyla destek veren yönetmenle söyleştik.
Belgeselin adı olan Bergama der ki: “Ölüler Altın Takmaz” Çamköy’deki 17 köyün
ortak mücadelesini simgeleyen taş anıtın iki yüzünde bulunan kitabeninin son
dizesi.
Bergama’da verilen mücadele’ye ne zaman dahil oldunuz?
Oradaki mücadele 90’ların başından bu yana sürüyor. Ben de bu süreci basından ve
televizyondan yani uzaktan takip ediyordum. Başından beri de sempatiyle
bakıyorum ve kendimi yanlarına koyuyorum. Ancak bu filme dek doğrudan bir katkım
yanlarında olma şansım olamamıştı. Belgeselin metinlerini okuyarak bana destek
veren eşim Gülsen Tuncer’in orada gerçekleşen ‘Dünya Gençlerinin Bergama
Buluşması’ organizasyonu vasıtasıyla böyle bir birlikteliği olmuştu Bergama
köylüsüyle. Ben de ilk olarak bu film vasıtasıyla orada bulundum. Çekimler
sırasında yaklaşık iki hafta oradaydım ardından da birkaç kez farklı çekimler
yapmak üzere gittim.
Filmde yeralan köylüleri herhangi bir şekilde yönlendirdiniz mi? Yani çekimler
belli bir kareografi çerçevesinde mi yapıldı?
Hayır böyle bir şey yapmayı tercih etmedim. Yanlızca köylü kadınların bu
mücadele sürecindeki gündelik yaşamlarını görüntülemeye çalıştım ve söyleşiler
yaptım. Filmin yapımcılığını üstlenen arkadaş Hollanda’da bulunan Göçmen
Televizyonu’nun böyle bir proje için fon ayırdığından söz etti. Günlük
giderleri, kaset ve post production giderlerini karşıladılar. Sınırlı bir
rakamdı verdikleri. Bir de filmin nasıl çekileceğine dair kendilerine göre bir
çerçeve çizmiş, bir format oluşturmuşlardı. Ama ben onların önerisini kendime
çok uygun görmedim. Film çekileceği zaman mahkeme kararı açıklanmıştı yani
benim, altın çıkarılsın mı çıkarılmasın mı, doğru mudur yanlış mıdır
tartışmasına girmem anlamsızdı; ama Eurogold oradan çıkmıyordu. Dolayısıyla bu
durumun sorgulanması gerekiyordu. O zamana kadar olayın içinde bulunarak
yaşamamıştım ama kendi kameramla hem kaydettim hem anlamaya çalıştım.
Film çekiminde de böyle bir süreci yaşayalım dedim. Film için köylü erkekleri de
çekmiştim ama süre kısıtlaması yaşayınca fedakarlık ederek hepsini yarım saate
indirmek yerine sadece mücadelenin kadın boyutunu yansıtalım ama tam yansıtalım
dedim. Bergama kadınlarının öncüsü gibi görünen Sabahat Hanım vardı örneğin,
filmi onun görüntüsüyle başlayıp bitirdim. Gündüz külahlı gece silahlı olan
sıradan köylülerin basit yaşantıları içinde bu mücadeleyi nasıl yürüttükleri
adına söyleşiler aldım. İlk düşüncem tek bir kadının gündelik yaşamını çekmek
oldu ama bunu gerçekleştiremedik çünkü buna uygun bir kadın bulamadık. Zira
sabah onunla kalkıp tüm günü onunla geçirecektik. Belgeselin adı olan Bergama
der ki: “Ölüler Altın Takmaz” da aslında Çamköy’deki 17 köyün ortak mücadelesini
simgeleyen taş anıtın iki yüzünde bulunan kitabeninin son dizesi.
Bu filme Bergama köylüsünün bakışı nasıl oldu?
Tabii ki köylere elimizi kolumuzu sallayarak gitmedik. Bergama’da yaşayan
öğretmen arkadaşlar vardı. Onlar köylüyle ve Belediye Başkanı’yla temas
halindelerdi. Mücadelenin tüm safhaları içinde de yeralmışlardı. Ben de oraya
gittiğimde ilk olarak eski Belediye Başkanı Sefa Taşkın’nın yanına gittim. O
yardımcı olmak için elinden geleni yaptı. Bergama köylülerinin temsilcisi ve bu
eylemlerin kotarıcısı olan Oktay Konyar’la çok görüşemedik o dönemde çünkü seçim
kampanyası içindeydi ve bize ayıracak zamanı yoktu. Nitekim köylüyle
bağlantımızı sağlayacak kişiler vardı ve iletişim kurmakta güçlük çekmedik.
Eski Belediye başkanı Sefa Taşkın’ın desteği nasıldı?
Parasal bir destek değildi bu. Arada bir araç desteği verdi ama bizim zaten o
tür ekipmanımız vardı. Kaynak açısından yardımcı oldu. Basılan kitaplarından
verdi. Onun dışında zaten ondan bir talepte bulunmadık. Bir de daha önce
yapılmış çekimlerden görüntüler verdi ama o görüntüleri de kullanmadık. Filmi
açıklamalı, anlatmalı bir yapıda kurmak istemedim. Köylü kadınlara birçeşit
güzelleme, yiğitleme, koçaklama olsun istedim. Yaptıklarına alkış tutmak gibi
olacaktı. O nedenle de fonda kullanmak için lirik bir metin yazmayı
düşünüyordum. Bu nedenle Sefa Taşkın’ın bana verdiği şiir kitaplarına göz attım
ve gördüm ki onun şiirleri zaten benim istediğim metni fazlasıyla karşılıyordu.
Dolayısıyla metni onun şiirlerini düzenleyerek oluşturdum. Bir de Bergamalı şair
Osman Çalışkan’nın şiirlerinden birini kullandım dolayısıyla metin de Bergamalı
şairlerin dizelerinden oluşmuş oldu.
Belgesel için Bergama’da toplu gösterim düzenlendi mi ya da yurtdışında
gösterildi mi?
Bir kısmı gördü ama toplu bir gösterim gerçekleşmedi. Bu yaz böyle bir şey
organize etmeyi düşünüyoruz. Daha önce de istedik ama fırsat yaratamadık. Göçmen
televizyonunda gösterildi tabii ama bu versiyonu kendilerine uygun bulmamışlar.
Dolayısıyla aynı malzemeyi farklı şekilde kurgulayıp yayınladılar.
Peki Bergama’da yaşanan son durumu takip ettiniz mi? Eurogold’un yeni bir isimle
dönüşünden sonrasını da kaydettiniz mi?
Evet. Geçenlerde köylerden toplu halde çıkarak karayoluna kadar yaptıkları bir
yürüyüş oldu onu çektim. Daha başka katkılarda da bulunmayı düşünüyorum. Henüz
düşünce aşamasında olan planlarım da var. Bergama üzerine onlarca film
yapılabilir ve hepsi biraraya geldiğinde ancak olayı tüm boyutuyla yansıtabilir.
Bu nedenle başka filmler çekebilirim. Ama herşeyi tek bir filmle anlatma
kaygısında değilim.
Bergama Belgeseli çekilirken herhangi bir engelleme girişimiyle karşı karşıya
kaldınız mı?
Engellediler diyemeyiz ama gelip ne yapyorsunuz burada; izniniz var mı dediler.
Ben de tarihsel, kültürel içerikli bir belgesel çekiyorum ve bunun için izin
almam gerekmiyor dedim. Gerçekten de yasal olarak böyle bir çekim yapmak için
izin almak zorunda değilim. Köylüye destek için buradayız vs. gibi açıklama
yapmadım zaten dediğim gibi izin almanın yanı sıra açıklamak zorunda da değilim.
Onların da engelleme gibi yetkileri yok bu durumda. Ama son gittiğimde Dikili’de
kaldık ve o zaman polis geldi karakola çağırdılar ve dediler ki çekemezsiniz;
izniniz yok. Yine aynı şeyleri söyledim. Gizli birşey yapmıyoruz biz.
Kimliğimiz, geçmişimiz, yaptığımız iş ortada. Aslında Dikili’de polisler,
mücadelenin temsilcisi olan ve şu an da hapiste bulunan Oktay Konyar ile
birlikte gördüler beni bunun üzerine sorular geldi. Ama yine de neyi çekiyorsun
demediler niye çekiyorsun dediler. Ama sonucu değiştiremediler.
Köylüler hakkında gizli örgüt kurmak suçundan dava açmışlardı daha önce. Siz de
bazı şeyleri göze almış olmalısınız.
Bazı şeyleri göze almadan hiçbirşey yapılmaz. Dava da açarlar ama birşey elde
edemezler. Çünkü yasa ihlal edilmiyor. Örneğin Bergama halkı yürüyüş yapıyor,
bunun için haber de veriyor ama izin almıyor. Polis gelip dağılın diyor, onlar
da dağılıyor. Dağılmadığın noktada suç ama köylüler dağılıyor. Sonra yine
yürüyorlar. Son olarak bildiğiniz gibi İstanbul’a geldiler. Birçok şeyi göze
alarak geldiler ve nitekim Ortaköy Karakolu’na götürüldüler. Yasanın dışına
çıkmadığınız sürece size yapılanlar kasıtlı olur diyebiliriz. Ortaköy
Karakolu’nda da köylülere yapılmaması gerkenler yapıldı. Su istemişler
verilmemiş, oturmak istemişler oturmalarına izin verilmemiş. Ne hakla veriyorsun
bu cezayı. Bunlar suçlu değil ki. Dışarıda arabalarında yiyecekleri içecekleri
var, onları almalarına izin verilmemiş ki bu insanların bu kadınların yaşları o
polislerin anneleri kadar neredeyse. Mahkemenin vermediği cezayı başkalarının
verme hakkı yok. Şu an Oktay Konyar hapiste onun da hapisten çıkması gerekiyor.
Bunun mücadelesi hukuk yoluyla verilir zaten ama diyeceğim o ki saatler sonra
salıvereceğin insanlara suçluymuş gibi davranmak doğru değil.
Bergamalı halkın mücadelesinde başka hangi boyutları işlediniz ya da
kaydettiniz?
Geçtiğimiz yaz Bergama köylerinden olan Tepeköy, Türkiye’de bir ilki
gerçekleştirdi ve kendilerine destek veren kişilere plaket dağıttı. Bu güne
kadar hep kurumlar ödül dağıtırken bu kez halk mücadelelerine destek olan
sanatçılardan hukukçulara bilimadamlarından gazetecilere kadar birçok kişiyi
köylerine davet etti ve plaketin yanında köylerinden bir ekmek ile bir zeytin
dalı ve kendi kırsalının çiçeklerini hediye ettiler. Bunlarında görüntüleri var.
Film olmasa da belge olarak çok değerli. Çok yoğun çok duygusal anlar yaşandı
orada.
23 Nisan’da dünya çocukları Bergama’da buluşacak orada olacak mısınız?
Henüz net değil. Birşey diyemem ama tabii çok isterim. Belki gidebilirim belki
orada olamam; herşey olabilir.
Daha önce bu tarz belgeseller çektiniz mi?
Uzun yıllar televizyonda çalıştım. Birçok belgesel çektim. Kültür ağırlıklı
belgesellerdi bunlar ama film haline gelmemiş kurgulanmamış sayısız görüntü var
elimde. Arşivlik belgeler bunlar. Tarihe tanıklık gibi. Örneğin deprem
bölgelerinde çekimler yaptım kısa zamanda kurgulanıp kullanılacak. Bu da sadece
depremi anlatan bir film olmayacak farklı boyutlarıyla ele alacağım.
Diğer projeleriniz neler?
Bu yıl birkaç belgeselle festivale katılma planım vardı ama bitiremedim.
Önümüzdeki yıl gerçekleştirmeyi umuyorum. Kayaköy’de çekimler yaptım onun
üzerinde çalışıyorum. Ayrıca deve güreşlerini konu alan bir belgesel projesi var
ve daha önce belirttiğim gibi deprem ile ilgili çekimler yaptım onlar üzerinde
de çalışacağım. Bu arada Bergama ile ilgili yeni bir film çıkabilir yeni
birşeyler de çıkabilir.
Türkiye’de Belgesel sinemacılığın konumu nasıl sizce?
Son zamanlarda çok dinamik bir dönem geçiriyor olmasına rağmen medya bu konuyla
pek ilgilenmiyor diyebiliriz. Sinema yazarları da yanlızca kendilerini oyunculu
filmlerin yazarı olarak kategorize ediyorlar. Yıllardır paneller festivaller
vs.’ler düzenleniyor. Katılımlar da uluslararası boyutta ve hayli fazla.
Yanlızca geniş kitlelerin haberdar olabileceği kadar lanse edilemiyorlar. Yoksa
bu konudaki üretimden kimse şikayetçi değil. Ama sinema basını ilgi duymuyor,
belki de yoksuyor bilemiyoruz bunun nedenini. Kısaca belgesel sinemacılar
görevlerini yapıyor ama onları halkla buluşturma durumunda olan basın mensupları
görevlerini yapmıyor diyebiliriz.
Bu etkinlikler arasında Çevre Filmleri Festivali, Arkeoloji Filmleri Festivali
gibi organizasyonlar var ve yüzlerce belgesel gösteriliyor. Üretim olarak ta
organizasyon olarakta oldukça yoğun. Bunun yanısıra sinema okullarından
çıkanların birçoğu belgesel yapmayı tercih ediyor. Gözle görülür bir talep var
çok memnunuz bundan ama dediğim gibi bunca yapılanlar medyada bir satırın
ötesinde yer bulamıyor.