Mustafa Kemal'den Atatürk'e




Yapım Tarihi - 2008
Süre - 00:30:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe, Dijital Betacam

Yönetmen - Nuran Seyhan Bayer
Metin Yazarı - Alican Özinanır
Kameraman - Sabri Savcı
Steadicam - Tevfik Başer
Kurgu - Ahmet OSAN
Seslendiren - Ahmet Aksoy
Yapım - Yönetim Yardımcısı - Rabia Dilek
Oyuncular - Yavuz Hekim

Belgeselin Basın Metni

TRT, Mustafa Kemal Atatürk’Ü, olumunun 70. yılında özel bir belgeselle anıyor.

“Mustafa KEMAL’DEN Atatürk’E” belgeseli, 10 Kasım’da, saat 21.10 da TRT-2 de yayınlanacak.

Programda, Ulu Önder’in hasta yatağından geçmişe, anılar aracılığıyla sürekli yolculuk yapılıyor. O’nun çocukluğundan başlayarak milli mücadele yılları, Cumhuriyetin kurulusu ve çağdaş bir ülke olma yolundaki aşamalar, kimi yerde canlandırmalara da başvurularak, şiirsel bir dille anlatılıyor.

Belgeseli TRT’nin Sedat Simavi Ödüllü yapımcısı Nuran Bayer hazırladı. Bayer; “Bugune kadar anlatılan “Ataturk”ten farklı bir yaklaşımla, resmi tarihten mümkün olduğunca sıyrılma kaygısıyla hazırladık belgeselimizi. Daha çok anılardan, mektuplardan, tanıklıklardan yola çıkarak oluşturduk metni. Belgemiz anılar ve tanıklıklar oldu. Bunun için de Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Kılıç Ali gibi en zor yıllarında yanında olmuş dostları ve silah arkadaşlarının tanıklıklarını, onların birinci derecedeki akrabalarından, kızı, oğlu ya da yeğeninden dinledim. Hayatinin son beş yılını anlamlandıran, en yorgun ve en sağlıksız döneminde onun için gerçek bir neşe kaynağı ve mutluluk olan Ülkü’nün tanıklığı ise sanıyorum belgeselin kalbi oldu...

Bunu, belgeseli yüreğiyle izleyen herkes görecektir. Bu belgeselde görüntü olarak ilk kez yer alacak iki obje var. Biri İstanbul Harbiye Müzesi’nin kullanmama izin verdikleri ve yeni bulunan, Mustafa Kemal’in okuldaki en eski fotoğrafı, diğeri de Dolmabahçe Atatürk Odası’ndaki yatağının meşhur mavi yorganı. Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden udi Gülçin Yahya’nın katkılarıyla bir de küçük bir Fikriye canlandırması yaptık. Diğer canlandırmaları ise oyuncu Yavuz Hekim’in katkısıyla gerçekleştirebildik. Atatürk’ün çok kitap okuduğunu biliyordum ama okuduğu kitaplarda sadece altını çizdiği ya da yanına not düştüğü bölümlerin toplandığı 14 ciltlik bir çalışmayı ve rakamın 200 bin gibi bir sayfaya ulaştığını görünce, muhteşem bir dehanın bugüne kadar bizlere tam anlamıyla öğretilmediğini görüp hüzünlendim. Ama bir şeyin sebebini de çok iyi anladım- Atatürk’ün bütün yabancı bilim insanları, devlet yöneticileri, filozofları tarafından yüzyılın lideri olarak nitelendirilip de ülkemizde hâlâ “Demokrat miydi, değil miydi, devrimleri bu kadar hızlı yapmalı miydi yapmamalı miydi” tartışmalarının yapılmasını. Çünkü yabancılar onu okuyarak ve dünya tarihini bilerek değerlendirmişlerdi. Biz ise ne yazık ki okumayan bir toplumuz.”


Mustafa KEMAL’DEN Atatürk’E

Belgeselinin girişinden bir bolum-

Dolmabahçe’nin denizi gören küçük bir odasında kendine geldikçe penceresinin önünde uçuşan martılara bakıyor.

“Selanik’in martıları da böyle uçardı “

Aklına birden Çankaya Köşkündeki güvercinler geliyor. Nuri Usta hala onlara takla attırıyor mu?

“Selanik’de güvercinler takla atmazdı”. Pek hatırlayamıyordu ama herhalde o güvercinler sadece uçardı.

Bir tek kargalardan hoşlanmazdı. Makbule ile peşlerinden koştuğu kargalar... Ama onlar, bir fırsatını bulup yine gelirlerdi.

Naciye var miydi o sıralar? Vardı tabii. Küçük bir kızdı. “ Nasıl da bana benzerdi. O da uçtu gitti… Tıpkı martılar gibi”.

Her sabah, her aksam o martılar penceresinin önüne geliyorlardı. Bir de tek bir karga; bahçedeki küçük havuzun kıyısında bekliyordu. Mecal bulsa kalkıp onu da kovalardı… “Yarin kovalarız” diye düşündü. İlk kez, bugünün işini yarına bırakıyordu.



Kaynak
Belgeselin Basın Metni


BU DA Sümer EZGÜ İLE NURAN Bayer'İN "Mustafa"SI.

Ne yalan söyleyeyim, insan öyle bir anda, hemencecik bitmesin istiyor; sizi içine çeken o görüntüler uzadıkça uzasın. Ne yapmış, abartmış mı Sümer EZGÜ? Bizlere şirin görünmek, yaranmak adına "Son Balo" adlı kısa filmini çekerken gerçekçilikten tamamen uzaklaşıp, cilalı boyalı bir Atatürk mü yaratmış bizler için? Kesinlikle hayır.

Mustafa Kemal'e yakışan ne ise onu hakkıyla yerine getirmiş Sümer EZGÜ. Onun boş, dayanaksız bir "batıcı" olmadığına; Anadolu'ya özgü değerlerden vazgeçmeden de batılı olunabileceğinin ayrımında bir lider olduğuna dikkat çekmiş. Mustafa Kemal'in, "Batılının salon dansı vals ise, bizim de o dansa denk gelen zeybeğimiz var" düşüncesindeki çarpıcı derinliği ne kadar da güzel işlemiş Sümer EZGÜ, o kısacık filminde.

Müthiş hoşuma gitti. 10 Kasım günü, TRT "Son Balo" adlı kısa filmi birkaç kez verdi ve her seferinde denk geldi, izledim. Öylesine şiirsel bir anlatım. öylesine zengin bir görsellik. ve öylesine Atatürk'e yakışır ağırlık ve saygınlıkta bir alt mesaj ve bütüncüllük ki. HELÂL OLSUN!

Sadece Sümer Ezgü mü, o gün TRT aracılığı ile bizleri Duygu seline boğan? Hayır. 10 Kasım akşamı, TRT 2'de öyle bir belgesel film yakaladık ki, bir yandan acayip duygulanırken diğer yandan sinirden hop oturup hop kalktık desek yeridir. Neydi o film? "Mustafa KEMAL'DEN Atatürk'E"

Elbette bizi sinirlendiren, sözünü ettiğim bu belgesel filmin kendisi değil, neredeyse aynı verilere dayanarak hazırlanmış; bu sebeple bir anda gelip gözümüzün önüne dikiliveren "Mustafa" filmi.

Can Dündar kusura bakmasın ama, "çakallar" sahnesi gibi birkaç uydurma, kasıtla oluşturulmuş sahne dışında, Nuran Bayer'in belgesel filminden farklı, izleyiciye hangi "yeni"yi sunmuş, sormak isteriz.

İnsanda "Yalnızca anlatanı ve anlatanın niyeti farklı" duygusu yaratan "Mustafa Kemal'den Atatürk'e" adlı belgesel film, Can Dündar'ın "Mustafa"sını öylesine yerle bir eden, Dündar'ın hangi niyette olduğunu öylesine deşifre eden bir film ki izlemenizde kesinlikle fayda var. (TRT umuyorum, bu noktada oluşan talebimizi dikkate alır da, bir vesile bu anlamlı belgeseli tekrar izleyici ile buluşturur.)

Elbette insanın niyetini açığa vuran, kime, neye hizmet ettiğini günışığına çıkaran bazı ipucu noktaları vardır. Ne diyor Nuran Bayer belgesel filminde, padişah Vahdettin'e ne dedirtiyor? Can Dündar gibi onun Vahdettin'i de Mustafa Kemal'in sırtını pışpışlayıp, "Hadi vatanı kurtar yavrucuğum" mu diyor, mesela?

Elbette demiyor. Mustafa Kemal, Vahdettin ile görüşmek için saraya çıkıyor, bakıyor ki Vahdettin'in kendini kurtarmaktan başka bir derdi yok, hayal kırıklığı ve üzüntü ile saraydan ayrılıyor.

Tek kelime ile yüreklere su serpiyor NURAN Bayer'in belgeseli. "Mustafa" filmi ile yara alan duygularımıza merhem oluyor. İşin ilginci, aynı ortak söylemle yola çıkıyor Nuran Bayer ve Can Dündar; alışılmışın dışında bir Mustafa Kemal sunma iddiasıyla.

Sonuç.

Aynı mantıktan hareketle, gönüllere taht kuran bir Nuran Bayer'e karşılık, gözden düşen, ciddi güven kaybına uğrayan bir Can Dündar.

Can Dündar çok konuştu "Mustafa"sı üzerine. Filmin gösteriminden önce de sonra da neredeyse tüm iletişim araçları hizmetine sunuldu bir bir. Oysa sessiz sedasız, tanıtımı yapılmadı denecek ölçüde bir "tanıtımcık" ile karşımıza çıktı "Mustafa Kemal'den Atatürk'e" belgeseli.

Öyleyse Nuran Bayer'e bırakalım sözü şimdi. Bırakalım da o anlatsın bu kez filmini bizlere. Yalnız son söz olarak, teşekkür edelim kendisine... "Emeğine ve yüreğine Sağlık Nuran Bayer" diyelim. "Mustafa" adlı zehrin, panzehirini oluşturabildiğin için sonsuz teşekkürler.

İşte, Nuran Bayer'in dilinden "Mustafa Kemal'den Atatürk'e" belgeseli:

"Bugüne kadar anlatılan "Atatürk"ten farklı bir yaklaşımla, resmi tarihten mümkün olduğunca sıyrılma kaygısıyla hazırladık belgeselimizi. Daha çok anılardan, mektuplardan, tanıklıklardan yola çıkarak oluşturduk metni. Belgemiz anılar ve tanıklıklar oldu. Bunun için de Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Kılıç Ali gibi en zor yıllarında yanında olmuş dostları ve silah arkadaşlarının tanıklıklarını, onların birinci derecedeki akrabalarından, kızı, oğlu ya da yeğeninden dinledim. Hayatının son beş yılını anlamlandıran, en yorgun ve en sağlıksız döneminde onun için gerçek bir neşe kaynağı ve mutluluk olan Ülkü'nün tanıklığı ise sanıyorum belgeselin kalbi oldu... Bunu, belgeseli yüreğiyle izleyen herkes görecektir. Bu belgeselde görüntü olarak ilk kez yer alacak iki obje var. Biri İstanbul Harbiye Müzesi'nin kullanmama izin verdikleri ve yeni bulunan, Mustafa Kemal'in okuldaki en eski fotoğrafı, diğeri de Dolmabahçe Atatürk Odası'ndaki yatağının meşhur mavi yorganı. Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden udi Gülçin Yahya'nın katkılarıyla bir de küçük bir Fikriye canlandırması yaptık. Diğer canlandırmaları ise oyuncu Yavuz Hekim'in katkısıyla gerçekleştirebildik. Atatürk'ün çok kitap okuduğunu biliyordum ama okuduğu kitaplarda sadece altını çizdiği ya da yanına not düştüğü bölümlerin toplandığı 14 ciltlik bir çalışmayı ve rakamın 200 bin gibi bir sayfaya ulaştığını görünce, muhteşem bir dehanın bugüne kadar bizlere tam anlamıyla öğretilmediğini görüp hüzünlendim. Ama bir şeyin sebebini de çok iyi anladım- Atatürk'ün bütün yabancı bilim insanları, devlet yöneticileri, filozofları tarafından yüzyılın lideri olarak nitelendirilip de ülkemizde hâlâ "Demokrat mıydı, değil miydi, devrimleri bu kadar hızlı yapmalı mıydı yapmamalı mıydı" tartışmalarının yapılmasını. Çünkü yabancılar onu okuyarak ve dünya tarihini bilerek değerlendirmişlerdi. Biz ise ne yazık ki okumayan bir toplumuz."



Kaynak
yeniadana.net








İki Atatürk; İki Belgesel

Bu yıl 10 Kasım Türkiye’de Atatürk’ün fazlaca, tartışıldığı, bir gün oldu- ve anlaşılan bu tartışmalar devam edecek! Birisi ”Hangi Atatürk?” diye, güya Atatürk’ün “çeşitli” olduğunu ve ne açıdan bakarsanız öyle olduğu yolunda ahkâm kesmişti! Gazi Mustafa Kemal hakikaten “MEVSİMLİK” değil, ”Gazi”, “Mustafa”, “Kemal” ve “Atatürk”, “Her Mevsimde” ve halde bir “TEK Adam”DI!

Ama o hala tartışıyor; Dünyada büyüklüğü, dehası eserleri, artık tartışılmıyor ama nedense, Türkiye'de, “Atatürk” tartışılıyor, sağdan- soldan hırpalanmaya çalışılıyor. Bu yıl “O”nun daha fazla tartışılması faydalı oldu, zira Atatürk tartışıldıkça ve saldırıldıkça, daha da büyüyor.

“Mustafa” MI- “Atatürk MÜ?

Bu yıl tartışmaların odağı, Can Dündar’ın “Mustafa” drama-belgeseli!

Bu belgesel film hakkındaki düşüncelerimi, daha önce yazdım. Filimde Atatürk’ü gördükçe eşimle birlikte çok heyecanlandık, duygulandık! Ama ikinci kez salim kafayla seyredip, tepkileri ve gerekçelerini, “ beğenenlerin” de, “kimler” olduğunu gördükçe, belgeseli bir daha değerlendirmem gerekti!

Can Dündar gücenmesin ama filimin genel yapısında “kast” diyemeyeceğim, ama ihmal ve bir nevi dengesizlik var gibi! Filimin adının “Mustafa” olması, bir “hoşluk” mu, yoksa çocukken yaşadıklarının –travmalarının, ”İnsan” Atatürk’ün zaaflarını göstermek için mi? Kısacası “İnsan” Mustafa- biraz yanlış - vurgulanırken, Atatürk’ün dehasına ve eserlerine daha az önem ve yer verilmiş!

Can, belgesele, bilhassa “Tanık” almamış; bir yapım tercihi! Ancak, böyle bir film yapılırken,”O”nu tanımış, civarında bulunmuş ve nesilleri rıh tükenmekte olan kişilerin, “tanıklıklarının” kamera karşısında değil- bilgi ve anılarından da yararlanması gerekirdi, diye düşünüyorum! Ama mesela, Can bizim davetimize rağmen, bırakın bizim yakın tanıklığımızı, İsmet Paşa’nın kızı Özden ve sevgili Ülkü’yü de, dinlemek gereğini görmemiş! ”Vaktim olmadı” demesi, bence, tutarlı bir mazeret değil! Böyle belgeseller yapanlar, nerdeyse ölüleri bile diriltmeye –Tanık göstermeye çalışırlar.

Can Dündar, acaba ;“ben Atatürk ve “insan” tarafları, fakat çoğunlukla, “zaafları” hakkında, hükmümü, peşinen verdim; gerçeklerle kafamı karıştırmayın” demek mi istedi?

Film konusundaki tartışmalar, son tahlilde faydalı; Çocukların ve Gençlerin kafalarını karıştırsa bile! Bu vesileyle, kimin kim olduğunu, Atatürk’ü gerçekten sevenlerle, “O”nu, yanlış yorumlayanlar arasındaki fark anlaşılmış oldu!

Bir şey daha var; Belgeselde Atatürk'ün, kendi heykellerini diktirdiği iddia ediliyor. Yanlış; İtalyan heykeltıraş Cannonica' yı kendisi davet etmedi; İsmet Paşa Hükümeti davet etti! Ancak, Mustafa Kemal Fotoğrafçı John Weimberg’i çağırdı ve eski "kalpaklı- bıyıklı" imajının yerini alacak, fraklı fotoğrafını, bilhassa, devrimini simgelemek için çektirdi! “O” nun büyüklüğü şu ki, artık “kalpaklı Mustafa Kemal”le “ Fraklı Atatürk”, milletin indinde, birlikte! Çocuk “Mustafa” değil “Büyük” Gazi Mustafa Kemal var! Ve “O” yıkılamayacak!

DİĞER BELGESEL

Televizyonlarda, dün, birçok ve her yılkinden fazla Atatürk Belgeseli ve tartışma programları vardı. TRT’de Nuran Bayer’in yaptığı “Mustafa Kemal’den Atatürk’e belgeseli” gösterildi! Can Dündar’ın - çocuk “Mustafa”ya odaklanmış “İnsan“ ağırlıklı fantezisine kıyasla - gerçekçi –gerçeklere dayanan - “drama” tarafı az, belgeleri çok bir eserdi! Bunları “Mustafa” belgeselinde, benim ve eşimin, diğer Atatürk’ü yakından tanımış olan, mesela, küçük Ülkü (Ülkü Hanımefendinin) ve Özden Toker’in tanıklıklarımıza yer verilmediği için, kızdığımdan yazmıyorum…"Fantezi" ile "gerçek" arasındaki fark burada! ***


Yayın Tarihi - 12 Kasım 2008 10:47
kenthaber.com

























Afiş

Belgesel çekimlerimiz sırasında arsivlerden çıkarttığımız Mustafa Kemal'in ilk fotoğraflarından biri...
Muhtemelen kurmay subaylık mezuniyet brövesi alıyor.)
(Harbiye'deki Askeri Müzeden. )
Fikir ve arşiv hırsızlığı öyle gelişmiş bir ülke ki burası, ilk kez bizim ekip farafından buldunan bu fotoğrafı biz yaynlayıncaya kadar Trt'den çalıp gittiler ve kendi belgesellerinde kullandılar. Şimdi de o insanlar bize TV'lerde ve YouTube kanallarından ahkam kesiyorlar.