Midas'ın Gordion'u




Yapım Tarihi - 1999
Süre - 00:32:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe, Betacam SP
Format - English Version, Gordion Of Midas isminde bir İngilizce versiyonu yapılmıştır.

Yönetmen - Korkmaz Göçmen
Yapımcı - Korkmaz Göçmen
Danışman - Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu
Metin Yazarı - Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu
Kamera - Serhat Karaca
Kurgu - Şadan Araz
Post Production - Metin Aydoğan, Zafer Dinler
Aktüel Ses - Turgut Atasoy
Yönetmen Yardımcısı - Didem Yılmaz
Animatör - Ali Bilkur
Animasyon Kayıt - Münire Demir, İbrahim İnce
Fotograf - Necmi Başyıldız
Ressam - Efkan Beyaz
Enstrümanlar - Erkoç Torun, Selçuk Göldere, Erkan Ergin, Suat Karausta, Hüseyin
Baylan
Tonmeister - Mete Artun
Solistler - A. Şeçkiner Alıcı, F. Arzu Yıldız, Tülin Sağlam
Seslendirme Yönetmeni - Nuri Çevik
Özgün Müzik - Dr. Nedim Yıldız
Metin Araştırma - Ayşe Toker
Seslendiren - Mehmet Atay
Set Amiri - Oğul Göçmen

Kral Midas’ın mezarına
kameralar ilk kez yapım ve yönetimini Korkmaz Göçmen’ in yaptığı belgeselde girdi. Midas’a ait bu güne kadar bilinen bazı bilgilerin yanlış olduğu ortaya çıktı. Belgeselin yapımı sırasında 41 yıldır ortalıkta dolaşan Kral Midas’ın Kafatası olması
gereken yere; Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ ne teslim edildi ve bugün sergilendiği
yerine kondu.

YÖNETMENİN NOTU

Ocak ayı başlarında belgeselin ilk araştırmalarına başladığımda, Midas’la ilgili bilgilerim,
1966 -1970 yılları arasında aldığım Arkeoloji eğitimimden ve daha sonra da çeşitli yollarla
edindiğim bilgilerden oluşuyordu. Bugün kullandığımız abc’nin temelini oluşturan Latin
harflerini kullanan Frigler’in yazılarının hala okunamaması, bilgi eksikliğimizin en büyük
nedeni. Bu nedenle Frig uygarlığı ve bilinen iki kralı hakkında da çok şey söyleyemiyoruz.
Midas hakkında bildiklerimiz genelde Asur çivi yazılı tabletlerine ve ölümünden yüzlerce yıl
sonra yazılan mitolojilere dayanır.

Frigler’den, “Muşki” diye hitap edilen Asur tabletlerinde “Muşki’li Mita” olarak tanımlanın
MİDAS, Başkent Gordion’u kuran Kral Gordios’ dan sonra hüküm sürdü. Arkeolojik verilerle
159 cm boyunda narin bir yapıya sahip olan Midas’ın yaklaşık 40 yıl civarında krallık yaptığı,
MÖ. 495 yılında 60 yaşında öldüğünü söyleyebiliyoruz.

Çağımızın başında Anadolu’ da uzun bir demiryolu inşaatı başlatılır. Eskişehir Ankara arasındaki
demiryolunu Körte soyadlı iki Alman Mühendis kardeş yapmaktadır. Körte kardeşler inşaat
sırasında tesadüfen antik bir kentin kalıntılarına rastlarlar ve demiryolu mühendisliğini bırakarak
kısa bir arkeoloji tahsili yapar ve Saray’ dan kazı izni alırlar.

Buldukları kentin, Frig’lerin Başkenti Gordion olduğunu ilan ederler. Gordion kazıları böylece başlar.
I. Dünya ve Kurtuluş Savaşları sırasında kazılara ara verilir. 1930’ lu yıllarda ise Amerikalı bir Profesör
olan Rodney Young kazıları sürdürür.

Gordion bir tümülüs kentidir. Kentte irili ufaklı 84 tümülüs vardır. Young 1951 yılında en büyük
tümülüsün ortasına 90 metrelik bir tünelle girer. Burası iç içe iki ahşap odadan oluşan bir mezar
odasıdır. Odanın duvarları yarım metre çapında tomruklardan yapılmış, iki duvarın arası ve iki
metre mesafe ile odaları çepeçevre saran taş duvarın arası çakıl taşı ile doldurulmuştu.

Odanın zemini ve üçgen çatısı da yine düzeltilmiş tomruklardan yapılmıştı. Odada 150’yi aşkın
Maden kap kacak ve bir o kadar da çengelli iğne vardı. Bir köşede ise kerevit üzerinde yatan
Kral Midas. Kral, üzerinde iki kat elbisesi ayağında çizmeleri ve 21 kat kumaşla örtülü olarak
defnedilmiş, ölü hediyesi kapların içine ise sevdiği yiyecek ve içecekler konulmuştu.

Mezardan çıkarılan Tunç eserler o zamanki adıyla Ankara Arkeoloji Müzesi’ ne, Midas ise incelenmesi
için DTCF Paleoantropoloji Kürsüsü’ ne verildi. Midas’ın, mezarından çıkarıldıktan sonra 41 yıl boyunca
elden ele , odadan odaya dolaştırılan iskeleti sonunda kayboldu, ama belgeselimizin başarılarından
biri olarak kabul edilen özel bir çaba ile “Midas’ın Kafatası” olması gerektiği yere, Anadolu
Medeniyetleri Müzesi’ ne teslim edildi.

Şüphesiz, Frigler ve onların kralları, sanatı ve yaşamları hakkında binlerce sayfa kitap yazıldı. Onlarca
film yapıldı. Ama, “Midas’ın Gordion’u” adlı bu belgeselde Özellikle Midas hakkında yeni arkeolojik
bilgilere ulaşıldı.


Kaynak
TRT Yurtdışı Program Katalogu 1998







MİDAS ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?
Midas’ın ölümünden yüzlerce yıl sonra Helenlerce yazılan bir mitolojiye göre; Adeta bir çekirge sürüsü gibi doğudan Anadolu’ ya giren Kemmer’ler kısa zamanda Orta ve Güney Anadolu’ ya yayılırlar. Midas orduları ile Gülek Boğazı’nda Kimmerler’i
karşılar ancak yenilerek Gordion’a çekilir.

Düşmanın saldırıları sonunda Gordion yerle bir olur. Bu yenilgiyi kabullenemeyen
Midas, şehrin surları üzerine çıkar ve boğa kanı içerek intihar eder.

Kafatası üzerinde Hacettepe Üniversite Hastanesi Beyin Cerrahi ve Nöroloji Servisinde yapılan bilimsel çalışmalarla Midas’ın intihar etmediği aksine başına sert bir cisim vurularak öldürüldüğü ispatlandı.

MİDAS EŞEK KULAKLI DEĞİLDİ !
Yine bir mitolojiye göre; Midas, ormanda gezerken Tanrı Apollon ile keçi bacaklı Satir’ in müzik yarışmasına rastlar ve hakem olur. Oyunu flüt çalan Satir’ den yana kullanınca Tanrı Apollon çok sinirlenir. “Güzel müziği ayırt edemeyen kulak insan kulağı olamaz. Sana eşek kulağı yakışır “ diye bağırır ve Midas’ın kulaklarını eşek kulağına dönüştürür...

Gordion’da bulunan eserler arasında eşek kulaklı bir erkek başını betimleyen bir terrakota (toprak büst) bulundu. Ancak, bunun Midas’ın eşek kulaklı halini değil de bir Satir’ i tasvir ettiği kabul edilir. Yine Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde yapılan bilimsel çalışmalarda, Midas’ın ana karnında bir hastalığa yakalandığı ve kulak kanalları asimetrik olarak doğduğu anlaşıldı.
Asimetrik kulak yapısı nadir görülen bir hastalık şekli. Önden veya arkadan bakıldığı zaman bir kulağın diğerinden çok daha yukarıda veya aşağıda olduğu görülür. Çirkin bir görünüm oluşturan bu hastalık Midas’ın kafatasında belirgin izler de bırakmış. Halkından utanan Midas’ın sürekli olarak başına geçirdiği bir serpuşla gezdiği, kulaklarını hiçbir zaman göremeyen halkının ise, Krallarının kulakları hakkında yorum yaparak, göremedikleri kulakları eşek kulağına benzeterek Kralları hakkında dedikodu yaptıkları düşüncesi kuvvet kazandı.

“MİDAS’IN GORDİON’U” nda Friglerin ilginç eserlerini, sosyal ve dinsel yaşantılarını ve kralları Midas için yaptıkları ve bu güne kadar içine ilk kez kamera giren dünya harikası tümülüsü ve kral Midas’ın acı dolu yaşam öyküsü böylece belgelenmiş oldu.


KRALLIĞA GİDEN Yol
Demir çemberli tekerlerin aşındırdığı kral yolunda bir gün eski bir araba yol almaktadır. Arabayı kullanan genç Midas’a yaşlı annesi ve Orman işçisi olan babası Gordios eşlik etmekteydi. Annesinin doğduğu şehir Telmessos’u (Fethiye) ve liman kenti Patara’yı arkalarında bırakalı günler olmuş, Beydağları ve Batı Toroslar’ı
aşıp kuzeye doğru çoktan yönelmişlerdi.

Güneş Frig Ülkesini terk ederken, yorgun atların nal sesleri çakıl taşlarından sekmekte ve tekerlerin demir çemberleri altında ezilmekteydi. Genç Midas, Frig ülkesinde iyi bir iş sahibi olması için, Ana Tanrıça “Matar Kubile’ye” (Kybele) dua etmekteydi.

Oysa, Frig Tanrıları Midas’ın kaderini çoktan çizmişlerdi. O, hayal edemediği kadar büyük bir göreve getirilecekti ve bir kral olacaktı. Öyle bir kral ki; günümüzde bile Kader çizgisinin çizimi bitmeyen!

“Midas’ın Gordion’u”, 30 dakika içinde koca bir kralı ve onun acılar içinde geçen hayatını anlatan bir belgeseldir. Özetle, bu belgesel, Gordion’lu Midas’ın hikayesidir.”

Bu anlatım, gerçek öğelerden oluşan bir fantezi. Ama,içinde gerçek öğeler var. Kral yolu ve güzergahı gerçek. Midas ve arabası gerçek, Telmessos’lu (Fethiye’li) kadın gerçek, Baba Gordios gerçek ve bir gün Frig Ülkesi’ne doğru
aldıkları yolun sonunda Midas’ın Kral olduğu bir gerçek. Arkeolojik kaynaklar
kefil bu bilgilere.

Gerçek olmayan yyada detayını bilemediğimiz tek şey arabada geçen mizansen. Ama, bildiğimiz bir mizansen, bir hikaye yani bir mitoloji var ki, gerçekten de öte.

Büyük İskender’in tarihçisi Arrianos’un yazdığına göre;
Frig Ülkesinin güçlü Kralı Gordios* ölür. Halk çok üzgündür. Ölen Krallarının yerine geçecek bir kimse yoktur. Ülkenin İleri gelenleri toplanırlar. Kahinler, kehanette bulunarak, “Şu andan itibaren Gordion’a arabası ile ilk giren, Kral olsun” derler.

“KRAL MİDAS’TIR” Artık o.
“Midas’ın Gordion’u“ nda Frig medeniyetini anlatmayı amaçladım. Kaya mezarları, tapınakları ile Ünlü Midas Kenti, Yazılıkaya ve Aslantaş kutsal alanları, tümülüsleri ile Ünlü Başkent Gordion’u, tipik buluntuları ile Pazarlı ve diğer kentleri. Özetle, Samsun-Kayseri,Antalya-Eskişehir dörtgeni içinde yayılan Frig Uygarlığını anlatmayı amaçladım. Mısır’dan sonra dünyanın en eski ahşap eserlerine sahip Frig sanatını ve onun Ünlü Kral’ ı Midas’ ı.

TUTTUĞUM HER ŞEY Altın OLSUN
Sürekli içkili gezen Silenos adlı mitolojik ihtiyar, Tanrı Dionysos’un en sevdiği yaratıkmış. Şarap Tanrısı Dionysos, bir gün yanında Satirler, Bakhalar ve Silenos olduğu halde Frig ülkesini dolaşırken Silenos ormanda kaybolmuş. Dionysos
en sevdiği yaratığın kaybolmasına çok üzülmüş.

Frigyalı köylüler Silenos’u bularak Kralları Midas’ a götürmüşler. Midas Silenos’u tanımış onu on gün boyunca ağırlamış ve Tanrı Dionysos’a götürüp vermiş. Kendini yetiştiren Silenos’a kavuşan Dionysos, Kral’a ne isterse dileyebileceğini söylemiş. Midas ise, “Tuttuğum her şey altın olsun.” demiş. O günden sonra Kral Midas neye dokunduysa altın olmuş. Önceleri çok hoşuna giden bu tılsım daha sonra Midas’ın başına bela olmuş. Sevdiği hiç kimseye dokunamaz, herhangi bir şeyi yiyemez ve içemez olmuş. Hatasını anlayınca da, Tanrı Dionysost’an bağışlanmasını istemiş. Dionysos, Midas’a acımış ve Sardes’deki ırmakta yıkanmasını sağlayarak O’ nu bu beladan kurtarmış.

MİDAS’IN KULAKLARI EŞEK KULAKLARI
Midas artık, mutluluğu doğada aramaya başlamış, Bir gün ormanda dolaşırken keçi ayaklı Pan ile Tanrı Apollon arasında yapılan tanrısal bir müzik yarışmasına rastlamış ve hakem olmuş. Yarışma sonunda oyunu Pan’a yönelik kullanınca Tanrı Apollon çok kızmış ve “Güzel müziği ayırt edemeyen kulak insan kulağı olamaz. Sana eşek kulağı yakışır “ diyerek Midas’ın kulaklarını eşek kulağına çevirmiş.

Midas, bu sırrını başına geçirdiği bir serpuşla halkından saklamış.
Bir gün berberi Kral’ın eşek kulaklarını görmüş. Kral, berberine dilini tutması için sıkı, tembihte bulunmuş Ama, sır bu insan ağzına sığar mı? Berber sancılar geçirmiş, dayanılmaz ıstıraplar yaşamış ve sonunda bir kuyuya eğilerek “Midas’ın kulakları eşek kulakları” diye fısıldamış. Sırrı, kuyudaki su sazlara, sazlar ise, rüzgarda salına, salına etrafa yaymış. Böylece bütün ülke Midas’ın sırrını kısa zamanda öğrenmiş...

KAFATASI SERÜVENİ
Belgeselde, Midas’la ilgili mitolojilere bilimsel açıklamalarla değinilecektir. Ayrıca, Midas’ın peşini bırakmayan kötü kaderinin günümüzde Süren öyküsü de ekrana getirilecektir.

Yıl 1957. Uzun yıllar Gordion’ da kazı yapan Prof. Dr. Rodney S. YOUNG başkanlığındaki kazı ekibi, 300 m. çapındaki tümülüsün eteğinde açtığı tünel ile Ardıç tomruklardan oluşan mezar odasına ulaşır. Yazar Seton LLYOD’ o günleri şöyle anlatır *

“Bu kitabın yazarı bir hafta sonra kazıyı görmeye gittiğinde, havada hala Ardıç talaşının Keskin kokusu vardı. YOUNG’ ın açmış olduğu delikten odaya girişiyle çok heyecanlı bir sahne yaşamış olsa gerek. Tam önünde durduğu yerin altında, üzerinde Kral’ın iskeleti bulunan büyük kerevet çökmüş, iskelet, çürümüş yirmi bir kat keten ve yünlü örtünün altında yarı, yarıya gömülmüş duruyordu. Ama, daha ilk adımda onun dikkatini çeken 2600 yıl sonra ilk kez içeri dolan havanın etkisiyle çözülmeye başlayan ahşap eşyanın odanın sessizliğinde açıkça duyulan hafif çıtırtılarıydı. Tuttuğu altın olan Midas’ın mezarında ne yazık ki, bir gram bile altın eşya çıkmadı. Kral’ ın silahı bile yoktu.“

SERÜVEN BAŞLIYOR
Mezar’ ın açılmasıyla Ankara’ dan çağrılan bilim adamlarının arasında Ord. Prof. Dr. Muzaffer ŞENYÜREK de vardır. Mezardan çıkarılan madeni ve ahşap eserler, o zamanki adıyla Ankara Arkeoloji Müzesi’ ne taşınır. 159 cm boyunda ve yaklaşık 60 yaşlarında öldüğü belirlenen bir erkeğe ait İskelet ise, DTCF Paleoantropoloji Bölüm Başkanı olan ŞENYÜREK
hocaya incelenmesi için verilir.

1961 yılında ŞENYÜREK’ in uçak kazası ile vefatından sonra iskelet, Prof. Dr. Enver Bostancı ‘ya intikal eder. O’ nun da emekli olması üzerine DTCF Dekanlığınca görevlendirilen bir heyet odadaki eşyaları ve diğer kazı malzemelerini Paleoantropoloji
deposuna taşır. Bu depoda 1990 - 91 yıllarında bir temizlik ve düzenleme yapılır
ve bazı kemikler ile işe yaramadığı düşünülen malzemeler atılır. İlgililerce var
olduğu söylenen Midas’a ait gövde iskeletin, bu çalışmalar sırasında kaybolduğu
iddia edilir.

kafatası ise, 1992 yılında, Fizik ve Antropoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erksin Güleç’ in eline geçer. Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü Kafatasının müzeye teslimi konusunda bir çok kez Prof. Güleç ile yazışır. Ancak, teslimat Güleç’ in bilimsel çalışmalarının uzaması nedeniyle bir türlü gerçekleşmez.

MİDAS’IN LAYIK OLDUĞU YER
Programın ön araştırmaları sırasında Prof. Dr Erksin Güleç ile yaptığım söyleşide, Prof. Güleç bu bilgileri doğrulayarak yalnız kafatasının kendisinde olduğunu söyledi.

Programın Yönetmeni ve bir Arkeolog olarak, Ankara Anadolu Medeniyetleri
Müzesi’nde sergilenen Kral Midas’a ait temsili mezar odasında, ölü hediyelerinin
çoğunun aslına uygun olarak sergilenmekte olduğunu ve Prof. Güleç’ in müzeye
teslim edip adı geçen bölümde sergilenmesini düşündüğü kafatasını program
çekimleri sırasında müzeye teslim etmesini rica ettim. Bunun üzerine, Prof.
Güleç, teslim işlemini belgeselimizin çekimi sırasında yapmaya karar verdi.

05 Şubat 1998 günü saat 10:30’ da önce Prof. Güleç’ in odasında Midas üzerine bir söyleşi yaptık. Belgelediğimiz bu söyleşide Prof. Güleç elindeki kafatasının 41 yıllık öyküsünü anlattı ve kafatasının 1955 yılında tümülüsde ele geçirilen Midas’ ın iskeletine ait olduğunu bilimsel olarak ispatladı. Aynı gün öğleden sonra Prof. Dr. Erksin Güleç ve ekibimiz Ankara, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ ne giderek Müze Müdürü İlhan TEMİZSOY’ a Midas’ı teslim ettik.

Böylece, 2674 yıl önce (M.Ö. 676) gözlerini hayata kapatan Ünlü Kral Midas’ın kafatası 41 yıl gecikmeyle de olsa, aynı gün birlikte gömüldüğü ölü hediyelerine tekrar kavuştu. O, şimdi 2674 yıl önce yeni bir dünyaya adım attığı ve yeni yaşamında kullanması için yanı başına bırakılan hediyeleri ile en son serüvenine başlıyor. Fethiye’ den başlayıp(!) Gordion’ da Süren serüven şimdilik Ankara’ da sona erdi. Acaba, böylece Kader çizgisinin sonuna nokta konuldu mu, ne dersiniz?

* Seton LLOYD. Türkiye’ nin Tarihi “Bir Gezginin Gözü İle Anadolu Uygarlıkları”
sayfa 63, TÜBİTAK yayınları Ankara -1997 (Türkçeleştiren, Prof. Dr. Ender VARİNLİOĞLU)

Kaynak
TRT Yurtdışı Program Katalogu 1998








KRAL MİDAS’IN KAFATASINA BİLİMSEL BAKIŞ
Prof. Dr. Erksin Güleç
(A.Ü. DTCF Fizik ve Paleoantropoloji Bölümü Öğretim Üyesi)

Frigler’in Başkenti Gordion’daki bilimsel araştırmalar, Pennsylvania Üniversitesi’nden Prof. Dr. Rodney S. YOUNG başkanlığında 1950 - 1973 yılları arasında yapılan kazılarla başlar. Bu çalışmalar kapsamında yerleşme merkezi ile soyluların gömüldüğü tümülüsler kazılmıştır.

Gordion’daki en büyük Tümülüs olan MM’de de en az 15 parça mobilya ele geçmiştir. Mezar odası yıkılmadan bugüne kadar kaldığı için mobilyalar oldukça sağlam durumdadır. Tümülüs MM’de görülen kişinin kimliği kesin olarak bilinmemekle beraber, bu zengin mezarın Kral Midas’a ait olduğu hemen hemen herkesçe kabul edilmektedir. Bu görkemli mobilyalar büyük olasılıkla kralın kendisine ait olmalıdır.

Antropolojik çalışmalara konu olan ve Kral Midas’a ait olduğu sanılan iskelet (kafatası), kazı başkanı R. S. YOUNG tarafından 1957 yılı kazı sezonunda gün ışığına çıkartılmış ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Paleoantropoloji Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Süleyman ŞENYÜREK’e teslim edilmiştir. M. S. ŞENYÜREK’
in 1961 yılında bir uçak kazasında ölmesiyle sözü edilen iskelet aynı kürsüde
öğretim üyesi olan Dr. Enver Yaşar Bostancı tarafından korunmaya alınmıştır.

Kendisinin 1990 yılında emekli olmasına kadar iskelet Prof. Bostancı’ nın odasında muhafaza edilmiştir. Bu arada İngiltere’de Manchester Müzesi’nde kafatasının etlendirilmesi yoluyla rekonstrüksiyonu gerçekleştirilir.

Üzerinde 1992 yılında çalışmalara başladığımız kafatası son derece tahrip olmuş haldeydi ve ilk olarak bu kafatasının büyük Tümülüs’ten çıkan kafatası olup olmadığı konusu araştırılmalıydı. Bu amaçla Gordion kazılarına katılmış olan Prof. Dr. M. MELLİNK’ den iskeletin in situ (bulunduğundaki orjinal pozisyonu) resimlerini bulup bulamayacağımızı sorduk.

Kendisi kafatasının bunca sene sonra ele alınmasından dolayı son derece heyecanlandı ve Gordion kazılarından çıkarılan malzemenin kataloglanmasından sorumlu olan Dr. Ellen KOHLER’ den resimlerin tarafımıza gönderilmesini sağlayacağını bildirdi. Nitekim 19 Ağustos 1994 tarihinde iskeletin in suti
halde çekilmiş yedi adet fotoğrafı elimize ulaştı.

Bu resimlerden kafatasına ait bölüm büyültülüp çeşitli endisler elde edilmeye çalışılmış, bazı anatomik özellikler ve aşınma izleri değerlendirmeye alınarak aradaki benzerlikler irdelenmiştir. Çalışmalarımız sonucunda kafatasının kesinlikle Büyük Tümülüs’den çıkarılan kafatası olduğu anlaşılmıştır.

Kafatasının arkaya doğru düzgün bir şekilde uzaması patolojik bir durum yada toprak basıncından çok kültürel deformasyonu akla getirmektedir. Büyüme sürecinde kafatasının bandajla sarılması (yada külah giydirilmesi) sonucu kafanın şeklini değiştirmek mümkündür.

Antropolojik incelemeler kafatası deformasyonlarının üç nedene bağlanabileceğini ortaya koymaktadır. Bunlar, (i) patolojik (ii) toprak basıncı ve (iii) kültürel faktörlerdir. Patolojik deformasyonun en önemli nedeni, kafatasını oluşturan kemiklerin aralarındaki dikişlerin (sutur) vaktinden erken kapanmalarıdır. Kafanın arkaya doğru “düzgün” biçimde uzaması söz konusu deformasyonun patolojik kökenli olamayacağı yönündedir.

Toprak baskısıyla oluşan deformasyonun ise kafatası biçimini tek taraflı bozduğu ( asimetrik) ve çoğunlukla kırılmalara yol açtığı bilinmektedir. Büyük Tümülüs’ten çıkarılan kafatasının özellikleri bu bireye uygulanan deformasyonun kültürel kökenli olduğunu ortaya koymaktadır. Başın üst ve arka kısmındaki izler bu görüşü desteklemektedir. Bu izler bireyin büyüme aşamasında başının yanlardan sarıldığını ve kemiklerin ancak arkaya doğru büyüyebildiğini göstermektedir.

Kafatasına, kültürel anlamda deformasyonun Anadolu ve Ortadoğu toplumlarında Neolitik Çağ’ dan itibaren uygulandığı bilinmektedir. Eski toplumlardan asillere uygulanan bu işleme şimdiye kadar Şeyh Höyük (ŞENYÜREK ve TUNAKAN 1951), HAYAZ Höyük (Özbek 1984) ve Değirmentepe’ de (Özbek 1986) rastlanmıştır. Midas’ ın kafatasıyla kültürel amaçlı deformasyonun uygulandığı merkezlere Gordion’ u da katmak gerekecektir.

Midas’ın kafatasına karşıdan bakıldığında, uzun bir yüze sahip olduğu görülür. Bu uzun yüze yüksek göz çukurları ve yüksek bir alt çene eşlik etmektedir. Midas genel hatlarıyla “Narin Akdeniz “ olarak tanımlanan morfolojik guruba girmektedir.

Elimizde yalnızca kafatasının olması çalışmalarımızın bu bölge ile sınırlı kalmasına yol açmıştır. Büyük tümülüste gerçekleştirilen kazılar sırasında bireyin diğer vücut kemiklerinin de ele geçtiği bilinmektedir. (YOUNG
1958).

İskeletlerde yaş ve cinsiyet tayininde vücut kemiklerinin kafatasına oranla daha
güvenilir sonuçlar verdikleri bilinmektedir. Araştırmamıza konu olan iskeletin
vücut kemiklerinin bulunup incelemeye alınmasıyla efsanelere konu olan Kral
Midas hakkında çok daha detaylı bilgilere ulaşmak mümkün olacaktır.

Prof. Dr. Erksin Güleç
(A.Ü. DTCF Fizik ve Paleoantropoloji Bölümü Öğretim Üyesi)






AH ŞU FRİGLER !

Eski Anadolu’ da yada Anadolu’nun arkeolojik çağlarından kalma bir çok kent vardır. Bunların bazıları efsaneleri, kimisi de antik kalıntıları ile ünlüdür. İşte Gordion da efsaneleri ile ünlenmiş olanlarından biridir. Gordion’ u Gordion yapan Frigler’in Gordios adlı kralıdır. Ancak, bu kent asıl ününü Frigler’in efsanevi kralı Midas’dan almıştır.

Anadolu’da uygarlıkları yaratmış kavimler konuştukları dil yada lisanlarına göre üç gruba ayrılırlar. Bilindiği kadarıyla bunların en eskileri Asya kökenli olanlarıdır (Sümerler, Hurriler, Hattiler, Urartular, Selçuklular). İkinci grubu ise; Afrika kökenliler olup Sami yani “semitik” dili konuşanlardı (Asur, Babil, bir yerde bugünkü Araplar’ın ataları).

Üçüncü ve tarihi açısından en yeni olanları ise; Hint-Avrupa’lı yada ari dili konuşanlardı. Hint-Avrupa’lı dili konuşan Anadolu kavimleri olan Hititler ve sonrasında Frigler gelir. Hitit adını bu insanlara biz verdiğimiz halde, Frig adı, bir yerde orijinal yada gerçek adlarıdır. Ünlü Eskiçağ Tarihçilerinden Heredot ve Strabon Friglerin Makedonya’lı olduklarını ve adlarının da Brig veya Biriges olduklarını ve Truva Savaşlarından önce Anadolu’ya boğazları geçerek geldiklerini, Trak (Trakya’lı) kavimlerden olduklarını yazmışlardır.

Üç ayrı dili olan ve farklı kökenli bu kavimler, ya çivi yazısını yada hiyeroglif yazısını kullanırken Frigler, bizim de alfabemiz olan Fenike yazısını Anadolu’da ilk kullanan kavimdir. Buna karşın Frig yazısı henüz tam anlamı ile çözülememiş yani okunamamıştır. Bu sebeple Frigler’in bir çok sırrı hala çözülememiştir.

Friglerin Anadolu’ya geliş yolları bilinmekle beraber ne zaman geldikleri ve nasıl bir krallık kurdukları henüz karanlıktır. Heredot7a göre, sözde Truva Savaşları’ndan önce Anadolu’ya gelen Frigler, Gordion merkez olmak üzere kurdukları krallık nerede bir Hitit şehri varsa onun üzerine kurulmuştur. Ancak elimizde gezilip gözle görülebilen iki tane mevcuttur.

Bunlardan biri Polatlı yakınlarında Gordion, diğeri ise, Eskişehir’deki Yazılıkaya diğer adı ise, “Midas Şehri’dir”. Gordion, bir ören yeri olarak ziyaretçiye sunduğu görkemli kale ve kapısı ve megaron tarzı yapıların yanında dünyanın en eski yer altı ağaç odası olan sözde efsanevi kralları Midas’a ait tümülüs mezarı, bu mezardan çıkartılmış mobilyaların günümüzde yapılamayacak kadar şaşırtıcı kakma işçiliği ile yapılmış masa ve paravan ilgiyle izlenecektir.

Ayrıca, bu tümülüsün odasının yapıldığı ağaçların tamamı Hitit ağacı olduğu öğrenilince Midas’ın Şehri’ndeki adeta oya gibi işlenmiş Kaya anıtları ve üzerlerindeki motiflerin benzerliğinin önemi iyice artmaktadır. Yazıları henüz tam okunamayan Frigler’in bu anıtlardaki kitabelerinde ne yazdıkları hala esrarını korumaktadır. Öte yanda şekilleri bugün dahi taklit edilen madeni kapların bolluğu çengelli iğne olarak kullanılmış fibulaların bir tanesinin yarım kiloya yakın olduğu düşünülünce bir insanın bunlardan doksan tanesi ile birlikte gömülüşüne ne anlam verilebilir.

Eğer yakın doğunun en yüksek ve görkemli Kaya anıtlarını görmek isterseniz başta Frig Yazılıkaya’sına, Afyon’ da Döğer Kasabası’na yada Aslantaş’a gitmeniz gerekir. Kapadokya’nın tüf denen Kaya cinsinin özelliğini ilk fark edenler Frigler olmuş ve Kapadokyalılar’dan yaklaşık bin yıl önce tüf kayalara Kaya anıtlarını adeta oya gibi yapmışlar ve Önasya’ da tek örneği bir kült (tapınma) ve Kaya mezarlarından olan yerleşimlerini bize bırakmışlardır.

M:Ö- İkinci binin ilk çeyreğinde Gordion merkez olmak üzere kurdukları krallık, bu krallığın uzun kulakları ve dokunduğunu altın yapmakla ünlenmiş efsanevi Midas kimdi?

Fakir bir çiftçinin oğlu Midas nasıl kral olmuştu? Kral olduktan sonraki
kehaneti Makedonya’lı Büyük İskender’e iki kıtada gerçekleştirdiği işgallerde
erkin mi vermişti? Ünlü Kralları Midas, Frig Başkenti Kimmerler tarafından
yakılıp yıkılınca çok miktarda “boğa kanı “ içerek intihar ettiği efsanede
söylenir. Devleti yıkılan, intihar eden bir krala dünyanın en büyük tümülüs
mezar anıtı yapılabilir mi?

Ah ! Şu Frigler’in yazısı bir çözülebilse çok şey açığa kavuşacak.

Prof. Dr. Aykut ÇINAROĞLU
(A.Ü.DTCF Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Bölümü Öğretim Üyesi)







Belgesel, 10. Rassegna Internazionale del Cinema Archeologico - Rovereto festivalinde, 4 Ekim tarihinde Sala Spagnolli salonunda gösterime girdi ve finalde yarışan 10 film içinde yer aldı.

Frig Uygarlığı'nın Ünlü Kralı Midas'ın hazin yaşam öyküsünü konu alan belgeselde tüm yönü ile Frig Uygarlığı tanıtılıyor. 1952 yılında Gordion'da ki "Büyük Tümülüs'e" girilerek Midas'a ait olduğu sanılan mezara ulaşıldı. 4000 Yıllık kütüklerle ve taş duvarla çevirili olan mezar odası tümü ile ahşaptandı. Kazı başkanı Amerikalı R. Young mezar odasına bir delik açarak ulaştığında içeride 170 civarında madeni kap ve bir Kline üzerinde yatan Kral'ın iskeleti ile karşılaştı. Üzerinde 21 kat kumaş örtülü olan Kral Midas ayağında çizmeleri ve üzerinde giysileri ile yatıyordu. 159 cm boyunda olan Kral'ın iskeleti 1952 yılında incelenmesi için Ankara Üniversitesi DTCF'ne gönderildi. Böylece Kral Midas'ın acı dolu yaşam öyküsü bu kez ölümünden 2647 yıl sonra tekrar başladı.

DTCF'nin odalarında ve koridorlarında dolanan Kral Midas'ın iskeleti sonunda Belgeselin Yapımcı ve Yönetmeni Korkmaz Göçmen'in çabalarıyla olması gereken yere yani Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne 05.02.1999 tarihinde konuldu. Belgesel, Kral Midas'ın mitolojilerde anlatıldığı gibi Boğa Kanı içerek ölmediğini aksine başına vurulun sert bir cisimle hayatına son verildiğini ispatlıyor. Ayrıca yine "Eşek Kulakları" ile Ünlü Midas'ın kulakları için neden bu adın takıldığı, kulaklarının nasıl olduğu, kafatasının neden uzunca ve kemik renginin neden belirgin bir kahverengi görünümünde olduğu konularında da Hacettepe Hastanesi Nöroşilürji Bölümünde çekilen tomogrofi ve emarlar ile laboratuar çalışmalarıyla bilimsel olarak bilgi vermekte ve aksi tezlere karşı yeni tezler sunmaktadır...

Kaynak
TRT Yurtdışı Program Katalogu 1998





Gordion Of Midas

Reciting the story of Midas, one of the two kings of the Frygian civilisation
known to us, the documentary introduces the Frygian kingdom with all its facets.

The cities of Gordion and Midas’ City, the only relics of the civilisation are
reflected with all their structures. The tumuluses and the excavations made in
the ancient city of Gordion that eamed wordwide fame are reflected in detail.
Another issue exemined in the documentary is the skeleton of King Midas, lost
since 1957, who went into mytology with his donkey ears and known to wish
everything he touched wold turn into gold.
Scientific research held on the skull of Midas proves that he didn’t commit
suicide, but was killed as a result of a blow on his head. Furthermore, the
documentary approaches the myth about “ donkey ears” scientifically and
discovers the truthful part of it.

In short, the documentary tells about the sorrowful story of Mıdas, who hed
coincidentally become a king. The documentary also exposes the construction of
the tumulus decorated with the oldest wooden furniture in the word with computer
graphics.

“Gordion Of Mıdas” describes the Frygian civilisation in detail, bringing the
world’s largest tumulus and all the metalic and wooden artefacts in it before
the viewers’ eyes for the firs time.

The documentary also reflects the inscription regarding the way Frygian
civilisation influenced Hellenia, musical instruments and the relations of
Anatolia with the neighbouring countries.


Kaynak
Korkmaz Göçmen