Midas'ın Gordion'u![]() Yapım Tarihi - 1999Prof. Dr. Erksin Güleç (A.Ü. DTCF Fizik ve Paleoantropoloji Bölümü Öğretim Üyesi) Frigler’in Başkenti Gordion’daki bilimsel araştırmalar, Pennsylvania Üniversitesi’nden Prof. Dr. Rodney S. YOUNG başkanlığında 1950 - 1973 yılları arasında yapılan kazılarla başlar. Bu çalışmalar kapsamında yerleşme merkezi ile soyluların gömüldüğü tümülüsler kazılmıştır. Gordion’daki en büyük Tümülüs olan MM’de de en az 15 parça mobilya ele geçmiştir. Mezar odası yıkılmadan bugüne kadar kaldığı için mobilyalar oldukça sağlam durumdadır. Tümülüs MM’de görülen kişinin kimliği kesin olarak bilinmemekle beraber, bu zengin mezarın Kral Midas’a ait olduğu hemen hemen herkesçe kabul edilmektedir. Bu görkemli mobilyalar büyük olasılıkla kralın kendisine ait olmalıdır. Antropolojik çalışmalara konu olan ve Kral Midas’a ait olduğu sanılan iskelet (kafatası), kazı başkanı R. S. YOUNG tarafından 1957 yılı kazı sezonunda gün ışığına çıkartılmış ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Paleoantropoloji Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Süleyman ŞENYÜREK’e teslim edilmiştir. M. S. ŞENYÜREK’ in 1961 yılında bir uçak kazasında ölmesiyle sözü edilen iskelet aynı kürsüde öğretim üyesi olan Dr. Enver Yaşar Bostancı tarafından korunmaya alınmıştır. Kendisinin 1990 yılında emekli olmasına kadar iskelet Prof. Bostancı’ nın odasında muhafaza edilmiştir. Bu arada İngiltere’de Manchester Müzesi’nde kafatasının etlendirilmesi yoluyla rekonstrüksiyonu gerçekleştirilir. Üzerinde 1992 yılında çalışmalara başladığımız kafatası son derece tahrip olmuş haldeydi ve ilk olarak bu kafatasının büyük Tümülüs’ten çıkan kafatası olup olmadığı konusu araştırılmalıydı. Bu amaçla Gordion kazılarına katılmış olan Prof. Dr. M. MELLİNK’ den iskeletin in situ (bulunduğundaki orjinal pozisyonu) resimlerini bulup bulamayacağımızı sorduk. Kendisi kafatasının bunca sene sonra ele alınmasından dolayı son derece heyecanlandı ve Gordion kazılarından çıkarılan malzemenin kataloglanmasından sorumlu olan Dr. Ellen KOHLER’ den resimlerin tarafımıza gönderilmesini sağlayacağını bildirdi. Nitekim 19 Ağustos 1994 tarihinde iskeletin in suti halde çekilmiş yedi adet fotoğrafı elimize ulaştı. Bu resimlerden kafatasına ait bölüm büyültülüp çeşitli endisler elde edilmeye çalışılmış, bazı anatomik özellikler ve aşınma izleri değerlendirmeye alınarak aradaki benzerlikler irdelenmiştir. Çalışmalarımız sonucunda kafatasının kesinlikle Büyük Tümülüs’den çıkarılan kafatası olduğu anlaşılmıştır. Kafatasının arkaya doğru düzgün bir şekilde uzaması patolojik bir durum yada toprak basıncından çok kültürel deformasyonu akla getirmektedir. Büyüme sürecinde kafatasının bandajla sarılması (yada külah giydirilmesi) sonucu kafanın şeklini değiştirmek mümkündür. Antropolojik incelemeler kafatası deformasyonlarının üç nedene bağlanabileceğini ortaya koymaktadır. Bunlar, (i) patolojik (ii) toprak basıncı ve (iii) kültürel faktörlerdir. Patolojik deformasyonun en önemli nedeni, kafatasını oluşturan kemiklerin aralarındaki dikişlerin (sutur) vaktinden erken kapanmalarıdır. Kafanın arkaya doğru “düzgün” biçimde uzaması söz konusu deformasyonun patolojik kökenli olamayacağı yönündedir. Toprak baskısıyla oluşan deformasyonun ise kafatası biçimini tek taraflı bozduğu ( asimetrik) ve çoğunlukla kırılmalara yol açtığı bilinmektedir. Büyük Tümülüs’ten çıkarılan kafatasının özellikleri bu bireye uygulanan deformasyonun kültürel kökenli olduğunu ortaya koymaktadır. Başın üst ve arka kısmındaki izler bu görüşü desteklemektedir. Bu izler bireyin büyüme aşamasında başının yanlardan sarıldığını ve kemiklerin ancak arkaya doğru büyüyebildiğini göstermektedir. Kafatasına, kültürel anlamda deformasyonun Anadolu ve Ortadoğu toplumlarında Neolitik Çağ’ dan itibaren uygulandığı bilinmektedir. Eski toplumlardan asillere uygulanan bu işleme şimdiye kadar Şeyh Höyük (ŞENYÜREK ve TUNAKAN 1951), HAYAZ Höyük (Özbek 1984) ve Değirmentepe’ de (Özbek 1986) rastlanmıştır. Midas’ ın kafatasıyla kültürel amaçlı deformasyonun uygulandığı merkezlere Gordion’ u da katmak gerekecektir. Midas’ın kafatasına karşıdan bakıldığında, uzun bir yüze sahip olduğu görülür. Bu uzun yüze yüksek göz çukurları ve yüksek bir alt çene eşlik etmektedir. Midas genel hatlarıyla “Narin Akdeniz “ olarak tanımlanan morfolojik guruba girmektedir. Elimizde yalnızca kafatasının olması çalışmalarımızın bu bölge ile sınırlı kalmasına yol açmıştır. Büyük tümülüste gerçekleştirilen kazılar sırasında bireyin diğer vücut kemiklerinin de ele geçtiği bilinmektedir. (YOUNG 1958). İskeletlerde yaş ve cinsiyet tayininde vücut kemiklerinin kafatasına oranla daha güvenilir sonuçlar verdikleri bilinmektedir. Araştırmamıza konu olan iskeletin vücut kemiklerinin bulunup incelemeye alınmasıyla efsanelere konu olan Kral Midas hakkında çok daha detaylı bilgilere ulaşmak mümkün olacaktır. Prof. Dr. Erksin Güleç (A.Ü. DTCF Fizik ve Paleoantropoloji Bölümü Öğretim Üyesi) AH ŞU FRİGLER ! Eski Anadolu’ da yada Anadolu’nun arkeolojik çağlarından kalma bir çok kent vardır. Bunların bazıları efsaneleri, kimisi de antik kalıntıları ile ünlüdür. İşte Gordion da efsaneleri ile ünlenmiş olanlarından biridir. Gordion’ u Gordion yapan Frigler’in Gordios adlı kralıdır. Ancak, bu kent asıl ününü Frigler’in efsanevi kralı Midas’dan almıştır. Anadolu’da uygarlıkları yaratmış kavimler konuştukları dil yada lisanlarına göre üç gruba ayrılırlar. Bilindiği kadarıyla bunların en eskileri Asya kökenli olanlarıdır (Sümerler, Hurriler, Hattiler, Urartular, Selçuklular). İkinci grubu ise; Afrika kökenliler olup Sami yani “semitik” dili konuşanlardı (Asur, Babil, bir yerde bugünkü Araplar’ın ataları). Üçüncü ve tarihi açısından en yeni olanları ise; Hint-Avrupa’lı yada ari dili konuşanlardı. Hint-Avrupa’lı dili konuşan Anadolu kavimleri olan Hititler ve sonrasında Frigler gelir. Hitit adını bu insanlara biz verdiğimiz halde, Frig adı, bir yerde orijinal yada gerçek adlarıdır. Ünlü Eskiçağ Tarihçilerinden Heredot ve Strabon Friglerin Makedonya’lı olduklarını ve adlarının da Brig veya Biriges olduklarını ve Truva Savaşlarından önce Anadolu’ya boğazları geçerek geldiklerini, Trak (Trakya’lı) kavimlerden olduklarını yazmışlardır. Üç ayrı dili olan ve farklı kökenli bu kavimler, ya çivi yazısını yada hiyeroglif yazısını kullanırken Frigler, bizim de alfabemiz olan Fenike yazısını Anadolu’da ilk kullanan kavimdir. Buna karşın Frig yazısı henüz tam anlamı ile çözülememiş yani okunamamıştır. Bu sebeple Frigler’in bir çok sırrı hala çözülememiştir. Friglerin Anadolu’ya geliş yolları bilinmekle beraber ne zaman geldikleri ve nasıl bir krallık kurdukları henüz karanlıktır. Heredot7a göre, sözde Truva Savaşları’ndan önce Anadolu’ya gelen Frigler, Gordion merkez olmak üzere kurdukları krallık nerede bir Hitit şehri varsa onun üzerine kurulmuştur. Ancak elimizde gezilip gözle görülebilen iki tane mevcuttur. Bunlardan biri Polatlı yakınlarında Gordion, diğeri ise, Eskişehir’deki Yazılıkaya diğer adı ise, “Midas Şehri’dir”. Gordion, bir ören yeri olarak ziyaretçiye sunduğu görkemli kale ve kapısı ve megaron tarzı yapıların yanında dünyanın en eski yer altı ağaç odası olan sözde efsanevi kralları Midas’a ait tümülüs mezarı, bu mezardan çıkartılmış mobilyaların günümüzde yapılamayacak kadar şaşırtıcı kakma işçiliği ile yapılmış masa ve paravan ilgiyle izlenecektir. Ayrıca, bu tümülüsün odasının yapıldığı ağaçların tamamı Hitit ağacı olduğu öğrenilince Midas’ın Şehri’ndeki adeta oya gibi işlenmiş Kaya anıtları ve üzerlerindeki motiflerin benzerliğinin önemi iyice artmaktadır. Yazıları henüz tam okunamayan Frigler’in bu anıtlardaki kitabelerinde ne yazdıkları hala esrarını korumaktadır. Öte yanda şekilleri bugün dahi taklit edilen madeni kapların bolluğu çengelli iğne olarak kullanılmış fibulaların bir tanesinin yarım kiloya yakın olduğu düşünülünce bir insanın bunlardan doksan tanesi ile birlikte gömülüşüne ne anlam verilebilir. Eğer yakın doğunun en yüksek ve görkemli Kaya anıtlarını görmek isterseniz başta Frig Yazılıkaya’sına, Afyon’ da Döğer Kasabası’na yada Aslantaş’a gitmeniz gerekir. Kapadokya’nın tüf denen Kaya cinsinin özelliğini ilk fark edenler Frigler olmuş ve Kapadokyalılar’dan yaklaşık bin yıl önce tüf kayalara Kaya anıtlarını adeta oya gibi yapmışlar ve Önasya’ da tek örneği bir kült (tapınma) ve Kaya mezarlarından olan yerleşimlerini bize bırakmışlardır. M:Ö- İkinci binin ilk çeyreğinde Gordion merkez olmak üzere kurdukları krallık, bu krallığın uzun kulakları ve dokunduğunu altın yapmakla ünlenmiş efsanevi Midas kimdi? Fakir bir çiftçinin oğlu Midas nasıl kral olmuştu? Kral olduktan sonraki kehaneti Makedonya’lı Büyük İskender’e iki kıtada gerçekleştirdiği işgallerde erkin mi vermişti? Ünlü Kralları Midas, Frig Başkenti Kimmerler tarafından yakılıp yıkılınca çok miktarda “boğa kanı “ içerek intihar ettiği efsanede söylenir. Devleti yıkılan, intihar eden bir krala dünyanın en büyük tümülüs mezar anıtı yapılabilir mi? Ah ! Şu Frigler’in yazısı bir çözülebilse çok şey açığa kavuşacak. Prof. Dr. Aykut ÇINAROĞLU (A.Ü.DTCF Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Bölümü Öğretim Üyesi) Belgesel, 10. Rassegna Internazionale del Cinema Archeologico - Rovereto festivalinde, 4 Ekim tarihinde Sala Spagnolli salonunda gösterime girdi ve finalde yarışan 10 film içinde yer aldı. Frig Uygarlığı'nın Ünlü Kralı Midas'ın hazin yaşam öyküsünü konu alan belgeselde tüm yönü ile Frig Uygarlığı tanıtılıyor. 1952 yılında Gordion'da ki "Büyük Tümülüs'e" girilerek Midas'a ait olduğu sanılan mezara ulaşıldı. 4000 Yıllık kütüklerle ve taş duvarla çevirili olan mezar odası tümü ile ahşaptandı. Kazı başkanı Amerikalı R. Young mezar odasına bir delik açarak ulaştığında içeride 170 civarında madeni kap ve bir Kline üzerinde yatan Kral'ın iskeleti ile karşılaştı. Üzerinde 21 kat kumaş örtülü olan Kral Midas ayağında çizmeleri ve üzerinde giysileri ile yatıyordu. 159 cm boyunda olan Kral'ın iskeleti 1952 yılında incelenmesi için Ankara Üniversitesi DTCF'ne gönderildi. Böylece Kral Midas'ın acı dolu yaşam öyküsü bu kez ölümünden 2647 yıl sonra tekrar başladı. DTCF'nin odalarında ve koridorlarında dolanan Kral Midas'ın iskeleti sonunda Belgeselin Yapımcı ve Yönetmeni Korkmaz Göçmen'in çabalarıyla olması gereken yere yani Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne 05.02.1999 tarihinde konuldu. Belgesel, Kral Midas'ın mitolojilerde anlatıldığı gibi Boğa Kanı içerek ölmediğini aksine başına vurulun sert bir cisimle hayatına son verildiğini ispatlıyor. Ayrıca yine "Eşek Kulakları" ile Ünlü Midas'ın kulakları için neden bu adın takıldığı, kulaklarının nasıl olduğu, kafatasının neden uzunca ve kemik renginin neden belirgin bir kahverengi görünümünde olduğu konularında da Hacettepe Hastanesi Nöroşilürji Bölümünde çekilen tomogrofi ve emarlar ile laboratuar çalışmalarıyla bilimsel olarak bilgi vermekte ve aksi tezlere karşı yeni tezler sunmaktadır... Kaynak TRT Yurtdışı Program Katalogu 1998
Gordion Of Midas Reciting the story of Midas, one of the two kings of the Frygian civilisation known to us, the documentary introduces the Frygian kingdom with all its facets. The cities of Gordion and Midas’ City, the only relics of the civilisation are reflected with all their structures. The tumuluses and the excavations made in the ancient city of Gordion that eamed wordwide fame are reflected in detail. Another issue exemined in the documentary is the skeleton of King Midas, lost since 1957, who went into mytology with his donkey ears and known to wish everything he touched wold turn into gold. Scientific research held on the skull of Midas proves that he didn’t commit suicide, but was killed as a result of a blow on his head. Furthermore, the documentary approaches the myth about “ donkey ears” scientifically and discovers the truthful part of it. In short, the documentary tells about the sorrowful story of Mıdas, who hed coincidentally become a king. The documentary also exposes the construction of the tumulus decorated with the oldest wooden furniture in the word with computer graphics. “Gordion Of Mıdas” describes the Frygian civilisation in detail, bringing the world’s largest tumulus and all the metalic and wooden artefacts in it before the viewers’ eyes for the firs time. The documentary also reflects the inscription regarding the way Frygian civilisation influenced Hellenia, musical instruments and the relations of Anatolia with the neighbouring countries. Kaynak Korkmaz Göçmen |