Yapım Tarihi - 2002
Süre - 00:30:00
Bölüm Sayısı - 2
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe
Yapım - Yönetim - Korkmaz Göçmen
Yönetmen Yardımcısı - Köksal Taş
Kameraman - A. Aytekin Kabadere
Ses - Görkem Özok
Danışman - Yrd. Doç. Dr. Attila Erden
Metin Yazarı - Korkmaz Göçmen
Kaynak Metin - Yrd. Doç. Dr. Attila Erden
Seslendirme Yönetmeni - Nuri Çevik
Seslendiren - Meral Bekar
Ressam - Efkan Beyaz
Prodüksiyon Amiri - Barış Avcı
Set Görevlileri - İbrahim Çan, Çetin Kaya
Müzik - Can Atilla
Oyuncular
Evren KARDEŞ
Cihan FIŞKIN
Ahmet Oktay
Bülent SAVUR
Ahmet ANILAN
Mehmet Ali TUZCU
Melike GÜZELANT
Katkıları İçin,
Balıkesir Valisi
Utku ACUN'a
Edremit Kaymakamı
Hasan BAĞCI'ya
Balıkesir Kültür Müdürü
Alpaslan AYRAL'a
Edremit Belediye Başkanı
Tuncay Kılıç'a
Güre Belediye Başkanı
Kamil SAKA'ya
Tahtakuşlar Köyü Muhtarı
Çetin Kaya'ya
Alibey KUDAR, Mustafa Aşkın
ve
Kaptan Hakan Sayın'a
Teşekkür Ederiz
(Birinci Gün)
SPİKER :
Bir gün daha bitiyor...
Güneş, uzun ve yorgun bir günün sonunda, İda Dağı'nın ardından batmak üzere...
Ağustos böcekleri çığlık çığlığa...
Üç bin yıl öncesini anımsıyoruz...
Dayanılmaz bu sese, Troya halkının acı çığlıkları karışıyor...
Ozan Homeros'un kaleminden, İlyada ve Odysseia destanının sayfalarına güzellik, aşk, nefret, savaş gibi kelimeler dökülmekte.
Bin pınarlı İda'da, Deniz Kızı Thetis'in düğün şöleni var. Konukların tümü tanrı ve tanrıça. Nifak Tanrıçası Eris'in ortaya bir altın elma atmasıyla tüm tanrıçalar birbirine girer. Çünkü, elmanın üzerinde, "En Güzele" yazılıdır. En güzel olmak, paylaşılmaz bir Duygu şüphesiz. Hera, Athena ve Afrodite için de öyle. Bu yarış aslında tarihin bilinen ilk güzellik yarışması. İda'da çobanlık yapan Paris, en güzeli seçmesi için Tanrı Zeus tarafından görevlendirilir.
Güzeller güzeli üç tanrıça, elmayı kazanmak için dayanılmaz vaatlerde bulunurlar Paris'e. Sonunda, güzel Helana'nın aşkını sunan Afrodite yarışı kazanır. Paris de, aşık olduğu Helana'yı kaçırıp Troya'ya getirir. Bu olay ne yazık ki; Troya halkı için sonun başlangıcı olur.
Karısı kaçırılan Akha Kralı Menelaos, çılgına döner ve Troya kentini kuşatır. Müthiş bir savaş başlar ancak, on yıl boyunca yenişemezler.
Sonunda, Akha ordusu, surların önüne içi savaşçı dolu bir "Tahta At" bırakıp çekilir. Troya halkı, çılgınca zafer kutlamalarına başlar. Bu arada, savaş hediyesi sanılan tahta at da surların içine alınmıştır. Ne yazık ki; Troya'lıların sevinci uzun sürmez. Kana susamış savaşçıların başlattığı katliam ile şarkılar ölüm çığlığına dönüşür.
Bir gün daha bitiyor...
Güneş yine, uzun ve yorgun bir günün sonunda, İda Dağı'nın ardından batmak üzere...
Kim Bilir? Belki de, çığlık çığlığa bağıran Ağustos böcekleri, üç bin yıldır aynı öyküyü birbirine anlatmakta...
Bir zamanlar, baharın gelişinin kutlandığı Dyonizos şölenlerinin ve dillere destan bağ bozumu törenlerinin, yapıldığı İda'nın, günümüzdeki adıyla Kazdağı' nın eteklerinde bugün artık başka kutlamalar var. Kaz Dağı bereketinin, güzelliklerinin, yaşayan ve yaşatılan efsanelerin, gözü tok, gönlü tok, yüreği sevgi dolu halkı, kollarını açtığı binlerce misafiri ile, Edremit - Akçay Zeytin Festivali'ni kutladığı bir gecede Edremit'deyiz.
Bugün artık, Mitolojik verilerin İda hakkında bize aktardığı zengin bilgiler, onu tüm boyutlarıyla anlatmaya yetmiyor. Kazdağı'nın, doğa güzelliklerini, barışın simgesi olan zeytinlikleri, endemik örnekleriyle bitki örtülerini, kaynaklarını ve orada yaşananları sözle anlatmak hiç de kolay değil.
Kazdağı güzelliklerini tanıyıp özümseyebilmek, kısa da olsa orada yaşama katılmakla mümkün. Onu tanıyabilmek için, güneşin kızgın ışınlarına yol vermeyen muhteşem ormanlarında günü birlik de olsa yaşamak, buz gibi sularında serinlemek, ulu çınarların altında kekik kokulu kebaplar yiyebilmek, yüreği doğa sevgisiyle dolu, yerli ve yabancı gezginlerin birbirleri ile kaynaştığı bu cenneti görmek gerek.
Kazdağı, Balıkesir ve Çanakkale İl sınırları içerisinde yer alır ve Edremit Körfezi'nin kuzeyini kaplar. 1993 yılında bakanlar kurulu karırıyla koruma altına alınan Kazdağı'nın zirvesi denizden 1775 metre yüksekliğindeki Babadağ Tepesi'dir. Hemen yanındaki Sarıkız Tepesi 1726, Karataş Tepesi ise 1740 metredir.
Karataş Zirvesinden bakıldığında bütün ihtişamı ile Edremit Körfezi, Madra dağları Midilli Adası, Sarıkız Tepesi'nden ise, Havran üstü Kocadere yaylaları ile Edremit Körfezi görülmektedir. Kazdağı'ın Körfeze bakan güney yüzü sayısız derin vadilerle yarılmıştır. Bu kanyonlardan akan sular yüksek çavlanlar oluşturur.
Edremit' li ozan Mustafa Seyit Sutüven'in;
"Bir kayadan duman duman,
Oniki metre atlayan,
Dağ kokusuyla yüklü su.
Boşluğa fırlayınca saç,
Düştüğü yerde üç kulaç
Mavi su, ak köpüklü su."
Dizeleriyle betimlediği Sutüven Şelalesi, tüvleyen su, sıçrayan, kaçan su anlamında yerel bir ada sahiptir. Sıcak yaz günlerinde yöre halkının ve turistlerin Neşeli saatler geçirdiği şelale, Kazdağı'nın Sarıkız yaylasından Doğan Kızılkeçeli Çayı üzerindedir. Kızılkeçeli Çayı, Sutüven, Hasan Boğuldu gibi piknik yerleri ile eşsiz güzelliklere sahiptir. İki yüzyıl önce yaşanan hüzünlü bir öyküden ismini alan Hasanboğuldu, piknikçilerin sıkça uğradıkları bir gölet.
Sarıkız zirvesinin eteğindeki çadırlarda yaşayan obanın güzel kızı Emine, bir gün Edremit pazarında Zeytinli Köyü'nün yakışıklı delikanlısı Hasan ile karşılaşır. İki genç birbirine aşık olur. Oba Yörük obası, Emine de bir Yörük kızıdır. Emine'nin ailesi, kızlarını vermeden önce Hasan'ın gücünü sınamak ister.
Hasan, 40 okka tuz dolu çuvalı şehirden obaya çıkarmak zorundadır. Önlerinde zorlu bir dağ yolu vardır. Bu sınav, Hasan'ı yormuş, gücü tükenip yere yığılmıştır. Emine, kızgındır. Çuvalı sırtlar, Hasanı orada bırakıp, obanın yolunu tutar. Günler sonra, Hasan'ın öldüğünü öğrenen Emine, göletin yanındaki ulu çınara kendini asar. O gün bugündür Gökbüvet'in adı "Hasanboğuldu", çınarın adı da "Emine Çınarı" olarak anılır.
Yaz sıcağının çevreyi kavurduğu bir ortamda yayla serinliği verir Kazdağı ören yerleri. Zengin bitki örtüsünün ortasında, insanı günlük yaşamının yıldırıcı gürültüsünden alıp, doğanın ninnileriyle, su, Bülbül, Orman sesiyle sakinleştirip, yaşamı anlamlandıran cennet köşelerimizdir buralar.
Kazdağı'nın güzelliklerle dolu Dere ve piknik yerleri saymakla bitmez. Şahin deresi, Zeytinli Çayı, Karakeçeli Deresi, Bey Deresi , Ayı Deresi, Pınarbaşı ve daha onlarcasının adını bir çırpıda saymak olası. Deresi, ormanı, dağı, insanı ile anlatmaya çalıştığımız bu güzel yöreler, kentlerin sıkıcı ortamından kaçmak isteyenlere kucak açıyor.
Kazdağı'nın batı yamaçlarında yer alan kanyon, diğer bir adıyla Şahin Deresi, aslında binlerce yıl önce meydana gelen bir depremin izi. Koca dağ, ikiye bölünmüş gibidir. Müthiş bir enerjinin dışarı çıktığı fay kırığı hala çok belirgin. Bölgede hava değişimi sağlayan kanyon, dağdan çektiği çam kokulu havayı ovaya dağıtırken, denizden aldığı iyot kokulu havayı da dağa çekerek bir çeşit baca görevi yapar. Vahşi ve ürkütücü doğasını uzaktan seyrettiğimiz Şahin Deresi Kazdağı'nın görülmeye değer köşelerinden biri.
Altınoluk'un yanı başındaki Zeus Altarı'ndan bugün geriye Kaya parçasından başka bir şey kalmamış. Antik dönemin Tanrılar Tanrısı Zeus, oturduğu Olimpos Dağı'ndan sık, sık buradaki makamına gelirmiş. Zeuz'a sunulan adakların konulduğu altardan batıya baktığımızda müthiş bir manzara ile karşılaşırız. Önde Altınoluk, fonda Ege'nin mavi suları içinde Midilli Adası tablo gibi karşınızda durur.
Kutsal mekan olarak kabul edilen Zeus Altarı'nın bulunduğu tepede çareyi ağaç dallarında arayan insanımızın bıraktığı izleri görürüz. Ağaç dallarına bir sürü çaput bağlanmış. Çaput dediğimize bakmayın, ağız alışkanlığı. İşi iyice abartanlar çaput yerine naylon poşetlerden yırtılan parçaları bağlamışlar. Kimi insanımızın batıl umutları, doğanın güzelliğine karşın olanca çirkinliği ile rüzgarda sallanıp duruyor. Haklı olarak, "Çağımızda duygular da naylonlaştı" diye düşünüyoruz.
Ancak, altarın hemen yakınında başka bir güzellik karşımıza çıkıyor. Burası Adatepe Köyü. Köy, İkinci derece sit alanı olarak koruma altında. Bu nedenle eski mimariye sadık kalınmak zorunlu. Yerli halkı sahil kentlerine göçerken, büyük kentlilerden gelenlerin gözdesi olmuş. Özellikle İstanbul'dan gelenler, kimi evleri satın alıp restore ediyorlar. Farklı bir hareketlilik, farklı bir kültür doğuyor git gide.
Kazdağı'ının batı yamaçlarından geçen ve Troya'ya giden antik yolun Mıhlıçay üzerindeki tek geçiş noktası olan kemerli köprünün önündeyiz. Mıhlı Çayı, güneşin kavurucu sıcağından kaçıp, kuş ve su sesleri arasında piknik yapmak isteyenlerin sığındığı bir Dere boyu. Çevresi çam, çınar, defne, zeytin, incir, ayva, armut ağaçlarıyla dolu.
Kazdağı eteklerinde yer alan Ege'nin şirin beldesi Altınoluk'dayız. Plajları hem ücretsiz hem de güzel. Denizi bardaktaki su kadar temiz ve berrak. Altınoluk ve yöresinde adım başı tarihi ören yerine rastlamak olası. Bölgede yeterince araştırma ve kazılar yapılmadığı gibi, kimi antik merkezlerin beton yığınları altında kaldığı görülür. Bunların en ünlülerinden biri olan Antandros antik kenti de, son yıllarda Altınoluk'a hücum eden yazlıkçıların beton yığınları altında kalmış.
Bol oksijenli havası ile ünlüdür Altınoluk. Yöre insanlarının oksijen cenneti diye adlandırdıkları Çam Mahallesi, solunum rahatsızlığı çeken insanların en çok tercih ettikleri yerlerden biri.
Yıkılmaktan kurtarılan ve restore edilen Abdullah Efendi Köşkündeyiz. Yapım tarihi kesin olarak bilinmiyor ama, en az 180 yaşında olduğu söyleniyor. Abdullah Efendi Köşkü, Altınoluk Belediyesi'nce mirasçılarından satın alınarak Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna devredilmiş. Ne yazık ki; hemen yanı başındaki binalar bu kadar şanslı değil. Onlar onarılmayı beklerken, zamanın acımasız darbelerini her an yaşıyorlar.
Ancak, bütün bu olumsuzluklara karşın, körfez belediyelerinin son yıllardaki akılcı tutumu ile yöre kültürüne sahip çıkmaları da yadsınamaz. Daracık ama tertemiz sokakları, boyalı evleri ve buz gibi suların aktığı çeşmeleri ile şirin bir belde Güre. Belli boyutlarda da olsa yörede betonlaşmaya bilinçli şekilde karşı çıkılmış. Özgün dokusu hemen hemen bozulmamış Güre'nin asırlık çınarlarının gölgesindeki küçük parkında dinlenen insanları mutlu.
Sahilden iki kilometre içeride bulunan Güre, körfezin en şirin, sahil yağması ve betonlaşma hastalığından şimdilik en iyi korunabilmiş bir beldesi. Kazdağı ve Edremit çevresi yurdumuzun önemli sıcak su kaynaklarının bulunduğu bir alan. Güre'de Roma döneminden beri çalıştırıldığı bilinen Kaplıcaları, belediye işletmekte. Sıcaklığı 60 derece civarında olan kaplıcanın suyunda bol miktarda kükürt var. Madensel yapısıyla, romatizma, siyatik, kireçlenme ve pek çok cilt hastalığına şifa verdiği söyleniyor.
KAMİL SAKA - (Güre Belediye Başkanı)
" Uğraşılarımız sonucunda 96 yılında Güre termal turizm merkezi ilan edilmek üzere, İzmir'in kuzey tarafında tek turizm alanı haline gelmiştir Bakanlar Kurulu kararıyla. Bu da bize turizm yatırımcılarının yönelmesine önemli etken olmuştur. Bu hizmete giren yaklaşık bin yataklı tesisimiz yöre turizminde en önemli adımlardan biridir."
SPİKER :
Güre, Orman ve zeytinlik kaplı arazisi ve deniz kıyısındaki sahil mahallesiyle gelecekte yöre turizminde önemli yer alacak şirin beldelerimizden biri. Yüzlerce yıl önce Güre'de yaşayan bir Baba, kızın öyküsü anlatılır. "Sarıkız Efsanesi". Dilden dile dolaşan, dolaştıkça değişik versiyonları çıkan efsane, yörede otuz yıldır araştırma yapan Antropolog Dr. Attila Erden' in anlatısına göre şöyle.
"Çıplak Baba, diye bilinen oldukça fakir bir ihtiyar, Sarıkız adındaki kızı ile, Güre'de yaşamaktadır. Sarıkız, son derece güzel ve alımlı bir genç kızdır. Yörede zengin fakir pek çok genç, onunla evlenmek, ona sahip olmak istemektedir. Babası ise, evleneceği kişiyi kızının seçmesini arzu etmektedir. Bu nedenle, Sarıkız'dan yüz bulamayan gençler, onun hakkında kadınlığa yakışmayan kötü dedikodular çıkarır ve hakaret etmeye başlarlar. Bu davranışlar o kadar abartılır ki; halk, Çıplak Baba'dan kızını öldürmesini veya köyden kovmasını ister.
Çıplak Baba, çaresiz olarak kızını Kazdağı'nın tepesine götürür ve kurda, kuşa bırakıp köye döner. Aradan birkaç hafta geçer. Baba yüreği bu, dayanamaz. "Gidip bir bakayım hiç olmazsa, belki ölüsünü bulur ona bir mezar yaparım" diye dağa çıkar. Ancak, dağın görkemli tepesinde kızını kaz güderken bulur. Vahşi ormanda sert doğa şartlarında kızının sağlıklı yapısını gören baba şaşkındır.
Abdest almak için kızından bir su ister. Sarıkız babasının isteğini hemen yerine getirir. Ancak, verdiği su çok tuzludur. Babasının sorusu üzerine suyu, uzanıp denizden doldurduğunu söyler. Bunun üzerine baba, kızının "ermiş" olduğuna İnanır ve birlikte dağda yaşamaya başlarlar. Halk, vahşi doğada rahatlıkla yaşayabilen, kaz güden ve dağda, yolda kalanlara yol gösteren baba ve kızına ermiş gözü ile bakar.
Aradan yıllar geçer. Babası ölünce, Sarıkız onu Kazdağı'nın en yüksek tepesi olan Çıplak Baba, yöresel ağızla "Cılbak Baba" adı verilen tepeye gömer. Tepeyi Kara bulutlar kaplamıştır. Babasından sonra Sarıkız da ölür. Vasiyeti üzerine babasının yakınındaki tepeye gömülür. O gün bugündür Sarıkız'ın gömüldüğü tepeye "Sarıkız Tepesi" denmektedir. "
TUNCAY Kılıç- (Edremit Belediye Başkanı)
" Çünkü dağda yolunu kaybeden herkese yol göstermiş, açları doyurmuş, yolunu şaşıranları yolunu gösterip buldurmuş ve kaybolan dağılan sürüleri toparlamış. Sarıkız, bütün dünyaya sevgi mesajı vermiş. İnsanlık mesajı vermiş. Bu Sarıkız, Yörük ve Türkmen kültüründe önemli olduğu kadar tanıtıldığında bence ikinci bir Mevlana, bir sevgi abidesi. Biz Sarıkız'ın bu yaşantısını ve felsefesini bütün dünya insanlarına anlatmak istiyoruz ve Sarıkız gerçekten bizce çok önemli bir kimlik, kişilik ve Anadolu'nun kadın evliyası, kız evliyası. Bunun mutlaka tanıtılması gerekir. Hem Türkiye'ye hem dışarıya, bu inançtayız."
SPİKER:
Her yıl 10 ila 25 Ağustos tarihleri arasında Güre Belediyesi'nin önderliğinde kültürel bir şölen halinde "Sarıkız Törenleri" yapılmakta.
KAMİL SAKA - ( Güre Belediye Başkanı)
" Bu yıl on ikincisini düzenlediğimiz Sarıkız etkinlikleri esnasında yüzyıllardan beri süre gelen Sarıkız'ın anısına düzenlenen hayır yemeği ve mevlütün devamı olan bir etkinliktir. Her yıl Ağustos'un 3. pazarında mevlüt ve hayır yemeğini 2-3 günlük etkinlik haline çevirip bölgenin turizme açılması konusunda ilk adımı attık diyebilirim."
SPİKER:
Edremit, günümüzden yaklaşık 3400 yıl önce Pidasus adıyla kurulmuş ve daha sonra da Andramyteion adını almış. Bugünkü Edremit, körfezden 10 km. içeride. Ne yazık ki; denizden uzak olmanın şanssızlığını yaşıyor. Ne Sarıkız'ın ününden, ne de Kazdağı'nın güzelliklerinden yeterince yararlanabiliyor. Eski şehir dokusunu merkezinde çok iyi koruyan Edremit, yörede canlı bir hareketliliğin de merkezi.
Bu canlılık en iyi şekilde haftalık kurulan Edremit pazarında değişik bir boyutu ile görülür. Pazarda, yörede yetişen zengin meyve ve sebze çeşitlerini, ticarete gelen Türkmen ve Yörük kadınlarını, hemen her köyün tipik temsilcilerini, pazara bir şenliğe gider gibi gelen kadın, erkek yerli ve yabancıları bir arada görmek olası.
Edremit pazarında "yok, yok" desek abartmış olmayız. Kazdağı'nın şifalı bitkilerinden tutun da, Ünlü zeytin ve zeytin yağı çeşitlerine, süt mamullerinden, giysilere, ev araç gereçlerinden civcivlere kadar ve daha yüzlercesini bulmak olası. Edremit'te pazar kültürü bir başka. Dostlarla karşılaşmak, ayaküstü sohbet etmek, bir köşede oturup soğuk şerbetler içmek belki de, pazara gelmenin ana nedenlerinden biri.
Edremit' in turizm elçisi Akçay, çok sayıda otel, pansiyon ve moteli ile yerli ve yabancı konuklarını ağırlarken, rıhtımda denizi gözleyen Sarıkız heykeli, dili farklı, dini farklı, ama sevgi ve dostluğun ortak paydasında buluşan ziyaretçilerine "Hoş geldiniz." demekte. Son yıllarda Edremit ve Akçay, ikinci konutçuların tatil kenti olarak hızla büyüdü. Kazdağı'nın yeşilliği, körfezin iklimi, deniz suyunun temizliği, sıcak ve soğuk su kaynakları en büyük neden.
TUNCAY Kılıç- (Edremit Belediye Başkanı)
" Bölgede turizmin canlanabilmesi için bölgede bulunan Körfez Havaalanı'nın mutlaka uluslararasına açılması gerekir. Biz bölgemizi sadece Türk turizmine değil dünya turizmine açılmak istiyoruz. Alternatif turizm merkezleri yok Türkiye'nin. Peki, Ege'de alternatif turizm merkezi olmaz mı? Olur diye düşündük. Biz bu konuda müracaatta bulunduk. Türkiye'nin alternatif turizm merkezi Akdeniz ve Güney Ege'ye alternatif turizm merkezi olarak Edremit Körfezi'ni teklif ettik bakanlığımıza. Bu konuda çok olumlu çalışmalar var. Günümüzde artık eski bindallılar, eski gelin başlıkları kalmadı. Eskiden o gelin başlıkları güzel, türlü motiflerini yansıtan gelin başlıkları günümüzde karşımıza çıkmıyor. Ama biz bunu yaşatmak için Edremit'e bir etnografya müzesi çalışmasına başladık."
SPİKER:
Kazdağ'ı ve yöresinin Türk hakimiyetine girmesi 12 yy'da başlar. 13. yy'da Asya kökenli Türkmen nüfusu burada iyice yoğunlaşır. Ekonomileri ağaç işçiliği ve hayvancılığa dayanan ve konar göçer olarak yaşam Süren bu boyları, Osmanlı İmparatorluğu 1860' larda, devamlı iskana zorlar ve yöreye yerleştirir. Ancak, doğa ile baş başa, yabancılardan uzak, kapalı bir ekonomide yaşarlar. Bugün bile Kazdağı Türkmenleri pek çok inanç gelenek ve göreneklerini aynen devam ettirmektedir. Türkmenler, Kazdağı'na geldikleri günden beri hemen her yerin adını Türkçeleştirmiş çoğu yere, yaşadıkları önemli olayların, efsaneler ve töreler ile ilgili bazı ad ve simgeleri isim olarak takmışlardır.
Bir çırpıda isimlerini sayabileceğimiz, Çamcı, Hacıhasanlar, Mehmedalan, Yassıçalı, Doyran, Tahtakuşlar, Avcularüstü, Kızılçukur gibi köyler Türkmen olup diğer köylerden kültürel farklılıklarıyla hemen dikkati çekerler. Bu köylerin içinde adını en çok duyuran Tahtakuşlar Köyüdür.
Tahtakuşlar, Edremit'e 14 km uzaklıkta, Kazdağı' nın eteklerinde kurulmuş şirin bir köy. Kültürlerini yaşatma çabasıyla el işlerine döken köy kadınlarını, sokaklarının serinliğinde görmek her an olası. Köyde emekli öğretmen Alibey Kudar ve ailesi tarafından kurulan küçük bir etnografya galerisi var. 1994' te "UNESCO Teşvik Ödülü" alan galeri, 1991 yılında açılmış ve bazı yasal engeller nedeniyle müze adı yerine galeri olarak adlandırılmış
ALİBEY KUDAR - (Etnografya Galerisi Sahibi)
"Bu kuruluş bundan 50 yıl önce ailenin aldığı bir kararla başladı. Daha doğrusu babam köyün ilk öğretmeni olduğu zaman köy enstitüsünü bitirmişti. Öyle bir kültür erozyonunu gördüğünü söyledi. Dedi ki; Atalarımızdan çok büyük miraslar kaldı. Hadi bunları kaybetmeyelim toplayalım ileride bir müze kuralım. Bu bir milli görev olmalı dedi."
SPİKER:
Tahtacı Türkmen aşiretlerinin Orta Asya'dan günümüze taşıdığı kültür varlıklarının, yaşam biçimlerinin sergilendiği galerinin girişinde yöre kadınlarının takındığı karanfil ve ana kokusu kolyeler, göz nuru el işleri ve şifalı bitkiler satılıyor. Tahtakuşlar Etnografya Galerisi'nin salonları kız çocuklarının ilk dikiş alıştırmaları, oyuncaklar, çeyiz sandıkları, gelin ve damat giysileri, para keseleri, nazarlıklar, ahşap takım kutuları, yağlıklar, geleneksel mutfak takımları, Çiftçi aletleri, çuval, kilim gibi dokuma örnekleri ve müzik aletleri ile dolu.
Galerinin bir köşesinde ise bir Türkmen çadırı var. Konar göçer olarak yaşayan Türkmenler, konut olarak portatif çadırlar kullanmışlardır. Bu çadırlar, ağaç iskelet ile, iskelet üstüne örtülen keçelerden oluşmaktadır. Tabanına keçe ve kilimler serilen çadırlara "Turluk", "Topak Ev" gibi adlar verilir ve en büyük özelliği yetişkin üç kişinin yaklaşık 45 dakikada kurup, 15 dakikada sökebilmesidir. İskeletin kanatçık adı verilen yan duvar çıtaları sırım ile bağlanır ve Akardion gibi açılıp, kapanabilir.
Bu çadırların özelliklerinden biri de güneşe ve rüzgara göre sökülmeden kolayca yön değiştirilebilir olmasıdır. Türkmenler, "Yükümüzü bir katır, keyfimizi bin katır zor taşır" tümcelerinden oluşan atasözünü, çadırlarının hafifliğini ve zevkli kullanımını anımsatmak için kullanırlar.
Acı tatlı anılar ile dolu geçmişin simgelerinin zamanın yok edici gücüne direnmeye çalıştığı bu mekan, insana hüzün veren görünümüyle Kazdağı'nın eteklerinde yaşatılmaya çalışılıyor. Edremit Körfezi, bugün yerli ve yabancı turistlerin dinlence yeri. Tarihi, doğayı, yöreye özgü kültürü yaşamak, onlarla baş başa olmak ve emsalsiz lezzetini tatmak isteyenlerin mekanı artık.
Ege'de bir gün daha bitiyor...
Antik dönem tanrılarının dağı İda, binlerce yıllık geçmişin acılarını ve mutluluklarını bir arada yoğurduğu gölgesinde, birazdan yaşanmaya başlayacak baş döndürücü eğlenceleri ve coşkulu kalabalığı, gün görmüş bir olgunluk içinde seyre dalacak.
Ve ertesi gün, eteklerinde sere serpe yatan körfezin güzelliğine bakarak uyanacak.
(İkinci Gün)
SPİKER :
Güre İlçesi'nin Kavurmacılar Köyündeyiz. Gecenin ortasında analar, bacılar, yaşlılar, gençler hummalı bir koşuşturmanın içerisindeler. Ulu çınarın altında bir telaştır sürüp gidiyor. Birkaç ampulden sızan cılız ışığın altında kimi, patates soyuyor, kimi patlıcan. Kimi kesilen kurban etini parçalayıp yıkıyor.
Ocaklar kuruluyor yan yana. Odunlar atılıyor. Alevlerin yalazı doksanlık ninenin yüzünde dans ediyor. Yılların verdiği tecrübe ile etrafa komutlar veriyor nine. Uzun ve zor gecenin içinde onun varlığı, gösterdiği çaba gençlere moral oluyor. Sabahın ilk ışıklarına kadar sürecek olan bu yoğun çalışma, bu telaş, gün boyu sürecek olan Sarıkız şenliklerinin bir parçası olan "Hayır Yemeği"ne hazırlık.
Hayır yemeğinin ana mönüsü, keşkek, bulgur pilavı, kavurma, tavuk. Gece boyunca kaynayıp pişecek ve ertesi gün tanıdık tanımadık, yerli yabancı binlerce insan nasibini alacak. Anadolu'muza özgü, birlikte iş yapmanın, dayanışmanın, daha da önemlisi misafirperverliğin en güzel örneği bir kez daha sergilenecek.
Nineyi ve ekibini bu güzel uğraşıları ile baş başa bırakıp Akçay'a iniyoruz. Binlerce insan, konutlarını saran Ağustos gecesinin bunaltıcı sıcağından kaçıp, Akçay parkını doldurmuş.
Sahil boyunca uzanan park tıklım tıklım dolu. Oturacak yer bulmak zor. Limandaki teknelerden hoş müzikler yayılıyor çevreye.
Küçük alışverişler yapmak, tanıdık simalarla karşılaşmak ve en önemlisi gece boyunca sohbet yapıp, günün yorgunluğunu atmak için seçilen şirin bir mekan. Parkın her bir köşesinde Anadolu'muza özgü bir şeyleri bulmak olası. Mısırcıların, dondurmacıların, tatlıcılar, pamuk şekercilerin önü kalabalık. Küçük kentlerin tipik bir yaz gecesi yaşanıyor Akçay Parkı'nda ve Sarıkız heykeli, sevgi abidesi gibi...
İda'da ikinci günü yaşıyoruz. Gecenin sessizliğinde bırakıp gittiğimiz nine ve ekibi sabaha dek çalışıp, hayır yemeklerini başarı ile hazırlamışlar. Kazanlar, tepsiler dolusu yemekler hazırlanmış, Bu kez başka bir çaba var. Kazanlar, tepsiler traktörlere yükleniyor ve Yalnız Çam'ın altına taşınıyor.
Yerli, yabancı binlerce konuk Akın Akın geliyor alana. Ellerinde tabaklar, herkes payını almak için sıraya girmiş. Dağıtılıyor yemekler bol kepçe. Hoşnut edilmeli konuklar, kimse aç kalmamalı. Hizmet kutsal. Adı üzerinde, "Hayır Yemeği".
Yöre halkı son 15 yıldır, çevre belediyelerin ve bazı kurumların desteği ile gittikçe görkemleşen ve turistik boyutlar kazanan bu etkinliklerle, törelerinin etrafında bütünleşmeye, nice güzellikleri paylaşmaya ve daha özenli olmaya başladılar.
Körfezi yüzlerce yıl vakur bir eda ile tepeden seyreden Yalnız Çam, bu kez dalları altındaki binlerce konuğu kızgın güneşten korumanın zevkini yaşıyor. Masalar kurulmuş, herkes mutlu, tepede yatan Sarıkız da ...
Her kim gelirse gelsin, ayırım yapılmaksızın doyurulur bu ziyafette. Gençler birbirini seçip sözleşir, bir sonraki yılın randevuları verilir, borçlar ödenir. Özetle, Edremit körfezi ve Kazdağı selamlanır, Sarıkız anılır. Kazdağı Türkmenleri kutsal bir kişilik vermiştir Sarıkız'a. Efsanesi yüzyıllardır coşkuyla anlatılıp bu güne dek taşınmıştır.
Yöre halkı her yıl Ağustos Ayı ortalarında gruplar halinde Sarıkız Tepesi'ne tırmanır. Ayrı bir şölendir dağa tırmanış. Doğayı kutsamak, ataları anmak, onlara kurbanlar sunmaktır amaç. Araçlar dolusu insan gelir Sarıkız Tepesi'ne. Saygı, sevgi dolu yüreklerle Sarıkız'ın mezarı ziyaret edilir. Adaklar adanır, mumlar yakılır, dilek bezleri, hediyeler bez bebekler bırakılır mezara.
Kimi, taşlarla ev, araba yapar, dilekte bulunur, kimi, uğur böceklerinin şansıyla avutur gönlünü. Kadın, erkek, genç ve çocuklarla bayram yerine döner Sarıkız'ın mezarı. İstekler yazılır anı defterine ve sözler verilir tekrar gelmek için. Buz gibi bir rüzgar eser Sarıkız Tepesi'nde kışı aratmayan. Yüreklerin yangınını söndürür, huzur içindedir tüm gönüller artık.
Kaz Dağı Türkmenleri, görkemli dağın 1126 metre yüksekliğinde, doğanın bir mucizesi gibi su veren Kartal Çimen Pınarı'nın etrafında, Kazavlusu denilen yere çadırlar kurar her yıl. Tarihi bilgilere ve halk etimolojisine göre, 1840' lı yıllarda, 30 - 40 bin Türkmenin toplandığı Kazavlusu'nda, aslında büyük bir pazar, yada panayır kurulurmuş. Alış-verişler yapılır, toplumsal sorunlar tartışılırmış burada. Günümüzde ise, bu boyutlar ortadan kalkmış.
Ancak, yine Türkmen aileler gruplar halinde yukarıya çıkmakta, kurbanlar kesmekte, geceleri ateş etrafında saz çalıp semah dönerek törelerini sürdürmekteler. Bu kutlamalar sırasında, birbirleri ile kaynaşan Türkmenler, aralarında dargın olanları barıştırmakta, gençler birbirleriyle tanışmakta, günlük sorunlardan uzak, iş güç telaşına kapılmadan sohbet edip, kışa daha güçlü gerebilmek için hazırlıklar yapmaktalar.
Son yıllarda, yöre halkının ve dışarıdan gelenlerin katılımlarıyla yapılan törenler turistik amaca döndü. Aslında, Sarıkız için yapılan bu ziyaret, Kazdağı orijinal kültürünün kapalı sandıktan çıkarılan bir ürünüdür.
Son araştırmalarla Kazdağı ve yöresinin Yunan, Roma Uygarlıklarından farklı, kendine özgü, "Anadolu'lu bir Kültür Merkezi" olduğu bu uygarlığın adalar yolu ile batıya geçtiği, dil özellikleri ve arkeolojik verilerle kesin olarak ispatlandı.
Kendine özgü kültürleri asırlarca bozulmadan bağrında saklayan Kazdağı, bugün de eteklerinde yaşayan Türkmenlerin, atalar kültünü sandığında gizlemekte. Türkmenlerin, ödün vermeksizin sürdürdükleri örf ve adetlerine, yaşamın her dalında Tanık olabileceğimiz gibi, mezarlıklarında da rastlamamız her an olası.
ALİBEY KUDAR- (Etnografya Galerisi Sahibi)
" Efendim bu kapı büyük bir tarih bilinciyle açılmış durumda. Burada Orta Asya'dan beri günümüze gelen öz Türk kültürlerinin kapısını açarak girdik. Bu öz Türk kültürleri, Oğuz Türklerinin yörelerde dünyada birikimlerinin bir kapısıdır. Biz bu kapıyı açmakla Tahtakuşlar mezarlığını açmadık. Dünya kültürlerinin de kapısını açmış olduk."
SPİKER :
Doğadaki tüm canlılar için değişmez bir kural; doğmak gelişmek ve ölmektir. İnsanoğlu için ölüm doğadaki direncinin deviniminin kişisel boyutlarda yok olmasıdır. Bu yönüyle ölüm insanoğluna bir yok oluş, bilinmeyene yolculuk korkusu yüklemektedir.
İnsanoğlunun ölüm karşısındaki tutum ve davranışlarında pek çok evrensel boyutlar kazanmış değer yargıları tutum ve davranışları söz konusudur.
Buna karşın, farklı kültürel yapı gösteren toplumlarda, ölümün nedenleri konusundaki yorumları onu kabullenmede, onun verdiği korku, çaresizlik ve acıyı pay etmede, toplumların sosyal, kültürel, ekonomik yapılarının gelenek ve göreneklerinin farklı etkenlikleri gözden kaçmamaktadır. Kaz dağı Türkmenlerinde mezarların çoğunlukla tepeler üzerinde, Orman içlerinde kurulduğunu son derece bakımlı ve çiçeklerle süslü olduklarını hemen gözlemleyebilmekteyiz.
Halk, mezarlıklarını saygın, kutsal değerler taşıyan yerler olarak görmektedir. Mezar başlarına, mezar üstlerine konan objelere bakıldığında, orada gömülü kişilerin kim olduğu hemen anlaşılabilir. Mezarlara fotoğraf takmak, çerez koymak ise yaygın bir gelenek. Türkmen mezarlıkları ve kültü etrafında çok eski Asya ve Anadolu kökenli inançlar hala devam ettirilmektedir.
ALİBEY KUDAR:
"Şurada bir testi görüyoruz. Bunun içi, dolu olsun, boş olsun bu mühim değil. Bu mezarda Orta Asya kurallarına, şamanizm inançlarına göre, bu mezarın içinde yaşayan kimse öbür dünyada susuz kalmasın. Bu testi bu anlamda konulur. Cenaze gömüldüğü zaman, şöyle ayak ucundan tutulur, baş ucuna kadar dolu testi boşaltılarak bitirilir ve ayak ucuna konulur. Bu artık bunun manevi yönden su testisidir."
"Efendim çok güzel bir tabloyla karşı karşıyayız şimdi. Burada bir ziyaretçimizin mezarlığa geldiğini düşünün. Bu mezarları merak edebilirler. Çünkü, bu kadın mezarı mı, erkek mezarı mı? Bunları merak edebilirler. Şu "V" şeklinde gördüğüz motif bu mezarın kadın mezarı olduğunu göstermektedir. Şuraya geçtiğimizde bu bir bayandır, bu da eşidir. Onun mezarına geçiyoruz. Burada baktığımızda şimdi onun aksine bir "V" yerine yuvarlık bir ayak ucu tahtası görüyoruz. Bu ayak ucu tablosu da, bu kapalı ya, erkek mezarı."
SPİKER :
Türkmen mezarlıkları yılın belli günlerinde törenlerle bir panayır yerine döner. Çoluk çocuk, yaşlı genç hep birlikte mezarlıkta toplanırlar. Mezar yanlarında aile ocakları bulunur. Törenler sırasında kurbanlar kesilir, yakılan ocaklarda etler pişirilir ve hep birlikte yenir. Bu arada aileler birbirlerini ziyaret eder, dargın olanlar barışır, dostluk kahveleri içilir.
ALİBEY KUDAR:
"Burada 2 mezar arasına oturuşumun nedeni, birisi bayan, birisi bay mezarı.
O anam, bu babam. Burada çok ilgi çeken bir şey var. Şurada bir kaz ayağı motifi var. Oğuz Türkleri . Ağırlıklı olarak kazı kutsal saymışlar. Onun ayak motifidir bu."
"Her hafta Perşembe günleri ya da özel günlerde halk buraya geldiğinde çerezler meyveler çeşitli İkramlarla gelirler önce bir hayır gibi dağıtım yapılır. Mezarlarına Çerez, meyve, para bırakırlar. Bunun anlamı da şu. Bakın şurada bir İncir var. Bunun çokluğu azlığı mühim değil. Eğer, ziyaretçi tutar da bu inciri yerse bütün ölüler için hayır olmuş olur."
"Burada yeni gömülmüş bir cenazenin mezarını görüyoruz. Yeşillikler içinde, tabi bu yeni olduğu için tam solmuş değil. Bu da, 10 -15 günlük olduğunu gösteriyor. Bu mezar tamamen otantik bir mezar gömüş şeklidir. Hatta ayak ucunda gördüğümüz görüntüler de var. Şimdi bunun nasıl gömüldüğünü ben size anlatmak istiyorum.Tahta Kuşlar köyünde cenaze gömme törenleri bazı yerlerden daha farklıca olabilir. Şöyle ki, burada cenaze evden gelir, musalla taşına konur, mezar başlar kazılmaya.
Mesela genç bir kız ne yapalım öldü. Bu Türkmen geleneklerine göre bu gelin nasıl süslenmeliyse, bir gelin nasıl süsleniyorsa, onu güzelce gelin olarak süslerler. Bu yatak, yorgan, yastığın içine güzelce yerleştirirler. Ondan sonra kefeni kapatılır, yorganı kapatılır. Güzelce hazırlanır. Eğer bu delikanlı ise, damat gibi giyindirilir. Sanki damat uykuya yatmış gibi böyle bir törenle gömülür."
SPİKER :
Kaz dağı Türkmenlerinin çoğu, ölümle kişinin ruhunun bu dünyanın sıkıcı, yorucu uğraşlarından arındığına İnanır. Ölenin ruhuyla öbür dünyaya, bilinmeyen ruhlar alemine geçtiğine inanırlar. İnançlarına göre bu bir yok olma değil , bir nevi yer değiştirmedir. Bundandır ki; çoğunlukla "öldü" kelimesi kullanılmaz. Kişilerin ölümü "Ali göçtü", "Hak'ka yürüdü" gibi kavramlarla anlatılır.
Kültürel zenginliğin en güzel örneklerinin görüldüğü Kazdağı ve körfezinin bir başka zenginliği de; yurdumuzda yalnızca burada yaşayan endemik bitki türleri ile, canlı bir botanik bahçesi gibi oluşudur. Yörede yetişen çoğu şifalı bitkiyi büyük kentlerdeki marketlerde, aktarlarda bulmanız olası değil.
Adını dahi ilk kez duyduğumuz bu bitkilerin çoğunu dağlardan toplayan Yörük ve Türkmen kadınları, haftada bir kurulan kent pazarlarında satıyor. Tabi bunlar arasında kuşburnu, defne yaprağı, ısırgan otu, beyaz ve mor kekik, oğul otu, sığır kuyruğu, papatya, rezene tohumu, adaçayı, yabani nane gibi tanıdık isimler de var.
Çanakkale savaşları sırasında 18 Mart 1915 de 276 kiloluk mermiyi sırtına alarak topa yerleştiren ve İngiliz Ocean zırhlısını batıran yiğidimiz Koca Seyid'in 1889'da doğduğu Koca Sinan Köyü'nün bağlı olduğu Havran İlçesindeyiz. Havran pazarı da cıvıl cıvıl. Ne ararsanız var. Kazdağı'nın güney eteğinde yer alan Havran, üç bin yıllık bir geçmişe sahiptir.
Havran Belediyesi'nin 1840 yılında kurulmasına karşın, kent, 1957 yılında ilçe olmuş. Zeytincilik ve hayvancılıkla geçinen havran halkının sıcaklığını kurulan pazarında yakından görmeniz olası. 1943 ve 1953 yıllarında şiddetli iki deprem ile yerle bir olan ilçenin en güzel taş binaları ve camisi hala ilk günkü güzelliği ile ayakta. Daracık ve şirin sokakları yakın geçmişini yansıtan bir ayna gibi.
Kazdağı ve Edremit Körfezi kıyıları, başta zeytin olmak üzere çok çeşitli meyve, çam, çınar, köknar ağaçları ile bezeli. Yörede sayısız anıt ağaç var. Kiminin yaşı 5oo yılı aşan bu ağaçlar, Kültür Varlıkları Koruma Kurumu tarafından koruma altına alınmış. Dünyaca Ünlü Edremit zeytinin yetiştirildiği bahçeler yine asırlık zeytin ağaçlarıyla bezeli.
TUNCAY Kılıç - (Edremit Belediye Başkanı)
" Edremit Körfezi'nde yetişen zeytin, rafine edilmeden tüketilen tek zeytin çeşidi dünyada. Bütün dünyadaki zeytin türleri rafine edilerek tüketiliyor. Rafine işlemi sırasında da zeytinin içerisindeki birtakım faydalı mineraller, yağ asitleri yok oluyor.
Oysa, bizim zeytinimiz, Edremit Körfezi'nde yetişen zeytinin bir tanesini alıp ekmeğinize sıktığınızda o zeytin yağını ekmeğe damlattıktan sonra tüketebilirsiniz. Yani natürel olarak tüketilen tek zeytin türü Edremit zeytin türü."
SPİKER :
Ne yazık ki; son yıllarda gençleştirilmeye çalışılan kimi zeytinliklerin yanı sıra, çoğu zaman da ekonomik krizler ve daha ucuza satılan diğer yağ türleriyle baş edememesi yüzünden, yazlıkçıların arsa taleplerini karşılamak için yok edilmekte.
TUNCAY Kılıç - (Edremit Belediye Başkanı )
"Bu zeytin bir tarihe kendini ispatlamış. Nedir zeytinin ispatladığı tarih? İlkçağda petrol yokken yağ kandillerinde Edremit zeytin yağı kullanılmış. Yine ilk çağdan bugüne kadar diğer likit yağlar, bitkisel yağlar ortaya çıkmadan önce, bütün Osmanlı Ordusu'nda, diğer ordularda kullanılan yağ zeytin yağı imiş. Fakat ben zeytine şunu söylüyorum "Son İmparator". Çünkü neden? Bir yıllık krallıklar çıktı. Ayçiçek, soya yağı gibi gibi. Onlar son imparatoru tuş ettiler.
KAMİL SAKA - (Güre belediye Başkanı)
"Çünkü artık, zeytin sofranıza geldiği fiyat olarak bize yüksek gelebiliyor. Ama, üreticinin elinden çıkış olarak zeytin üreticiyi tatmin etmiyor. Üreticiyi doyurmuyor ve nüfusun artması da zeytinliklerin parçalanması da bu üreticiyi doyurmamanın en önemli etkenlerinden biri haline geldi. Bundan dolayı da, bu yöre, bu bölge sanayi kirliliğine teslim olamayacağına göre, bölge de tek gelecek, tek geçim kaynağı turizm olmak mecburiyetinde ve insanımız da bunun farkında ve bunun bilincinde."
SPİKER :
Kazdağı yamaçları ve etekleri, doğal zenginlikleri insan yaşamına pek çok kolaylıklar sağlayan olanakları, tarihi, kültürel arkeolojik zenginlikleriyle yurdumuzun eşsiz yörelerinden birisi.
KAMİL SAKA - (Güre belediye Başkanı)
" Bölge bildiğiniz gibi bir tarafta Truva, Assos bir tarafta Bergama gibi tarihi en önemli kalıntılarına sahip. Bir tarafta belki de, dünyanın en güzel denizlerinden biri.
Bir tarafta termal su, bir tarafta da Gülüpınar, İda'nın fışkırttığı soğuk su ve doğal yapı olarak çam ormanları. Bölgenin bu konudaki her türlü coğrafi alt yapısını hazırlamış, bunun üzerine de yavaş yavaş oluşmaya başlayan tesisleşmeyle de gelecekte turizm açısından önemli bir merkez olacağı kanısındayım."
SPİKER :
Prehistorik çağlardan beri iskana uğrayan Kazdağı ve çevresi, şehir yaşamı, Orman köyleri ve denizin cömertliği ile son yıllarda önemli göçler almaya başladı. Edremit Körfezi'nin Çanakkale-Ayvacık sahillerinden başlayıp, Burhaniye-Ören sahillerine kadar olan bölgesinde nüfus kış aylarında 50 - 60 bini geçmez iken, yaz aylarında 500 bini aşmakta, bu da körfez belediyelerini zor durumda bırakmaktadır.
KAMİL SAKA - (Güre belediye Başkanı)
" Bu çeşitli etkenlerden, gerek ulaşım sorunları gibi sorunlardan, gerekse daha önce yapılan yanlış planlardan dolayı bölgenin ikinci konut ağırlıklı olarak yoğunlaşmasından, bilhassa dış turizme tamamen kapalı, hasbel Kader oluşan yerli turizmle geçinmeye çalışan bir belde idi."
SPİKER :
Oysa şimdi Gerek Güre, Gerekse Edremit ve diğer sahil kentleri iç turizmden nasiplerini bir hayli almakta. Ancak, turizmden geçimini sağlayan yöre halkı ulaşımdan şikayetçi.
Tabi belediyeler de.
KAMİL SAKA - (Göre Belediye Başkanı)
" Bu konuda en önemli sıkıntı olarak görebileceğimiz deniz ve hava ulaşımının direk bölgeye olmaması. Belki de en önemli sıkıntımız, en önemli kaynağımız. Çünkü insanların hava ulaşımında gelebilecekleri nokta İzmir, İzmir'den buraya Kara yoluyla ulaşılan 3 saatlik bir yol ise yeterli ve kaliteli değil."
TUNCAY Kılıç - (Edremit Belediye Başkanı)
"Deniz ulaşımı için bölgemizde Ayvalık ve Burhaniye'de limanlarımız var. Ancak, Edremit ve Akçay'da çok büyük bir Kuşadası'na benzer türde büyük gemileri ağırlayacak limanlarımız yok. "Bunun oluşumu için projelerimiz hazırlandı.
Bizim için en önemli husus; Bir, mevcut olan zenginliklerin turizme açılması, turizm alan ve merkezlerinin ilan edilmesi. İki, bu güzelliklere insanların en kısa ve en güzel zamanda, en sağlıklı bir biçimde ulaşabilmesi.
Bu çalışmalar sonuçlandığında Edremit ve Edremit Körfezi sadece Türkiye'nin değil, dünyanın tanıdığı uluslararası bir turizm merkezi haline gelecektir. Niye? İnsanlar Ege Denizi'nin mavi sularında güneş banyosu yaparken, denize girerken yine aynı insanlar, yarım saatlik Kaz Dağı'nın zirvelerinde kayak yapabilecekler.
SPİKER :
Bin pınarlı ida olarak ün salan Kazdağı ve etekleri su açısından zengin bir yöremiz. Buz gibi kaynaklarının yanı sıra 60 derece sıcaklığında kükürtlü suları ovanın batısında bir çok bölgede ortaya çıkmakta. Özellikle Edremit ve Güre'de yeni kurulan tesislerle lüks hizmetler veriliyor artık. Körfez için kaplıcalar, Sağlık turizmi ve ekonomi açısından büyük bir şans. Termal turizmin yanı sıra yeni projeler de geliştiriliyor.
TUNCAY Kılıç - (Edremit Belediye Başkanı)
" Edremit'i öncelikle jeotermal ısıyla, jeotermal likitle ısıtıp, daha sonra bu jeotermal akışları, otellere ondan sonra seralara vermeyi düşünüyoruz. Böylelikle bir rotasyon sağlanacak jeotermal akışlarda, yani deniz ve çevre kirliliğini en aza indirerek."
SPİKER:
Tenlerinde güneşin yakan sıcağını buz mavisi derelerinde yada denizinde eriten, kekik kokulu mangallarla dostluğu ve birlikteliği paylaşan; keşfedilmeye değer kentlerinin sokaklarında, park ve pazarlarında yaşamı kucaklayan insanları mutlu. Yaşadıkları etkinliklerle, gelenekleriyle, birlik ve beraberliğin, zevkini yaşayan insanları sevgi dolu.
Hızla tükettiğimiz zamanı geri dönülmez bir şey olarak algılıyoruz nedense. Döngüsel yaşanan bir zaman kavramının anlamı kalmadı gibi.
İşte Kazdağı'nın önemi burada. Bugün, hiçbir anlamı yokmuş gibi görünen bazı törenlerin, kutlamaların önemi burada. Duyarsızca yaşarken farkında olmadığımız değerleri bize hatırlatıyor.
Kısa da olsa Kazdağı'nda geçen iki günde oradaki yaşama Tanık olduk.
Dedik ya, "Kazdağı'nı tanımak, onu özümseyebilmek için, gelip görmek, orada yaşamak gerek.