Ezan, Çan, Hazan : Antakya



Eski evlerin dili olsa...

Yapım ve yönetmenliğini Kerime Senyücel’in yaptığı “Antakya, Ezan Çan, Hazzan” adlı belgesel, kentin tarihi ve toplumsal yapısını insan öğesini de içine katarak ekranlara getiriyor.

Belgeselin bugün ekrana gelecek bölümünde “Eski Evlerin Dili Olsa” başlığı altında evler, sokaklar, caddeler ve bunların kent yaşamına etkisi ele alınıyor. Antakya’da Roma ve Osmanlı dönemi etkisi taşıyan avluları çeviren duvarlarla dışa kapanmış, mahrem alanın korunduğu eski evlerin yerini, Fransız işgali döneminde balkonlarla dışa açılmış binaları görmek mümkün. Bu dönemde yapılmış eserler arasında ilk apartman örnekleri göze çarpıyor. Bugün ise kentin beton yığını haline dönüşü, mimari açıdan özgünlük taşımayan apartmanların, yaşam alanlarını nasıl daralttığı yansıyor ekranlara. Kentin zenginleri eski evlerini terk ederek apartmanlara taşındıktan sonra eski evler de maddi sıkıntı çeken, bu evlere bakmaya gücü yetmeyen bir kesime bırakılmış durumda. Apartman yaşamına alışamayıp eski evlere geri dönenler de yok değil. Eskiden bu sokaklarda Roma döneminden kalan ortasında yağmur sularının Asi’ye akmasını sağlayan olukların bulunduğu doğal taşlar döşeliyken, son yıllardaki yanlış uygulamalar nedeni ile betonla kaplanmış... Bugün Antakya Belediyesi, eski görünümünü kazandırmaya çalışıyor. Kentin sadece sokakları değil, caddeleri de kendine özgü bir kimlik taşıyor. Roma döneminde imparatorluk yolu olan Kurtuluş Caddesi, Fransız dönemi mimarisinin en iyi örneklerinden biri. Bugün kültür parkuru haline getirilmeye çalışılan bölgede Habib-i Neccar Camii, Katolik Kilisesi ve Havra üçgenini görmek mükün. Eski güzelliğini yavaş yavaş kaybeden Antakya’dan ilginç görüntüler “Antakya, Ezan, Çan, Hazzan” belgeseli farkıyla ekranlara geliyor. TRT 2 / 23.05

Kaynak - 27 Kasım 2003 / Zaman



ordan-burdan

Ezan; Çan: Hazan Bir Şiir dizesi... Bir Deyim'in kaynağı...

Beki L. BAHAR Ezan, çan, hazan; bazen de Çan, ezan, hazan... Bu üç sözcük bir arada ne çok kullanılır oldu bu son yıllarda... Konuşmalarda yer alıyor, TRT'nin hazırladığı Antakya ağırlıklı bir belgesel diziye bu başlık uygun bulunuyor vb. Bu üç sözcük 1989 yayınlanan "Doğada Düğün" şiir kitabımda "Boğazda Bir Yerde Ortaköy'de" adlı şiirimde iki kez geçer. Bu şiir ilgi çekti pek çok gazete ve dergide yer aldı. 26 Nisan 1992'de Ortaköy meydan ve çevre düzenleme töreninde zamanın Belediye Başkanı Sayın Ayfer Feray tarafından okundu; şiirin yazılı olduğu iki levha da meydana asıldı... Bir deyime dönüşen ezan, çan, hazan terör olayları sonrası medyada da yer aldı. Son olarak bu sözcükler Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün katkılarıyla temizlenen sokak ve Beth-İsrael Sinagogu'nun açılış töreninde söylendi. Bir pankartta yer aldı. Şiir bu bazen bir çırpıda yazılır bazen yıllar geçer noktalayamazsınız. Nerden esinlenmiş, aklıma gelmişti? Düşüne düşüne çocukluğuma 1935-1937 yıllarına vardım... Bankalar Caddesi'nden Ziya Paşa Yokuşu'nun girişindeki apartmanın birinci katında, amcam Leon Morhayim otururdu. Çocukları olmamıştı. Yengem Tant Liza beni sever, şımartır, yatıya alıkoyduğunda keyfime diyecek olmazdı... Dairenin arka tarafı bir küçük meydana, bir avluya bakardı. Tek katlı derme çatma, oda oda binalarda fakir fukara aileler otururdu. Yaşamları avluda geçerdi. Kadınlar kapılarının eşiğinde çamaşır yıkar, misafir kabul, sofrasını kurar yer, konuşmaları, kavgaları kulaklarıma erişirdi. Gerçek bir tiyatro. O avluya bakan pencerede bıraksalar saatlerce kalabilirdim. Avluya tepeden bakan bir kule ve tepesinde kocaman iki çan görülürdü... "Las Kampanas de Sen Jorj" (Aziz Jorj Çanları) derlerdi... Zamanı geldiğinde ileri geri sallandıklarında özellikle Pazar sabahları sesleri kulaklarıma çok ama çok ahenkli gelirdi... Bugün bile duyar gibiyim... Az ileride Bankalar Caddesi'ni tramvay yolu denilen kısımda halen görülebilen Okçu Musa Camisi vardır. 34-35 yıllarında bitişiğinde o zamanlar yükselen apartmanın birinci katında otururduk... O yıllarda cami minarelerinde hoparlör yoktu. O gürültülü çevrede ezan sesi kaybolurdu. Ama çok çok erken saatlerde bazı bazı beni uyandırırken kulaklarımda bir hoş seda bırakır Tanrı'nın bir seslenişi gibi gelirdi... Hazan... Gençliğinde, babam dindardı, konuyu da bilirdi... Bekarken annemle evlendiği ilk yılda da Sirkeci'de oturmuşlar. Babam Sirkeci'deki Çorapçı Han Sinagogu müdavimlerindenmiş. Bayramlarda sesi çok güzel olduğundan ücretsiz hazanlık da yaparmış... Kendisi hiç söz etmese de annem hayranlıkla anlatırdı. Galata'ya taşındığımızda İtalyan Sinagogu'na gider oldu. 1936 yılı olabilir. Bir Kipur günü olmalı sinagog giriş kapısında dikilmiş babamı görmeyi umuyorum. İçeriye almıyorlar kah bir ağızdan bir ilahi, kah bir güzel solo sesi geliyor... Babamın sesine benzetiyorum... Annemin "hazan" dediği bu olmalı... Babam söylemiyor ama çocuk işte, babama yakıştırmaktan mutluluk veya gurur duymuştum. 1937 sonbaharında yerleştiğimiz Ankara'da oturduğumuz Yenişehir Atatürk Bulvarı'nda bu üç ses hiç duyulmazdı. Yalnızlığımda İstanbul'u özler, anımsarken uzaklardan dalga dalga Ezan, Çan, Hazan sesleri kulaklarımda yankılanırdı...

http://www.salom.com.tr/241203/prspektif003.htm



Antakya; Ezan, Çan ve Hazan’ın öyküsü

Belgesel hakkında geniş bilgi veren yönetmen Kerime Senyücel, Antakya’nın; Helenistik dönemin, Doğu Roma İmparatorluğu’nun, Hıristiyanlığın, Mezopotamya’nın önemli bir merkezi; günümüzde İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin kesişme noktası ve Doğu’nun kraliçesi olduğunu söylüyor.

Çekimleri geçtiğimiz günlerde tamamlanan Antakya, Ezan, Çan, Hazan belgeseli mütevazı yaşantısı içinde, 23 asırlık uzun ve soylu bir geçmişe sahip, çok tanrılı, Musevi, Hıristiyan ve Müslüman toplumların kültürleriyle yoğrulmuş, zengin bir miras ile yaşayan, bir zamanlar ‘Doğu’nun Kraliçesi’ olmuş, görmüş geçirmiş bir kent olan Antakya ilinin tüm yönlerini ekrana getiriyor. Yapım ve yönetmenliğini Kerime Senyücel’in yaptığı belgeselin danışmanlığını ve metin yazarlığını ise, Antakya üzerine geniş bir araştırma içeren “Çağlar İçinde Antakya” adlı kitabın yazarı, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Ataman Demir yapmış. Belgesel hakkında geniş bilgi veren yönetmen Kerime Senyücel, Antakya’nın; Helenistik dönemin, Doğu Roma İmparatorluğu’nun, Hıristiyanlığın, Mezopotamya’nın önemli bir merkezi; günümüzde İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin kesişme noktası ve Doğu’nun kraliçesi olduğunu söylüyor. Belgesel dolayısıyla Antakya hakkında geniş bilgiye sahip olma imkanı bulduklarını belirten Senyücel şöyle devam ediyor: “Büyük İskender’in generallerinden Suriye Kralı Selevkos Nikator’un M.Ö. 300’de kurduğu ve “Antioch” ismini verdiği, Doğu Roma İmparatorluğu’nun üçüncü büyük kenti, olan Antakya Hıristiyanlığın hac merkezlerinden biri, dünyaca önemli mozaik müzesinin bulunduğu, günümüzde de toplumsal ve dinsel hoşgörünün merkezi, Akdeniz kültürünün en özgün kentlerinden biri.”

Antakya’da Roma İmparatorluk Yolu olarak bilinen Kurtuluş Caddesi, bugün bir köşesinde Hristiyanlığın ilk yıllarından kalan bir kilise olan Habib–i Neccar Camii, Katolik Kilisesi olarak onarılan eski Antakya evi ve Yahudi sinagogunu barındırdığını belirten Senyücel, günün bazı saatlerinde ezan, çan ve hazan seslerinin birbirine karıştığını ve bugün İsrail ve Filistin arasında bir türlü çözülemeyen sorunlar yaşanıyorken Antakya’da Müslüman ve Musevi cemaatlerinin hoşgörü içinde yüzyıllardır bir arada yaşadıklarını söylüyor. Belgeselde ilk olarak, Doğu Roma’nın 750 bin nüfuslu imparatorluk kenti olan, “Ben Hur” ve “Gladyatör” filmlerindeki hipodrom sahnelerinin geçtiği, olimpiyatların yapıldığı, bugün dünyanın en seçkin Roma döşeme mozaiklerinin bulunduğu “Antioch”un canlandırılacağını belirten Kerime Senyücel, şöyle devam ediyor: “İkinci bölümde, Hıristiyanlığın ortaya çıkmasından kentin İslam kültürüne geçişine kadar geçirdiği süreç yer almaktadır. Hıristiyanlığın ilk gizli toplantılarının yapıldığı kentte yeni inanca ilk kez “Hıristiyan” adı verilmiştir. Roma ile Hıristiyanlığın mücadelesinin ardından kent Hristiyanlık–İslam çatışmalarına da tanık olmuştur. Egemenlik, iki kültür arasında sürekli el değiştirmiş ve Haçlı Seferleri’nin Kudüs’ten bir önceki hedefi Antakya’yı ele geçirmek olmuştur. İslam egemenliğine geçişlerin sonrasında ise mütevazı bir Anadolu kenti havasına bürünmüş olan kent daha sonra 1918 –1937 arasındaki Fransız yönetimi; Türkiye’de tek devlet kent olan Antakya Devleti ve Atatürk’ün diplomasi dehasıyla anayurda katılış öyküsü, üçüncü bölümü oluşturacak.”

Büyük bir özveri ile çalıştıklarını belirten yönetmen ve yapımcı Kerime Senyücel “Belgeselin post –prodüksiyonu devam ettiğini belirterek belgeselin yeni yayın döneminde, yani Eylül 2003’te yayına girmesi için tüm hazırlıklarımızı tamamladık.” dedi. Televizyon Servisi

Zaman 16.05.2003