Çölün Mavi Gözü : ARAL



Yapım Tarihi : 1998
Süre : 00:25:00
Bölüm Sayısı : 1
Formatı : Video / Betacam
BSB Arşiv No : 156

Yönetmen - Kemal ÖNER
Yapımcı - Akademi Prodüksiyon / Kemal ÖNER ve Tetragon / Ergun Çağatay
Sponsor - Nihat Gökyiğit
Program Danışmanı - Prof. Dr. Türker ALTAN
Jenerik Müziği - Alfons Karabuda
Seslendirme - Semih Dindar
Editör - Semih Dindar
Kurgu - Kemal Uzun
Kameraman - Cafer Gebetaş
Set Fotoğrafları - Ergun Çağatay

Doğanın kendisine çizdiği tüm sınırları aşarak, başka gezegenlere koşan insan, kendi dünyasında yitirdikleri ile artık çelişkinin zirvelerinde dolaşan bir varlık... "Çölün Mavi Gözü:Aral" böylesi bir çelişkinin öyküsü.

Bir zamanlar dünyanın en büyük iç denizlerinden biriyken, hacminin ve kapladığı alanın yarıdan fazlasını kaybeden Aral Gölü, 1960'tan beri bir çevre felaketine sahne oluyor. Söz konusu felaketin boyutlarını Rus bilimadamı Prof. Nikolai Aladin "Bu, İncil'de yer alabilecek kadar büyük bir felaket" sözleriyle ifade ediyor.

Ancak gariptir, Aral dünya kamuoyunun önüne ancak 1986 yılındaki Çernobil nükleer felaketinden sonra gelebildi. Felaketin çözümü için en ciddi adımlar ise, ancak Sovyetler Birliği'nin dağılışından (1991'den) sonra atılmaya başladı. Aral bu yönüyle de, dünya tarihinin karanlık sayfalarından birine ışık tutuyor.



2000 yılı yapımı olan Aral Belgeseli, 37. Antalya Altın Portakal Film Festivali-Uluslararası Kısa Film Yarışması En İyi Belgesel Ödülü



5. Uluslararası İstanbul Türsak Çevre Filmleri Festivali Jüri Özel Ödülü



8. Avşa Ulusal Film Festivali Jüri Özel Ödülü'ne layık görüldü.

Kaynak - Akademi Production



Doğanın kendisine çizdiği tüm sınırları aşarak, başka gezegenlere koşan insan, kendi dünyasında yitirdikleri ile artık çelişkinin zirvelerinde dolaşan bir varlık... "Çölün Mavi Gözü Aral" böylesi bir çelişkinin öyküsü. 

Bir zamanlar dünyanın en büyük iç denizlerinden biriyken, hacminin ve kapladığı alanın yarıdan fazlasını kaybeden Aral, 1960'tan beri bir çevre felaketine sahne oluyor. Bu felaketin boyutlarını Rus bilim adamı Prof. Nikolai Aladin "Bu, İncil'de yer alabilecek kadar büyük bir felaket" sözleriyle ifade ediyor. Ancak gariptir, Aral dünya kamuoyunun önüne ancak 1986 yılındaki Çernobil nükleer felaketinden sonra gelebildi. Felaketin çözümü için en ciddi adamlar ise, ancak Sovyetler Birliği'nin dağılışından (1991'den) sonra atılmaya başladı. Aral bu yönüyle de, dünya tarihinin karanlık sayfalarından birine ışık tutuyor.

Kaynak - Sinemakolik.com



Sular çekildi... İnsanlar, balıklar, kuşlar, bitkiler öldü... Antalya Film Festivali'nde Altın Portakal alan 'Çölün Mavi Gözü' belgeseli Aral'daki çevre felaketine tanıklık yapıyor.

Görüntüler dehşet verici. Gemiler çölün ortasına demir atmış. Her yan kum.
Bir deve ağır aksak adımlarıyla suyunu çoktan yitirmiş bir tekne enkazının başucundan geçip kumlar altında kalmış eve doğru yürüyor.
Bir kum fırtınası kopuyor; şimdi bir kum denizinin ortasında kalmış eski bir limanı, paslanmış bir balık konserve fabrikasını, eskiden gölün kıyısında olan çoktan terkedilmiş bir tersaneyi yalayıp zehirli tarım ilaçlarıyla yüklü kum bulutlarını savuruyor Pamir Dağları'na doğru.
Bu görüntüleri 1992 yılında bir belgesel çekimi için bölgeye giden Mete Şener çekiyor önce.
İstanbul'a geldiğinde, Mete'nin çekimlerini izleyen ortağı Kemal Öner, dengesini bozanlara karşı doğanın lanetini görünce dehşete düşüyor. Bu felaketi bir belgesele dönüştürmeye karar veriyorlar.
Sonunda düşlerini gerçekleştirecek koşulları 1998 yılında yakalıyorlar. Belgeselin yönetmeni olarak Kemal Öner ekibiyle birlikte Orta Asya'ya doğru yola koyuluyor. Özbekistan'ın Taşkent'inden başlıyor yolculuk. Kazakistan, eski bir liman kenti olan Aral kasabası, Kara Kalpakistan'da sürüyor. Çölde yağmura yakalanıyorlar. 50 yılda bir olurmuş. Araçları kuma saplanıyor. İki günlük yolu beş günde kat ediyorlar.
Gördükleri gerçekten dehşet verici. Şimdi yarısından fazlası bir çöle dönüşen Aral bir zamanlar dünyanın dördüncü büyük iç deniziymiş. Marmara Denizi'nden tam altı kat daha büyük. Çekimler sırasında karşılarında duran gölde tam üç tane Marmara Denizi büyüklüğündeki bir alanda suların çekildiğine tanıklık ediyorlar.



Aslında Aral'ı Amuderya ve Sırderya nehirleri besliyor. Deltalarında verimli doğal yaşam alanları var. 20'den fazla ticari balık türü yaşıyor. Güneyde'de, Munyak'taki konserve fabrikasında tam beş bin kişi çalışıyor. Kuzey ucundaki Aral kasabası; tersanesi, limanı ve tren istasyonuyla kritik bir ulaşım ağının merkezi. Aral, daha Aral'ken çevresindeki üç milyon insanı doyuruyor.

1917 devrimi sırasında yiyecek sıkıntısına düşen Kızıl Ordu'yu Aral'da yakalanan balıklar doyuruyor. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Hitler ordularına karşı direnen Sovyetleri, Aral'ın kadınları yakaladıkları balıklarla ayakta tutuyor.

20. yüzyılın başından itibaren Orta Asya için artık İpek Yolu yoktur. Bölge ekonomisinin belkemiği olan pamuk, Aral'ı besleyen nehirlerin suyunu kana kana içer, sonra Aral'ın gemileriyle kuzeye doğru taşınırlardı balya balya.

Ahmedov Cangali eski bir balıkçı. Şimdi koca bir çölün ortasında oturup Kemal'in kamerasına "Bulunduğumuz yerin derinliği 11 metreydi" diyor. Bölge halkının "Çölün mavi gözü" dediği Aral'ın böylesine bir çevre felaketine nasıl kurban olduğunu araştıran belgesel ekibi çarpıcı gerçeklerle karşılaşır. Özellikle 1917 devriminden sonra Orta Asya, tüm Sovyetler Birliği'ne pamuk yetiştirir. Ancak gün gelir, Sovyetler'in sürekli nüfus artışına yetmez olur Orta Asya'nın pamuğu. Böylece Moskova'nın tarihi pamuk projeleri başlar. Bunların ilki Stalin'in 'yeniden kazanılmış topraklar' projesidir.

Aral'ı besleyen nehirlerin suları kurak bozkırlara yönlendirilir. Yeni pamuk üretim alanları açılır. Hatta Stalin bölgede pamuk dışında ürün yetiştirmeyi yasaklar.

Ancak 1960'lara gelindiğinde daha çok pamuğa ihtiyaç duyulur. Moskova bu kez Karakum Kanalı projesini devreye sokar. 1200 kilometre uzunluğundaki bir kanalla Amuderya'nın suyu Karakum Çölü'ne taşınır. Çölde pamuk yetiştirilir. Nehirlerin Aral'a taşıdığı yıllık su miktarı 110 kilometreküpten beş kilometreküpe kadar düşer. Aral alanının yarısını, su hacminin yüzde 75'ini kaybeder. Bir denizin iki kolu kesilmiştir. Aral'ın trajedisi başlamıştır artık. Yalnızca Aral'ın mı, aynı zamanda toprağın da trajedisi başlar. Aşırı sulama nedeniyle yeraltındaki tuzlar toprağın yüzeyine vurur, pamuk verimi düşer. Çözüm üretimi hızlandırmaktır. Hektar başına üç kilogram atılması gereken kimyasal gübre ve zirai ilaç miktarı 50 kilograma kadar yükselir. Tarlalarda biriken tuz ve tarım ilaçları Aral Denizi'ne akar. Sular çekilirken gerisinde zehirli bir çöl bırakır. Rüzgarla savrulan kumlar doğal yaşamı vurur. Su kuşları, kara hayvanları, 100'den fazla bitki türü birer birer yok olur. Sudaki tuz oranı üç kat arttığı için tüm balıklar ölür. Yaşanan, insanlığın gördüğü en büyük çevre felaketlerinden biriydi.

Ayrıca Aral'ın ortasındaki Vozdrojdenya Adası'nda biyolojik silahlar için dünyanın en vahşi bakterisi 'antrax' üretildiği biliniyordu. Öner, Özbekistan'dan "Aral'ın havadan görüntüsünü çekeceğim" diye kiraladığı bir helikopterle, pilotun tüm itirazlarına rağmen, bir patlama sonucu 1992'de terk edilen adaya inip bakteri üretilen laboratuarları da görüntülüyor.



Şimdi Aral'ın insanları bir yandan yaşanılan hastalanan insanlarını iyileştirecek ilaç, diğer yandan Aral'ı kurtaracak projelerine yardımcı olunmasını bekliyorlar. Çünkü insan eliyle yaratılan felaket ancak yine insan eliyle düzeltilecek. Kemal Öner, kazandığı Altın Portakal' dan gelecek para ödülüyle Aral insanlarına ilaç yardımı yapacak. Bu belgesel aracılığıyla seslerini duyurma fırsatı bulduğu insanlara daha çok kişi ve kuruluşun yardım göndermesini sağlamayı amaçlıyor.

Ödül almak hoş ve keyifli bir işti. Ama daha da önemlisi, belgesel projesini birlikte yürüttüğü Ergun Çağatay ve "Her şeyi birlikte yaptık" dediği ekibi ile Aral insanlarının acılarına ortak olmuş, yaşadıkları kabusa tanıklık etmişti Kemal Öner. Bu belgesel aracılığıyla Aral insanlarının acısını dünya da duysun, tüm insanlar anlasın istiyordu. Tıpkı, 'Çölün Mavi Gözü'nün sonunda John Donne'nin söylediği gibi; "Bir kum tanesi yuvarlansa Akdeniz'e, küçülür Avrupa. Herhangi bir insan ölse herhangi bir yerde, ben eksilirim."

Belgeselin sponsorluğunu üstlenen ve 10 yıl süreyle Türk-Sovyet, daha sonra BDT ve son olarak Avrasya ismini alan İş Konseyleri Başkanlığı yapan, TEMA İkinci Başkanı Nihat Gökyiğit, "Bu çalışma ile 'Biz Türk işadamları Orta Asya'da sadece para peşinde değildik. Bu bölgenin içinde bulunduğu sıkıntıları ve ızdırapları bölgenin halkı kadar hissediyor ve anlıyorduk' mesajı da veriyorduk. Aral'ı artık geri getirmek mümkün değil. Ancak felaketi azaltmak, yöre insanını açlık, yoksulluk ve hastalıklardan kısmen kurtarmak mümkün" diyor.

Kaynak - Celal BAŞLANGIÇ / Aral'ın insanlara laneti isimli makalesi.