Doğum Tarihi - 1939, İstanbul
Ölüm Tarihi - 9 Ocak 1984, İstanbul
1939 yılında İstanbul'da doğdu. Galatasaray lisesini bitirdi. Fransa'da Paris Yüksek
Sinema Enstitüsü (Institut des Hautes Etedes Cinemotographiques) bitirdi.
Paris'te
ilk kısa film çalışmalarına başladı. "Bir Kadın" ve "Şafak" adlı kısa filmleri
yönetti. Bir kadın 1963 yılında IDHC, Şafak yine aynı yıl hem IDHC hem de Viyana
Kültür Bakanlığının
ödülünü kazandı.
Yurda döndükten sonra Lütfü Akad'ın yanında yönetmen
yardımcısı olarak çalıştı. 1966 da sinema prodüksiyon şirketini kurup yapımcı
yönetmen olarak çalışmalarına başladı. İlk filmi olan "Soluk Gecelerin Aşk Hikayeleri"
1966 yılında yönetti. Film de çok cesaretli davranmış, Fransa'da öğrendiği
sinema dilini uygulamıştı. Zeki Heper, Soluk Gecenin Aşk Hikâyeleri'nde amatör
oyuncular kullandı. Şiirsel görüntülere dayalı, ama soyut bir aşk filmi denemesi
olan film dönemin yönetmenleri ve eleştirmenler tarafından ilgiyle karşılandı.
Heper in ilk filmi "Bunuel" ve gerçek üstücü akımın soyut ve ruh bilimsel etkilerini taşıyan Freud'vari cinsel bunalımlar
üzerine kurulu film kontrol komisyonu
tarafından müstehcen olduğu gerekçesi ile reddedildi.
Film, ülkemizde Danıştay tarafından yasaklanan ilk film oldu. Danıştay ilk
defa bir filme karşı çok Sert bir tavır aldı. Film, müstehcen bulunarak
yasaklanmıştı. Zeki Heper, bir gazete röportajında "Aşk hiçbir zaman müstehcen
olmamıştır. Aşka karşı tutumdur müstehcen olan" demiştir.
"Soluk Gecelerin Aşk Hikayeleri", 2. Antalya Altın Portakal Film Festivaline
katıldı. Ancak halk önüne çıkmadı. Yalnızca özel gösterilerde izlendi. Filmin görüntü açısından
estetik bir düzeyi olmasına karşılık yabancılaşma taşıyan içeriği ile ilgi
görmedi. Halk önüne çıkamayan bir deneme olarak yalnızca sinematik arşivlerinde
lanetli bir film olarak kaldı.
Heper tüm olanaklarını kullanarak çalışmalarını sürdürdü. Gerçek üstücü sinemadan
toplumsal taşlama diyebileceğimiz 1967 yapımı "Dolmuş Şoförü"ne geçerek bu kez iki
Yıldız oyuncu kullandı (Fatma Girik, İzzet Günay). Ancak film ticari açıdan
başarısız oldu .Yeniden başka bir Yıldız oyuncu ile (Cüneyt Arkın) daha ticari
olabileceğini düşündüğü kırsal bölge filmi ("Eşkıya Halil/Haydut" 1968) çekerek
ilk kez gösterim ve dağıtım fırsatını yakaladı. Aynı yıl Heper Doğu Batı
çatışması üzerinde Duran son filmini yönetti "Karabattalın Acısı". Bizans
Kalesinin onarımında çalışan genç bir Rum kızını öldürmekle suçlanarak haksız
yere idam edilen bir Türk delikanlısının öyküsünü anlatıyordu.
Alp Zeki Heper'in çalışmaları gerek dağıtımcılar reddettiği için gerek denetim ve
kendi içerik ve Öz karmaşıklıklarından dolayı sinemalara ve seyirciye ulaşamadı. Heper
üç yıllık çileli ve lanetli bir sinema serüveninden sonra sinemayı bırakmak
zorunda kaldı ve Uzun Süren bir rahatsızlıktan sonra 1984 yılında öldü.
Yönetmen Filmografisi
Soluk Gecelerin Aşk Hikayeleri - 1966
Dolmuş Şoförü - 1967
Kara Battal'ın Acısı - 1968
Eşkiya Halil (Haydut) - 1968
Yönetmenliğini Yaptığı Kısa Filmler
Bir Kadın (Le parfum de
la Dame En Noir) - 1962 Şafak (L'Aube) - 1963
Senarist Filmografisi
Soluk Gecelerin Aşk Hikayeleri - 1966
Dolmuş Şoförü - 1967
Eşkiya Halil (Haydut) - 1968
Kara Battal'ın Acısı - 1968
Yapımcı Filmografisi
Soluk Gecelerin Aşk Hikayeleri - 1966
Dolmuş Şoförü - 1967
Eşkiya Halil (Haydut) - 1968
Kara Battal'ın Acısı - 1968
Yayınlanmış Kitapları
Demir Pençe Casuslar Savaşı - 1969
Kaynak
Internet Movie Database
Alp Zeki Heper
1939’da İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nde okudu. Okurken “Kral Übü” adlı
oyunu Fransızca olarak sahneye koydu. Hukuk öğrenimi için Cenevre’ye gitti ve
kirasını karşılayabilmek için resimlerini sattı. Bir yıl sonra okulu bırakıp
Fransa’ya Paris Yüksek Sanat Enstitüsü’ne (IDHEC) kaydoldu. G. Sadoul’dan sinema
tarihi, Jean Mytry’den sinema estetiği, J. Vilar’dan oyuncu yönetimi dersleri
aldı. Burada çektiği Bir Kadın ve Şafak filmleri birincilik ödüllerini aldı.
Okulun en başarılı yönetmeni seçildi.
Mezun olduktan sonra Türkiye’ye dönüp Lütfi Ömer Akad’ın asistanlığını yapmaya
başladı. Akad’la anlaşamayan Heper, kendi yapım şirketini kurup ilk Uzun metraj
filmi Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri’ni çekti. Sansür kurulunca müstehcen bulunan
filmin yurt içinde ve yurt dışında gösterimi yasaklandı. Bir süre Adana’da bir
çiftlikte yaşadıktan sonra İstanbul’a geri döndü. Yeni bir film şirketi kurup üç
Uzun metraj film daha çekti. Yönettiği dört Uzun metraj film de sansüre
takılınca 1975 yılında bütün filmlerini ve
resimlerini evinin önünde yaktıktan sonra hiçbir filmi izleyicilerle buluşamadı. 1984 yılında intihar ederek
hayatına son verdi.
“Soluk Gece’de aşkla, yani özgürlükle baskıyı, şiddeti, işkenceyi karşı karşıya
getirmeye çalışmıştım. Anılarla ilgili zor anlatımlı olan bir filmdi. Sevginin,
tutkunun, işkenceyi, baskıyı yok etmesini dilemiştim. Özgürlüğün delice bir
sevgi olduğunu düşünüyordum. Öyle simgelemeye çalışıyordum özgürlüğü.
Müstehcenlikle suçlandım.”
Alp Zeki Heper
"En sonunda Yazan, yöneten, kurgulayan, görüntüleyen, oynayan, yapımcı ve
seyirci de olabilirim. Yani tek başıma da izlemek zorunda kalabilirim
filmlerimi..." Alp Zeki Heper
Türk Sinemasının Tutunamayan Dehası: Alp Zeki Heper
Anlaşıl(a)mayan, bir türlü kabul edilmeyen, çemberin içine dahil olamayan ve
dışarıda bir yerde çırpınmaya mahkum edilmiş bırakılan insanlara her zaman için
özel bir ilgi duymuşumdur. Size, toplumun normlarına uymayan düşüncelerini
cesaretle eyleme dönüştürerek toplumun at gözlülüğüne meydan okuyan ve
fikir-Adam olmaktan öte kapitalist sistemi umursamayarak, hatta bu sistemde
zarar edip, dışlanacağını bile bile düşüncesini eyleme dönüştürüp, teori-pratik
birliğine ulaşan, Türk sinemasının kayıp -kaybedilmiş- dehalarından birini
tanıtmak istiyorum; Alp Zeki Heper.
İlk film çalışmalarını Paris’te gerçekleştiren Heper, Galatasaray Lisesi’nden
mezun olduktan sonra önce hukuk okumak için Cenevre’ye Gider lakin Mutlu olamaz
ve okulu bırakarak Fransa’ya geçip, Paris Yüksek Sinema Enstitüsü’de (Institut
des Hautes Etudes Cinématographiques - IDHEC) sinema eğitimi almaya başlar. Bu
okuldan ‘En İyi Yönetmen’ ünvanı ile mezun olan yönetmen, bu dönem (1963
yılında) gerçekleştirdiği iki kısa filminden ilki olan ‘Bir Kadın’ ile IDHEC,
ikinci kısa filmi Şafak ile de hem IDHEC hem de Avusturya Kültür Bakanlığı En
İyi Film ödülünü almıştır.
İlk Uzun metrajlı ‘Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri’ni Türkiye’de çeken Heper, bu
filminde soyut bir aşk hikayesini şiirsel görüntüler ile anlatmış, dönemin
yönetmen ve eleştirmenlerinden ilgi görmüştü. Bunuel’in işlerinin etkilerini
taşıyan bu filme, cinsel içerik sebebiyle, film kontrol komisyonu el koydu.
Heper ise bu yasaklara karşı tepkisini bir gazete röportajında, “Soluk gece, aşk
filmiydi. Aşk hiçbir zaman müstehcen olmamıştır. Müstehcen olan, aşka karşı
alınan bu tutumdu. Anılarla ilgili, zor anlatımlı bir filmdi. Sevginin,
tutkunun, işkenceyi, baskıyı yok etmesini dilemiştim. Özgürlüğün delice bir
sevgi olduğunu düşünüyordum, müstehcenlikle suçlandım.” sözleriyle ortaya koydu.
2. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne katılan ancak seyirci karşısına
çıkarılmayan film, yalnızca özel gösterimlerde izlenebildi. Genel olarak
görüntüleri açısından estetik bulunurken, yabancılaşmayı anlatan içeriği fazla
ilgi görmedi. Sonraki dönemlerde de seyirci karşısına çıkarılmadığından, sadece
sinema arşivlerinde bulunan ve merak edilen bir film olarak kaldı.
Alp Zeki Heper’in 27 yaşında çektiği ‘Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri’ filmi ile
ilgili Danıştay 12. Dairesinin 28-3-1967 gün E.966/7481, K.967/481 sayılı kararı
şu şekilde:
“Dava konusu filmin bütünü itibariyle umumi ahlak ve adaba, aile müessesesinin
kudsiyetine aykırı olduğu gerekçesiyle yasaklandığı anlaşılmaktadır. Filmin bu
sebeple yasaklanmasının yerinde olup olmadığının tespiti için Naip Üye
nezaretinde yapılan incelemede bilirkişi Vedat Tanrı’nın 10-2-1966 tarihli
raporunda (cinsel sorunların sinematografik yoldan ele alınmaya çalışıldığı
filmde gösterilmesinde sakıncalı bir cihet görülmediği) bildirilmişse de;
3-1-1967 günlü ara kararımız veçhiyle filmin ayrıca heyet halinde görülmesi
Uygun görülmüştür. Sahneden görülen eserle; değişik yaş ve seviyede kimseye
hitap edilmesi itibariyle, bunlarda, hususiyetle hukuka ve genel ahlak kuralları
çerçevesi içinde ahlaka uyarlık aranması tabidir. Tezi olmayan ve aksiyonlarında
ahenk görülmeyen bahse konu filmde; insan hayatı, adeta şuur ve şuuraltı ile
sadece cinsi arzular üzerine kurulmak istenmekte; Gizli kalması gerekli arzu ve
hareketler parklarda, umuma açık yerlerde, hatta trafiğin en yoğun olduğu cadde
ortalarında cereyan ederken görülmekte; marazi tiplerin sahneye aktarılan
ıstıraplı ruh hali, ar veya haya hislerini rencide etmektedir. Konunun iddia
edildiği gibi rüyada geçmiş birtakım kompleksleri ifadeye çağırmış olması,
filmin tüm halinde seyredenler üzerinde bıraktığı izlere ahlak ve adaba aykırı
olduğunu kabule mani değildir. Bu itibarla adı geçen filmin halka
gösterilmesinin ve yurt dışına çıkarılmasının yasaklanmasında ‘Filmlerin ve Film
Senaryolarının Kontrolüne dair Nizamname’nin 7’nci maddesinin 6’ncı fıkrası
hükmüne aykırılık görülmediğinden davanın reddine… 29-3-1967 günü oy birliğiyle
karar verildi.”
Bu hayalkırıklığının ardından sinemaya bir süre ara veren Heper, geri dönüp bir
kaç ana akım film yapmışsa da, bu filmler de dönemin film kontrol komisyonu
tarafından yasaklanmıştı. Türkiye’de yenik düştüğü sansür engeli karşısında
sonunda dayanamayan yönetmen, ölümüne yakın filmlerinin, yazılarının çoğunu
kendi elleri ile yaktı. Sinema anlayışını, “En sonunda Yazan, yöneten,
kurgulayan, görüntüleyen, oynayan, yapımcı ve seyirci de olabilirim. Yani
filmlerimi tek başıma izlemek zorunda kalabilirim.” sözleriyle ifade eden
Heper’in filmleri, karmaşık yapıya sahip olması ve dağıtım, gösterim şansı
bulamadığı için seyirciyle buluşamadı. Yaşamının son on yılında akıl sağlığını
yitiren Heper, 9 Ocak 1984'te kanser sebebiyle hayatını kaybetti.
Heper’in trajik yaşamından geriye, ikisi kısa metraj olmak üzere toplamda altı
film kaldı. Bu filmlerden kısa olanlarına 2011'in Kasım ayında dostum Deniz
Tortum aracılığı ile ulaştım ve bizzat ben internete yükledim. Asıl efsanelere
konu olan ise Heper’in zamanında yasaklanan ilk Uzun metrajlı filmi ‘Soluk
Gecenin Aşk Hikayeleri’dir. Türk sinemasının ilk deneysel filmi kabul edilen bu
eseri, rivayete göre yönetmen ölmeden önce Mimar Sinan Güzel Sanatlar
Üniversitesi arşivinde saklanması için Prof. Sami Şekeroğlu’na emanet edip,
filmi kimseye göstermemesini vasiyet etmiş. Bu tehlikeli filmin insanlara
ulaşmasını istemeyen Heper, tuhaf bir şekilde kendisinin de filminin arızalı,
sapkın olduğunu düşünüyormuş. 2012'nin Mart ayında 23. Ankara Film Festivali
’nin programına alınan Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri, Heper ailesi
fertlerinden birisinin gösterim izninden vazgeçmesi üzerine film festival
programından çıkarıldı.
Heper’in hayatındaki dönüm noktalarından biri, kızının on sekiz yaşında iğne
şoku sebebiyle hayatını kaybetmesidir. Bu kayıp, Heper’in iyice hayattan bağının
kopmasına sebep olmuş ve bir süre sonra kızının ağzından kendisine mektuplar
yazarak bir kaçış arayışı içerisinde çevresindekilere bu mektupları okumuştur.
Selim İleri, Heper ile olan bir anısını şöyle anlatır: “Delilikle deha arasında
gidip gelen biriydi. Sıkıyönetimin (12 eylül) en civcivli döneminde bir dolmuşta
karşılaşmıştık. Askerlerin aleyhinde bağıra bağıra atıp tutmaya başladı. Paniğe
kapıldım. ArKaya dönerek yolculara ‘Delidir, aldırmayın’ demek zorunda
kalmıştım. Alp’i en son Beşiktaş vapur iskelesinde gördüm. Cinnet halindeydi.”
O zamanlardan geriye kalan, bugün izleme imkanımız olan Heper’in iki kısa
filminden ilki olan Bir Kadın’da, yapay Aydınlatmanın bariz, sessizliğin daim
olduğu bir yapay içsel dünya yaratılmış. Bu tek mekan dünyada, yönetmenin derdi
evlilik ile iki insanın bir olma durumu. Bakışların insanı sarsıp duvarlara
vurabildiği bu gerçeküstü diyebileceğimiz evin içinde, pencerelerin tahtalar ile
kaplı kısmının aralıklarından içeri sarkan Işık hüzmeleri bir var olup bir yok
olurken, evin içindeki aile kurumunun kahramanları olan kadın ve erkekte varoluş
çabası içerisindedir. Heper’in derdi, kadının ve erkeğin bir olduğu zaman,
bağımsızlıklarından verdikleri ödünün sınırlarıdır. Bu durum neticesinde, kadın
isyan ederken, erkek ürkütücü pasif bakışları ile bu isyanı körüklemekte,
kadının isyanı, erkeğin pasifliği ile çarpışırken, aile kurumunun sarsılan
temelleri yerlere saçılmaktadır. Bu evlilik (kadın-erkek) savaşının kazananı
yoktur. İki tarafında kaybetmeye mahkum olduğu bu evlilik piyesi, Zeki Heper’in
evliliğe olan bakış açısını Özgün bir dil ile ortaya koymasını sağlamıştır.
Heper’in ikinci kısa filmi Şafak’ta ise, iki pencere arasındaki tek mekanda
yaşanan üç kişilik bir aşk üçgenini izliyoruz. Şafak, Bir Kadın gibi tamamen
sesten arındırılmış bir yapıt değil. Müzik kullanımı, Şafak’ı daha epik, daha
şiirsel hale getirmekte. Heper’in ilk kısa filminde temellerini gördüğümüz mekan
ve Işık kullanımını Şafak’ta daha belirgin halde görebiliyoruz. Heper’in
filmlerinde, mekanların, hikaye anlatımda oynadığı rol tartışmasız önemli ve
bence yönetmenin iki kısa filminde de en göze çarpan özelliği zamanının çok
ötesinde, denemekten, yanılmaktan korkmayan cesur tavrı ile kamerasının mekanlar
ile kurduğu ilişki.
Alp Zeki Heper’in zamanında anlaşılmamasından İleri gelen ve bir süre sonra
delirmesine sebep olan, Selim Işık’ın Türk Tutunamayanlar Ansiklopedisi’ne
girebilecek trajik yaşam hikayesi aklıma geldikçe hüzünleniyorum.
biletsiz.com
Burak Çevik
17 Ekim 2013
Alp Zeki Heper
Bir Kadin & Safak
Two short film from first Turkish surrealist director Alp Zeki Heper.
* Bir Kadın / Le parfum de la Dame En Noir (16mm), 1962
* Şafak / L'Aube (35mm), 1963