Nazar Boncuğu



Yapım Tarihi - 2004
Süresi -
Formatı -
Web Sitesi - http://www.nazarboncugu.com/

Yönetmen - Ali AKYÜZ
Yapımcı - Ali AKYÜZ

Senaryo - Bilgin ADALI, Kemal GÜRESİN
Researcher - Kemal Kemal GÜRESİN
Editing - Nesrin YAMAKOĞLU
Cameraman - Ali CAN
Asistant Cameraman - Hakan ÖCAL, Erkan ÖZÇELİK
Sound-Mix - C. Bülent ÖZCAN
Narration - Nur SUBAŞI, Anthony Monteleone
Music - Ö.Faruk ARABACI
Technical Director - İbrahim ÇELİK, Halil KANDEMİR
Technical Support - FIRST DIGITAL



İnsanlık tarihi boyunca, her kültürde ve dinsel inançta, göz figürü kötülükleri savan güçlü bir tılsım olarak kabul edilmiştir... Bu figüre, Musevi, Hıristiyan ve İslam kültürlerinin yanı sıra, Budist ve Hindu toplumlarda da rastlıyoruz. Bu ortak gelenek Anadolu'nun 3000 yıl öncesine dayanan cam sanatında yeni bir kimlik kazanır. Anadolulu bir cam ustası, göz figürünün gücünü ateşin gücüyle birleştirerek yepyeni bir tılsım yaratır: Nazar boncuğu...
O zamandan bu yana insanlar, kötülüklerden korumak istedikleri her şeye bu boncuğu iliştire gelmiştir. Yeni doğmuş bebeklerden, bindikleri ata, hatta, evlerinin kapılarına bile... Bu gelenek Anadolu'da hâlâ yaşamaktadır. Sayıları çok azalmış cam ustalarının geleneksel yöntemlerle, hünerli elleriyle biçimlendirdiği ışıltılı göz boncukları, Anadolu'dan dünyanın dört bucağına yayılmaktadır.

Bu belgeselde, Nazar Boncuğunun ve bu büyük geleneğin son ustalarının renkli öyküleri anlatılmaktadır.

"Ocaktan, ateşin ve dumanın ülkesinden hayat bulan binlerce boncuk, birkaç gün içinde, dünyanın dört bir yanına yolculuğa çıkar. Başta Yunanistan, İsrail ve ABD olmak üzere 60'a yakın ülkeye nazar boncukları ihraç ediliyor. Anadolu'nun mavili, sarılı, beyazlı "göz"leri, Marsilya'yanın, New York'un, Los Angeles'ın vitrinlerinde göz kırpıyor, kimler tarafından ve nerede yapıldığından habersiz...



Anadolu'nun binlerce yıldır gülümseyen mavi gözleri, yeni dünyanın gözleriyle karşılaşmak için sabırsızlanıyor. Türkiye'de başınızı nereye çevirseniz, size bakan bir çok gözle karşılaşabilirsiniz... Burası gerçekten bir nazar boncuğu cennetidir. Bir yabancıya sürekli izlendiği duygusunu verecek kadar çok nazar boncuğu vardır çevrede... Gizli gözler sanki hayatı ve insanları sessizce izlemektedir... Belki de "rahatlayın, her şey yolunda'"demek ister gibi çok derinlerden bakmaktadır mavi gözler...

İstanbul'da nazar boncuğu, diğer sanatlarla yaratıcı bir işbirliği içindedir... Bir şeyi süslemek için akla ilk gelen şey nazar boncuğu, ya da nazar figürüdür.... Ya nazar boncuğu bir eşyayı süslemektedir, ya da bir eşya nazarlığa süs olmaktadır. Farklı şekil ve desenlerle bir araya gelerek, şaşırtıcı kombinasyonlara imkan vermektedir.
Ateş ile usta yine birlikte ve baş başadır, ateş camı eritmekte, usta bu camı istediği gibi biçimlendirmektedir..Bu atölyelerin merkezinde bir değil iki fırın bulunur. Nazarlığın ana maddesi olan koyu mavinin eritildiği 1600 derecelik büyük bir fırın ile, içinde beyaz, açık mavi ve siyahın bulunduğu 1400 derecelik ısıya sahip daha küçük bir fırın...

Atölyede çalışanlar, tıpkı göz boncuğu ustaları gibi, adına fonga denilen çelik çubuklar kullanmaktadırlar. Erimiş cam, fongaların ucuna sarılarak alınmakta ve hızla bir önceki renkli camın üzerine konulmaktadır. Her vardiyada ortalama 1500-2000 cam nazarlık yapılabilmektedir. Çalışmanın ritmi bir tür geriye sayma işlemi gibidir; erimiş camın potadan alındığı andan itibaren başlayan bir geriye sayma işlemi...Camın soğuyup katılaşması saniyeler içinde olur...Bu cam nazarlıklardaki en önemli nokta, farklı renklerdeki erimiş camların, en yüksek ısıda üst üste konularak birbirine geçmesini sağlamaktır. Fırının ısısı düştükçe, çatlamalar ve bozulmalar ortaya çıkmaktadır.

Sadece nazar boncuğuyla ilgilenen ve kendilerini bu işe adayanlar, bu geleneği, bu sembolü diğer insanlara ulaştırmak ve anlatmak için de büyük bir çaba harcamaktalar. Nazar boncuğunu ve nazar figürlü hediyelik eşyaları dünyanın 60 ülkesine iletirken, mavi gözün pozitif gücünü, dinsel inançların ötesinde bir anlayışla, tüm insanlarla paylaşmak istemektedirler.

Nazara karşı kullanılan göz boncuklarının doğum yeri Anadolu'dur. Bugün gerçek göz boncukları sadece Türkiye'de, İzmir'e bağlı Görece ve Kurudere köylerinde, bu işe gönül vermiş son bir kaç usta tarafından yapılmaktadır. Bu ustalar, evrensel bir inancın sihirli nesnelerini şaşırtıcı bir cam işleme tekniğiyle üretmektedirler. Bu sanat, binlerce yıllık süreç içinde, çok az değişime uğramıştır. 3000 yıllık Antik Akdeniz Cam Sanatı tüm incelikleriyle Anadolu göz boncuğu fırınlarında yaşamaktadır.



Bugün, bu geleneği yaşatan az sayıdaki boncuk ustasının kökeni, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı İmparatorluğunun dağılmaya başlamasıyla, İzmir ve çevresine yerleşen Arap asıllı cam ustalarına dayanmakta. Anadolu'da unutulmaya yüz tutmuş olan cam işleme tekniği, bu tarihten sonra göz sembolüyle birleşerek yeniden hayat bulur. Önceleri Araphan ve Kemeraltın'da ocak kurup hal hal ve göz boncuğu yapan ustalar, fırınların çıkardığı dumanın, çevre sakinlerini rahatsız etmesi ve yangın tehlikesi yaratması üzerine bu bölgeden sürülürler. 1930'larda, büyük miktarlarda tükettikleri çam odununun bol olduğu Görece'ye, 1950'lerde ise Kurudere köyüne yerleşirler.

Günümüzde kullanılan fırınların yapısı ve çalışma tekniği eskisiyle bire bir aynıdır. Sabahın erken saatlerinde çam odunuyla yakılan fırın, atık camların ve özel olarak hazırlanan renklendirici kimyasalların fırın içindeki gözlere yerleştirilmesinin ardından, çok kısa sürede 900 C derecelik bir sıcaklığa ulaşır. Bu, sadece ateş tuğlası, kil ve samandan yapılmış olan fırınlardaki üstün teknolojinin bir göstergesidir. Her gün inanılmaz bir ısı düzeyine yükselip soğuyan fırınların üzerindeki kil sıva, hem ideal bir ısı yalıtımı sağlamakta hem de dağılıp parçalanmasını önlemektedir. Çam odunu ise yandığında yüksek ısı vermesi, çok az kül bırakması, cama parlaklık ve şeffaflık kazandırması nedeniyle özellikle tercih edilmektedir.

Gözleri ateşe odaklanmış ustalar, çelik çubuklarıyla, hızlı ama, telaşsız çalışırlar... Sessizlik içinde bilmediğimiz bir oyunu oynar gibidirler... Birkaç kesin hareketle, erimiş cama biçim verilir. Kullanılan araçların adları bile mistik bir törende okunan duaların yankıları gibidir. Ana parçayı oluşturan camın sarıldığı çubuğun adı Asabe... Boncuğun üzerine gözleri kondurmada kullanılan şiş, Merdan... Erimiş cama biçim verilen yassı demirin adı ise Metleke... Ve bu ayin, sürer gider..

Göz boncuğunun renklendirilmesi, Sümer tabletlerinde anlatılanlardan çok farklı değildir. Bakır tozu, kepek ve sofra tuzu camla karıştırılıp eritildiğinde mavi renk, kalay, çinko, kurşun ve cam karışımına bakır tozu eklendiğinde ise, çeşitli tonlarda yeşil elde edilir. Cama opal karıştırılırsa kaliteli beyaz renge ulaşılır. Ama her ustanın, uzun yıllar sonunda edindiği, renklere ilişkin çok özel, sırları da vardır.



Kaynak - http://www.nazarboncugu.com/