Sürgün ve Ölüm



Yapım Tarihi : 2008
Süresi : 01:00:00
Bölüm Sayısı : 9
Formatı :

Yönetmen : Ahmet OKUR
Senaryo - Cemil YAVUZ
Müzik - Ali OTYAM




Bir Göç Hikayesi...
“SÜRGÜN VE ÖLÜM”

“Son Kale Çanakkale” belgeseliyle bu zamana kadar tarih sayfalarında unutulmuş Çanakkale Destanı’nı ülke gündemine oturtarak büyük alkış alan ekipten yine ülke gündemine bomba gibi düşecek bir belgesel daha. “Sürgün ve Ölüm”

Türklerin 500 yıllık vatanlarından sürülüşünün öyküsü…

“Sürgün ve Ölüm”, dillerini, dinlerini, namuslarını korumak için yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sürülen insanlarımızın, acılarla, ihanetlerle, işkencelerle dolu “göç”ünü, belgeler ve tanıklarıyla anlatan çarpıcı bir belgesel film.

Düşünün ki sizden yüzyıllardır yaşadığınız toprakları, evinizi, barkınızı, bağınızı, bahçenizi hatta atalarınızın mezarlarını bırakıp gitmeniz isteniyor… Çaresiz bırakıp gidiyorsunuz… Rumeli’den, Kafkaslar’dan, Kırım’dan ve Doğu Türkistan’dan göç eden insanların gerçek öyküsü.

Tarihte gün ışığına çıkmayan ya da unutulan olayların sessiz tanıklarının dramı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilen belgesel filmin yapımcılığını Zeytinburnu Belediyesi üstlenirken, yönetmenliğini Ahmet Okur yaptı. Filmin senaryosu Cemil Yavuz’a, müzikler ise Ali Otyam’a ait...

“Sürgün ve Ölüm”, 130 kişilik bir ekiple, 3 yılda çekildi. Belgeselin tamamı dokuz ayrı bölümden oluşuyor ve her bölümünde farklı coğrafyalarda yaşayan Türklerin göçü anlatılıyor. Sinema tadında çekilen belgeselin ilk bölümü aynı zamanda diğer bölümlerin özeti niteliğinde. Orta Asya’dan başlayıp Osmanlı Dönemi’ne kadar Batı’ya yapılan göçler, ardından geriye dönüş diyebileceğimiz günümüze kadar yapılan hüzün dolu göçler, belgelerle izleyiciye sunuluyor. Televizyon için hazırlanan belgeselde; Kırım, Makedonya, Yunanistan, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Kosova ve iç göç anlatılıyor.

Çekim ekibinin özel araçlarla 114 bin km yol kat ettiği belgeselde, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Romanya, Ukrayna, Kırım, Avusturya, Moldova, Macaristan olmak üzere toplamda 13 ülke 53 şehir ve 169 köyde çekimler yapıldı.

Belgeselin ilk aşamasında bilgi-belge araştırmaları yapıldı. Viyana, Paris, Sofya, Belgrat, Üsküp, İstanbul ve Ankara gibi şehirlerin önde gelen kütüphaneleriyle ortak arşiv çalışmaları yürütüldü.

İkinci aşama olarak, sesli tarih çalışmalarına başlandı. Balkan ülkelerinden göç edenler, göçe tanıklık edip halen ülkelerinde yaşayanlar, mübadeleyi yaşayan son tanıklar ve “GÖÇ” üzerinde araştırmalar yapan konusunda uzman yerli, yabancı akademisyenler olmak üzere; toplam 350 kişiyle röportaj yapıldı. Fotoğraf ve belge araştırmaları sonucu çeşitli ülkelerden temin edilen toplam 9000 adet fotoğraf, belgeselde kullanılmak üzere seçildi.

Canlandırmaların da yapıldığı çekimler boyunca, 130 kişilik çekim ekibi, 780 adet figüranla çalışıldı. 1000 adet kostüm diktirildi, 2000 adet aksesuar hazırlandı. Her bölümü 60 dakikadan oluşan belgesel için 500 saatlik çekim yapıldı.

Sürgün ve Ölüm

Kökü Orta Asya’da, dalları Anadolu’da, Meyvesi Afrika ve Avrupa’da,
Dev bir İmparatorluk…
1683’te kaybedilen bir savaş,
İhanetlerle gölgelenen bir tarih,
Her biri kıyımlar ve zulümle geçen üç asır.
Ve bu üç asra sessiz kalan dünya…
Beş milyonu katledilen,
Amcası Türkiye’de, dayıları Balkanlar’da, Dedeleri Kafkaslar’da kalan
Kırım’da doğup, İskeçe’de evlenip,
İstanbul’da ölen bir halk…
Yüzyıllarca bitmeyen çileli bir yürüyüşün,
Anadolu’ya akan yedi milyon göçmenin,
Ve göçmeyip zulme direnenlerin öyküsü…


MUHACİRLER, KAYBEDİLMİŞ
VATAN TOPRAKLARININ
MİLLİ HATIRALARIDIR.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK



Zeytinburnu Belediyesi’nin bir kültür hizmeti…

Zeytinburnu göçle kurulmuş bir ilçedir. Dünyanın muhtelif yerlerinden göç almaya devam eden Zeytinburnu sokaklarında; Osmanlı’dan günümüze kadar gelen kültür mozaiğini görmek mümkündür. Zeytinburnu Belediyesi sosyal ve kültürel belediyecilik anlayışının bir sonucu olarak göç meselesini bütün yönleriyle ele almaktadır. Türkiye’de ilk defa 2005 yılında “Uluslararası Göç Sempozyumu” ve 2007 yılında da “Uluslararası Göç ve Kadın Sempozyumu” düzenleyerek bu konudaki hassasiyetini ortaya koymuş ve ‘’SÜRGÜN VE ÖLÜM’’ adlı Göç Belgeselinin de yapımcılığını üstlenmiştir. Zeytinburnu Belediyesi daha önce de ‘’ SON KALE ÇANAKKALE’’ belgeselinin yapımcılığını üstlenmişti.




Sürgün ve Ölüm

"Son Kale Çanakkale" belgeseliyle, Çanakkale Destanı’nı ülke gündemine oturtan ekip, bu kez "Sürgün ve Ölüm" belgeselini hazırladı.

"Son Kale Çanakkale" belgeseliyle, Çanakkale Destanı’nı ülke gündemine oturtan ekip, bu kez "Sürgün ve Ölüm" belgeselini hazırladı. Tarihte gün ışığına çıkmayan ya da unutulan olayların sessiz tanıklarının dramını anlatan belgeselin yapımcılığını Zeytinburnu Belediyesi üstlenirken, yönetmenliğini Ahmet Okur yaptı. Filmin senaryosu Cemil Yavuz’a, müzikler ise Ali Otyam’a ait.

Dillerini, dinlerini korumak için yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sürülen insanların, acılarla, ihanetlerle, işkencelerle dolu ’göç’ünü, belgeler ve tanıklarıyla anlatmayı amaçlayan "Sürgün ve Ölüm", 130 kişilik bir ekiple, üç yılda çekildi. Belgeselin tamamı dokuz ayrı bölümden oluşuyor ve her bölümünde farklı coğrafyalarda yaşayan Türklerin göçü anlatılıyor. Sinema tadında çekilen belgeselin ilk bölümü aynı zamanda diğer bölümlerin özeti niteliğinde. Orta Asya’dan başlayıp Osmanlı Dönemi’ne kadar Batı’ya yapılan göçler, ardından geriye dönüş diyebileceğimiz günümüze kadar yapılan hüzün dolu göçler, belgelerle izleyiciye sunuluyor. Televizyon için hazırlanan belgeselde; Kırım, Makedonya, Yunanistan, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Kosova ve iç göç anlatılıyor.

Çekim ekibinin 114 bin kilometre yol kat ettiği belgeselde, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Romanya, Ukrayna, Kırım, Avusturya, Moldova, Macaristan olmak üzere toplamda 13 ülke 53 şehir ve 169 köyde çekimler yapıldı.

Hürriyet, 27 Ocak 2008




'Sürgün ve Ölüm' Belgeselinin Çekimleri Tamamlandı

Zeytinburnu Belediyesi'nin yapımcılığını üstlendiği ve Türklerin 500 yıllık vatanlarından sürülüşlerinin öyküsünü anlatan 'Sürgün ve Ölüm' belgeselinin çekimleri tamamlandı.

Tarihte gün ışığına çıkmayan ya da unutulan olayların sessiz tanıklarının dramının tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildiği belgeselin çekimleri 3 yıl sürdü. Rumeli'den, Kafkaslardan, Kırım'dan ve Doğu Türkistan'dan göç eden insanların dramının anlatıldığı belgeselin senaryosunu Cemil Yavuz yazdı. Yönetmenliğini Ahmet Okur'un, müziklerini de Ali Otyam'ın üstlendiği belgeseli Bedirhen Gökçe seslendirdi. 130 kişilik bir ekiple çekilen ve tamamı 9 ayrı bölümden oluşan belgesel için 114 bin kilometre yol katedildi. 13 ülke, 53 şehir ve 169 köyde çekimleri tamamlanan 'Sürgün ve Ölüm' belgeselinin galası 23 Ocak'ta Lütfi Kırdar'da Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın da katılımıyla gerçekleştirilecek. Zeytinburnu Belediyesi daha önce de 'Son Kale Çanakkale' belgeselinin yapımcılığını üstlenmişti.


İhlas Haber Ajansı, 18.01.2008





Bakan Günay "Sürgün ve Ölüm" belgeselini izledi

Günay, "Sürgün ve Ölüm" isimli belgeselin galasında yaptığı konuşmada, "Hiç kimse doğduğu topraklardan kendi iradesinin dışında kopmak zorunda bırakılmasın. Allah kimseyi vatanından cüda etmesin" dedi.

Zeytinburnu Belediyesi tarafından hazırlanan "Sürgün ve Ölüm" belgeselinin galası Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Salonu'nda yapıldı. Galaya, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, Turkuaz Hareketi Lideri Ali Müfit Gürtuna, eski İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, manken Vahe Kılıçarslan ve çok sayıda davetli katıldı. Sunuculuğunu Bedirhan Gökçe'nin yaptığı gala gecesinde konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Hiç kimse doğduğu topraklarda kendi iradesinin dışında kopmak zorunda bırakılmasın. Allah kimseyi vatanından cüda etmesin. Akif ne kadar güzel söylüyor. Akif de kendi doğduğu topraklardan gelip bu mukaddes vatanımızın istikbali için sokak sokak, meydan meydan dolaşmış bir büyük vatanseverdir. 'Canı cananı alsın da hüda, etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda' diyor. Bu gerçekten insan içine işleyen bir niyazdır. Ve ben bu niyazı tekrarlıyorum" dedi.
Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, "Bu belgeselin gerçekleşmesinde Zeytinburnu halkının maddi ve manevi çok büyük katkısı olmuştur" diye konuştu. Başkan Aydın'ın konuşmasından sonra, davetlilere çekilen belgeselin tamamı izletildi.

"Belgesel soykırım iddialarına cevap niteliğinde"
Belgeselde, Türklerin 500 yıllık vatanlarından sürülüşünün kan, gözyaşı ve acı dolu öyküsü çarpıcı fotoğraf ve görüntülerle dünya kamuoyunun gündemine taşınıyor. Balkanlar başta olmak üzere Kafkasya, Kırım ve Doğu Türkistan'dan göçe zorlanan milyonlarca Türkün sessiz çığlığının yankılandığı "Sürgün ve Ölüm" adlı belgesel, "Türkler soykırım yapmıştır" iddiaları ile kafaları bulandıranlara bir cevap olduğu belirtildi. Belgeselin, asıl soykırımın Türklere karşı işlendiği gerçeğini en çarpıcı belge ve görüntülerle ortaya koyduğu bildirildi. Vatan edindikleri topraklardan bin bir türlü işkence ve zulümle uzaklaştırılan, milyonlarcası yollarda hayatını kaybeden Türklerin son 150 yılı büyük acılarla dolu. Bu büyük sürgün sırasında 5.5 milyon Türk ve Müslüman hayatını kaybetti, 10 milyona yakını evinden, yurdundan oldu. 150 yılda yaşanan acılar, 'Sürgün ve Ölüm' belgeseliyle ilk kez gün yüzüne çıkıyor.
"Sürgün ve Ölüm" dillerini, dinlerini, namuslarını korumak için yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sürülen milletimizin, acılarla, ihanetlerle, işkencelerle dolu göçünü, belgeler ve tanıklarıyla anlatan çarpıcı bir belgesel film. Tarihte gün ışığına çıkmayan ya da unutulan olayların sessiz tanıklarının dramı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilen belgesel filmin yapımcılığını Zeytinburnu Belediyesi üstlenirken, yönetmenliğini Ahmet Okur yaptı. Filmin senaryosu Cemil Yavuz'a, müzikleri ise Ali Otyam'a ait.

Belgesel filmi için 500 saatlik çekim yapıldı
Türklerin başta Balkanlar olmak üzere Kafkasya, Kırım ve Doğu Türkistan'dan tehciri, ilk kez bu kadar kapsamlı bir çalışmayla dile geliyor. "Sürgün ve Ölüm" adını taşıyan belgeselde, Osmanlı'nın son 150 yıllık döneminde soykırım, baskı ve işkence yapılarak göçe zorlanan insanların dramı anlatılıyor. 3 yılda 130 kişilik ekiple çekilen film için Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Romanya, Ukrayna, Kırım, Avusturya, Moldova ve Macaristan'da 114 bin km yol kat
edildi. 13 ülke, 53 şehir ve 169 köyde çekimler gerçekleştirildi. 9 bölümden oluşan belgesel için göçü yaşayan 350 kişiyle röportaj yapıldı. Fotoğraf ve belge araştırmaları sonucu çeşitli ülkelerden temin edilen toplam 9 bin adet fotoğraf, belgeselde kullanılmak üzere seçildi. Canlandırmaların da yapıldığı çekimler boyunca, 130 kişilik çekim ekibi, 780 adet figüranla çalışıldı. Bin adet kostüm diktirildi, 2 bin adet aksesuar hazırlandı. Her bölümü 60 dakikadan oluşan belgesel için 500 saatlik çekim yapıldı.
Sinema tadında çekilen belgeselin ilk bölümü aynı zamanda diğer bölümlerin de özeti niteliğinde. Orta Asya'dan başlayıp Osmanlı Dönemi'ne kadar Batı'ya yapılan göçler, ardından geriye dönüş diyebileceğimiz günümüze uzanan hüzün dolu göçler, belgelerle izleyiciye sunuluyor. Televizyon için hazırlanan belgeselde; Kırım, Makedonya, Yunanistan, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Kosova ve iç göç anlatılıyor. Aralarında Prof. Dr. Kemal Kapat, Prof. Dr. Yusuf Hamzaoğlu, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve Prof.Dr. Mehmet Saray gibi isimlerin bulunduğu birçok bilim adamının görüşüne başvuruldu.

iha.com.tr
MEHMET FERRUH YILMAZ
24.01.2008





Sürgün ve Ölüm Rumeli dramının belgeseli

Sürgün ve ölüm adlı 9 bölümlük belgeselde Osmanlı İmparatorluğu'nun kaybettiği savaşlar sonrası Anadolu'ya göç eden insanların öyküsü anlatılıyor. Zeytinburnu Belediyesinin yapımcılığını üstlendiği 9 bölümlük ''Sürgün ve Ölüm'' isimli belgeselde, Osmanlı İmparatorluğu'nun kaybettiği savaşlar sonrası yavaş yavaş çekildiği topraklardan Anadolu'ya göç eden insanların öyküsü anlatılıyor. Sinema formatında çekilen 9 bölümlük belgeselde, Osmanlı İmparatorluğu'nun duraklama ve çöküşünün yaşandığı yaklaşık 300 yıl boyunca Rumeli'den, Kafkaslar'dan, Kırım'dan ve Doğu Türkistan'dan Anadolu'ya göç eden 7 milyon göçmenin ve göçmeyip zulme direnenlerin öyküleri işleniyor.

Yönetmenliğini Ahmet Okur'un yaptığı belgesel için Balkan ülkelerinden göç edenler, göçe tanıklık edip halen ülkelerinde yaşayanlar, mübadeleyi yaşayan son tanıklar ve göç konusunda araştırmalar yapan, konusunda uzman yerli, yabancı akademisyenler olmak üzere toplam 350 kişiyle röportajlar yapıldı.

Çekim ekibinin özel araçlarla 114 bin kilometre yol kat ettiği belgeselde, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Romanya, Ukrayna, Kırım, Avusturya, Moldova ve Macaristan olmak üzere toplam 13 ülke 53 şehir ve 169 köyde çekimler gerçekleştirildi. Senaryosunu Cemil Yavuz'un yazdığı, müziklerini ise Ali Otyam'ın hazırladığı belgeselin çekimlerinde canlandırmalar da yapıldı. 130 kişilik bir ekibin 780 figüranla çalıştığı belgeselin çekimleri 3 yılda tamamlandı. İlk bölümü özet niteliği taşıyan belgeselin her bölümü 60 dakikadan oluşuyor. Belgesel için yapılan araştırma ve çekimler, toplam 500 bin YTL'ye mal oldu. Belgeselin 90 dakikalık ilk bölümü, 28 Ocakta Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın da katılması beklenen galada gösterilecek.

Ölüm Yürüyüşü
Balkan Savaşları, Balkanlar'daki Türk ve Müslüman nüfus için sabrın, direncin ve tahammülün son sınırıydı. Balkan ülkeleri, Osmanlı'ya karşı zafer elde etmişlerdi ama onların asıl zaferi savunmasız sivil halka karşıydı. Bunun kanıtı şuydu ki; bağlaşıkların birbirine düştüğü İkinci Balkan Savaşı'nda, yani Yunanlılar, Bulgarlar, Sırplar birbirleriyle savaşırken bile olan sivil Türk ahaliye olmuştu. Osmanlı'ya karşı yürütülen ilk savaştan sonra sağ kalabilenlerin çoğu bu ikinci savaş sırasında topraklarından atıldı. Savaş suçlarını soruşturmak üzere kurulan Carnegie Komisyonu, ikinci savaş boyunca Selanik'e gelen göçmen sayısının 135 bin olduğunu tespit etti. Düşünün ki, Osmanlı'ya karşı savaşta olduğu gibi Bulgarların, Yunan ve Sırplara karşı savaşında da sürülenler Türkler oldu.
Ölümden kurtulup güvenli bölgelere ulaşanların göç yollarında yaşadıklarıysa, pek soğukkanlı gözlemcilerin bile yüreklerini sızlatmıştı. Fransız gazeteci Stephane Lauzanne, ilk sürgün kafilesine İstanbul'a 20 kilometre mesafede rastladığını söylüyor. 'Ondan sonra ardı arkası kesilmedi. Bazı fakirler, ihtiyarlar, kadınlar, çocuklar ufuktan bize doğru, kendilerini kovalayan görünmeyen güçten korkarak, suskun ve telaşlı kaçıyor, kaçışıyorlardı.' Muhacirlerin yığın yığın biriktiği İstanbul'un insan haritası değişmişti. Hastaneler, Ayasofya Camii dahil pek çok ibadethane, sokaklar ve yıkıntı halindeki Çırağan Sarayı bile savaş mağdurlarını ağırlıyordu. 'İstanbul'un yolları geçilmez bir hal aldı. Kaba bir örtü ile örtünmüş öküz arabası konvoyu göz alabildiğine uzanıyordu. Bütün bu zavallılar, … sokaklarda, meydanlarda ve cami civarlarında açıkta uyuyorlardı.'
Askeri bir hezimet olarak Balkan Savaşı'nı değerlendiren Enver Paşa ise şunları yazıyor: 'Başıboş sürünen bozguna uğramışlar ordusuna, Rumeli'nin bağlarından kopup gelen, daha perişan yüz binlerce muhacirin sürüne sürüne, eriye eriye kalan kafilelerini de eklemeliyiz. Evet Rumeli göçüyordu. Rumeli Türkleri akıp geliyorlardı… Bu yangının alevleri içinde bilinmez geleceklere doğru akıyorlardı.'

Hazin Unutuş
İşgal edilen bölgelerdeki Müslümanların savaştan önceki ve sonraki nüfusları ele alındığında, 96 yıldır görmezden gelinen büyük bir insanlık suçu ortaya çıkar. Osmanlı'nın 1906 yılı nüfus istatistiklerine göre Makedonya'da 1 milyon Türk, 750 bin de Arnavut olmak üzere toplam 1 milyon 750 bin Müslüman (Selanik'te 485 bin, Kosova'da 752 bin, Manastır'da 460 bin); Ulahlar ve Sırplar da dahil olmak üzere 627 bin Rum, 575 bin Bulgar, 200 bin civarında da Yahudi, Ermeni, Katolik ve Protestan bulunuyordu. Avrupalı kaynaklar da Müslümanları 1 milyon 200 bin ila 1 milyon 500 bin arasında gösteriyordu. Ama Avrupalılar, Hıristiyanların toplam nüfusunu biraz daha fazla göstermeye gayret ediyorlardı.
Balkan Savaşları'ndan önceki nüfus hareketlerini de hesaba katan Justin Mc Carthy, yeni göçlerle 1911'de Makedonya'yı oluşturan üç vilayette (Kosova, Manastır ve Selanik) Müslümanların iki milyona ulaştığını söylüyor. Osmanlı Rumeli'sindeki diğer Müslümanların sayısının da (Edirne vilayetinde 760 bin, Yanya vilayetinde 245 bin, İşkodra vilayetinde 218 bin olmak üzere) 1 milyon 223 bin olduğunu hesap ediyor. Buna göre Balkan Savaşları'ndan önce Osmanlı Avrupa'sı da denen Rumeli topraklarında (Arnavutluk ve Bosna Hersek hariç) toplam 3 milyon 242 bin Müslüman (Türk, Arnavut, Boşnak, Pomak, Çerkes) yaşıyordu. Bulgarların sayısı 1 milyon 220 bin (Makedon ve Sırplar, Bulgar nüfus içinde sayılıyor), Rumların ise 1 milyon 558 bin idi. Müslümanlar tek tek her vilayette ve bölgenin tamamında mutlak çoğunluğu ellerinde tutuyorlardı. Savaşla birlikte Edirne vilayeti dahil Osmanlı toprakları tamamen işgal edildi. Daha sonra Osmanlılar Edirne'yi kurtardı ve buradaki Bulgarlarla, Bulgaristan'da kalan Türklerin bir kısmı mübadele edildi. 1911 yılı istatistiklerine göre hesaplandığında Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan tarafından işgal edilen bölgelerde bulunması gereken Müslüman nüfus 2 milyon 315 bindi.
Savaşın başladığı 1912 yılından itibaren Osmanlı topraklarına (Anadolu ve Trakya'ya) sağ salim ulaşabilmiş sürgün sayısı 413 bin 922 kişiydi. Türk-Yunan mübadelesi gereğince, 1921-1926 yılları arasında gelen göçmen sayısı da 398 bin 849 idi. Bu da Balkanlar'dan Türkiye'ye 1912'den 1926'ya kadar toplam 812 bin kişinin ulaştığını gösteriyordu. Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan'da 1920'li yıllarda yapılan sayımlar ise buralarda kalan Müslümanların sayısını 870 bin olarak veriyordu. Bunlar, Türkiye'ye sığınanlarla birlikte 1 milyon 682 bine ancak ulaşıyordu. Bu nüfus savaştan önceki miktardan (2 milyon 315 bin) düşüldüğünde 632 bin kişinin kayıp olduğu ortaya çıkıyordu. Kayıpların tümünün katledildiği, açlık ve hastalıklara kurban gittiği kesindi. Savaşlarda ölen, esirken öldürülen on binlerce asker ile devlet görevlisi olduğu için Balkan nüfusundan sayılmayan binlerce kişi bu sayılara dahil değildi.
Sonuçta Balkanlar'daki Müslüman nüfusunun yüzde 35'i sürülmüş, yüzde 27'si kıyıma uğramıştı. Kalanlar artık azınlıktaydı. 'Irklar savaşı' meyvesini vermiş, yüz yıla yayılan etnik temizlik hareketi sonucunda Türkler, Balkanlar'ın hayatından tart edilmişti.
Türkiye'ye ve Türklere de bunu kabullenmek düşmüştü. Hayır, kabullenmek de yetmemişti. Unutmak gerekmişti. Trakya'dan Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar yayılan göçmen köylerinin, kasaba ve şehirlerinin; o şehirlerdeki göçmen mahallelerinin, konusu sürgün ve ölüm olan pis bir oyunun hazin dekorları olduğu hatırlanmak dahi istenmemişti.
Balkanlar'ı gezenler, Balkanlar üzerine yazanlar, sözüm ona Anadolu'daki soykırımların çetelesini tutanlar, bir kez olsun, yalnızca bir kez olsun, bir zamanlar Balkanlar'ın çoğunluk nüfusunu oluşturan Türklere ne olduğunu sormadılar.
Vicdanlı bir kalem, temiz bir kalp, kirlenmemiş bir beyin; Leon Troçki bundan 96 yıl önce, 'kültürden nasibini almış her insanın, hissetme ve düşünme aczi yaşamayan herkesin tüylerini ürpertecek, midesini bulandıracak suçları' bir bir sıraladı ve haykırdı: 'Neredeler şimdi? O binlerce yaralı Türk nerede? Onlara ne oldu? Onları ne yaptınız? Bize bu soruların cevabını verin!'
Bu soruya kimse cevap vermedi. Ne yazık, o gün bugündür, bir daha kimse sormadı.



Kaynak
AA
Atlas Dergisi: Balkanlarımız-Yüz Yıllık Sürgün



Sürgün ve Ölüm

Türklerin 500 yıllık vatanlarından sürülüşünün hazin hikâyesi “Sürgün ve Ölüm” belgeseliyle gözler önüne serildi. Film, Kırım’dan Makedonya’ya, Doğu Türkistan’dan Bosna-Hersek’e kadar 13 ülkenin 53 şehrinde çekildi. Son 5 asır içinde yaşanan Rumeli’den, Kafkaslar’dan, Kırım’dan ve Doğu Türkistan’dan göç eden insanların hazin hikayesi belgeselleşti. Yapımcılığını Zeytinburnu Belediyesi’nin, yönetmenliğini de Ahmet Okur’un yaptığı “Sürgün ve Ölüm”; dillerini, dinlerini, namuslarını korumak için yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sürülen insanlarımızın, acılarla, ihanetlerle, işkencelerle dolu “göç”ünü, belgeler ve şahitleriyle çarpıcı bir şekilde anlatıyor.

3 yılda çekildi
Galası bu akşam saat 19.00’da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılacak belgeselin senaryosu Cemil Yavuz’a, müzikleri ise Ali Otyam’a ait. “Sürgün ve Ölüm”, 130 kişilik bir ekiple, 3 yılda çekildi. Belgeselin tamamı dokuz ayrı bölümden oluşuyor ve her bölümünde farklı coğrafyalarda yaşayan Türklerin göçü anlatılıyor. Sinema tadında çekilen belgeselin ilk bölümü aynı zamanda diğer bölümlerin özeti niteliğinde. Orta Asya’dan başlayıp Osmanlı dönemine kadar batıya yapılan göçler, ardından günümüze kadar yapılan hüzün dolu dönüşler, belgelerle izleyiciye sunuluyor. Televizyon için hazırlanan belgeselde; Kırım, Makedonya, Yunanistan, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Kosova ve iç göç anlatılıyor.

114 bin km yol aldılar
Belgesel ekibinin özel araçlarla 114 bin km yol kat ettiği belgesel için Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Romanya, Ukrayna, Kırım, Avusturya, Moldova, Macaristan olmak üzere toplamda 13 ülke 53 şehir ve 169 köyde çekimler yapıldı. Belgeselin ilk aşamasında bilgi-belge araştırmaları gerçekleştirildi. Viyana, Paris, Sofya, Belgrat, Üsküp, İstanbul ve Ankara gibi şehirlerin önde gelen kütüphaneleriyle ortak arşiv çalışmaları yürütüldü. Araştırmaları sonucu çeşitli ülkelerden temin edilen toplam 9 bin adet fotoğraf, belgeselde kullanılmak üzere seçildi ve 500 saatlik çekim yapıldı.

Gözyaşlarıyla senaryolaştı...
Yönetmen Ahmet Okur, “Bazen dondurucu soğukta, bazen kavurucu sıcakta çalıştık. Ülkelerden izinler almak ve oralarda çekimler yapmak sıkıntılı süreci de beraberinde getirdi. Fakat bunları bir bir aşıp güzel bir belgesel koyduk ortaya” dedi. Belgeselin senaristliğini üstlenen Cemil Yavuz ise “Atalarımız o kadar vahşice katliamlara uğramış ki, okurken kanınız donuyor. Birçok hatırayı ve konsolosluk raporlarını okurken gözyaşlarıma hakim olamadım. Belgeseli izleyenler Osmanlı’nın yıkılış sürecini ve bu süreçte devletin asli unsurları olan Türklerin nasıl büyük acılar çektiğini görecek. “Bize soykırım yaptınız” diyenler bu belgeseli izledikten sonra asıl soykırımın kime yapıldığını anlayacak. Osmanlı’nın zor zamanlarını, beş milyon insanın öldürüldüğü yedi milyon insanımızın göç etmek zorunda kaldığı yılları yazdık” diye konuştu.

habervakti.com



Osmanlı'nın boşluğu 'Sürgün ve Ölüm'

Zeytinburnu Belediyesinin yapımcılığını üstlendiği 9 bölümlük 'Sürgün ve Ölüm' belgeselinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun kaybettiği savaşlar sonrası yavaş yavaş çekildiği topraklardan Anadolu'ya göç eden insanların öyküsü anlatılıyor. Sinema formatında çekilen 9 bölümlük belgeselde, Osmanlı İmparatorluğu'nun duraklama ve çöküşünün yaşandığı yaklaşık 300 yıl boyunca Rumeli'den, Kafkaslar'dan, Kırım'dan ve Doğu Türkistan'dan Anadolu'ya göç eden 7 milyon göçmenin ve göçmeyip zulme direnenlerin öyküleri işleniyor. Yönetmenliğini Ahmet Okur'un yaptığı belgesel için toplam 350 kişiyle röportaj yapıldı, 13 ülke 53 şehir ve 169 köyde çekim yapıldı.

130 kişinin 3 yıllık emeği
Senaryosunu Cemil Yavuz'un yazdığı, müziklerini ise Ali Otyam'ın hazırladığı belgeselin çekimlerinde canlandırmalar da yapıldı. 130 kişilik ekibin 780 figüranla çalıştığı belgeselin çekimleri 3 yılda tamamlandı. İlk bölümü özet niteliği taşıyan belgeselin her bölümü 60 dakika. 90 dakikalık ilk bölüm, 23 Ocakta Lütfi Kırdar'da Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın da katılımıyla gösterilecek.

yenisafak.com.tr, 19.01.2008