Sütlü Çikolata



Yapım Tarihi : 2008
Süresi : 00:22:00
Formatı : Dv, Renkli, Türkçe - Kürtçe, İngilizce Altyazılı

Yönetmen - Ahmet ILGAZ
Senaryo - Ayten BAŞER
Görüntü Yönetmeni - Leona Hamşikova, Övsev Alev ÖZCAN
Müzik - Aynur Doğan
Kurgu - Leona Hamşikova
Yapımcı - Leona Hamşikova, Övsev Alev ÖZCAN, Ayten BAŞER
Dünya Hakları - Ayten BAŞER
Oyuncular - Maksutuşağı Köy Halkı

Yönetim/Kamera/Kurgu: Ahmet Ilgaz
Yapım Koordinatörü/Yönetmen Yardımcısı: Burcu Sabuncuoğlu
Özgün Müzik: İmre Hadi
Danışman: Cem Pekman
Kamera Asistanı: Can Yüksel


Sütlü Çikolata, 1905 yılında Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın Dalaman’daki arazisinde çalıştırmak üzere beraberinde getirdiği Mısır ve Sudanlıların Türkiye maceralarını konu alıyor. Paşa, borçlarını ödeyemeyip arazisini kaybedince çoğu siyah olan bu insanların bir bölümü anayurtlarına geri dönüyor. Geri kalanlar Dalaman’ı kendilerine yurt yapıyorlar. Türkçe bilmeyen birinci neslin çocukları yöre halkıyla kaynaşıyor. Zamanla “Türkleşiyorlar”; öyle ki, torunlar artık hiç Arapça bilmiyor. Ancak derilerinin rengi, onların Afrikalı geçmişlerinin fark edilmesine neden oluyor.

Arap Hemmet, “Maykıl” Aziz, Arap Salih, Kubilay, Barış, Melek, Sait, Musa Siva, Sevim. Tenleri koyu olsa da hepsi Türkiye vatandaşı. Hepsinin ayrı bir öyküsü var. Barış futbolcu olmak istiyor büyüyünce. Kubilay ise çoktan Yeşilçam’ı fethetmiş: 200’ü aşkın filmde “Arap” figüran olarak rol almış. Melek, derisinin rengi yüzünden kreş öğretmeni olarak iş bulmakta zorlanmış. Musa Siva, Dalaman’a Belediye Başkanı olmuş.

Sütlü Çikolata’da, Mısır ve Sudan kökenli 10 Türkün hikayesini kendi ağızlarından dinliyoruz. Onların Türkiye’si biraz farklı mı yoksa bildiğimiz Türkiye mi? Film bu sorunun peşine düşmüş, kararı izleyiciye bırakıyor.



Türkleştiremediklerimizden misiniz?

SİYAD üyesi, sinema yazarı arkadaşlarımızdan Ahmet Ilgaz’ın Sütlü Çikolata adını verdiği belgeseli Fransız Kültür Merkezi’nde gösterildi. Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa 1905 yılında Dalaman’daki arazisinde çalıştırmak üzere beraberinde Mısır ve Sudanlı bazı zenci aileler getirir. (Birazcık Osmanlı tarihi bilenler hemen anlayacaktır, bu imparatorluk geleneklerinin dışında bir davranıştır. Çünkü imparatorlukta toprak köleliği yoktur, olmamıştır. Hıdiv muhtemelen Amerikalı kapitalistlerden etkilenerek böyle bir yola başvurmuştur!)

Hıdiv Paşa, borçlarını ödeyemez. Arazisini kaybeder. Çiftlikte çalıştırmak üzere getirttiği zencilerin bir bölümü anayurtlarına dönerler. Bazı çaresizler Dalaman’da kalır. Türkçe bilmeyen birinci neslin çocukları, yöre halkıyla kaynaşır ve “Türkleşir”. Anlayacağınız Türkiye’de derilerinin rengi koyu kahverengi ama Türkçe konuşan Türk vatandaşlarımız bulunmaktadır. Üstelik bunların pek çoğu, Türkçeyi, neredeyse Türklerin bile unuttuğu “Yörük ağzı” ile konuşmaktadır.

“Sütlü Çikolata” belgeselinde Afrika kökenli 10 siyahî Türk ile yapılan röportaj insanı kahkahalara boğuyor. Üstelik hemencecik istismar edilebilecek kadar kırılgan bir konu hiç eğip bükmeden, dosdoğru veriliyor. Ahmet Ilgaz’ı -maksadı o olmasa da- Türkçenin gücünün ne kadar büyük ve dayanılmaz olduğunu gösterdiği için tebrik ederek sözü bir tarihçiye, Jean-Paul Roux’nun Türklerin Tarihi (Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl) isimli kitabında söylediklerine bırakıyorum. (*)

“Türk olgusunu çerçevelemek istiyorsak yine dil konusuna dönmemiz gerekir. Kullanıma uygun olması açısından “olgu” dedim; ama Türk gerçekliğinden söz etmek daha uygun olacaktır. (…) Türklerle ilgili olarak kabul edilebilecek tek tanım dilbilimsel olandır. Türk, Türkçe konuşandır. Başka bir tanım, son derece yetersiz kalır. (…) (Türkçe) Bitişimli bir dil köke, bu kökü değiştirmeyen ve kendileri de (ünlü uyumu dışında) değişmeyen son ekler getirilmesine dayanan ve çeşitli dilbilgisel bağıntıları dile getiren bir dildir. Louise Bazin, Grammair Turque (Türk dilbilgisi) adlı kitabında bu konu ile ilgili olarak oldukça eğlenceli bir uç durum örneği verir. Buna göre, Türkçe “Türkleştiremediklerimizden misiniz?” sözcüğünün Fransızcası şöyledir: Êtes-vous de ceux nous n’avons pas pu turquiser? Nitekim Molière de Kibarlık Budalası adlı yapıtında, haklı olarak, “Şu Türkçe ne hayran kalınacak bir dil!” der ve sözünü şöyle sürdürür, “az sözcükle çok şey söyler.” (…) Bu dilbilimsel yapı Türk karakterinin temel özelliklerini, onun ayrıntıdan esasa giden zihin yöntemini, mantığını, bireşim, kesinlik, düzenlilik, belirli ve değişmez kurallara düşkünlük, uyum ve denge eğilimini ortaya koymayı sağlar. Dilin tutuculuğu, o dili konuşanın tutuculuğu ile örtüşür.”

Ahmet Ilgaz da 43 dakikalık “Sütlü Çikolata” belgeseli (röportajı mı deseydim?) ile çok şey söylüyor! Tebrikler Ahmet!

(*) Kabalcı Yayınevi, Üçüncü Basım, Temmuz 2007.
(19 Haziran 2008)
Coşkun Çokyiğit
coskuncokyigit@gmail.com



Fransız Kültür Merkezi
18 Haziran 2008
19:00
Gösterim

Sütlü Çikolata, 1905 yılında Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa'nın Dalaman'daki arazisinde çalıştırmak üzere beraberinde getirdiği Mısır ve Sudanlıların Türkiye maceralarını konu alıyor. Paşa, borçlarını ödeyemeyip arazisini kaybedince çoğu siyah olan bu insanların bir bölümü anayurtlarına geri dönüyor....

Sütlü Çikolata, 1905 yılında Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa'nın Dalaman'daki arazisinde çalıştırmak üzere beraberinde getirdiği Mısır ve Sudanlıların Türkiye maceralarını konu alıyor. Paşa, borçlarını ödeyemeyip arazisini kaybedince çoğu siyah olan bu insanların bir bölümü anayurtlarına geri dönüyor. Geri kalanlar Dalaman'ı kendilerine yurt yapıyorlar. Türkçe bilmeyen birinci neslin çocukları yöre halkıyla kaynaşıyor. Zamanla "Türkleşiyorlar"; öyle ki, torunlar artık hiç Arapça bilmiyor. Ancak derilerinin rengi, onların Afrikalı geçmişlerinin fark edilmesine neden oluyor.

Arap Hemmet, "Maykıl" Aziz, Arap Salih, Kubilay, Barış, Melek, Sait, Musa Siva, Sevim. Tenleri koyu olsa da hepsi Türkiye vatandaşı. Hepsinin ayrı bir öyküsü var. Barış futbolcu olmak istiyor büyüyünce. Kubilay ise çoktan Yeşilçam'ı fethetmiş: 200'ü aşkın filmde "Arap" figüran olarak rol almış. Melek, derisinin rengi yüzünden kreş öğretmeni olarak iş bulmakta zorlanmış. Musa Siva, Dalaman'a Belediye Başkanı olmuş.

Sütlü Çikolata'da, Mısır ve Sudan kökenli 10 Türkün hikayesini kendi ağızlarından dinliyoruz. Onların Türkiye'si biraz farklı mı yoksa bildiğimiz Türkiye mi? Film bu sorunun peşine düşmüş, kararı izleyiciye bırakıyor.