Radyodan Yükselen İlk Sesler



Yapım Tarihi : 2002
Süresi : 25’
Bölüm Sayısı : 1

Yönetmen - Abdulhamit AVŞAR
Yapımcı - Abdulhamit AVŞAR, Figen BARANOĞLU
Metin Yazarı - Burak TEZCAN, Figen BARANOĞLU
Danışman - Prof. Dr. Özden ÇANKAYA

Seslendiren - Suat GÜZEY
Kameramanlar - Mehmet YILDIZ, Levent AHİ, Cengiz KARADENİZ
Kurgu - Murat IŞIK
Jenerik - A. Tufan BİLGEN

Matbaanın aksine, icadından çok kısa bir süre sonra Türkiye’ye giren radyo yayıncılığının, pek fazla gündeme getirilmeyen ilk amatör deneme yayınlarından, TRT’ye geçişine kadar olan döneminin öyküsü. Belgeselde bu bağlamda, dönemin yazılı basınında bahsedilen, ancak kayıtlarda rastlanmayan ilk amatör radyo yayınından başlayarak, bu yeni kitle iletişimin nasıl etkin bir kanaat oluşturucu unsur haline geldiği radyo yayınındaki ilklerden yola çıkılarak ele alınmakta.


Kaynak - Abdulhamit AVŞAR





“Alo alo muhterem sami'in, burası İstanbul telsiz telefonu …”

Türkiye’de radyo yayınlarının ve yayıncılığının, Eşref Şefik’in yaptığı bu anonsla başladığı kabul edilir. Telsiz telgrafın Kurtuluş Savaşı sırasında iletişimi sağlayan en önemli araçlardan biri olarak, savaşın kazanılmasında önemli rol oynadığı, telsiz telefonun da (radyo) telsiz telgrafın bir çeşidi gibi görülüp önem verdiği düşünülebilir. Kurtuluş Savaşı yıllarında, iletişimin önemi daha iyi anlaşılmış ve bu alanda büyük bir boşluk olduğu görülmüştür. Bu boşluğu öncelikle telsiz telgrafla doldurmak amacıyla girişimlerde bulunulmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra, her alanda büyük devrimler yapan yeni devlet bu alanda da geri durmamış ve 1925 yılında “Telsiz Tesisi Hakkında Kanun” adıyla bir yasa çıkartarak, ülke genelinde bir telsiz şebekesi kurulması öngörülmüştür.

Türkiye’de radyo yayınlarının ve yayıncılığının, Eşref Şefik’in yaptığı bu anonsla başladığı kabul edilir. 6 Mayıs 1927 tarihinde İstanbul Sirkeci’deki Büyük Postane binasının bodrum katında... Henüz kimsede radyo alıcısı bulunmadığı için, her akşam Postane binasının kapısının üzerine yerleştirilen hoparlör aracılığı ile duyurulur radyo yayınları. Halkın radyo yayınlarını dinleyip tanıması, kendi mahallelerinde anlatması ve yayılabilmesi için…

Radyo, elektrik ve elektromanyetik alanındaki bilimsel-teknik gelişmelerin ürünüdür. Radyo, başka bir deyişle telsiz telefon, telli elektronik haberleşmenin daha ileri bir aşamasıdır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında, düzenli radyo yayınlarına başlanmasına değin geçen süre içinde daha çok amatörlerin elinde gelişir. Yirminci Yüzyıl’ın ilk çeyreği kapanırken radyo, bir iletişim aracı olarak insanlığın yaşamındaki yerini alır.

1910 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde, "Telsiz Gemi Yasası" çıkarılarak, radyo telsizi ile yapılan iletişim kısıtlanır. Avrupa'da ise, düzenli telsiz kullanımını 1914 yılında Almanya başlatır. Tüm bunlar, sesli haberleşmenin gelişmesinde önemli başlangıçlardır.

1909 yılında, radyonun babası olarak kabul edilen Lee De Forest, Paris'te Eyfel Kulesi'ne yerleştirdiği bir anten ile "boşluk tüpü" buluşunu radyo yayını yaparak denedi. Deneme, bölgedeki Fransız askeri istasyonlarından dinlenebildi. 1910 yılında, ünlü tenor Enrico Caruso'nun New York Metropolitan Operası'ndaki aryalarının radyo ile yayınlanabilmesi, dünyada geniş yankılar uyandırdı. (Oskay, 1978)

Radyo vericisinden ilk profesyonel radyo yayıncılığı, Amerika Birleşik Devletleri'nin Pittsburg kentinde gerçekleşti. Westinghouse fabrikası radyosu olan, K.D.K.A. adlı istasyonun ilk yayını, seçim haberleriydi.

1922 yılında, yine Amerika Birleşik Devletleri'nde, ilk ticari radyo WEAF, yayına başladı. Amerika'da başlayan radyo yayıncılığı gelişmeleri, kısa sürede Avrupa ülkelerine de yayıldı ve 1922 yılında, İngiltere'de BBC radyosu yayına başladı. BBC, İngiliz Posta Dairesi'nin girişimi ile kurulmakla birlikte, 1927 yılında, Kraliyet Yayın Yasası ile bir devlet kurumuna dönüştürüldü. Böylece, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ticari modelin dışında bir modelin oluşmasına öncülük etti. (Oskay, 1978)

Aynı yıl, Fransa'da ve Sovyetler Birliği'nde, 1923'te Almanya'da radyo yayınları başladı. Türkiye'de de radyolu döneme, batı ülkelerinden kısa bir süre sonra, 1927 yılında geçildi.

Dünyada ilk radyo yayınlarının başladığı yıllar, Türkiye’nin Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı yıllarına denk gelir. İstanbul “İtilaf Devletleri”nce işgal edilmiştir ve üç yıl sonra “geldikleri gibi giderler!”

Giderlerken, Fransız işgal kuvvetleri komutanı General Charpie, bir telsiz telefon hediye eder. Hediye edilen telsiz telefon ile İstanbul’daki Öğretmen Okulu’nun kimya öğretmeni Rüştü Bey (Uzel) başkanlığında bir öğrenci grubu deneme yayını yapmak için hazırlıklara girişirler. İlk radyo yayını 19 Mart 1923 tarihinde Öğretmen Okulu’nun bodrumunda, davetliler ve basın huzurunda gerçekleştirilmek istenir. Yayın, İstanbul Üniversitesi’nde (Zeynep Kamil Konağı) toplananlar tarafından heyecanla dinlenir. Henüz Cumhuriyet ilan edilmemiştir ve İstanbul da işgalden henüz kurtulmuştur. Olay, ertesi gün 20 Mart 1923 tarihli Tevhid-i Efkar Gazetesi’nde şöyle yer alır:

“Şehrimizde Telsiz Telefon Tecrübeleri
Berlin, Paris, Moskova’daki konserleri İstanbul’dan dinleyebilecek miyiz? Darülmuallimin Muallimlerimizden Rüştü Bey bir aydan beri İstanbul halkına dahi, Avrupa ve Amerika’da birdenbire fevkalade taammüm eden telsiz telefon hakkında bir fikir verebilmek için tecrübeler yapmaktadır. Dün Darülmuallimin konferans salonunda bir nutuk, ney ile çalınan bir zeybek şarkısı terennümatı, Darülfünun’dan (İstanbul Üniversitesi) vazıh bir surette dinlenebilmiştir. Mamaafih konser namesi arasında limanımızdaki sefainin telsiz telgraf muhaberatı dahi karışmaktaydı.”(Özakman, 1969)

İlk radyo yayını denemeleri 1921 1923 yılları arasında yapıldı

Bu deneyden önce de İstanbul’da radyo dinlenebildiğini, 1921 yılında bir Fransız savaş gemisinden yapılan müzik yayınının İstanbul Üniversitesi öğrencilerine dinlettirildiği anılara dayanarak aktarılmaktadır. (Dinç, 2000)

Türkiye’de ilk radyo yayın deneyiminin 1921 ve 1923 yıllarında gerçekleştiğini anılardan öğreniyoruz. Ama, telsiz telgrafın Kurtuluş Savaşı sırasında iletişimi sağlayan en önemli araçlardan biri olarak, savaşın kazanılmasında önemli rol oynadığı, telsiz telefonun da (radyo) telsiz telgrafın bir çeşidi gibi görülüp önem verdiği düşünülebilir. Kurtuluş Savaşı yıllarında, iletişimin önemi daha iyi anlaşılmış ve bu alanda büyük bir boşluk olduğu görülmüştür. Bu boşluğu öncelikle telsiz telgrafla doldurmak amacıyla girişimlerde bulunulmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra, her alanda büyük devrimler yapan yeni devlet bu alanda da geri durmaz ve 1925 yılında “Telsiz Tesisi Hakkında Kanun” adıyla bir yasa çıkarılarak, ülke genelinde bir telsiz şebekesi kurulması öngörülür.

Bu amaçla, bir ihale açılır ve bir Fransız şirketi, telsiz şebekesi (radyo vericileri) kurma işini üstlenir. Ankara ve İstanbul’da, 1925 yılında yapımına başlanan ve 1927 yılında hizmete sokulan telsiz telgraf vericileriyle, Berlin, New York, Moskova, Tahran, Viyana, Londra gibi merkezlerle bağlantı kurulmuştur. (Kocabaşoğlu, 1980) Bu vericilere, telsiz telefon yayını yapabilecek donanımların eklenmesiyle, radyo yayınları gerçekleştirilebilmiştir.

Türkiye’de radyonun kuruluş çalışmaları, telsiz vericilerinin inşaatı sürerken, yapım işleri tamamlandığında yayın yapacak şirketin hazır olması amacıyla, 1926 yılında başlar. Fikrin sahibi, İleri Gazetesi’nin sahibi Sedat Nuri Bey (İleri)’dir. Sedat Nuri Bey radyo yayınları yapabilmek için, bir şirket kurmak gerektiğini düşünür ve maddi destek için de fikrini devlet ekonomisinde ağırlığı olan ve Mustafa Kemal’in emriyle İş Bankası’nı kuran Celal Bayar ve Anadolu Ajansı ile görüşür, kurulacak şirkete destek vermelerini ister. Sedat Nuri Bey, fikrini, teknik destek sağlamak için, yeğeni telsiz meraklısı Hayreddin Bey (Hayreden)’e açar. Hayrettin Bey, Sultan İkinci Abdülhamit döneminde evden eve telgraf hattı kuran bir kişidir. Amatör radyocudur. Hayreddin Hayreden, radyo girişimini yıllar sonra 28 Ekim 1953 tarihli Vatan Gazetesi’nin Radyo ekinde Atlan İlkin’le yaptığı söyleşide şöyle anlatır:

“Radyo istasyonu kurmaya teşebbüs edişimiz, ilk zamanlar hükümet mahfillerinde pek iyi karşılanmamıştı. Milletin henüz geri olduğunu, bunu hazmedemeyeceğini ve esasen elde teknik eleman da bulunmadığını söylüyorlardı. Ben ise onlara, dünyada en çok plak satışının yurdumuzda olduğunu, ahalinin böyle şeylere ihtiyacı bulunduğunu anlatmaya çalışıyor, fakat ikna edemiyordum. Nihayet her işte ileriyi gören Atatürk’ün dehası bu işi de halletti. Kendisine bu teşebbüsten bahsetmişler. “Aleti getirsin de dinleyelim” demiş. Ata ile ordu hayatından tanışırdım. Birgün kendi yaptığım alıcıyı Orman Çiftliği’nde O’na götürdüm. İstasyon ararken karşımıza tesadüfen Rus radyosu çıktı. Atatürk Sofya’da iken az çok Rusça’ya kulağı dolmuştu. Dinledi, dinledi… Birden herkesi susturdu. “Efendiler” dedi, “Bakın propaganda yapıyorlar.” Derhal istasyonun kurulmasını emrettiler ve biz şirketi tesis ettik. ” (Dinç, 2000)

Çağının en ileri görüşlü kişisi olan Mustafa Kemal Atatürk, dünyadaki gelişmeleri yakından izlemekte ve geleceği iyi görmektedir. Atatürk’ün önerisiyle, hükümet çağdaş iletişim sisteminin kurulmasına karar verir. O yıllarda, pek çok ülkede radyo yayınları yapılmasına karşın, henüz hiçbir ülkede gelişmiş, güçlü vericisi olan bir radyo istasyonu yoktur. 1926’da tüm dünyada 123 radyo istasyonu vardır ve toplam verici güçleri 116 KW’tır. Ankara ve İstanbul’da kurulacak iki istasyonun verici güçleri 20 ve 250 KW’tır. Dünyadaki en güçlü vericiler olarak kurulacak istasyonların Avrupa’nın her yerinden, İskandinav ülkelerinden bile dinleneceği tahmin edilerek, radyo yayınlarının Türkçe’nin yanı sıra, Fransızca ve Almanca dillerinden de yayın yapması planlanır.

Telgraf kullanımının bittiği akşam saatlerinde

Ankara ve İstanbul’da kuruluş çalışmaları süren telsiz vericilerinin işletme hakkı 10 yıllığına, Sedat Nuri Bey’in önderliğinde, İş Bankası, Anadolu Ajansı, Falih Rıfkı (Atay) ve Cemal Hüsnü (Taray) Beylerin ortaklaşa kurduğu Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi’ne (TTTAŞ) verilir. Bu şirket böylece iki istasyonu kendi ve “Posta-Telgraf-Telefon Genel Müdürlüğü (PTT)” adına işletecekti. Türkiye’de ilk radyo yayını İstanbul’da 6 Mayıs 1927’de, Ankara’da Kasım 1927’de başlatılır.

Radyoculuğun ilk yıllarında yayın saatleri diğer ülkelerdeki gibi kısıtlıydı ve yalnızca, telgraf kullanımının bittiği akşam saatlerinde 4-4,5 saat radyo yayını yapılıyordu. Profesyonel radyo programcıları bulunmadığı için, söz ve müzik yayınları tiyatro sanatçıları ile ses sanatçıları tarafından canlı olarak hazırlanıp sunuluyor, Anadolu Ajansı’nın günlük bülteni de haberleri oluşturuyordu.

TTTAŞ’in gelir kaynaklarını ise, radyo alıcısı kullananların şirkete ödedikleri yıllık 10 lira ruhsatname ücreti ile, ithal edilen radyo alıcılarının fatura bedellerinden alınan yüzde 25’lik pay oluşturuyordu. Radyo yayıncılığı umut veren bir yatırım aracı olarak düşünüldüğü için, TTTAŞ, Telsiz Telefon Pazarı Limited Şirketi adıyla bir şirket kurarak, radyo alıcısı satış ve kiralama yoluyla pazarlamasını da yapmaktaydı. (Cankaya, 1997)

Radyo yayınlarının TTTAŞ tarafından gerçekleştirildiği 10 yıllık süre içinde, devrimlerin halka benimsetilmesinde önemli işlevler üstlendiği bilinmektedir. Özellikle, “Milli İktisat ve Tasarruf” ve “Türk Dili” alanlarında toplumu etkilediği söylenebilir. (Cankaya, 2000) İlk dönem yayınlar müzik ağırlıklıdır. Müzik yayınları genellikle Türk müziği tarzında olmakla birlikte, Atatürk’ün isteği ile opera ve batı müziği de yayınlanmaktadır. 1934 yılında Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, batılılaşma konusunda yaptığı bir konuşmanın ertesi günü, Türk müziği yasaklanarak, müzik yayınları tümüyle batı müziğinden oluşur. İlk yıllardaki söz yayınları çoğunlukla doğaçlama gerçekleştiği için içerikleri konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Gazeteler radyo yayın akışı bilgilerinde, “Konferans”, “Konuşma” adı altında söz yayınlarının varlığını belirtmektedirler. Ayrıca Darülbedayi sanatçılarının canlı temsilleri yayınlanmaktadır.

İlk naklen yayın

Radyo ilk naklen yayımını da yine Atatürk’ün isteği ile, 1932 yılında Ayasofya Camii’nde okunan mevlidi yayınlayarak gerçekleştirir. Bu naklen yayın için, ertesi gün, Bağdat, Şam, Tunus ve İskeçe’den tebrik telgrafları gelir. İlk spor naklen yayımı da, Kadıköy Fenerbahçe Stadı’nda oynanan Fenerbahçe-Avusturya WAC takımları arasındaki futbol karşılaşmasıdır.

Radyo yayıncılığı tüm dünyada, önceleri yalnızca haber ve müzik içerikli bir yayımcılık göstermekle birlikte, sonraları çeşitli izlencelerin yer aldığı yayımcılığa dönüştü. Her toplumda, o toplumun yapısal özelliklerine göre işlerlik kazandı. Örneğin, İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde, her şeyden önce, kendisi bir meta olarak endüstriyel-mali çıkarlar ağı içinde önemli bir yer edindi. Özellikle radyoculuğun hızlı bir gelişme gösterdiği ABD'de, piyasa önce radyo alıcılarının ve diğer araç gereçlerin ticari yönüyle ilgilendi. Daha sonra ise, yayıncılığın kendisi gelir kaynağı oldu. Herbert Schiller'in deyimiyle, "Piyasa ekonomisi, radyo haberleşmesini ilkin araç gereç yapımcılarının daha sonra ise yayın ticareti yapan şirketlerin kucağına itti."(Kocabaşoğlu, 1980)

Ülkemizde radyo yayınları, devlet eliyle kurdurulan özel bir şirket tarafından özel girişim olarak başlar. On yıllık sürenin sonunda ise, TTTAŞ’nin radyo yayıncılığı sözleşmesi yenilenmez ve radyolar devlet kurumu olan PTT’ye devredilir. Böylece, görsel-işitsel yayıncılıkta fiilen 1990, anayasal olarak 1993’e kadar sürecek devlet tekeli başlamış olur. 1936-1940 yılları arasında PTT; 1940-1946 yılları arasında Matbuat Umum Müdürlüğü, 1946-1960 yılları arasında Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü radyo yayınlarını gerçekleştirmiştir.

1961 Anayasasının 121. maddesinde, “radyo ve televizyon yayınları, özerk bir kamu tüzel kişiliği halinde kanunla düzenlenir” hükmü gereğince, 1 Mayıs 1964 tarihinde kurulan Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) tarafından radyo yayınları devletin tekelinde yapılmıştır. Radyoların TRT’ye bağlanmasına kadar geçen sürede de yine Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak yayın yapılmıştır. 1990’ların başında özel girişimler radyo yayınlarına fiilen başlamakla birlikte, 1993 yılındaki anayasa değişikliği ve 1994 yılında çıkarılan 3984 sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun” ile yasal çerçevede devlet tekeli kalkmıştır.

Cumhuriyet’in 80. yılında TRT, Radyo 1, TRT FM, Radyo 3, Radyo 4 olmak üzere 4 ulusal; İstanbul, İzmir, Antalya, Trabzon, Erzurum, Çukurova, GAP-Diyarbakır olmak üzere 7 bölgesel; 1 il (Hatay) radyosu ve 27 dilde yayın yapan Türkiye’nin Sesi Radyosu ile, Antalya’dan İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça ve Yunanca yayın yapan TRT Turizm Radyosu aracılığı ile geniş bir örgütlenme yapısıyla dünyaya yayın yapmaktadır. (http://www.trt.net.tr) Özel girişimler tarafından kurulan 36 ulusal, 104 bölgesel ve 1000’in üzerinde de yerel radyo kanalı fiilen radyo yayını yapmakla birlikte, Radyo Televizyon Üst Kurulu’na kendilerine frekans tahsisi yapılması için başvurmuş durumdadır.

Kaynaklar:

1- Özden Cankaya, (1997), Dünden Bugüne Radyo Televizyon-Türkiye’de Radyo-Televizyonun Gelişim Süreci, İstanbul, Beta Yayınları,

2- Özden Cankaya, (2000), “Türkiye’de Radyo Yayıncılığının Öyküsü”, İstanbul Radyosu, Anılar, Yaşantılar, Haz. Ayhan Dinç, Özden Cankaya, Nail Ekici, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları,

3- Ayhan Dinç, (2000), “İstanbul Radyosu’nun Öyküsü”, İstanbul Radyosu, Anılar, Yaşantılar, Haz. Ayhan Dinç, Özden Cankaya, Nail Ekici, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları,

4- Uygut Kocabaşoğlu, (1980), Şirket Telsizinden Devlet Radyosuna, Ankara, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını,

5- Ünsal Oskay, (1978), Toplumsal Gelişmede Radyo ve Televizyon-Geri Kalmışlık Açısından Olanaklar ve Sınırlar, Ankara, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını,

6- Turgut Özakman, (1969), Radyo Notları, Ankara,

7- trt.net.tr/saytek/1024/main.html




Bant No 2002-0335
Yayın Adı RADYODAN YÜKSELEN İLK SESLER
Materyal Cinsi VTK (1 inch)
Yapımcı Ünite Eğitim Kültür Programları Müdürlüğü
Yapımcı - Abdülhamit AVŞAR
Yönetmen - Abdülhamit AVŞAR
Süresi : 00:00:00 24'27" İlk Yayın Tarihi - 2002-05-06
Açıklama RADYONUN YAYIN HAYATINA GEÇİŞİN 75. YILI NEDENİYLE HAZIRLANAN BELGESEL PROGRAM.