Yönetmen - Mehmet ASLAN
Senaryo - Mehmet ASLAN
Çizgi Roman - Sezgin BURAK
Oyuncular
Kartal TİBET .... Tarkan
Eva BENDER .... Büyücü Gosha
Reha YURDAKUL .... Tarkan'ın Babası Altar
Kanat TİBET .... Tarkan'ın Oğlu Tan
Bilal İNCİ .... Alan Beyi Kostok
Suphi TEKİNER .... Hun Tulga
Mehmet Ali AKPINAR .... Sorkof
Ahmet Danyal TOPATAN .... Kedi
Hüseyin ALP
Refik ANSAY
Levent ÇAKIR
Altan GÜNBAY .... Hortis
Atıf KAPTAN .... Soytarı
Benan ÖZ
Yusuf SEZER
Kaya VOLKAN
TARKAN "Gümüş Eyer", babası ALTAR'ın (Reha Yurdakul) ve
Alan Beyi KOSTOK (Bilal İnci) ile mücadelesinden başlayarak yenilmez
cengaverin çocukluğunu anlatır. ALTAR bir Hun kalesinin komutanı ve de
ATTİLA'nın ona hediye ettiği Gümüş Eyer'in sahibidir. KOSTOK'un amacı
ise hem Hunlar'dan kurtulmak hem de bu değerli eyeri ele geçirmektir.
KOSTOK, Akatzir Prensesi olarak tanıttığı Büyücü GOSHA (Eva Bender)
ile birlikte ALTAR'ın kalesine gelir ve GOSHA, bir madalyon yardımıyla
ALTAR'ın oğlu TAN'ı büyüleyip kendine bağlar. TAN kaleyi terk eder
ve kaybolur. Bir yıl geçer ve ALTAR'ın ikinci oğlu TARKAN doğar,
fakar bir yaşına bastığında KOSTOK hain bir oyunla kaleye saldırarak
herkesi kılıçtan geçirir. Sütannesi tarafından bir mağaraya bırakılan
küçük TARKAN bir KURT'un ilgisini çeker ve kurt onu yuvasına götürerek
kendi yavrusu gibi büyütür.
KURT ve küçük TARKAN (Kartal Tibet'in oğlu Kanat Tibet) yakındaki
Alan köylerine musallat olur ve bir gün yakalanırlar. Köyde bulunan
tutsak ve sakat Hun TULGA (Suphi Tekiner) çocuğu ve Kurt'u kafeslerinden
kurtarıp kaçırır.
Yıllar geçer... TULGA, TARKAN'ı (Kartal Tibet) eğitir ve ona geçmişteki
olayları anlatır. Artık TARKAN öcünü alacak ve KOSTOK'un eline geçen
ATTİLA'nın Gümüş Eyer'ine sahip olacaktır.TARKAN amacına ulaşabilmek
için çeşitli maceralar yaşar, tuzaklardan kurtulur ve KOSTOK'un
adamlarından SORKOF (Mehmet Ali AKPINAR) ile KEDİ'yi (Danyal Topatan) öldürür.
Hiç yaşlanmayan ve genelde çıplak dolaşan Büyücü GOSHA ile karşılaşır,
tuzağa düşer ve hala büyülenmiş bir halde olan ağabeyi TAN ile dövüşmek
zorunda kalır. Sonunda TARKAN, GOSHA'yı bir uçurumdan aşağı atarak
TAN'ı büyüden kurtarır. İki kardeş bir araya gelip KOSTOK'un peşine
düşerler. TAN tutuklanır, bir kayadan düşen ve öldü sanılan TARKAN
son anda ağabeyini kurtarır ve KOSTOK'u öldürür; böylece gümüş
eyeri geri alır.
Kaynak
Filmin Yayını
http://www.tarkan-sitesi.com
Sinemada TARKAN, çizgi roman dünyasındaki başarısını beyazperdeye de taşımış ve TARKAN Filmleri çevrildikleri yıllarda gişe rekorları kırmıştır. Tarkan'ın birbirinden sürükleyici maceraları dönemin en geniş imkanlarıyla başarılı bir şekilde sinema filmlerine dönüştürülmüştür. Beyazperdede TARKAN'ı bilindiği gibi tarihi filmlerin değişmez aktörü KARTAL TİBET canlandırmıştı. Kartal Tibet'in dışında, İsveçli bayan oyuncu EVA BENDER de
çizgi romandaki unutulmaz Büyücü GOŞHA ve Viking Kralı'nın kızı URSULA olarak yer almıştı.
KILIÇ ŞIKIRTILARI
Karaoğlan, Malkoçoğlu ve Tarkan filmleri... Bunlar sadece resimli roman
uyarlamaları değil, aynı zamanda her şeyiyle bize ait, benzeri zor bulunur bir film türünün de örnekleri. Günümüzde çok yanlış bir uygulamayla özel televizyonların öğleden sonra kuşaklarında "kuşa" dönerek gösterilen bu filmlerin sansürsüz halleri özel bir ilgiyi hakedecek kadar erotizm, şiddet ve fantazi içeriyor.
Tarkan çizgi romanı 1967'de Sezgin Burak tarafından Hürriyet gazetesi sayfalarında yayınlanmaya başladı. Tarkan, yalnızca son derece özenli resimleri ile değil, aynı zamanda değişik öyküleri ile de diğer tüm tarihsel çizgi romanlardan ayrı bir değer taşır. Batı Hun hakanı Atilla'nın gözde savaşçısı Tarkan'ın maceraları kuzey-orta Avrupa'da cereyan ediyor, dolayısıyla Vandallar, Vikingler ve benzeri kavimler bu maceraların eksenine oturuyordu. Yani Malkoçoğlu, Kara Murat, vb gibi 500 sene öncesinin değil de 1500 yıl öncesinin dünyasını yansıtıyordu. Dolayısıyla Tarkan çizgi romanlarının ve de bu kaynağa oldukça sadık kalarak çevrilen filmlerinin diğerlerinden çok daha büyüleyici, efsanevi, mitik ve fantastik bir havası vardı. Orta Çağlar'ın bildik kılıç pelerin filmlerinden ziyade adeta Conan, Herkül gibi tarihöncesi Karanlık Çağlar'da geçen kılıç-sandalet filmlerine yakındılar. İngiliz araştırmacı-yazar Pete Tombs "Mondo Macabro" adlı eserinde, Tarkan filmlerinin dünya fantastik sinemasının en iyi niteliklerini barındırdığını boşuna söylemez.
Aylık SİNEMA Dergisinin Eylül 1999 Kaya ÖZKARACALAR
TARKAN - GÜMÜŞ EĞER
İlk Tarkan filmi, 1969'da Tunç Başaran tarafından çevrildi, yönetmenlik görevini Mehmet Aslan üstlendi. Öncelikle itiraf edelim ki Tarkan filmlerinde, pek ırkçılık boyutlarına varmasa da buram buram şoven bir milliyetçilik sırıtıyor. Ancak bu şovenizm çok şükür ki o kadar saçma şekillerde tezahür ediyor ki gülünç olmaktan kurtulamıyor. Örneğin ulus/millet kavramının olmadığı bir çağda sık sık "Türk ulusu" lafları duyuyoruz. Üstelik "Türk" sözcüğü Atilla'dan birkaç yüzyıl sonra Göktürkler'le birlikte kullanılmaya başlanacak olmasına karşın Tarkan kendini "Hun Türkü" olarak tanıtıyor. Ve saire, ve saire...
Ancak bunlar bir yana, Tarkan filmleri birer popüler sinema başyapıtı niteliği taşıyorlar kanımca. Genç yaşta intihar eden Sezgin Burak'ın çizgi romanlarından uyarlanan (ve de çoğunun senaryosunu bizzat onun yazdığı) Tarkan filmlerinde "yok" yok, herşey var. Uzun deniz yolculukları ile varılan uzak diyarlar, adam yiyen dev ahtapotlar, gizli bir mağarada taşa saplı kutsal kılıçlar, sisli ormanlar, harabe şatolar, uçurumlar, bataklıklar, gizli geçitler, öldürücü güzellikte kadınlar, garip ayinler, bol bol çıplaklık, yatak sahneleri, peçe takıp zevk için genelevde çalışan imparatoriçeler, zindanlar, çılgın orjiler, büyücüler, yılan dolu kuyular, tek gözlü iri kıyım adamlar, dev örümcek ağları, cadılar, vampirler, büyücüler, bol bol kan, Kung-Fu yapan Çinliler, zenciler, Roma arenalarında gladyatör döğüşleri, ırza tecavüzler, zincire vurulup kırbaçlanan güzeller, boğazına kadar toprağa gömülüp kafasına tekmelenen adamlar, yani aklınıza gelebilecek her türlü fantastik, erotik ve de sadistlik
motif...
TARKAN VİKİNG KANI
Aslında tam bir "geceyarısı sineması" ürünü olan Tarkan filmleri ne yazık ki son zamanlarda televizyonlarda sanki çocuklara hitabeden filmlermiş gibi öğlen saatlerinde gösteriliyorlar ve böyle olunca beklenildiği gibi yoğun biçimde sansürleniyorlar (Bu filmler, geçmişte göçmen Türk toplumu için Almanya'da sansürsüz olarak video piyasasına sürülmüştü; ülkemizde de RTÜK öncesi dönemde televizyonda sansürsüz olarak gösterilmiş oldukları söyleniyor).
Serinin en hayranlık uyandırıcısı olan "Tarkan Altın Madalyon"a (1972) bir bakalım.
Bu film, "Tarkan Gümüş Eyer"in (1970) devamı niteliğinde. O filmde Tarkan'ın yokettiği büyücü Goşa (Halit Refiğ'in eski karısı, İsveçli "Eva Bender", gerçek adı; Eva Abramson), bu filmde diriltilecektir. Filmin başlarında bir rahibe ve üstsüz bir dansöz kaçırılıyor. Daha sonra bu kurbanlar, her ikisi de üstsüz olarak, kötü bir büyücü tarafından gizli bir mabette haça geçiriliyorlar. Büyücü her iki kadını da bıçaklıyor ve oluk oluk akan kan haçların dibindeki kanallar aracılığıyla bir iskelete ulaşıyor. İskelet yavaş yavaş kanla birlikte dirilip çırılçıplak durumdaki genç ve güzel Goşa'ya dönüşüyor ve (göğüs uçları saçları tarafından örtülen) Goşa diriliyor.
Filmi televizyonda izlediğinizde ise rahibenin kaçırılmasının hemen ardından Goşa'nın dirildiği ana geçiliyor. Filmin diğer bir
kayda değer sahnesinde ise çırılçıplak olarak ata binmiş Goşa, Tarkan'ın arkadaşlarından birinin yavuklusunun karşısına çıkıyor ve genç kadını ipnotize ediyor. Genç kadın, bilinçsizce Goşa'ya doğru ilerlerken dev bir örümcek ağına yakalanıyor ve Goşa, onun kanını içiyor. Bu sahne televizyonda gösterildiğinde yakın plan çıplaklık içeren kareler, ve bu arada kan içme anları, kesilmiş durumda: yalnızca zavallı kadının dev örümcek ağına yakalanışını görüyoruz. Tarkan sislerle kaplı ormanın içinden, bir uçurum arasındaki asma köprüden geçerek Goşa'nın şatosuna ulaşıyor. Burada yerden kazıkların yükseldiği bir odada metalik bir adamla mücadele ediyor.
Onu tek zayıf noktası olan gözlerinden kazıklayarak öldürdükten sonra çılgın kahkahaların geldiği başka bir odaya geçiyor. Duvarları kıpkırmızı renkteki bu odada yüzü kukuletalı bir savaşçıyla kılıç döğüşü yapıyor. Tarkan, bir kılıç darbesiyle rakibinin üstündeki elbiseyi yırtıyor ve elbisenin ardından savaşçının dolgun göğüsleri görülüyor. İkinci bir kılıç hamlesiyle kukuletayı çıkarınca (evet, bildiniz) Goşa'nın yüzü meydana çıkıyor ve Tarkan'ı ipnotize ediyor.Aniden odanın zemininde dev bir örümcek ağı deseni beliriyor ve Goşa, bu desenin üzerinde yere yıkılan Tarkan'ın üstüne binip onun kanını içiyor. Daha sonra Goşa bir mahzende dev bir örümcek ağının içindeki Tarkan'ın önünde çırılçıplak dansederken görülüyor. Ama tabii ki televizyonda bunları görmüyoruz, Tarkan'ın kukuletalı savaşçıyla kılıç döğüşüne girişmesinden itibaren herşey, Goşa'nın Tarkan'ın kanını içmesi, sonra önünde dansetmesi tamamen kesilmiş.İnceleme yazısı, Tarkan gibi dönemin diğer çizgi roman kahramanları konu edilerek çevrilen filmlerin 70'li ve 80'li yılların sinema dünyasındaki yerinden
söz edilerek sürdürülüyor ve şu şekilde sona eriyor;
1980'le birlikte seks furyası sona erdirilince Yeşilçam adeta "nerede kalmıştık" diyerek bir süre Cüneyt Arkın'lı filmlere yöneldi. Bu dönemde Cüneyt'li kimi aksiyon-polisiye filmlerinin yanısıra iki adet de Cüneyt'li tarihsel film çekildi: "Kanije Kalesi" ve "Son Akın" (her ikisi de 1982; yön.: Yılmaz Atadeniz). "Son Akın", çok manidar bir ad taşıyordu çünkü artık köprülerin altından çok sular akmıştı. Video'nun rekabeti karşısında can çekişen Yeşilçam zaten birkaç yıl sonra Özal'ın ekonomik "liberalizasyon" furyasında sinema endüstrimizin dağıtım sektörünün yabancı oligopollere peşkeş çekilmesiyle son nefesini
verecekti.
GAZETELERDEN TARKAN FİLMLERİ HABERLERİ
İlk TARKAN filmi öylesine büyük bir ilgi görmüştü ki yapımcılar ilk filmden sonra devam filmlerini çekmek için derhal kolları sıvadılar. Sezgin Burak, bu sonucu bekliyordu. TARKAN'ın yükselişi sinema ile devam edecekti.Filmde TARKAN'ın kurdunu oynayan "CON" un sahibi de ilk filmin bu kadar ilgi görmesinden sonra boş durmayarak sahibi olduğu "CON" un film ücretine zam yapılmasını istemişti.
KURT
TARKAN filmlerinin ilk ikisinde rol alan kurt köpeği Con gerçekten çok akıllı bir köpekti. Öyle ki, caddede karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarını kullanmayı dahi öğrenmişti. Ne yazıkki bu kıymetli köpek, trafik ışıklarına aynı dikkati göstermeyen bir sürücünün kullandığı aracın altında kalarak can verecekti.
(Gümüş Eyer filminin galasında, Kartal Tibet, Kurt "Con" ve Kurt'un sahibi...)
Senelerdir Zagor’un, Kızılmaske’nin, Conan’ın, Batman’in Spiderman’ın ve daha bir çoklarının kahramanlıklarına tanıklık ediyoruz.
Peki ya "Bizimkiler"???
Sizce Avrupalı ve Amerikalı kahramanlar şöhret sarhoşu olurken, “bizimkiler” neler yapıyordu?
Bakalım...
Yıllarca, dönemin Hürriyet, Milliyet ve Akşam gibi gazetelerinde kalem oynattı çizerlerimiz, yarattıkları kahramanların bir sonraki serüvenini merakla bekleyen okurlarıysa, ertesi günü iple çekiyordu. Bu bekleyiş, gazetelerin de çizerlerin de lehineydi.
Ama hem yenilmez kahramanlara, hem de hevesli okurlara daha fazlası gerekliydi. Ve işte Türk okuru için çocukluktan başlayacak bir alışkanlık doğuyordu: Resimli Tarihi Türk Romanı...
Peki bu kahramanların en kalıcı, en yenilmez ve en sevilenleri kimlerdi?
Sanırım ilk akla gelecek olanlar, Karaoğlan ve Tarkan’dır...
Türk çizgi romanı okuru, uzun boylu, esmer tenli, kuvvetli ve gönül çelen KARAOĞLAN’la kendi dergisinde 1963’te tanıştı.
Suat Yalaz’ın, usta kaleminden çıkan ilk göz ağrısı KAAN’ın, olgunluk dönemi olarak nitelendirilebilecek bu delikanlı, türlü maceralarla okurları çabucak kendine bağladı.
Karaoğlan henüz kundaktayken anası Ece, Kaşgarlı Gurhan tarafından katledildi, babası Baybora ise ölümcül yaralar aldı, ancak çocuğunu kurtarmayı başardı. Onu, Sarı Kutulmuş adlı bir ormancıya emanet etti. Çocuğun adı henüz konmadığından, ormancı ve karısı, siyah saçlı kara gözlü bu çocuğa, Karaoğlan adını verdi.
Bu yiğit Uygur genci, yahut Asya Kaplanı, yol arkadaşları, düşmanları ve gönlünü kaptırdığı dilberlerle sonsuz bozkırlarda maceradan maceraya sürdü atını. Büyük İmparator Cengiz Han’ın en tehlikeli görevlere tayin ettiği Karaoğlan, kusursuz sayılabilecek fiziği, çevikliği, mertliği ve doğru davranışlarıyla örnek bir Türk evladıydı.
Asya Kaplanı, Çöl Şeytanı, Camoka’nın Dönüşü, Kayıp Ülke, Tiyan-Şan Canavarı, Deniz Ejderi, Dağlar Benimdir, Kara Panter, Uygur Güzeli, Şeytan’ın Çakalları, Mor Kahküllü Şehzade, Ba’nı Çiçek ve daha bir çok hikâyesiyle Karaoğlan sadece maceralarda çeşitliliği değil, anlatımda ki etkinliği ile de özgünlüğü yakalamıştır.
Hikâyeler, kimi zaman Dede Korkut efsanelerinden, kimi zaman da Suat Yalaz’ın engin hayal gücünden pay almış. Hepsinin ortak güzelliği ise çizgilerdeki canlılık ve anlatımdaki sürükleyiciliğin bileşmesinden rataya çıkan tutarlı hikâyeler ve bu yerel kahramanı dünyaya tanıtmak oldu.
Resimli bir Tarihi Türk Romanı olmasına rağmen Suat Yalaz milliyetçiliğe çok da fazla eğilmeden, ama kimi zaman da İslamî öğelere yer vererek diğer kahramanlara göre daha rahat, daha özgür ve hatta daha esprili kılmıştır Karaoğlan’ı.
Suat Yalaz, Karaoğlan’da her ne kadar erotizm dozunu kaçırmamaya dikkat etmişse de, daha sonraki hikayeleri çıplak gezen afetlerle dolup taşmayabaşlamıştır (bkz: Pat Magnum).
Usta çizer titizlikle hazırladığı Karaoğlan’ını bizzat filme de almıştır, hem de her tür çizgi roman kahramanına uygunluk gösterebilen Kartal Tibet’le (bkz: Tarkan). 1965’te ilkin Karaoğlan’la başlayıp, bir biri ardına çekilen seriler: Altay’dan gelen Yiğit, Camoka’nın İntikamı, Bizanslı Zorba ve Şeytan Kafesi gibi filmlerle 1969’da son buldu ama Karaoğlan sevdası devam etti.
Umarım gelecekte, başka kalemlerden de heyecanlı ve bol rüzgarlı maceralarla Karaoğlan’ın kılıç seslerini duyabiliriz.
Şimdi de gelelim vatan sevgisini had safhada yaşayan eşsiz Hun cengaveri Tarkan’a...
Ailesi katledilen Tarkan’ın dişi bir “Kurt” tarafından bulunması ve kurt sütüyle beslenerek büyümesiyle başlar hikaye.
Ve efsane, Attila’nın en yiğit cengaveri olup Avrupa ülkelerine nam salacak, kuvvetiyle barbarların kabusu olacaktır.
Sezgin Burak’ın uzun uğraşlar sonucu yarattığı bu karakter, hem kendi döneminde, hem de günümüzde en çok ses getiren tarihi kahraman oldu. Burak ,Tarkan’ı tarihi temellere oturtmak için büyük uğraşlar vermiş, ismini özenle seçmiş, çizgisinde ve hikayelerinde Türk’ün kudretini,cesaretini ve kuvvetini öne çıkarmıştır.
Tarkan isminin çekiciliği, yiğidin yüzüne düşen perçemi ve kurduyla olan telepatik ilişkisi bütünleşerek gerek çevrildiği dillerde, gerekse dünya fantastik sinemasında kendine sağlam bir yer edindi.
Mesela Karaoğlan, Asya’nın tozunu attırdığında daha rahat ve coşkulu iken; Tarkan , Attila için canını feda etmeye hazır vaziyette, var mıdır yok mudur bilemediğimiz barbarların, Ostrogotların, Vizigotların, Frankların, Burguntların, Thuringlerin,Vikinglerin,Vandalların ve Çinlilerin kabusu olarak dünyaya nam salmıştır.
Yediden yetmişe bilinen Tarkan’ın diğer çizgi romanlara göre daha fazla dikkat çekmesinin asıl nedeni nedir mi?
Elbette sinema uyarlamaları...
70’li yıllardaki Tarkan furyası -Karaoğlan’ın hemen ardından- Kartal Tibet’in boy gösterdiği filmlerle başlar ve Eva Bender (Gosha) ile çekilen filmlerde de artık işe erotizm karışır. Tarkan Camoka’ya Karşı, Canavarlı Kule ve serinin en meşhur üç filmi: Gümüş Eyer,Viking Kanı ve Altın Madalyon...
Her ne kadar çevrildiği dönmelerde sinemamız teknik açıdan yetersiz kalsa da, filmler kumaştan yapılmış, insan yiyen dev ahtapotlarla; uzun tırnaklı cadılar; kanlı vampirler ve büyücülerle; sisli şatolarla, demir başlıklı dövüşçülerle, kazığa çakılan prenslerle sinema tarihimizde fantastik ve efsanevi türler için bir kapı açmıştır ama sonraları nedense bu kapıdan içeri girmeye kimse cesaret edememiştir.
Günümüzde sessiz sedasız yayımlanan Tarkan ve Karaoğlan serileri ve çerez niyetine sunulan filmler bir yana, çocukluğunu 70’li yıllarda yaşayan nesil bu kahramanları öyle benimsemiştir ki okumayı bile onlarla öğrenmiş, çoğu bir kaç kez ev köpeklerine “Atıl Kurt” diye seslenmiş, bardağı karıştırdıklarında yavaşça havalanan çay tanelerini Maryo’nun Kuşlarıyla eş tutmuşlardır.
Aynı nesil, annelerinin çantalarından bir kaç lira aşırarak satın aldıkları dergileri, şimdilerde bile tozlu
kutularından çıkarıp çocuklarına okutuyor.
Ve bizler; tehlikeye gözünü kırpmadan atılan hayalciler, bu kendine özgü , kimselere benzemeyen yiğitlerin atlarını soluk soluğa sürerek dönecekleri, eski şöhretlerine kavuşacakları günü bekliyoruz ve bu eşsiz klasiklerin hak ettikleri değeri göreceğine inanıyoruz.
Unutmayın; herkes biraz "Tarkan", her köpek de biraz "Kurt"tur . Kılıcınızı havaya kaldırın ve dünyaya kahramanlığınızı haykırın...